Gmail Takvim Dokümanlar Reader Web diğer »
Son Ziyaret Edilen Gruplar | Yardım | Oturum açın
Google Grupları Giriş
Hıncal Uluç - Engin Ardıç,
Şu anda bu grupta ilk sırada gösterilen çok fazla sayıda konu var. Bu konuyu ilk sırada göstermek istiyorsanız, bu seçeneği başka bir konudan kaldırmalısınız.
Talebiniz işlenirken bir hata oluştu. Lütfen tekrar deneyin.
bayrak
  1 ileti - Tümünü daralt  -  Tümünü şu dile çevir: Çeviri (Tüm orijinalleri görüntüle)
İleti gönderdiğiniz grup bir Usenet grubudur. Bu gruba ileti gönderdiğinizde İnternetteki herkes e-posta adresinizi görecektir.
Yanıt iletiniz gönderilmedi.
Yayınınız yöneticiler tarafından onaylandıktan sonra görüntülenecek
 
Gönderen:
Kime:
Cc:
İzleyen:
Cc Ekle | İzleyen Ekle | Konuyu Düzenle
Konu:
Doğrulama:
Doğrulama amacıyla, lütfen aşağıdaki resimde gördüğünüz karakterleri veya erişilebilirlik simgesini tıkladığınızda duyduğunuz rakamları yazın. Dinleyin ve duyduğunuz sayıları girin
 
Sarıkamış-Sibirya B.  
Profili göster  
 Diğer seçenekler 1 Nisan, 22:48
Kimden: Sarıkamış-Sibirya B. <a...@marmara.edu.tr>
Tarih: Wed, 1 Apr 2009 12:48:07 -0700 (PDT)
Yerel: Çarş 1 Nisan 2009 22:48
Konu: Hıncal Uluç - Engin Ardıç,

Batı bir ülkeyi mahfetmeye onun milli değerlerini yok ederek başlar:
Bayrağa saldırı, İstiklal marşı için konuşmak-yorum yapmak, misak-ı
milliyi tartışmak ve en önemlisi resmi dairelerden Atatürk resimlerini
kaldırmak ve yazılar ile, filimler ile Mustafa Kemali aşağılamak.

Aşağıda bulunan iki yazı ülkemizin halini ortaya koymaktadır: Aynı
gazetenin bir köşe yazarı en kutsal değerimizi aşağılamaktadır, aynı
gazetenin diğer köşe yazarı (ki bu bir magazin yazarıdır) ise bu
saygısızlığa karşı durmaktadır. Bu ülkede Atatürk'ü korumak ve
kollamak için bir magazin yazarına muhtaç kalmışsak ülke gerçekten
bilinmeyen bir yerlere gitmektedir.
Ülkenin aydınları lütfen uyanın.
Dr Bingür Sönmez
-------------------------------------------------

Hıncal Uluç ve Engin Ardıç'ın 'Atatürk' polemiği /

Sabah Gazetesi yazarı Engin Ardıç "  Atatürk'ün Pasaportu Var Mıydı ?
"   yazısıyla o dönem yapılanları kendi gözünden anlattı.
Hıncal Uluç da bu yazı üzerine Engin Ardıç'a ağır bir yazı ile
karşılık verdi.

Cumartesi günü Sabah'ta yayınlanan Engin Ardıç'ın yazısı;

ATATÜRK'ÜN PASAPORTU VAR MIYDI?

Atatürk'ün yurt dışına hiç çıkmadığını hep biliriz... Bu, büyük bir
erdem olarak pazarlanmıştır: Kendisi hiçbir yere gitmeden herkesi
ayağına getirmiş!
Herkes dedikleri, İran şahı ve İsveç kralı gibi "kıyıdan köşeden"
adamlar, bir de İngiliz kralı Edward tabii... Yanında da Mrs
Simpson... Ama o da aşkı uğruna kısa bir süre sonra tacı tahtı
bırakacağından, bu gezinin bir yararı olmamış.
Olamazdı da... İngiliz kralı ya da kraliçesi "hüküm sürer ama idare
etmez" ... Meclise izinsiz giremediği, seçimlerde oy kullanamadığı
gibi, dış politikaya da karışamaz!
Bunun dışında kim gelmiş Türkiye'ye? Hitler mi, Stalin mi, Mussolini
mi, Roosevelt mi, Hirohito mu? Hiçbiri.
Keşke İspanyol başkanları Alcala Zamora ya da Manuel Azana gelselerdi
de, "asi generallere" karşı İspanyol Cumhuriyeti'ne sahip çıkma
onuruna kavuşsaydık yahu...
Ama niçin geleceklerdi? Türkiye önemli bir ülke değildi ki, kend i
kabuğuna çekilmiş, yaralarını sarmaya ve Batılılaşma girişimini temele
indirmeye çalışan, "dünya sahnesinin önünden çekilmiş" bir ülkeydi...
Her türlü Osmanlı mirasını da reddettiği için (borçların bir kısmı
hariç!), "beni kendi halime bırakın, karışmayın, bulaşmayın" der
gibiydi dünyaya...
Atatürk'ün yurt dışına hiç çıkmamış olması niçin büyük bir başarı
olarak değerlendirilmiştir?
"Kendi kabuğuna çekilmek, kendi yağıyla kavrulmak" erdem sayıldığı
için!
Bu da memur zihniyeti değilse, memur zihniyeti başka nasıl olur acaba?
Ve de Atatürk'ün bazı Anadolu kasabalarını dolaşmış olması niçin büyük
birer olay gibi pazarlanmıştır? Hele İstanbul'a her gelişi niçin
"tarihi gün" sayılmıştır?
Yani tasavvur edebiliyor musunuz, Hitler'in Stuttgart'a gelişi
bayramı, Mussolini'nin Venedik gezisi şenlikleri, Stalin'in Odessa'yı
ziyaretinin bilmemkaçıncı yıldönümü kutlamaları... Var mı böyle bir
yağcılık?
Toplum o kadar "donuk", ulaşım o kadar yetersiz durumdaydı ki, bir
yerden bir yere gitmek başlıbaşına heyecan verici, serüven gibi bir
şeydi o dönemde...
Keşke bu gibi çarçur gezilerle övüneceğimize, "Atatürk'ün uçağa binip
Atina'ya gitmesi ve eski düşmanlarını kucaklaması, Atatürk'ün
Cenevre'de yaptığı ünlü Milletler Cemiyeti konuşması, Atatürk'ün
tarihi Beyaz Saray ziyareti, Atatürk'ün meşhur Moskova gezisi,
Atatürk'ün unutulmaz Paris barış görüşmeleri" gibi hatıralar
kalsaydı... Ayıp mı olurdu, günah mı?
Belki o zaman cumhurbaşkanlarımızın ya da başbakanlarımızın dış
gezileri de memurlarımıza ve memur ruhlularımıza küfür gibi
gelmezdi!...
Atatürk hiç yurt dışına çıkmadı dedik, bu hem doğrudur hem yanlış...
Atatürk yurt dışına çıkmadı ama, Mustafa Kemal çıktı!
Libya'ya gitti çarpışmaya ama orası yurt dışı sayılmıyordu... Bunun
dışında Sofya'ya, Berlin'e ve batı cephesine de gitti görevli olarak,
Viyana üzerinden Karlsbad'a da gitti (Karlovy Vary) sağlık
nedenleriyle...
Ama o zamanlar bir "imparatorluk subayıydı" . .
Hani şu nefret kustukları Osmanlı İmparatorluğu vardı ya, onun
ordusunda subaydı.
1919 yılında ordudan istifa edene kadar bir Osmanlı subayıydı.
Hadi kim hayır diyecekse desin de alnını karışlayayım!

Hıncal Uluç'un Engin Ardıç'a yanıtı

ATATÜRK'E DİL UZATANLARA...

Önce biri hafta sonu hiç yüzü kızarmadan saldırdı gene, "Atatürk'ün
pasaportu var mıydı" diye.. ..
Ve çizdiği Atatürk portresine bakar mısınız?.. "Vizyonsuz.. Memur
zihniyetli biri.."
Utanmazlığın ölçüsüne bakar mısınız?..
Yıkılmış, tükenmiş, bitmiş, işgal edilmiş Osmanlı'nın küllerinden,
Avrupa'nın "Hasta Adam" dediği Türkiye'den, modern bir batı
cumhuriyeti yaratan adam için çizilen tabloya, aşağılamaya bakar
mısınız?..
"Memur zihniyetli, vizyonsuz!.."
Bu korkunç kafaya, bu örümcek düşünceye yanıtı, ayni günün gecesi, Rus
Kızıl Ordu Korosu muhteşem bir yanıt verdi, tesadüfe bakın bu defa,
TİM'de.. Ben ordayım üç kardeşimle, Öcal Serpil ve Kemal'le..
Salon son koltuğuna kadar tıklım tıklım doluydu ve herkes, Atatürk'ün
neler yaptığını anlatan Kızıl Ordu korosuna hem de nasıl coşkuyla
eşlik ediyordu...
"Bir hızla kötülüğü geriliği boğarız,
Karanlığın üstüne güneş gibi do ğarız.
Türk'üz bütün başlardan üstün olan başlarız;
Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız."
Türk'üz Cumhuriyet'in göğsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yaraşmaz, Türk önde Türk ileri."
"Karanlığın üstüne güneş gibi doğmak" nedir bilir misin sen, karanlık
adam?..
O senin memur zihniyetli, vizyonsuz dediğin adam, o yıllarda yepyeni
bir devlet, çağdaş, bir cumhuriyet kuruyordu, bir ulusun kaderini
değiştiriyor, dünyaya, hele de Müslüman dünyaya örnek oluyordu,
öğretmediler mi sana?..
O vizyonsuz, o "Memur zihniyetli" dediğin adamın dünyadaki itibarını,
saygınlığını bilir misin?..
Efendim "Kimse gelip gitmemiş Türkiye'ye Atatürk zamanında.."
İngiltere Kralı gelmiş ama, o sayılmazmış.. Çünkü adamın zaten yetkisi
yokmuş..
Birleşik Krallık kralının ülkemize, Atatürk'e gelişini bir formalite
sanıyor.. Peki o zaman "Pasaportlu" Abdullah Gül'ün iki günde bir yurt
dışına gitmesi, bu ülkede devlet başkanları ağırlaması ne?.. Atatürk'e
gelen İran Ş ahı adam değil de, Gül bugün İran'da ne arıyor peki?..
Adamın, Atatürk'e saldırma gözlerini öyle karartmış ki, ne dediğini
bilmiyor, çelişkiler içinde..
İngiltere Kralı, İran Şahı, gelmemeliymiş de, kim gelmeliymiş?..
Hitler, Mussolini, Stalin... Verdiği örneklere bakar mısınız?..
Hafazanallah.. Bunlardan biri gelmiş olsaydı kazara, bugün kimbilir
neler yazardı, düşünebiliyor musunuz?.
İngiliz Kralı yetkisiz.. Peki yetkilisi, hem de azılı Türk düşmanı
Lloyd George ne dedi, hem de Birleşik Krallık Millet Meclisinde..
"Arkadaşlar, yüzyıllar nadir olarak dahi yetiştirir. Şu
talihsizliğimize bakın ki o büyük dahi çağımızda Türk Milleti'ne nasip
oldu. Mustafa Kemâl'in dehasına karşı elden ne gelirdi."
Atatürk uçağına atlayıp Yunanistan'a gitmemişmiş.. Venizelos'la
kucaklaşmamış.. Ama Venizelos yenildiği düşmanı Atatürk'ü 1934 yılında
Nobel Barış Ödülüne aday göstermiş.. Nasıl olmuş bu peki?.. Vizyonsuz,
memur zihniyetli, içine kapanık adamdan başkasını bulamam ış mı, Yunan
Lideri, "Dünya barışına en hizmet eden kişi" diye seçecek?..
Atatürk Mussolini'ye gitmemiş. O da Türkiye'ye gelmemiş.. Ama
Atatürk'ün süvarileri İtalya'ya gidip, zamanın en büyük binicilik
kupasını, hem de Mussolini'nin adını taşıyanını Türkiye'ye
getirmişler.. Bu müthiş spor hamlesinin ne manaya geldiğini bilir
misin sen?.. O vizyonsuz, memur zihniyetli adamın, o sıralar nasıl bir
Türkiye kurmakla meşgul olduğunu anlayabilir misin, bu örnekten yola
çıkıp?.. Aklın erer mi?.
Erer.. Bal gibi erer de işine gelmez söylemek... Sen ve senden yüz
bulup hemen ertesi gün Atatürk'e saldıran yamağın da bilir bunları,
çok iyi..
Kilitleyin bilgisayarınızı gene de, size yağan e-mailler geri dönsün
tamam mı?.. Yüreğiniz o kadar..
Bakın, bugün bu köşede, 20'inci Yüzyılın en önemli adamlarının Atatürk
hakkında söylediklerinden bir derleme seçtim sizin için.. Okuyun, iyi
okuyun ve iki günde bir saldırdığınız, sövdüğünüz, dalga geçtiğiniz
Mustafa Kemal Atatürk'ün nasıl bir devlet adamı, nasıl bir deha,
Türkiye için nasıl bir şans olduğunu iyi öğrenin..
Ne yazık ki, sizin için de büyük şans oldu Atatürk!.
O olmasaydı, bugün bu köşelere oturup bu saçmaları bu kadar özgür
yazma imkânınız olur muydu?..


    Yazarı yanıtla    Yönlendir  
İleti gönderebilmek için önce Oturum açmalısınız.
İleti gönderebilmek için önce bu gruba katılmalısınız.
İletinizi göndermeden önce lütfen abonelik ayarları sayfasında rumuzunuzu güncelleyin.
İleti göndermek için gerekli izne sahip değilsiniz.
İletilerin sonu
« Tartışmalara Dön « Daha yeni konu     Daha eski konu »

Grup oluştur - Google Grupları - Google Ana Sayfa - Hizmet Şartları - Gizlilik Politikası
©2009 Google