Google Gruplar Giriş
Yardım | Oturum açın
Adnan Kahveci, neye kızmıştı?
Şu anda bu grupta ilk sırada gösterilen çok fazla sayıda konu var. Bu konuyu ilk sırada göstermek istiyorsanız, bu seçeneği başka bir konudan kaldırmalısınız.
Talebiniz işlenirken bir hata oluştu. Lütfen tekrar deneyin.
bayrak
  1 ileti - Tümünü daralt
İleti gönderdiğiniz grup bir Usenet grubudur. Bu gruba ileti gönderdiğinizde İnternetteki herkes e-posta adresinizi görecektir.
Yanıt iletiniz gönderilmedi.
Gönderiniz başarılı
editor  
Profili göster
 Diğer seçenekler 4 Temmuz, 21:04
Kimden: editor <mkayci...@hotmail.com>
Tarih: Fri, 4 Jul 2008 11:04:48 -0700 (PDT)
Yerel: Cuma 4 Temmuz 2008 21:04
Konu: Adnan Kahveci, neye kızmıştı?
İnsan sevgisi, rol yapmanın ötesinde bir şeydir.Oysa  İnsanlar, roller
de boğuluyorlar

Adnan Kahveci, neye kızmıştı?

M. Kemal AYÇİÇEK - 2008

www.karadenizolay.com- (özel haber)-Rahmetli Adnan Kahveci, "insan"
olarak bu ülke için iyi şeyler yapmak isterdi. Ama göz önünde olmak,
tanınmak, ünlü olmak hep bireylerin önünü kesen, kendi olmalarına
imkan tanımayan bir durum. Bunu, dinlenmek istediğinde bile
dinlenememişlikten bunalan Adnan Kahveci'den duymuştum. "insanlar,
ömürlerini hep rol yaparak tüketiyor, yazık"

Dönemin Orman Bakanı Vefa Tanır'ı takip ediyorum. Uzungöl'e çıktık.
Göl çevresindeki incelemeleri tamamlamak üzereydi bakan. Uzungöl
Belediye başkanı Mustafa Özen, kolumdan usulca çekip, diğer
meslektaşlarımdan geri kalmamı sağladı, ardından da kulağıma,  " Adnan
kahveci burada, karısı ve çocuklarıyla, bu gece burada kalacaklar.
Dilersen kal, onunla görüşürsün" dedi. Sevindim.

Orman Bakanı Vefa Tanır'ı iki gün izledik ama doğru dürüst bir haber
yapamadık.Bizi tatmin edecek ne bir açıklaması ve ne de haber
olabilecek bir iş yapmıyor, sivri laflar etmiyordu. Sıkılmıştık
aslında bundan. Kahveci'nin Uzungöl'de olmuş olması beni daha çok
etkiledi. O dönemde şimdiki gibi cep telefonları yoktu ve normal
telefonlar bile yaygın değildi. Hemen bir fırsatını bulup şefimi
aradım. Durumu ona anlattım. " tamam sen bakanı bırak, Kahveci ile
kal" dedi.

"Haber atlatma" vardı önceleri gazeteciler arasında,
"asparagas(uydurma) haber" değil yanlış anlaşılmasın,  bir başka
meslektaşında olmayacak, olamayacak bir haber, meslekte önemlidir. Her
ne kadar samimi meslektaşlar arasında ufak tefek kırılganlıklara veya
küslüklere de yol açsa, bu tatlı rekabet mesleğinin bir cilvesi olarak
görülürdü.

Hele Adnan Kahveci, Maliye bakanlığı'ndan özellikle kendi ifadesiyle
"kdv yolsuzlukları" ile ilgili çalışmaları yüzünden azledilmiş bir
"süper bakan" olarak ortalıklarda gözükmüyor ve hatta  gazetelerde
hakkında çıkarılan "aşk" dedikodularının ailesi ile arasında
oluşturduğu tahribatı gidermeye çalışıyordu.

Uzungöl'e de eşi Füsun hanımın memleketi Malatya'nın Arapkir
ilçesi'ndeki bir aylık tatilinin ardından gizlice kaza yaptığı 34 Ak
162 plakalı toyoto coralla marka otomobiliyle gelmişti. Yanında o
zaman eşi Füsün hanım, 13 yaşındaki kızı  Aslıhan ve 10 yaşındaki oğlu
Cihan vardı. 1992 yılının Ağustos ayının son günleriydi. Meclis
tatilde olduğu için de medyadan uzaktı o günlerde. Yeni dönem meclisin
açılışına yetişmek için de tatilinin Uzungöl'de  bittiğini söylüyordu.

Orman bakanı Vefa Tanır'ı Uzungöl'den uğurladıktan sonra ben İnan
kerdeşler tesislerine geri döndüm. Meslektaşlarıma çaktırmayacaktım
tabi, çakmadılar da zaten. O zaman Uzungöl'de şimdi ki gibi tesis
enflasyonu da yoktu. Adnan beyi aradım tesiste yoktu. Göl kenarında
Füsun hanımla gezintiye çıkmışlar meğer. Çocuklar, tesis de lerdi.

Akşam oldu, rahmetli belediye başkanı Mustafa Özen, Adnan Kahveci,
Füsun Kahveci, Aslıhan ve Cihan bir de tesislerin sahibi Dursun Ali
İnan'la oturup güzel bir alabalık yedik. Bir de kuymak derken ardından
da tesisin bir odasına çekildik ve çay sohbeti yaptık. Gece geç
saatlere kadar Kahveci'nin gelecekte tasarladığı işlerle ilgili
konularla zaman zaman yazılmamak kaydı ile anlattıkları oluyordu.

Anavatan Partisi'nde Genel başkanlık sorunu olduğunu Mesut Yılmaz'ın
vizyon yaratacak bir icraatının olmadığını söylüyor ve yazılmak kaydı
ile de "ya adam gibi genel başkanlık yapar ya da beni karşısında
bulur" ifadesini orada kullanıyordu. Ben de bunu haber yapmıştım,
Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanmıştı.

Adnan Kahveci, Dr Alev Karaca ile hakkında çıkan
"dedikodu"larla( şimdi günümüze bir bakın bakalım, o dönemde önemli
işler yapmaya kalktığınızda sizin önünüzü kesmek için neler yapılmıyor
ki. Ama bugün, ses kayıtları, görüntüler ve bir çok argümanla var. O
dönemde telefon dinlemeler yok, görüntü yok sadece dedikodularla insan
yıpratılıyor ve önü kesiliyordu işte.Andıçlar, ihtilal planları vs.
vs. işte gerisini siz düşünün ) ilgili bir şey söylemiyor ama ," insan
tanınmasın. İyi şeyler yapmaya kalkmasın. Bu ülkede hemen bir etiket
veya karalama kampanyasına kurban gidebilir. Binlerce seçmenin tercihi
ile ilk sırada Milletvekili seçilirsiniz ama birileri bunu kaldıramaz,
pat bir yerde atar sizi ateşe, hakkınızda olmadık şeyler atar ortaya
ve siz döner onunla uğraşır, temizleme çabasına geçersiniz. İnsanlar,
işi gücü bırakıp, hep rol kesiyorlar, rol peşinde hayat sürüyorlar
yazık. Onun için, ünlü Ünsanların özel yaşamı diye bir şey olamıyor.
Meşhur ve tanınmış insanlar, aslında en yalnız "insan"lardır. Onlar da
"rol icabının" yaşamını sürerler sadece. Yani, hayatları hep
başkalarının rolleri üzerinde akıp gider, kendileri olamaz ve
yaşayamazlar".

Bunları ortaya söylüyordu, belli ki Füsün hanıma da işittiriyordu. Ama
Füsun hanım, son derece zeki ve de elbette eşini kıskanan bir ünlü
eşiydi. Dikkat ettim, Adnan beyin konuşmalarında hiç araya girmiyor ve
sadece çok iyi dinliyordu. Zaman zaman Aslıhan ile Cihan'ın cam
kenarında oturmasından kaynaklanan sözlü dalaşmalarına müdahale
ediyor, çocuklarla ilgileniyordu.

Uzungöl'de sabah erken kalktıktan sonra Adnan Kahveci, eşi Fusün
Kahveci ve çocuklarla önce tesisler için alabalık üretilen yere gidip
orada bir süre balıkları yemlediler. Adnan bey, balıklarla oynadı bir
süre, elleriyle tutmaya çalıştı. Elinden balıklara yem yedirdi. Sonra
ahşaptan yapılmış asma köprüden geçip bir demlik çay içtik.

 Yola koyulacağız. Adnan bey, "bakanken gittim ama o zaman bir şey
anlamadım, işin yoksa şu sumela manastırına da bir gidelim, ondan
sonra seni bırakırız. Biz Sivas'a devam edeceğiz" dedi. Yenge Füsun
hanım, Aslıhan ve Cihan'la arka koltuklara geçti. Ben de Füsun hanım
öne otursun dediysem de Füsun hanım, "siz sohbet ediyorsunuz" diyerek,
beni on koltuğa buyur etti.  Rahmetli Adnan bey, geçti direksiyona.
Dursun Ali İnan, Uzungöl Belediye Başkanı(rahmetli) Mustafa Özen
uğurladılar.

Yol boyunca da Adnan kahveci, bakanlığı döneminde yaşadıklarından söz
etti. (Maliye ve Gümrük bakanlığı tek bakanlıktı ve Çay işletmeleri de
bu bakanlığa bağlıydı)Bir keresinde gece çay fabrikasına baskın
yapışını anlatırken, kapıda bekçinin buna izin vermeyişini şöyle
anlatıyor;
"sivil  arabaylayız. Makam aracı değil de, gece geç saatte sarptan
dönüyoruz. Bir çay fabrikasına gidelim dedik. Kapıya dayandık, bekçi
bırakmaz içeri girelim. "ne yapacaksınız içerde, bu saatte fabrika mı
gezilur" dedi sokmadı. Mecbur kaldık , "ben maliye ve gümrük bakanı
olduğumuz söyleyelim bari dedik, bu seferde bekçi bize inanmadı.
Tanımadı da. Açtı müdüre telefon, "haburiye iki kişi gelmiş, ediyki
ben iyim maliye bakanı Adnan kahveci, müdürüm ne yapayım. Fabrikaya
girmek isteyi" müdür bey ne dediyse bize baktı, kafasını salladı ve
sonra açtı kapıyı, gezdik fabrikayı tam çıkarken  bir de baktık ki
fabrika müdürü gelmiş" ben bunu anlatırken bizim insanımız, görevine
sadıktır. Hangi görevde olursa olsun, asla su istimal etmez. O bekçi
işte öyle bir bekçiydi.Ona teşekkür ettim tabi, o görev anlayışından
ötürü.

İndik sahile, yol boyu havada güzel ama Adnan bey gaza basmıyor. 60-70
kilometre hızla seyrediyoruz. Ben daha yeni ehliyet almışım,heyecan
var. Güya şoförüz ya  "Adnan abi, araba mı gitmiyor, yoksa sen mi
sürmüyorsun" diye sordum. Döndü baktı, sonra arka koltuklara baktı ve
bana dedi ki, "arabada ailem varken otoban dahi olsa  80 kilometre hız
sınırını yukarı geçmem ama kendi başıma sürersem de 80 felan tanımam .
sensen ol sende öyle yap. Ben çocuklar arabadayken hiç aşırı sürat
yapmam bu benim prensibimdir" bunu duyduğum için ben Adnan Kahveci'nin
trafik kazasını doğal karşılamadım ve hala aynı kaygılarım devam
ediyor.

Maçka'ya doğru giderken bu kez de yolda yürüyen yaşlı bir adamı
arabaya almasını anlatıyor., "durdum, gel hacı amca dedim. Kapıyı
açtım. Nereye gideceksin dedim. Çarşıya ineceğim dedi. Bana dualar
felan etti ardından dedim ki, ne var ne yok. Nasıl beğeniyormusun
hükümetin çalışmalarını, maliye bakanının çalışmalarını. Başladı
dertlerini sıralamaya, genelde hoş memnun gibi gözüktü sıra maliye
bakanına gelince "çay parasini gene az verdi, hem de bizum buralidur.
Ayiptur o bile bize az para verdukten sonra gerisini sen düşün artuk "
demez mi.  Bişey demedim. İneceği yere geldik. Para vermeye kalktı,
almam dedim bana dua eyle. 'Kimsun, kimlerdensun sen'  dedi. Adnan
kahveci, tanır mısın? "tanimam olur mi ne dersun" dedi mahcup oldu,
geldi boğazıma sarıldı, öptü sonra da "az önce deduklerumden alınma
sakın,saol, yolun açık olsun" dedi.

Sumela Manastırına tam gireceğiz, araba durdu. "benzin bitti "dedi.
Oralarda da benzin bulmamız mümkün değil, "aşağıdan alacaktım ama
kilometreyi hesap ettim, döneriz diye düşündüm ama demek ki bir yerde
yanlış yaptık" dedi. Sonra çıktım işletmeye ve oradaki orman
memurlarına durumu anlattım. Bir bidonla benzin getirdiler.5 litre
kadar benzini döktü görevliler, araba çalıştı. Meğer aslında arabada
benzin varmış ama filtre tıkanmış, arabada da yedek filtre varmış
zaten. Adnan bey Orman memurlarına 50 bin lira verdi, memurlar once
almadılar. Sonra da Adnan bey onlara, "devletin benzini veriyorsunuz,
bunu alın ve bir deftere de yazın, kayda geçirin. Kendi benzininizi
vermiyorsunuz kim, kim olursa olsun bu tur şeylerde tanıdık iltiması
olmaz" diye de kızdı hatta.

Sonra sumela manastırına aşağıdan yürüme çıkıyoruz. Ben Aslıhan ve
cihan'la, onlar da Fusun hanımla ağır ağır çıkıyoruz. Bir ara patika
yolun keçi yolu diyebileceğimiz kesiminde daha kestirmedir diye
Aslıhan buradan çıkalım dedi. Biz çocuklarla ordan çıkarken Aslıhan'ın
ayağı kaydı ve düştü. Adnan bey aşağıdan , "dikkat et aslı,
terliklerlesin oradan çıkılır mı dedi" o sırada Aslıhan'ın babasına
duyamayacağı şekildeki tepkisine tanık oldum. "sanki bizi çok düşünür
de" diye bir ifadeyi, sanırım Cihan'a duyurmak için söyledi. Cihan'da
güldü. Cihan benim kolumdaydı, Aslıhan bizden önde gidiyordu. Onun
için Aslıhan'ın ayağının kayıp düşmesine engel olamamıştık.

Sumela Ziyaretini bitirdik, aşağıda tesislerde biz çay çocuklar soğuk
bişeyler içtiler ve geri döndük. Adnan Kahveci, basında çıkan
dedikoduların anlamsızlığının ailede bıraktığı soğukluğu giderme
amacındaydı. Yalnız bir insan, Ünlü, tanınmış ve ama "yalnız bir
insan".Topluma malolmuş insanların, işlerini yapabilmeleri için ihmal
ettikleri ailelerinin, onları tam olarak anlayabilmeleri mümkün
değildir.

Sanki, o zaman Aslıhan'ın annesini babasına karşı korumaya aldığı gibi
bir izlenim edindim. Cihan, henüz bir şeylerin etkisinde değil
gibiydi.Ama o, Aslıhan'a göre babasını daha çok seviyor gözüküyordu.
Sohbetlerin de babası ve oğlu Cihan'la konuşmaları ve diyalogları ile
Aslıhan'la olan diyaloglardan bunu çıkarmıştım. Ama Adnan Kahveci'nin
anlaşılamamışlığına üzülmüştüm. Füsun hanım, medyanın etkisinde
fazlasıyla kalmış, belli ki çevreden çok etkilenmiş ve bir kadın
gururunun etkisinden kurtulamamıştı.

Trabzon'a geldik, ayrılıyoruz. Herhalde sohbetimizden ve eşlik
edişimden de mutlu olmuştu ki Adnan Kahveci, sana bir hediye vereyim
dedi. Uzungöl'den ona hediye edilen birkaç ekmek sepetinden(ağaç
gövdesinden oyulmuş) birini istedi Fusün hanımdan, Fusün hanım da 3
tanenin kendilerine de fazla geleceğini söylerek birini bana verdi.
Almak istemedim, ama "veren el alan elden her zaman üstündür" diye
düşündüm ve almak o ekmek sepetini aldım.  Gazetecilik mesleğimde de
aldığım tek hediyedir o ekmek sepeti.

Adnan Kahveci, yol boyunca bana özellikle "yazılmamak kaydı" ile
söylediklerini, bu KDV ile ilgili askeri kantinler olayını haber
yapmamıştım. Bir yazımda kullandım çok sonraları, askeri kantinlerin
aslında KDV'den muaf oldukları halde, Türkiye'de KDV iadelerinde en
büyük ödemenin, yani Türkiye'deki vergi iadesi geri ödemesinin yüzde
80'inin  askeri kantinlerden verilen faturalara gittiğini ve bunu
tespit ettikleri için de bakanlık görevinden azledilmesinin en önemli
nedeni olduğunu  düşündüğünü söylüyordu.

 Bizim bu seyahatimizin 5 ay sonrasında da 5 Şubat 1993 tarihinde aynı
ekip, Ankara'dan İstanbul'a giderken  Gerede yakınlarındaki o talihsiz
kaza yaşandı. Kazada Adnan Kahveci, eşi Fusün kahveci olay yerinde
yaşamlarını yitirirken, bitkisel hayata giren Aslıhan Kahveci de 10
gün sonra anne ve babasına kavuştu. Kazadan kurtulan sadece 10
yaşındaki Cihan Kahveci idi. Bende kahveci ailesine Allah' dan rahmet
diliyor, geride bıraktıkları Mehmet ve Cihan Kahveci' ye  Sabri cemil
niyaz ediyorum. Uzungöl'ün eski belediye başkanı Mustafa Özen'e de
Allah' dan rahmet diliyorum. Elimizden başka bir şey gelmiyor.
Not: Haber fotograflı olarak www.karadenizolay.com ve
gasteci.wordpress.com da yayınlanmaktadır


    Yazarı yanıtla    İlet  
İleti gönderebilmek için önce Oturum açmalısınız.
İleti gönderebilmek için önce bu gruba katılmalısınız.
İletinizi göndermeden önce lütfen abonelik ayarları sayfasında takma adınızı güncelleyin.
İleti göndermek için gerekli izne sahip değilsiniz.
İletilerin sonu
« Tartışmalara Dön « Daha yeni konu     Daha eski konu »

Grup oluştur - Google Gruplar - Google Ana Sayfa - Hizmet Şartları - Gizlilik İlkesi
©2008 Google