Prof. Dr. Namık Kemal Pak, Prof. Dr. Cihan Saçlıoğlu, Prof. Dr. Ali Ulvi
Yılmazer, Prof. Dr. Bekir Karaoğlu, Yrd. Doç. Dr. Sadi Turgut ve Doç. Dr.
Yusuf İpekoğlu'nun katkıları ile hazırlanan Kuantum Teorisine ilişkin
sayımıza (Eylül 2009) yeni bir katkı da Cumhuriyet Gazetesi yazarı Güray
ÖZ'den. İlginizi çekeceğini düşünerek iletiyorum.
Saygılarımla.
Gani Bayer
Bilim ve Ütopya
Genel Yayın Yönetmeni
Güray Öz, 9 Eylül Çarşamba, Cumhuriyet Gazetesi
1- Schrödinger'in Kutusundaki Eylem
Kavramlar zamanın direngen çocuklarıdır. Çünkü onların oluşması ve nihayet
insanlığın or-tak birikiminin değeri haline gelmesi uzun bir za-man içinde
gerçekleşir. Bu nedenle aradaki an-layış ve nüanslara rağmen bir kavramı
dile ge-tirdiğinizde, onunla bir fikir yürüttüğünüzde in-sanlar sizi
anlarlar.
Kavramlar zaman içindeki uzun yürüyüşlerin-de, tarihin nasıl bir tarih
olduğunu da anlatırlar. Saflar o kavramlarla anlaşılır.
Kısacası siz onları keyfinizce eğip bükemezsiniz. "Dün böyleydiler ama bugün
başkadırlar, dünkü anlam değişti bugün başka anlamlar yüklüdürler"
dediğinizde, kavramlar mı değişti yoksa siz mi değiştiniz, biraz durup
düşünecek-siniz.
Bugünlerde postmodern savrulmanın bilinçli ka-lemşorları kavramları altüst
etmeyi keyiflerince kul-lanmayı pek seviyorlar. Belli bir yöntemleri de var
doğrusu. Öncelikle kendileri için kullanılabilecek ve tam da cuk oturacak
kavramları, hızla tersyüz ederek hasımlarına yöneltmeyi pek seviyorlar.
"Faşizm" ya da "nasyonal sosyalizm" kavramı bunlardan biridir. Bu kavramları
eski arkadaşla-rına, yeni hasımlarına karşı bir silah gibi kullan-mak
isteyenler, ne anlama geldiğini, bu kavramın, kavramların tarih içindeki
yerini ve neyi anlatmak istediğini bilmiyorlar mı?
Kuşkusuz biliyorlar. Faşizmin ya da nasyonal sosyalizmin sosyalizmle değil,
kapitalizmle iliş-kili kavramlar olduğunu ve onun en barbar ha-lini
anlattığını da iyi biliyorlar. Okumuş, zama-nın bir behrinde
hatmetmişlerdir. Ama şimdi o kav-ramları savruldukları ve "iyi bir yer" diye
tanım-ladıkları köşelerinde, iyi yerlerini korumak için, es-ki dostlarını
karalamak için kullanmakta hiçbir sa-kınca görmüyorlar.
Çok da önemli değildir.
Kavramlar zaman içinde gelişirken, tarif eder-ken tarif edilenlere de
direnirler.
Ama yeni kavramların devreye girmesi, oluşması ve zaman içinde heyecanlı bir
yolculuğa çıkma-sı mümkündür.
Bilim kendi kuşku dolu yolculuğunda zengin-leşerek ilerlerken, ondaki
kuşkuyu geri dönme-nin işareti zannedenlerse, ortaya çıkan yeni kav-ramları,
bulguları, teorik çıkarsamaları postmo-dern savrukluğun verdiği cüretle
rasgele kullan-maktan geri durmuyorlar.
Kuantum mu tartışılıyor, en âlim "kuantumcu" onlardır.
Anladıklarından değil, anlamasalar da kulaktan dolma edindikleri sığ bilgiyi
kısır siyaset tahsille-rinin içinde kullanabileceklerine ve yeni
felsefe-lerinin her şeyi mubah kıldığına inandıklarındandır.
Bilmedikleri ya da anlamadıkları, bilimin birikimindeki diyalektik süreçtir.
Kopernik'ten Newton'a, Einstein'den zamanımızın bilimsel bilgisine yükselen
spirali anlamaya, kapılandıkları siyaset kalıpları izin vermez.
O zaman yalnız kediyi değil, akıllarına estiği gi-bi, canlarının istediği
gibi olmasını istedikleri bel-geleri, durumları, kavramları Schrödinger'in
ku-tusuna koyuverirler. Oradan bir bilinmezliğin, bir idealizmin çıkacağına
ve kendilerini kurtaracağına fena halde inanırlar. Oysa öyle bir şey çıkmaz
o kutudan. Ne kapitalizmlerini, ne faşizmlerini, ne de muhafazakâr dünyanın
yaratılış teorisini besleyecek bir şey çıkar. Sürekli hareket eden,
ha-reketin, eylemin tetiklediği belirsizliğin içinden bilim çıkar.
Bilim geçmişi kutsamaz, geleceği müjdeler.
Kedi canlıdır, potansiyel eylemin sahibi düzenek eyleme geçmeye, öldürmeye
ya da yaşatmaya elverişlidir. Kavramlarla oynayıp durmayın. Eski
arkadaşlarınızı yeni ve onursuz hayatlarınızı kurtarmak için karalamaya
çabalamayın.
Sizin üzerimizde kalıyor attığınız çamur.
Schrödinger'in kutusunu açtığımızda kediyi ya ölü bulacağız ya diri.
Unuttuğunuz kutunun içinde gelişen eylemdir.
Belirsizliği, kuşkuyu ya da bilimi tetikleyen de eylemdir zaten.
2- Dosya çerçevesinde yer alan makaleler:
Kuantum teorisine ilişkin başlangıç gelişim tarihçesini Prof. Dr. Namık
Kemal Pak, Einstein'ın teorinin olasılıksal yorumunun fiziksel gerçekliği
betimleme bağlamında tamlıktan yoksunluğu konusunda öne sürdüğü ve sonunda
kuantum enformasyon teorisi olarak adlandırılan yeni bir bilim-teknoloji
alanının oluşmasına yol açtan ciddi eleştirileri Yrd. Sadi Turgut, deneysel
bir bilim olan fizikte özellikle kuantum alanındaki ölçüm işlemlerinin
teorisi Doç. Dr. Yusuf İpekoğlu, kuantum düşünce tarzının felsefeye yaptığı
önemli etkileri Prof. Dr. Cihan Saçlıoğlu, kuantum teorisinin meta bilim
alanındaki şarlatanlığa varan yansımaları Prof. Dr. Bekir Karaoğlu,
parçacık-dalga ikiliğinin günümüz önemli araştırma konularından "nötrino
salınımı problemine" uygulamaları Prof. Dr. Ali Ulvi Yılmazer yazdı. Dergide
Kuantum teorisine ilişkin pek çok konuyu farklı perspektiflerden ele alan ve
genel okuyucu hedeflenerek popüler üslupla hazırlanmış yazılar göreceksiniz.
3- OdaTV'de yayınlanan haberimiz:
1996 yılında Amerika'da entelektüelleri derinden sarsan bir olay oldu.
Literatüre `Sokal Vakası` olarak geçen entelektüel skandalda Fizikçi Alan
Sokal, saygın Amerikan kültür çalışmaları dergisi Social Text´e, baştan sona
saçmalıklarla dolu bir makale gönderdi.
İtibar gören bir entelektüel jargona sadık kalarak yazdığı makalede, son
yılların meşhur kuramcılarından bol bol alıntı yaptı.
Modaya uygun şekilde yazısına Aydınlanma eleştirisi ile başladı; fizik,
matematik ve sosyal kuram arasındaki sınırları aşmanın gerekliliğinden söz
etti ve fiziksel gerçekliğin toplumsal gerçeklik gibi dilsel bir oluşum
olduğunu savundu.
Yazı dergide yayımlandı; bazı çevreler Sokal'a övgüler dizdiler.
Sonra ne oldu dersiniz?
Sokal bunun bir aldatmaca olduğunu, makaleyi tamamen uydurduğunu açıkladı.
Söz konusu olay, popüler ve akademik basında fırtınalar kopardı,
tartışmalara yol açtı.
Alan Sokal, uydurma makalesinde alıntıladığı Lacan, Kristeva, Irigaray,
Latour, Baudrillard, Virilio ve Deleuze ile Guattari gibi kuramcıların
matematik ve fiziğin kavramlarını nasıl kötüye kullandıklarını gösteriyor ve
bu kuramcıların yazdıklarının anlaşılmazlığının, içeriğin derinliğinden
değil, gerçekten anlaşılmaz olmalarından kaynaklandığını iddia ediyordu.
BİZİM "ALAN SOKAL"LAR KİM
Bu olayın hedefindeki kişiler kadar bir derin düşünsel birikim ve etkiye
sahip olamamakla birlikte ülkemizde de bilimin kavramlarını; bu kavramlara
ilişkin en ufak bir bilgileri olmadan kullanan kişiler ile karşılaşıyoruz.
Günümüz medyasında bilimsel kavramları, tanımlandıkları alanların dışına
çekerek siyasi ve maddi çıkarlar uğruna kullanma alışkanlığı giderek
yaygınlaşıyor.
Bazı kişiler bu kavramları köşe yazılarında kullanarak okur üzerinde etki
bırakma peşindeler.
Bu kavramlar arasında özellikle "Kuantum" son yıllarda fazla revaçta oldu.
Kuantum fiziğinin terimlerini yanlış bağlamda kullanarak yapılan yanıltıcı,
aldatıcı ve hatta beyin yıkayıcı yayınlar bazen topluma zarar verebilecek
düzeyde olabiliyorlar.
Bu yanıltıcı girişimlere karşı toplumu uyarma görevi yine bilim adamlarına
düştü. Bu yayınlardaki çarpık mantığı gözler önüne sermek ve biraz da
amaçları hakkında toplumu uyarmak bilim adamlarına düştü.
Konunun vehametini göstermek için Bilim ve Ütopya Dergisi eylül sayısındaki
Prof. Dr. Bekir Karaoğlu'nun yazısından bir bölümünü aşağıda sunuyoruz:
MEDYADAKİ ÜÇ KATEGORİ
"Kuantum konusunda medyadaki yayınları incelediğimde, bunların 3 grupta
toplanabileceğini gözledim. Bunları sırayla ele alalım:
1. Komedyenler:
Bu kategorideki yazarlar, bu sıfatı kendi yazılarıyla hak ediyorlar, o
gülünç yazılarına benim fazla bir şey eklememe gerek kalmıyor. İşte size
birkaç örnek:
İsmet Berkan: "... belgenin üzerindeki imzanın o albaya (Dursun Çiçek'e) ait
olması belgenin ne gerçekliğini kanıtlıyor ne de sahteliğini... Yani şu an
ki durum, kuantum fiziğindeki meşhur Schrödinger'in kedisinin durumu gibi."
(1)
Yiğit Bulut: "Türkiye Kuantum günlere gebe: ... Schrödinger'in kedisi için,
bütün ihtimaller aynı anda var olur; kedi ya ölü ya diri ya da hem ölü hem
diridir... Kısacası; her şey aynı anda mümkündür... Türkiye de artık
Schrödinger'in kedisi gibi çok olasılıklı bir kutu içinde! 23 ay içinde
"gerçek" tekilliğe çökecek ve bir sonuç, bir "Türkiye" ortaya çıkacak!"(3)
Önce, neden Schrödinger kedisi paradoksunun böyle konulara
uygulanamayacağını açıklayayım: Bir kere, kutunun içinde dinamik bir
mekanizma var: Kutu içindeki radyoaktif düzenekle, zehirli şişe % 50
ihtimalle kırılacak (veya kırılmayacak) ve sonunda kedi ölü (veya diri)
olacak. Yani, kutunun içinde, kediyi ölü veya diri kılacak bir düzeneğiniz
olmalı.
Şimdi, sen Albay Dursun Çiçek'in belgesini kutu içine koysan ne olur,
koymasan ne olur? O imzayı, kutu içindeyken, sahteye veya hakikiye çevirecek
dinamik bir mekanizman var mı? Yok. Belge nasıl girdiyse (sahte veya hakiki)
elbette öyle çıkacaktır.
Bunlar, bilinmez bir durumla karşılaştıklarında hem ak hem kara
diyebileceklerini söylüyorlar ve kuantum teorisini de buna şahit
gösteriyorlar.
Oysa, teoride böyle bir şey yok.
Teori, herhangi bir ölçme sırasında çıkabilecek tüm sonuçları sıralar ve
bunların her birinin gerçekleşme ihtimalini hesaplayıp size verir. Ölçme
sonucunda bu olasılıklardan sadece biri gerçekleşecektir, ikisi birden
değil. Ama, henüz ölçme yapmamışsan (burası önemli), "sistemin durumunu tüm
bu olası sonuçların belli oranda bir karışımı gibi düşün," der. Bunun bir
realitesi yok, ispatı veya doğrulanması söz konusu olamaz, zaten bu yüzden
kuantum teorisinin bir aksiyomu olarak alınmıştır.
Bu yazarların bilmedikleri konularda böyle uluorta yazabiliyor olmalarını,
çokbilmiş görünme hevesleri ile açıklamak yanlış olur. Asıl, bu yazarları o
köşelere oturtan iradeye bakmanız gerekir.
Kapitalizmin küreselleşme aşamasında bu irade artık sınır tanımıyor, her şey
maksimum kâr amacına hizmet etmek zorunda.
Bunlara yazılarıyla hizmet eden geniş bir köşe yazarı kadroları var. Ama bu
köşe yazarlarının her daim okunmaları, hep gündemde kalmaları gerekiyor.
İşte bilim, sanat ve kültür kavramları da, içleri boşaltılarak, bu yazarları
okunur kılacak birer tüketim malzemesi oluyor.
2. Tüccarlar
Bu gruptakilerin kuantum kavramlarla uzaktan yakından ilişkileri yok, sadece
"kuantum" kelimesinin cazibesiyle müşteri çekip, kısa yoldan para
kazanabilecek tezgâhlar peşindeler. İşte birkaç örnek:
"Kuantum Düşünce Tekniği ile hakkınız olan mutluluğu elde etmek, sahip
olmak istediğiniz her şeyi kazanmak ve tüm bunları kalıcı kılmak sizin
elinizde...
Tüm bu sorunlar için iyileşmeye yönelik destekleyici teknikleri İçeren
Kuantum İyileşme Çalışması'na katılmak üzere lütfen bizi ... nolu
telefonlardan arayarak kayıt yaptırınız." (3)
"Kuantum Liderlik Konferansı 5 Mayıs 2008 İstanbul Conrad Otel'de
gerçekleştirilecek. Teması; 'Gelecek 20 yılda şirketiniz ve siz sektörde ve
kariyerinizde nerede olmayı planlıyorsunuz?' 'Nasıl ebedi şirket olunur?'...
Katılım bedeli: 1 kişi 399 Euro + KDV." (4)
Bu sektör o kadar kârlı olmalı ki yurtdışından da uzmanlar kuantum saadet
dağıtmaya geliyorlar: "Kuantum uzmanı İstanbul´a geldi: ABD'li kuantum
fiziği uzmanı, 'Dr. Kuantum' lakaplı Dr. Fred Alan Wolf, 'Kuantum Düşünce
Tekniği' hakkında bilgi vermek üzere İstanbul´a geldi... Wolf,
katılımcılarla gerçek hayattan örnekler vererek deneyimlerini paylaşacağını
ve 'deneyimsel öğrenme metodu' ile başarıya ulaşma yolunda gereken tüm
yetilerin günlük hayatta nasıl uygulanacağının ipuçlarını vereceğini
söyledi... Semineri düzenleyen ... şirketi Biletix´te satışları devam eden
800 YTL'lik biletlerle izlenebileceğini belirtti." (5)
Fakat, bu ticaretin yurtdışındaki düzeyi elbette biraz daha yüksek: Dr. Wolf
gerçek bir fizikçi; kuantum teorisiyle uğraşırken hayat hakkında
geliştirdiği kendi fikirlerini insanlarla paylaşıyor. Bunları kuantum
teorisinin buluşlarıymış gibi sunmuyor.
Mesela, bir soruyu bakın nasıl ustaca savuşturuyor: "Bir basın mensubunun,
'Zamanda yolculuk yapmak mümkün mü?' sorusuna Wolf, 'Yapılması zor olan bu
gibi şeylerin, kullanılacak bazı teknikler ve farklı yer-zamanlarda
bulunabilme yeteneğine sahip olunmasıyla zihinsel olarak gerçekleşebileceği
ve kendisinin de bunu yapabildiği' yanıtını verdi."
Dr. Wolf zamanda yolculuğu somut olarak yapabildiğini söylemiyor, zaten
söyleseydi bilim camiasındaki itibarını çoktan kaybederdi. O da para ve
şöhret peşinde, ama ince bir köprüde yürüyor.
3. Beyin Takımı
Bu gruptaki yazarlar da ikiye ayrılıyor: Birinci alt gruptakiler,
kapitalizmin küreselleşme felsefesini ve propagandasını iş dünyasına
yayabilmek için kuantum kavramını kullanıyorlar. En faal olanları Mehmet
Altan ve Soros'un Türkiye temsilcisi TESEV'in başkanı Can Paker. Birkaç
örnek vereyim:
Mehmet Altan: "... Çünkü bu Newton'un makro düzeydeki anlatımının tamamen
tersi, kontrol edilemeyen, karmakarışık, basit olmayan, nedenselliği
anlaşılamayan, hareket yasalarını saptayamadığımız kaotik bir yapı ortaya
çıktı... Bir kontrat sistemine dayalı iktisadın da bu açıdan ırgalandığı bir
dönemdeyiz. Bunun üstesinden gelebilmek için yaklaşımı Quantum düşünce
modeli olarak belirtiyorlar... Quantum düşünce modeli nedir, aslında bu
kaotik bir yapıda yol almayı sağlayan bir yöntem, bir modeldir. Daha
sadeleştirilmiş anlamıyla iş adamları için, herkes için geçerli... A'dan ,
B'ye gideceğiz ama A belirgin, B belirgin değil, hangi yoldan gideceğimiz de
belirgin değil. Onun için de her adımda bütün bu bilgi toplumu, enformasyon
toplumu, kavramdan eğitimde sezgiye geçmek dedikleri hadise her adımda bütün
mevcut yapıyı ve enformasyonu, bilgiyi yeniden değerlendirip B'nin tanımını,
gideceği yolu yeniden tespit etmek. Tabi iktisatta da bütün bu dengenin
dışında bu kadar belirsiz bu kadar kural dışı atom altı parçacıklarının
işleyişine tabi bir iktisadi yapı bunun bilimsel olarak teorize edilmesi,
kavramlaştırılması ve nihayetinde diğer kuşaklara öğretilmeye başlaması
noktasından ise uzağız." (6)
TESEV Başkanı Can Paker ise, 2008 yılında yaptığı bir konuşmada
"...Küreselleşme sürecinde, Newton fiziğinden kuantum fiziğine geçişin
sosyal bilimlere de aktarabileceğini..." belirttikten sonra, kuantum
fiziğinin belirsizliklerini sosyal bilimlere aktararak yaptığı tespitlerden
yola çıkarak, "... merkezi planlamaya ve uzun dönemli programlar oluşturmaya
karşı cephe alınması," ve "Bugün bireyin öne çıktığını, bireyin beklenmedik
ve alışılmadığa yönelik sezgileri oluşturması gerektiğini" ileri sürüyor:
"Bazı şeyleri önceden planlayıp, atılacak adımları öngörmek yerine, bunlar
etkileşim nedeniyle imkânsızlaştıkça bazı patternleri anlamak önemli."
Böylece, küreselleşme felsefesini iş dünyasına benimsetme, onları
doktrinleştirme çabası içindeler. Arkalarındaki gücün sunduğu maddi imkânlar
da geniş.
Ama, bunların da kullandıkları "kuantum" kavramının içi boş. Bir düşünün:
Kuantum teorisi halen atom çekirdeklerinin karmaşık yapısını zor bela
açıklamakla meşgul iken, senin küresel kârını artıracak hangi bilimsel
çözümleri verebilir?
Keza, onun fiziki evren problemlerini çözerken kullandığı yöntemler
arasından, senin küreselleşme amaçlarına uygun olanları seçip keyfince
yorumlayabilecek otoriteyi nereden alıyorsun? Eğer böyleyse, gel, ben sana o
fizik yöntemleri arasından "merkezi ve uzun vadeli planlamayı" destekleyen
3-5 tane bulabilirim.
İkinci alt grupta Harun Yahyacılar var
Bunlar da modern fizikteki yeni kavramların klasik Newton fiziğinde açtığı
gediklerden içeri, kendi metafizik ve dinsel görüşleriyle girme gayreti
içindeler. Bir örnek vereyim:
(Harun Yahya'nın "Materyalizm yıkıma uğramış, yok olmuştur" adlı makalesi):
"80 yıl süren insan zekâsının gerçekleştirebileceği en ilginç ve hassas
deneylerden sonra kesin ve bilimsel olarak ispatlanmış olan kuantum fiziğine
karşı hiçbir karşıt görüş yoktur...
Koşulsuz olarak tek gerçek şeklinde kabul edilmiş Newton fiziğinin getirdiği
en temel kavramı, mutlak madde kavramını ortadan kaldırmıştır. Eski fiziğin
destekçileri, maddenin tek ve gerçek varlık olduğuna inanan materyalistler,
kuantum fiziğinin getirdiği 'maddesizlik' gerçeği karşısında gerçek bir
bocalama yaşamışlardır. Artık tüm fizik yasalarını metafizik içinde aramak
zorundadırlar."
Harun Yahya takma adını kullanan birden fazla yazarın ortak bir yöntemleri
var: Bilim adamlarının görüşlerini özetlerken dürüst davranmıyorlar: onları
eksik ifade ediyor, anlamlarını çarpıtıyor veya onlara, hiç söylemedikleri
şeyleri söyletiyorlar. Böylece, okuyucuyu istediği kıvama getirdikten sonra,
kendi görüşlerini bilimsellik sosuyla bulayıp sunuyorlar.
Bu çarpıtmayı yukarıdaki alıntıda kolayca görebilirsiniz: Daha 1905 yılından
beri, yani Einstein E=mc2 denklemiyle kütlenin enerjiye dönüşebileceğini
gösterdiğinden beri, bilim adamları maddenin mutlak olduğuna inanmıyorlar,
madde ve enerji birbirine dönüşebiliyor. Keza, 1926 yılından beri, kuantum
teorisiyle madde ile dalga arasındaki duvar da kalkmıştır. Yani, "maddenin
tek ve gerçek varlık olduğuna inanan" kimse yok. Bu kadar kaba bir çarpıtma
olur mu, bunlar hâlâ 19. yüzyılda mı yaşıyorlar?
Ayrıca, tüm bu modern yaklaşımlar, yine fizik bilimi içinde kalarak devam
etmekte, deneyle doğrulandıktan sonra kabul edilmektedir.
O halde, "Artık tüm fizik yasalarını metafizik içinde aramak zorundadırlar,"
ifadesi de ne oluyor? Bilim adamlarının cevabını tahmin edebilirsiniz:
"Teşekkürler, ben metafizik almayayım!"
Aslında bunun tamamen tersi bir durum söz konusu: Eskiden metafizik konusu
olan pek çok soru, günümüzde modern fiziğin ilgi alanına girmiş durumda.
Mesela, "Kütlenin kaynağı nedir?" sorusuna artık kuantum alanlar teorisi
cevap verebiliyor: Kütlesi sıfır olan kuarklar ve gluonlardan yola çıkarak
proton veya nötronun nasıl kütle kazandığını açıklayabilen teorimiz var.
* * *
Sonuçta, medyada ciddi bir kuantum bilgisi yok, her grup Schrödinger kedisi
paradoksu gibi kulak çelen bazı kuantum kavramları kendi amaçları
doğrultusunda kullanıyorlar. Kimisi kapitalizmi yüceltmeye, kimisi belli bir
dinsel dünya görüşünü yaymaya çabalıyor.
Bütün bu çabaları bir yerde, "Canım, basın özgürlüğü var, bırak istediğini
yazsın." deyip geçebilirdik. Ama, bu grupların en tehlikeli işlevi şurada:
Bunlar, bilinçli olarak, bilimin kitleler gözündeki itibarını düşürme çabası
içindeler.
Pervasızca şunu ifade edebiliyorlar: "Ey insanlar! Bilimin sadece
teknolojisini kullanın. Onun sizlere evren, dünya, toplum, siyaset vs.
konusunda söylediklerine inanmayın! Her konuda nasıl düşünmeniz gerektiğini
sizlere 'biz' söyleyeceğiz!"
Böylece, sahip oldukları gazete ve televizyonlarıyla, kendi görüşlerini
insanların beynine her gün, tekrar tekrar çekiçle kazıyorlar. Sade bir
vatandaş, her gün ve her gazetede bu yalanları gördükçe ne düşünür? Elbette,
sonunda bunların doğru olduğuna inanacaktır.
Bilim adamlarının gerçekleri, böyle çikolata soslu formüllerle sunabilecek
imkânları yok. Onların uyarılarını yalın bir dille ben şöyle ifade edeyim:
Eğer, kitleler rehavet içinde bunlara kapılırlarsa, bilim süzgecinden
geçmemiş fikirlerin ve ideolojilerin peşinden giderlerse, gelecek kuşakların
kölelikten başka kaderleri olmayacaktır. (BİLİM VE ÜTOPYA)
odatv.com
Dipnotlar:
1) Radikal, 20.6.2009
2) Habertürk, 3.8.2009
3) www.kuantumdusunce.com
4) www.asamble.org
5) 18.9.2007 tarihli gazetelerden
6) 2005 yılında İstanbul Rotary Kulübü'nde yapılan konuşmadan
Bilim ve Ütopya'nın eylül sayısında yer alan diğer makaleler:
. Yrd. Doç. Dr. Hasan Aydın: Gerçek Sokrates: Ama hangisi?
. Dr. Gönenç Kocabay: Tevfik Fikret ve sağlığı
. Pınar Öz: Bilimin sırtında yükselen gelecek ve bilim kenti projeleri
. Feyziye Özberk: Jülide Gülizar: "Çalışmaya doyamadım"
. Mehmet Emir Yalvaç: Kök hücrelerinizi nasıl alırsınız?
. Erkan Ildız: Sualtı arkeolojisi
. Kemal Kırar: Nostalji
. Dr. Ceyhun Balcı: Tüketicilikte farklı bir boyut: Tıpta teknoloji
kullanımı
4 Eylül 2009
--
Gani BAYER
Bilim ve Ütopya
Genel Yayın Yönetmeni
Konur 2 Sok. 69/1
Kızılay ANKARA
03124185264