Web Görseller Haberler Gruplar Bloglar Çeviri Gmail diğer »
Son Ziyaret Edilen Gruplar | Yardım | Oturum açın
Google Grupları Giriş
PAVYON, TARAF VE ORDU
Şu anda bu grupta ilk sırada gösterilen çok fazla sayıda konu var. Bu konuyu ilk sırada göstermek istiyorsanız, bu seçeneği başka bir konudan kaldırmalısınız.
Talebiniz işlenirken bir hata oluştu. Lütfen tekrar deneyin.
bayrak
  1 ileti - Tümünü daralt  -  Tümünü şu dile çevir: Çeviri (Tüm orijinalleri görüntüle)
İleti gönderdiğiniz grup bir Usenet grubudur. Bu gruba ileti gönderdiğinizde İnternetteki herkes e-posta adresinizi görecektir.
Yanıt iletiniz gönderilmedi.
Yayınınız yöneticiler tarafından onaylandıktan sonra görüntülenecek
 
Gönderen:
Kime:
Cc:
İzleyen:
Cc Ekle | İzleyen Ekle | Konuyu Düzenle
Konu:
Doğrulama:
Doğrulama amacıyla, lütfen aşağıdaki resimde gördüğünüz karakterleri veya erişilebilirlik simgesini tıkladığınızda duyduğunuz rakamları yazın. Dinleyin ve duyduğunuz sayıları girin
 
musduran 44  
Profili göster  
 Diğer seçenekler 2 Kasım, 19:33
Kimden: musduran 44 <musdura...@hotmail.com>
Tarih: Mon, 2 Nov 2009 19:33:12 +0200
Yerel: Ptesi 2 Kasım 2009 19:33
Konu: PAVYON, TARAF VE ORDU

PAVYON, TARAF VE ORDU

                                          İki yıla yakındır yayımlanmakta olan günlük Taraf gazetesi hangi İngiliz gazetesini anımsatıyor?

                                     İngiltere de üniversite öğrencilik yıllarımdan biliyorum. İngiliz Komünist
Partisi nin günlük gazetesi Morning Star fabrika önlerinde ve üniversitelerde
bedava dağıtılırdı.

Bu gazete, diğer İngiliz gazetelerine hiç benzemezdi. Morning Star, baştan sona
sadece komünizm propagandası yapan bir gazeteydi. İngiltere nin ve dünyanın o günkü
önemli sorunları bu gazetede ele alınmaz, irdelenmezdi. Morning Star ın tüm
yazarları, her Allah ın günü hemen hemen aynı şeyleri yazar, aynı sloganları
tekrarlayıp dururlardı.

Propagandada temel ilke, aynı sloganları sürekli tekrarlamaktı r.

Sözünü ettiğim dönemde İngiliz Komünist Partisi nin yirmi bin kayıtlı üyesi olduğu
söylenir, ancak genel seçimlerde en çok on beş bin oy alınca da medyada alay konusu
olurlardı. İşte Morning Star, böyle bir partinin propaganda aracıydı.

Şimdi ben durup dururken size, niçin Morning Star ı anlatıyorum?

İki yıla yakındır yayımlanmakta olan günlük Taraf gazetesi, bana Morning Star ı
anımsatıyor da ondan.

Gazetenin kurucusu, Genel Yayın Yönetmeni ve köşe yazarı Ahmet Altan, bir süre önce
kendi gazetesini Pavyon olarak niteledi. Yazarlarından Oya Baydar gazeteden
ayrılınca, ona kızıp, Pavyon un Namuslu Kadını diyerek tepki gösterdi.[1]

Namuslu kadınların terk ettiği Pavyon Taraf gazetesi, tıpkı kırk yıl önceki
İngiliz komünist gazete Morning Star gibi, bir propaganda gazetesidir.

Ve bu gazetenin yazarları, başta Ahmet Altan olmak üzere, propaganda yapmakla
görevlidirler .

Peki, Pavyon Taraf, neyin propagandasını yapmakla görevlendirilmiştir?

Bu soruya cevap vermek için, Ahmet Altan dan başlayalım.

Ahmet Altan ın 12 Haziran 29 Ekim 2009 tarihleri arasında, yani dört aydan fazladır
yazmış olduğu köşe yazılarının hepsini dikkatle okudum, her yazısında geçen ordu
sözcüğünü saydım, Türk ordusunu aşağılayan cümlelerinin altını çizdim.

İşte sonuçlar:

12 Haziran 2009

Ahmet Altan köşe yazısında 16 kere ordu sözcüğünü tekrar etmiş ve şunları
söylemiş:

bu ordu bu ülkeye rahat vermeyecek.

ordunun suç işleme özgürlüğü yoktur.

Ergenekon örgütünün bir parçası ordunun içine uzanıyor.

18 Haziran 2009

13 kez ordu sözcüğünü tekrarladığı yazısında Ahmet Altan şu ifadeleri kullanmış:

Ordu, sivilleri kenara iterek şaibeden kurtulamaz.

çok uzun yıllar ordu, denetim dışı kaldı

23 Haziran 2009

Yazıda ordu sözcüğü 6 kere tekrarlanıyor ve şu ifadeler yer alıyor:

Askerî yargı denilen ucubeyi, cumhuriyeti koruyup kollama denilen tuhaflığı

Başbakan Erdoğan, orduya karşı en dik duran yönetici

25 Haziran 2009

Yazıda ordu sözcüğü 11 kere tekrarlanıyor ve Ahmet Altan şunları diyor:

Türkiye de ordu, çok hukuksuz işler yaptı.

Ordu, kendisinin hukuk dışı bir güç olduğuna inandı.

26 Haziran 2009

Yazıda ordu sözcüğü 9 kere tekrarlanıyor ve şu ifadeler yer alıyor:

Bu ülke, iyi bir paşa değil, iyi bir ordu istiyor artık.

Mafyayla ilişkisi olduğu saptanan albayı generalliğe terfi

27 Haziran 2009

Ahmet Altan yazısında ordu sözcüğünü 9 kere tekrarlamış ve şunları söylemiş:

ordu içinde bir cunta ortaya çıktı.

Kimsenin Genelkurmay Başkanı ndan korkmaya niyeti yok.

ordu kendi halkına karşı psikolojik savaş yürütüyor.

12 Temmuz 2009

Ahmet Altan köşe yazısında tam 19 kere ordu demiş. Bir köşe yazısında aynı sözcük
19 kere tekrarlanır mı diye sormayınız, sabrediniz, onun iki katına da tanık
olacaksınız! Bu yazısında Ahmet Altan fetva veriyor:

Toplumun gelişebilmesi ancak ordunun baskısından kurtulmasıyla mümkündür.

13 Temmuz 2009

9 kere ordu sözcüğünü tekrarlayan Ahmet Altan, emir veriyor:

Ordu kışlasına çekilecektir.

27 Ağustos 2009

Yazısında 20 kere ordu sözcüğünü tekrarlayan Ahmet Atan, propagandayı sürdürüyor:

Bizim ordunun doğru söylememek gibi bir alışkanlığı var.

Türkiye ordusunu düzeltmek zorunda.

bizimki gibi bir ordu kalmadı gelişmiş ülkelerde.

29 Ağustos 2009

Ahmet Altan bu köşe yazısında ordu sözcüğünü tam 38 kere tekrarlamış!

Gelişmiş ülkelerin gelişmiş gazetelerinde böyle bir yazıya da, böyle bir yazara da
yer vermezler! Ama unutmayın, Taraf gazetesi sıradan bir gazete değil, Ahmet Altan
da sıradan bir gazeteci!

Bakın neler söylüyor.

Eğer Türk ordusu ulus devlet in savunucusu olmak istiyorsa yapabileceği tek şey
ayaklanmaktır ; çünkü Türkiye nin resmi politikası ulus-devletten çıkıp ulus
ötesi bir örgütleme olan Avrupa Birliği ne girmektir.

Hem Avrupa Birliği ne üye olup hem ulus-devleti nasıl savunacaksınız?

Eğer Avrupa üyesi olursak Avrupa nın parasını, anayasasını, bayrağını kullanacağız.

Başka ülkelerle ortak parası, ortak anayasası, ortak bayrağı olan ulus-devlet olur
mu?

Eee, ordu Avrupa Birliği ne karşı mı?

Karşıysa ordunun dediğini mi yapacağız, halkın iradesiyle seçilen parlamentosunun
dediğini mi?

2 Eylül 2009

10 kere ordu sözcüğünü tekrarladığı yazısında Ahmet Altan şunları söylüyor:

Ordu bağımsız olmaz, olamaz.

bu ülkenin ordusu, devletten ve devleti yöneten hükümetten bağımsızlığını ilan
etmiş

27 Ekim 2009

16 kere ordu sözcüğünü tekrarladığı yazısında Ahmet Altan propagandasını
sürdürüyor:

Bizim ordu disiplinden kopmuş.

Bizim ordunun her yanından hukuksuzluk fışkırıyor.

28 Ekim 2009

Ahmet Altan köşe yazısında 14 kere ordu sözcüğünü kullanıyor ve propagandanın
şiddetini artırıyor:

ordu suçüstü yakalandı.

halk, generallerin saygısız ve aldırmaz tavırlarından bıktı.

kendi halkını fişleyen, korkutan, sürekli darbe planları yapan, siyasetçileri
tehdit eden bir ordu.

29 Ekim 2009

10 kere ordu sözcüğünü kullandığı yazısında Ahmet Altan, üniter devlet yapısının
korunmasında Türk Silahlı Kuvvetleri nin görev ve yetkisi olmadığını buyuruyor:

Darbeciliğin hesabını vermek yerine biz üniter devletin teminatıyız demek de
nereden çıktı?

Devletin idari yapısının nasıl olacağına Parlamento karar verir. Uygun görüyorsa
üniter bir yapı sürdürür, uygun görürse federasyona geçer.

Gücünüz, kendi halkınızla çatışmaya yetmez

Eğer Ahmet Altan ezelden beri orduya ve darbelere karşı koyan bir tutum izlemiş
olsaydı, bu tavrını beğenmesek de, görüşünde tutarlı olduğu için bugün kendisinin
görevlendirilmiş bir propagandacı olduğunu söyleyemezdik.

Oysa Ahmet Altan, geçmişte ordu karşıtı da değildi, darbe karşıtı da!

İşte bugün onun görevlendirilmiş ordu karşıtı bir propagandacı olduğunun en yalın
kanıtı budur.

Açıklıyorum.

12 Eylül 1980 darbesi sırasında Ahmet Altan, 30 yaşındaydı.

30 yaşında, aklı başında Ahmet Altan, 12 Eylül faşist darbesinden yanaydı!

Ahmet Altan, faşist darbeye karşı direnen Şener Yazar ve Özbil Aras gibi 18 20
yaşlarındaki gençleri seksomanyak ilan etmişti.[2]

Ahmet Altan kalemini, 12 Eylül e yaranmak için kullanıyordu.

Tunceli nin Hozat ilçesi, Taşıtlı köyünde 1958 yılında doğan Hıdır Aslan, Devrimci
Yol üyesi olduğu için 12 Eylül 1980 tarihinde tutuklanır. 12 Eylül mahkemelerinde
yargılanır, 4 yıl hapis yattıktan sonra idama mahkûm edilir. Bu karar, TBMM de
Turgut Özal ın emriyle ve ANAP lı milletvekillerinin oylarıyla onaylanır.

Hiçbir şekilde adam öldürmediği ve öldürmeyle sonuçlanan bir olaya katılmadığı
gerçeği yalnız mahkeme dosyalarına değil, TBMM nin tutanaklarına da geçen Hıdır
Aslan, sadece siyasi nedenlerle, 24 Ekim 1984 tarihinde asılır.

Bu idamın hemen ertesinde, tüm Altan sülalesi, Çetin Altan, Ahmet Altan, Mehmet
Altan, dönemin başbakanı Turgut Özal a, yaşa, varol diyerek övgüler yağdırır.

Şimdi söyler misiniz, 12 Eylül 1980 faşist darbesini alkışlayan, faşist generallere
övgüler dizen, 12 Eylül darbesine karşı çıkıp direnen gençlere seksomanyak
sıfatını takan, hiç kimseyi öldürmediği ve öldürmeyle sonuçlanan bir olaya
katılmadığı resmen saptanan 26 yaşındaki Hıdır Aslan ın idamından sonra, sorumlu
generalleri ve devrin başbakanını sevinç çığlıkları atarak alkışlayan Ahmet
Altan ın, bugün ordu ve darbe karşıtlığı yapmasının nedeni, böyle görevlendirilmiş
olması değildir de ya nedir?

30 yaşında, aklı başındayken faşist darbeyi öven, alkışlayan Ahmet Altan için 12
Eylül 1980 tarihi, yaşamında bir dönüm noktası olmuştur. O tarihten sonra Ahmet
Altan paraya, şöhrete ve üne kavuşmuştur.

Ahmet Altan ın velinimeti, 12 Eylül dür![3]

30 yaşında, 12 Eylül faşist darbeyi alkışlayarak, överek paraya, şöhrete ve üne
kavuşan Ahmet Altan, bugün 59 yaşında, orduya karşı yalana dayalı bir propaganda
yürütmekte, darbelere karşıymış gibi yaparak demokrat rolü oynamaktadır. .

Dün kendisine, 12 Eylül faşist darbeden yana olma görevi verilmişti.

Bugün de orduya karşı propaganda yürütme görevi verilmiştir.

Dün, 12 Eylül ü övme görevini başarıyla yerine getirme karşılığı olarak Ahmet
Altan; paraya, şöhrete ve üne kavuşturulmuştur. Bakalım, bugün de orduya karşı
propaganda yürütme görevi nedeniyle Ahmet Altan nasıl ödüllendirilecek? Tabii,
eğer bu görev başarıyla sonuçlanırsa!

Pavyon Taraf gazetesinin orduya saldırmakla görevlendirilmiş köşe yazarlarından
biri de, Rasim Ozan Kütahyalı.

Pavyon un bu görevli çığırtkanı, 28.10.2009 tarihli yazısında şöyle diyor:

27 Mayıs ta alçak bir darbe ile indirilen Başbakan Menderes asılırken

Pavyon un bu çaylak görevlisi , 27 Mayıs 1960 ihtilâlını, alçak bir darbe olarak
niteliyor.

Neden mi bu görevli yazara çaylak diyorum?

Bu görevli yazarın gazetedeki patronu kim? Ahmet Altan.

Peki, Ahmet Altan ın babası kim? Çetin Altan.

Bugün, oğlu Ahmet Altan gibi, orduyu karalama propagandası yürüten, darbelere karşı
olduğunu vurgulayan Çetin Altan ın, 27 Mayıs 1960 ihtilalını övenlerin başında
geldiğini Pavyon görevlisi Rasim Ozan Kütahyalı bilmiyor, yani acemi çaylak!

Çetin Altan, 27 Mayıs ı, Yaşasın Türk milleti, yaşasın Türk ordusu diye biten
Milliyet teki yazısında aynen şöyle selamlamıştı:[4]

Bütün Türk vatanperverleri bu muazzam ve şanlı günün sevinci ve heyecanı
içindedirler. Çürümüş, sufli politika tertiplerinin şahsi ihtiraslarla Türkiye yi en
tehlikeli badirelere, kardeş kavgalarına sürüklemekte olduğu bir sırada, Türk
Silahlı Kuvvetleri nin medeni bir şekilde devlet idaresine el koymaları ve memleketi
karanlık bir akıbetten kurtarmaları milletimize hür ve İnsan Hakları na uygun yeni
ufuklar açmaktadır Atatürk inkılâplarına bağlı olarak demokratik bir memlekette
Türklüğün şerefine yakışan bir nizamın temelleri atılmaktadır.

Öyleleri vardır ki, yüzlerine tükürseniz, Oh ne güzel, Nisan yağmuru derler!

Yukarıdaki yazısından hemen bir gün sonra, Ahmet Altan ın babası Çetin Altan şöyle
yazıyordu:

Bize bu güzel günleri taddıran ve bir milletin haysiyetine konmaya çalışan tozları
bir üfleyişle temizleyiveren Türk Silahlı Kuvvetleri sağ olsunlar. Kardeşkanı
dökülmeden yapılan bu hareketin aynı vakar içinde gerçek demokrasinin temellerini
atmasını bekliyor, seviniyor, övünüyor, övünüyor, seviniyoruz.

Yukarıda yazmış olduklarımı okuyup; Ahmet Altan a, Çetin Altan a ve Rasim Ozan
Kütahyalı ya sakın ola, namussuz, şerefsiz, onursuz, ahlâksız, uşak, satılmış!
demeye kalkışmayınız.

Böyle demeniz hem yersiz hem de yanlış olur, asıl fotoğrafı görmenizi engeller.

Bu kişiler, sadece ve sadece görevli kişilerdir.

Onların görevli kişiler olduğunu bilelim ve duyuralım, şimdilik yeter.

Kemalist devrimciler hükümet olduklarında, bu görevlilerin ne sesi ne de nefesi
çıkacaktır. Çoğu sus pus olup kuyruklarını kıvırıp oturacak, bazıları da herkesten
önce devrimcileri övme yarışına başlayacaktır.

Böyle olacağını Kurtuluş Tarihimizden bir örnek vererek gösterelim.

Kemalist devrimcilere karşı çıkanların başında gelen mandacı yazar Ali Kemal, 25
Nisan 1920 tarihinde şöyle yazar:

İdam, idam, idam! Mustafa Kemal cezasını bulacak!

Kemalist devrimciler savaşı kazanır, 9 Eylül 1922 tarihinde Türk ordusu İzmir e
girer. Hemen ertesi günü, Ali Kemal şöyle yazar:

Gayeler bir idi ve birdir.

Yılmaz Dikbaş

_________________________________________________________________
Windows Live Hotmail: Arkadaşlarınız Facebook'taki güncellemelerinizi doğrudan Hotmail®'den alır.
http://www.microsoft.com/windows/windowslive/see-it-in-action/social-...


    Yanıtla    Yazarı yanıtla    Yönlendir  
İleti gönderebilmek için önce Oturum açmalısınız.
İleti gönderebilmek için önce bu gruba katılmalısınız.
İletinizi göndermeden önce lütfen abonelik ayarları sayfasında rumuzunuzu güncelleyin.
İleti göndermek için gerekli izne sahip değilsiniz.
İletilerin sonu
« Tartışmalara Dön « Daha yeni konu     Daha eski konu »

Grup oluştur - Google Grupları - Google Ana Sayfa - Hizmet Şartları - Gizlilik Politikası
©2009 Google