Web Görseller Haberler Gruplar Bloglar Çeviri Gmail diğer »
Son Ziyaret Edilen Gruplar | Yardım | Oturum açın
Google Grupları Giriş
Konferans: Peygamberi Tanrılaştırmak - Tam Metin (Arşivlik)
Şu anda bu grupta ilk sırada gösterilen çok fazla sayıda konu var. Bu konuyu ilk sırada göstermek istiyorsanız, bu seçeneği başka bir konudan kaldırmalısınız.
Talebiniz işlenirken bir hata oluştu. Lütfen tekrar deneyin.
bayrak
  1 ileti - Tümünü daralt  -  Tümünü şu dile çevir: Çeviri (Tüm orijinalleri görüntüle)
İleti gönderdiğiniz grup bir Usenet grubudur. Bu gruba ileti gönderdiğinizde İnternetteki herkes e-posta adresinizi görecektir.
Yanıt iletiniz gönderilmedi.
Yayınınız başarılı oldu
 
Gönderen:
Kime:
Cc:
İzleyen:
Cc Ekle | İzleyen Ekle | Konuyu Düzenle
Konu:
Doğrulama:
Doğrulama amacıyla, lütfen aşağıdaki resimde gördüğünüz karakterleri veya erişilebilirlik simgesini tıkladığınızda duyduğunuz rakamları yazın. Dinleyin ve duyduğunuz sayıları girin
 
ismet soner  
Profili göster  
 Diğer seçenekler 6 Kasım, 20:55
Kimden: ismet soner <ismet.so...@gmail.com>
Tarih: Fri, 6 Nov 2009 20:55:39 +0200
Yerel: Cuma 6 Kasım 2009 20:55
Konu: Konferans: Peygamberi Tanrılaştırmak - Tam Metin (Arşivlik)

by mehmet güngören mgungore...@gmail.com

*

Bu hafta sizlerle “Peygamberi Aşırı Yüceltme” konusuyla ilgili iki yazıyı
paylaşacağım. Bu yazılardan biri Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır hocaya, diğeri
ise Yahya Şenol hocaya aittir. Yazıları ekte de gönderiyorum. Ayrıca ekte
konuya örnek olacak ilginç bir de video gönderiyorum. Peygamberleri
tanrılaştırma konusunda tarihten ve günümüzden buna benzer binlerce örnek
bulunabilir. Videoda konusan şahsın ismi ve kim olduğu bizim için önemli
değildir. Bizim için önemli olan din adına, yüceltme adına nasıl büyük
yanlışlara düşüldüğünü görebilmektir. İsimlerle ve şekillerle değil akıl ve
ayetlerle hareket edebilmektir.
*
**

**
*PEYGAMBERİ TANRILAŞTIRMA*

Hıristiyanlar İsa aleyhisselamı tanrı yaptılar. Onlara göre İsa olmasaydı
kainat yaratılmazdı. Göklerde ve yer yüzünde görünen ve görünmeyen şeyler,
tahtlar, egemenlikler, yönetimler ve hükümranlıklar…Her şey onun
aracılığıyla ve onun için
yaratılmıştır.[1]<http://mail.google.com/mail/?ui=2&view=js&name=js&ver=LFcSYRKZ0dI.tr....>

Yanlış inanç, bulaşıcı hastalık gibidir, çabuk yayılır. Yukarıdaki inançlar
Müslümanlara da bulaşmıştır. Bir uydurma hadiste Allah Teâlâ’nın
Peygamberimiz için şöyle dediği iddia edilmiştir:

“Sen olmasaydın kâinatı
yaratmazdım.”[2]<http://mail.google.com/mail/?ui=2&view=js&name=js&ver=LFcSYRKZ0dI.tr....>

Kimi tarikatlara göre Muhammed aleyhisselam, var oluşun başlangıcıdır.
Allah’tan
başka hiçbir şey yokken ilk defa hakîkat-i Muhammediye var olmuş, bütün
yaratıklar ondan ve onun için yaratılmıştır. Hakîkat-i Muhammediye nur
olması bakımından âlemi yaratma ilkesi ve onun aslıdır. Bu nur ölümsüz ve
ebedi olduğundan Peygamber için “*öldü*” denmez. … Hakîkat-i Muhammediye
bütün peygamberlerin ve velilerin ledünnî ve bâtınî bilgileri aldıkları
kaynaktır. Bu hakikat Hak’tan gelen feyzin halka ulaşmasında aracı
olur.[3]<http://mail.google.com/mail/?ui=2&view=js&name=js&ver=LFcSYRKZ0dI.tr....>Bu
inancın tam şirk olduğu açıktır.

Katoliklere göre “Mesih İsa, gerçek Allah ve gerçek insandır. İşte bu
nedenle insanlarla Allah arasında tek
aracıdır.[4]<http://mail.google.com/mail/?ui=2&view=js&name=js&ver=LFcSYRKZ0dI.tr....>Bu
inanç kimi tarikatçılara da bulaşmıştır. Onlara göre Allah ile
hakîkat-i
Muhammediye aynı gerçeğin ön ve arka
yüzleridir.[5]<http://mail.google.com/mail/?ui=2&view=js&name=js&ver=LFcSYRKZ0dI.tr....>Bu
konuda şöyle bir şiir söylerler:

“Ahad Ahmed’dir, kim mim eder fark,

Bütün âlem o mîm içre olur gark.”

Şiiri açıklamak için şu ilave de yapılır: “Ahad yani
Allah’tır.”[6]<http://mail.google.com/mail/?ui=2&view=js&name=js&ver=LFcSYRKZ0dI.tr....>

Ahmed, Muhammed aleyhisselamın Kur’ân’da da geçen isimlerindendir. “Ahad
Ahmed’dir” “Ahad Allah’tır” sözünün tabii sonucu, “Allah Ahmed’dir yani
Muhammed’tir” olur. Bu da Hıristiyanların, “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir”
iddialarıyla aynı anlamı taşır. Bu şiire göre, Ahad (أحد) ile Ahmed (أحمد)
arasında farklı olarak sadece bir mim harfi vardır. Bu fark yazılıştadır ve
Ahmed’in lehinedir. Çünkü onlara göre bütün alem o mimin içindedir!.. Bu
inancın İslam ile ilgisi olmadığı açıktır. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

**

* “Muhammed**, başka değil, sadece bir elçidir; ondan önce de nice elçiler
gelmiştir.” *(Al-i İmran, 144)

*“De ki: ‘Ben başka değil, tıpkı sizin gibi bir insanım. Bana; Tanrınızın
bir tek tanrı olduğu bildiriliyor. Artık ona karşı dürüst olun ve ondan
bağış dileyin. Yazık o eş koşanlara.” *(Fussilet, 6)

* *

*“De ki: “Benim size ne zarar vermeye gücüm yeter, ne de sizi
olgunlaştırmaya.*

*De ki: “Beni Allah**’ın azabından hiç kimse kurtaramaz. Ben ondan başka bir
sığınak da bulamam.*

*Benimkisi yalnız Allah**’tan olanı, onun gönderdiklerini tebliğdir, o
kadar.” *(Cin 72/21-23)

Müslümanlar beyaz bir sayfa açmaya, tefsir, hadis, fıkıh, akaid ve diğer
ilimleri Kur’ân ışığında gözden geçirmeye mecburdurlar. Yoksa dünya da elden
gider, ahiret de.

 ------------------------------

[1]<http://mail.google.com/mail/?ui=2&view=js&name=js&ver=LFcSYRKZ0dI.tr....>
     Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, par. 331.

[2]<http://mail.google.com/mail/?ui=2&view=js&name=js&ver=LFcSYRKZ0dI.tr....>
     İsmail b. Muhammed el-Aclûnî, Keşfu’l-hafâ (كشف الخفاء), Beyrut
1988/1408, c. II s. 164. Aclûnî bu eserini, halk arasında hadis diye bilinen
sözleri, eğrisiyle doğrusuyla ortaya çıkarmak için yazmıştır. Bu sebeple o
kitapta çok sayıda uydurma hadis vardır. Bu hadis de uydurmadır.

[3]<http://mail.google.com/mail/?ui=2&view=js&name=js&ver=LFcSYRKZ0dI.tr....>
     Mehmet Demirci, “Hakikati Muhammediye”, Diyanet İslam Ansiklopedisi (
DİA) c. XV, s. 179-180.

[4]<http://mail.google.com/mail/?ui=2&view=js&name=js&ver=LFcSYRKZ0dI.tr....>
     Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, par. 480.

[5]<http://mail.google.com/mail/?ui=2&view=js&name=js&ver=LFcSYRKZ0dI.tr....>
     Mehmet Demirci, “Hakikati Muhammediye”, DİA, c. XV, s. 179-180.

[6]<http://mail.google.com/mail/?ui=2&view=js&name=js&ver=LFcSYRKZ0dI.tr....>
     Ali Ramazan Dinç, İki Cihan Serveri Peygamberi Zîşânımız, Yeni Dünya
Dergisi, 58-59. sayılar, Ağustos-Eylül 1998, s. 32.

Bu şahıs, İlahiyat Fakültesi mezunudur ve Nakşibendi tarikatı şeyhlerdendir.
Bu yazıyı dergide gördüğüm gün onu, İstanbul Gedikpaşa’da bulunan bir
müridinin evinde ziyaret ederek gerekli uyarıyı yaptım. Ancak o, bunun
sevgiden kaynaklandığını iddia edip kendini canla başla savundu. İnşaallah
ölmeden tövbe eder. Günahı yazılı işlediği için tövbesi de yazılı olmalıdır.

Prof. Dr. Abdulaziz Bayindir
Dogru Bildigimiz Yanlislar 32

*ALLAH’IN İNSAN RESÛLÜ
*

*“Fesubhânallâh! Ben Beşer Peygamberden Başka Bir Şey miyim?”*(İsra, 17/93)

Tarih sürecinde peygamberlere karşı geliştirilen yanlış tutumlar, *
indirgemeci* ve *aşırı yüceltmeci* olmak üzere ikiye ayrılır. Bunlardan
birincisine örnek, Yahudilerdir. Onların birçoğu peygamberlerine gereken
değeri vermemiş, onlara iftiralar atmış, sıradan bir insana gösterdikleri
sevgiyi, saygıyı onlardan esirgemişlerdir. Ve nihayetinde peygamberlerini
öldürecek gaddarlığı sergileyebilmişlerdir.

İkincisine örnek ise Hıristiyanlardır. Onlar Yahudilerin zıddına Peygamber
(İsa aleyhisselâm) sevgisinde aşırıya kaçmışlar ve bir zaman sonra onu tanrı
edinmişlerdir. Kur’an’da kendilerinden *ehl-i kitap* olarak bahsedilen
Yahudi ve Hıristiyanlar, peygamberlere karşı gösterilen davranışların iki
aşırı ucunu oluşturmuşlardır.[1]

Bu iki grubun dışında kalan milletlere de peygamberler gönderilmiştir.
İnanmayanlar veya müşrikler olarak adlandırdığımız bu gruplar, ehl-i kitabın
aksine kendilerine elçi olarak gönderilen peygamberlerin *beşer* olma
özelliğini dillerine dolamışlardır.

İslam dünyasında da zaman zaman iki aşırı ucu temsil eden indirgemeci ve
aşırı yüceltmeci peygamber tasavvurlarına rastlanmaktadır. Bu makalede
Hıristiyanların İsa aleyhisselâm konusunda sergiledikleri aşırı tutumları
ile inanmayanların Peygamberlerin beşer oluşuna karşı geliştirdikleri
söylem, İslam dünyasında karşılaşılan bazı yanlış durumlarla mukayese
edilmek sureti ile incelemeye tabi tutulacaktır. Yahudilerin ve -az da olsa-
bazı Müslümanların gösterdiği indirgemeci peygamber tasavvuruna bu makalede
değinilmeyecektir.

*1. BİR MÜŞRİK ARGÜMANI: MELEK PEYGAMBER*

Dini tebliğ etmek için gönderilen peygamberlerin birer beşer / insan
olmalarını, inanmayanlar bir türlü kabullenmek istememişlerdir. Ta Nuh
aleyhisselâm zamanında başlayan bu kabullenemeyiş, son peygamber Muhammed
sallallâhu aleyhi ve sellem’e gelinceye kadar böyle devam etmiştir. Nuh
aleyhisselâm, kavmine elçi olarak gönderildiğinde ona şöyle itiraz
edilmişti:

*“(Nuh’un) Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: Biz seni sadece bizim
gibi bir beşer olarak görüyoruz…”* (Hûd, 27)

Bu tür itirazlar sadece Nuh aleyhisselâmın kavmi ile sınırlı değildi. Hûd
aleyhisselâmın kavmi olan Âd, Sâlih aleyhisselâmın kavmi Semûd ve onlardan
sonra gelen peygamberlere de kendi kavimleri hep aynı itirazda bulundular:
“Sizin bizden ne farkınız var ki? Siz de bizim gibi bir insansınız.” Bu
durum ayetlerde şöyle anlatılmıştır:

*“Sizden öncekilerin, Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin
haberleri size gelmedi mi? Onları Allah'tan başkası bilmez. Peygamberleri
kendilerine mucizeler getirdi de onlar, ellerini peygamberlerinin ağızlarına
bastılar ve dediler ki: Biz, size gönderileni tanımıyoruz/kabul etmiyoruz ve
bizi kendisine çağırdığınız şeye karşı derin bir kuşku içindeyiz.

Peygamberleri dedi ki: Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var?
Hâlbuki O, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi muayyen bir
vakte kadar yaşatmak için sizi (hak dine) çağırıyor. Onlar dediler ki: Siz
de bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz. Siz bizi atalarımızın
tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. Öyleyse bize, apaçık bir
delil getirin!”* (İbrâhîm, 9–10)

Zaman geçmiş, kavimler ve peygamberler değişmiş, sıra Mekkelilere gelmişti.
Onlar da tıpkı kendilerinden önce inanmayanların peygamberlerine karşı
çıktıkları gibi peygamberimize karşı çıkmış ve aynı sözleri onun için
söylemişlerdi:

*“Bu elçinin özelliği ne ki? O da yemek yiyor, o da sokaklarda geziyor! Ona
bir melek indirilse de birlikte uyarıcılık yapsa olmaz mı?”* (Furkân, 7)

*“Rablerinden kendilerine ne zaman yeni bir ihtar gelse, onlar bunu, hep
alaya alarak, kalpleri oyuna - eğlenceye dalarak dinlemişlerdir. O zalimler
şöyle fısıldaştılar: Bu (Muhammed), sizin gibi bir beşer olmaktan başka
nedir ki! Siz şimdi gözünüz göre göre büyüye mi kapılıyorsunuz?”* (Enbiyâ,
2–3)

Allah’ın peygamberleri için sarf edilen bu kabullenememe cümleleri,
inanmayanların iman etmeleri yönündeki en büyük engeldi:

*“İnsanlara doğru yolu gösteren bir elçi geldiği zaman inanmalarına tek
engel, onların şu sözleri olmuştur: “Allah elçi olarak bir beşer mi
gönderir?”* (İsrâ, 94)

Bir beşere vahiy inmesini kabul etmeyen bu aklın sadece peygamber tasavvuru
değil, aynı zamanda Allah tasavvuru da bozuktur. Çünkü Allah Teala bu tür
iddialarda bulunanların, kendisini gereği gibi tanı-ya-madıklarını
bildirmiştir:

*"Onlar «Allah hiçbir insana bir şey indirmemiştir» demekle, Allah'ı gereği
gibi tanıyamamışlardır…”* (En’âm, 91)

Bu itirazlar inanmayanlar açısından bir parça makul görülebilir. Zira
inanmamaları için aradıkları bahanelerin en büyüğünü bu cümlelerde
bulabiliyorlardı. Bu akla göre Allah, insanlar içerisinden bir peygamber
göndermez fakat gönderse bile bunu mutlaka *ileri gelenler*den (*mele’*)
seçerdi![2] Bu da olmazsa, onlara göre geriye tek bir seçenek kalıyordu: *Melek
Peygamber!* Şöyle demişti Nuh aleyhisselâmın kavminin inkârcı ileri
gelenleri:

*“Bu, sadece sizin gibi bir beşerdir. Size üstün ve hâkim olmak istiyor.
Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki melekler gönderirdi.
Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.”* (Mu’minûn, 24)

Ayette görüldüğü gibi bu kavim “biz atalarımızdan böyle bir şey duymadık”
diyerek bir beşerin peygamber olmasını kabullenemiyorlardı. Hâlbuki
söyledikleri bu söz, bir yalandan ibaretti. Zira Allah onlardan önce hiçbir
kavme melek peygamber göndermemişti.

Aslında peygamberlerin meleklerden olmasını isteyenlerin unuttukları bir
başka gerçek vardı: Kendileri insandı!

*“De ki: “Yeryüzünde dolaşanlar melek olsaydı ve oraya yerleşmiş
bulunsalardı, biz de onlara elçi olarak gökten bir melek indirirdik.”* (İsrâ,
95)

Bir beşerin değil de bir meleğin peygamber olmasını isteyen anlayış, hayat
dışı, gündem dışı kalacak bir peygamber isteğini yansıtmaktadır. Çünkü
peygamber bir melek olursa *“canım, o bir melek, biz nasıl onun yaptıklarını
yaparız! O kim, biz kimiz”* denilerek örnek alınması mümkün olmayacaktı. Bu
da örneksiz, modelsiz, pratiğe dökülememiş bir din ile metbûiyyeti
sorgulanacak ve bunun neticesinde hayatın dışında kalacak bir peygamber
ortaya çıkaracaktı. Hâlbuki yaptığı her şeyi güzel yapan Allah, böyle bir
şeye imkan vermemiş, beşer cinsine yine kendi cinsinden beşer peygamberler
göndermiştir.

*2. HIRİSTİYANLARIN AŞIRI TUTUMLARI*

Buraya kadar örnekleri sunulan itirazlar, peygamberlere inanmayanlar
tarafından yapılıyordu. Peki, inananlar tarafından peygamberlerin beşer
oldukları gerçeğine nasıl bakılmıştır? Bu sorunun cevabını araştırdığımızda
ilk olarak Hıristiyanlarla karşılaşıyoruz:

Onlar, peygamberleri konusunda öylesine *aşırı* gitmişlerdir ki sonunda onu
*tanrı* edinmişlerdir. Şu anki Papa 16. Benediktus (Joseph Ratzinger)
başkanlığında kurulan bir heyet tarafından hazırlanan ve bir önceki Papa 2.
Jean Paul’ün imzasıyla yayımlanan Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri
adlı kitaba göre: *“İsa olmasaydı kâinat yaratılmazdı. Göklerde ve
yeryüzünde görünen ve görünmeyen şeyler, tahtlar, egemenlikler, yönetimler
ve hükümranlıklar… Her şey onun aracılığıyla ve onun için yaratılmıştır.”*
[3]

Hıristiyanlar bu fikre şu an ellerinde bulunan İncil’den ulaşmışlardır.
Çünkü İncil bütün her şeyin İsa için yaratıldığını belirtir. Pavlus’un
Koloselilere Mektubu’nda bu, şöyle anlatılır:

*“Görünmez Tanrı'nın görünümü, bütün yaratılışın ilk doğanı O'dur.

Nitekim yerde ve gökte, görünen ve görünmeyen her şey -tahtlar,
egemenlikler, yönetimler, hükümranlıklar- O'nda yaratıldı. Her şey O'nun
aracılığıyla ve O'nun için yaratıldı.

Her şeyden önce var olan O'dur ve her şey varlığını O'nda
sürdürmektedir.”* (Koloseliler,
Bölüm 1: 15–17)

*“Yerde ya da gökte ilah diye adlandırılanlar varsa da -nitekim pek çok
«ilah», pek çok «rab» vardır- bizim için tek bir Tanrı Baba vardır. O her
şeyin kaynağıdır, bizler O'nun için yaşıyoruz. Tek bir Rab var, O da İsa
Mesih'tir. Her şey O'nun aracılığıyla yaratıldı, biz de O'nun aracılığıyla
yaşıyoruz.”* (1.Korintliler Bölüm 8: 5–6)

Görüldüğü gibi İncil, yaratılan her şeyin İsa’nın aracılığı ile ve onun
için, onun *yüzü suyu hürmetine*(!) yaratıldığını belirtmektedir. Öyleyse
bugün böyle bir anlayışa sahip olan Hıristiyanlar, kendilerince haklı
sebeplere dayanmaktadırlar! Zira –her ne kadar biz Müslümanlara göre
muharref de olsa- onların mukaddes bildikleri, Allah’ın kitabı olarak kabul
ettikleri kitapları, İsa’yı onlara böyle tanıtmaktadır! Bugün sıradan bir
Hıristiyan’a “siz neden İsa hakkında böyle düşünüyorsunuz?” diye sorulsa
onun vereceği cevap “çünkü bizim kitabımızda İsa böyle tanıtılmaktadır”
olacaktır. Doğrudur; -biz kabul etmesek bile- bugün ellerinde bulunan
kitapları onlara İsa’yı böyle tanıtmaktadır.

*3. İLGİNÇ BENZERLİK: HAKÎKAT-İ İSEVİYYE - HAKÎKAT-İ MUHAMMEDİYE*

Müşriklerin ve Hıristiyanların yanlış Peygamber tasavvurunu gördükten sonra
“peki, Müslümanlarda durum nasıldır?” sorusuna cevap vermemiz gerekiyor. Ne
yazık ki peygamber hakkındaki “bu yanlış inanç, (bazı) Müslümanların
inancına da karışmıştır.”[4] Mesela halk arasında oldukça yaygın olan ve
hadis-i kutsî olarak bilinen fakat hadis âlimleri tarafından açıkça *“uydurma
(mevdû’ = موضوع)”[5]* olduğu belirtilen *“sen olmasaydın… Sen olmasaydın…
Ben kâinatı yaratmazdım (لولاك لولاك لما خلقت الأفلاك = levlâke levlâke lemâ
halaktu’l-eflâk)”* sözü bu iddiayı haklı çıkarmaktadır. Çünkü bazı
Müslümanlar tarafından aslı astarı olmayan bu rivayete dayanılarak ilk
yaratılan şeyin *hakikat-ı Muhammediye* olduğu, her şeyin ondan ve onun
adına yaratıldığı iddia edilmiştir. Tıpkı Hıristiyanların İsa için dedikleri
gibi! Muhyiddin İbnü’l-Arabî başta olmak üzere birtakım sûfîler tarafından
ortaya atılan ve geliştirilen hakikat-i Muhammediye inancı, kısaca şöyle
özetlenebilir:

“Vücûd-ı mutlak’ın taayyün ettiği ilk mertebeye (taayyün-i evvel) hakîkat-i
Muhammediyye adı verilir. Vücûd-ı mutlak açısından bakıldığında bu mertebe
var oluşun başlangıcıdır. Mevcûdat açısından bakıldığında ise gerçek yaratma
(halk = خلق) fiili, vücûd-ı mutlakın hakîkat-i Muhammediyye mertebesine
tenezzülünden sonra olmuş ve *her şey ondan yaratılmıştır.*

Hz. Peygamberin altmış üç senelik zamanla sınırlı cismanî hayatından ayrı
bir varlığı daha mevcuttur. Allah’tan başka hiçbir şey yokken ilk defa
hakikat-i Muhammediyye var olmuş, *bütün yaratıklar bu hakikatten ve onun
için halk edilmiştir (yaratılmıştır) Âlemin var olma sebebi, maddesi ve
gayesi bu hakikattir.* (…) Resûl-i Ekrem’in ruhu ve nuru bütün insanlardan,
peygamberlerden, hatta meleklerden önce var olduğundan Peygamber insanlığın
manevi babasıdır. (…) (Muhyiddin) İbnü’l-Arabî’ye göre hakikat-i Muhammediye
nur olması bakımından *âlemi yaratma ilkesi ve onun aslıdır.* Varlık
şeklinde zâhir olan *ilâhî tecellinin ilk mertebesidir.*”[6]

Menşeinin Yeni Eflatunculuktaki “logos” veya İskenderiyeli Aziz Clemens’in
peygamberlik konusundaki görüşlerine dayandığı ve bunun önce Şii muhitine
oradan da tasavvufa geçtiği ileri sürülen[7] bu anlayışın, Kur’an’ın
şekillendirdiği peygamber tasavvuru ile ne kadar uyuştuğu sorgulanmalıdır.
Nitekim başta hadis ulemâsı ve Hanbelîler olmak üzere birçok âlim, Hz.
Peygamberin bu şekilde anlaşılmasının onu *ilahlaştırmak* anlamına
geleceğini söyleyerek bu inancı *küfür* ve *şirk* saymışlar, daha önceki
ümmetlerin de peygamberleri konusundaki *aşırılıkları* sebebiyle sapıklığa
düştüklerini söylemişlerdir.[8]

*4. AŞIRILIK KARŞISINDA PEYGAMBERİMİZİN TUTUMU*

Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem, kendisi hakkında aşırı
gitmemeleri konusunda zaman zaman sahabe-i kirâmı uyarmış, kendisinin de
tıpkı onlar gibi bir beşer olduğunu vurgulamıştır. Hadis kitaplarında bu
konu hakkında birçok hadis bulunmaktadır. Bunlardan birkaç tanesi şöyledir:

*"Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı aşırı surette methettikleri gibi, sakın
sizler de beni methederken aşırı gitmeyiniz. Şüphesiz ki, ben sadece bir
ku­lum. Onun için bana (sadece) Allah'ın kulu ve resûlü deyiniz."*[9]

Enes b. Malik radıyallâhu anh’ın rivayet ettiği bir hadise göre bir adam
Peygamberimize “ya seyyidî / ey efendim, ey efendimin oğlu! Ey bizim en
hayırlımız, ey en hayırlımızın oğlu! Diye seslenmişti. Buna cevaben
Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

*“Ey insanlar! Allah’tan korkun. Sakın şeytan sizi aldatmasın. Ben
Abdullah’ın oğlu Muhammed’im. Allah’ın kulu ve resulüyüm. Allah’a yemin
ederim ki beni, Allah’ın bana verdiği makamın üstüne çıkarmanızı
sevmiyorum.”*[10]

Peygamberimizin zevcesi olan Ümmü Seleme radıyallâhu anhâ’dan gelen bir
rivayet şöyledir: Resûlullah, Ümmü Seleme’nin odasının kapısı önünde
şiddetli bir kavga işitti ve dışarı çıkıp kavga edenlere şöyle dedi:

*"Şüphesiz ben de sizin gibi bir insanım. Zaman olur ki bana sizden iki
hasım gelir de, biriniz haksızken diğerinden daha düzgün konuşmuş olabilir;
ben de o düz­gün sözleri doğru sanarak onun lehine hükmedebilirim.
Binaenaleyh kimin lehine bir Müslümanın hakkı ile hükmettimse, bilsin ki bu
hak ateşten bir parçadır; ister onu alsın, ister bıraksın."*[11]

Ebû Hureyre radıyallâhu anh’ın rivayet ettiğine göre Peygamber sallallâhu
aleyhi ve sellem, Allah’a şöyle niyazda bulunmuştu:

*“Allahım! Ben senden ahid/söz alıyorum. Elbette sen bu ahdi bozmazsın. Ben
ancak bir beşerim. Dolayısıyla hangi mü’mine eziyet eder, kötü söz söyler,
lanet eder veya döversem bunu onun için bir keffâret ve kıyamet gününde onu
kendisiyle sana yaklaştıracağın bir ibâ­det kıl!”*[12]

Bir gün Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem 4 rekâtlık bir namazı 5 rekât
kıldırınca ashab-ı kirâm: “Namaza ziyâde mi yapıldı?” Diye sormuştu.
Resulullah da cevaben: *“Hayır, şayet namaz hak­kında yeni bir şey gelmiş
olsaydı, onu mutlaka size haber verirdim. Lâkin ben de sizin gibi beşerim.
Siz unuttuğunuz gibi, ben de unuturum. (Bir şey) unuttuğum zaman bana
hatırlatınız.”* Buyurdu ve yanıldığı için sehiv secdesi yaptı.[13]

Hadislerden de gayet açık bir şekilde görüldüğü gibi Peygamberimiz
sallallahu aleyhi ve sellem kendinin bir beşer olduğunu unutmamaları ve
kendisi hakkında aşırıya kaçmamaları yönünde sahabeye uyarılarda
bulunmuştur. Çünkü O, bazı konularda olduğu gibi Peygamberlik konusunda da
müslümanların ehl-i kitab’ı *taklit* etmelerinden endişe ediyordu.

Ebu Saîd el-Hudrî radıyallâhu anh’ın bildirdiğine göre Resulullah sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

*“Sizden öncekilerin izlerini, kuşkusuz karış karış, arşın arşın takip
edeceksiniz. Onlar bir kertenkele deliğine girseler, siz de arkalarından
gideceksiniz.*

Dedik ki; “Onlar Yahudiler ve Hıristiyanlar mı?”

*Başka kim olabilir ki! Dedi.”*[14]

Yukarıda İncil’den yapılan alıntı ve bazı Müslümanların İslam adına,
Peygamberimizi yüceltmek adına yaptıkları, maalesef Peygamberimizin bu
konudaki endişelerinin haklı çıktığını göstermiştir.

“Peygamberimizin her zaman ve her durumda insan olduğu, Allah’ın ancak bir
kulu olup yalnız ona kulluk yaptığı açık ve kesin iken, İslam’a mensup kimi
çevreler onun hakkında aşırı gitmekte, kulluğa yakışmayan kimi nitelemelerle
nitelemektedir. Yüce Allah, onun için ve başkaları için *“Şüphesiz sen de
öleceksin, onlar da ölecekler”*  (Zümer, 31) dediği halde kimileri, başka
insanlardan ayırarak bedeni ve ruhu ile yaşadığı, insanlar arasında
dolaştığı, rüyalarına girdiği veya toplantılarına katılarak kendileriyle
konuştuğu, kendisi ile görüşüp hadis rivayetlerinin sahih olup olmadığını
kendisinden sorup öğrendikleri, kabrinde diri olup kendisine yapılan
seslenmeleri ve duaları işittiği gibi şeylere inanmakta ve
seslendirmektedir.”[15]

Öyle ki yukarıda tanımı verilen hakikat-ı Muhammediye inancında sınır
tanımayan bazı sûfîler: *“Muhammed’dir cemâl-i Hakk’a mir’ât (ayna),
Muhammed’den göründü kendi bizzat”* diyerek Allah Teala’nın Muhammed
sallallâhu aleyhi ve sellemin bedeninden bizlere göründüğünü
söyleyebilmişlerdir.[16] Bununla yetinmeyip işi daha da ileri götürenler
olmuştur:

“Ahmed’de gizlenen, ‘Hû’dur. Sufiler bunu ifade etmek için perde-i mîm
deyişine sıklıkla baş vurur ve *“Ahmed’deki mim perdesini kaldır da bir bak,
ardında kim duruyor!”* derler. Arapça’daki “Ahmed” kelimesinin yazılışındaki
mim harfi kaldırılırsa, geriye “Ahad” kalır.”[17]

İlk bakışta peygamberimizin Allah’la bir tutulduğu izlenimini veren bu
ifadelere daha dikkatli bakıldığında, durumun zannedilenden daha vahim
olduğu görülmektedir. Zira Ahad *(أحد)* ile Ahmed *(أحمد)* kelimeleri
arasında farklı olarak bir *mîm (م)* harfi vardır. Bu fark yazılıştadır ve
Ahmed’in lehinedir. Çünkü onlara göre bütün âlem o mîm harfinin
içindedir!..[18] Yani mahiyet itibariyle *‘Ahmed’* (Peygamberimiz) hâşâ *
‘Ahad’* (Allah)’dan bir adım öndedir!!

Bir başka sûfi ise şunları söylemiştir:

“Allah (…) Muhammed’deki her hakikati kendi isim ve sıfatlarının
hakikatinden yaratmıştır. *Muhammed’in nefsini de kendi nefsinden
yaratmıştır. Bir şeyin nefsi, kendisidir.”*[19]

Bu alıntıya kitabında yer veren M. İslamoğlu, haklı olarak bu cümleleri
şöyle yorumlamaktadır:

“Bu kısa alıntıda Hıristiyanlığın İsa’nın ulûhiyeti inancına benzeyen bir
inançla karşı karşıyayız. “Allah, Muhammed’in nefsini kendi nefsinden
yaratmıştır” ile “bir şeyin nefsi kendisidir” cümlesi birleştirilirse ne
anlam ifade eder? Gerçekten de, tipik bir Hıristiyanlaşma örneği
oluşturmaktadır bu metin.”[20]

Bazı sûfilerden yukarıda alıntılanan bu tür ifadelerin Allah’ın kulu ve
elçisi olan beşer peygamber tasavvuru ile uzaktan yakından ilgisi olmadığını
anlamak için insanın bir parça olsun *“akletmesi gerekir”* dememiz
gerekirken, bu inanç sahipleri tarafından karşımıza büyük bir engel
çıkarılmaktadır. O da şudur:

“Bunun böyle olduğunu idrak etmek doğrusu pek güçtür, çünkü bu meydanda
akıllar kesmez olur.”[21]

Hâlbuki diğer taraftan Allah Teala aklını kullanmayanlar hakkında şöyle
buyurur:

*“Allah aklını kullanmayanların üs­tüne pislik yığar.”* (Yûnus, 10/100)

Bir tarafta aklı kullanmaya azami derecede teşvik eden ve akletmeyenleri
pisliğe bulaşacakları yönünde tehdit eden Allah’ın ayetleri, diğer tarafta
“bu meydanda akıllar kesmez” diyerek aklı devre dışı bırakan zihniyet…

Bir de İslam’ın öğretilerine aykırı bir iş yahut bir durum söz konusu
olduğunda “Hz. Muhammed’in karşısına nasıl çıkarız, onun yüzüne nasıl
bakarız, ona nasıl hesap veririz?” diyen Müslümanlara da rastlanmaktadır.
Bunlara söylenecek sözler şunlardır:

“Hz. Muhammed peygamberlik görevini yapmış ve Hz. Ebu Bekir’in “Kim
Muhammed’e tapmışsa, Muhammed ölmüştür.” Dediği gibi, ölmüştür. *İnsanlar
onun huzuruna değil, Allah’ın huzuruna çıkacaklar ve yaptıklarının hesabını
ona değil, Allah’a vereceklerdir. Ceza veya mükafatlarını o değil, Allah
verecektir.* Mevcut Hıristiyanlık’ta hemen her şey Hz. İsa’dan istendiği ve
onun her şeyi yapması beklendiği gibi, Hz. Muhammed insanları
yargılamayacak, insanları iyi ve kötü diye tasnif etmeyecek (…) şu veya bu
şeylerden veya yerlerden kurtarmayacaktır.”[22]

*5. ALLAH’IN PEYGAMBERİ: BEŞER RESÛL*

Allah’ın bizlere öğrettiği sağlam ve her türlü aşırılıktan uzak *“beşer
peygamber”* tasavvurunu gözden geçirmek için yine O’nun sözlerine başvurmak
gerekmektedir. Çünkü kendi yarattığı ve peygamber olarak gönderdiği kişileri
O’ndan daha iyi tanıyan ve tanıtan hiç kimse olamaz. Allah Teala şöyle
buyurmaktadır:

*“Muhammed, sadece bir resûldür / elçidir. Ondan önce de nice elçiler gelip
geçmiştir.”* (Âl-i İmrân, 144)

*“De ki: «Fesubhânallâh! Ben beşer peygamberden başka bir şey miyim?»*(İsrâ, 93)

*“De ki, ben de tıpkı sizin gibi bir beşerim. Bana, ilâhınızın bir tek ilâh
olduğu bildiriliyor. Artık kim Rabbine kavuş­mayı umuyorsa hemen iyi bir iş
yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak etmesin.”* (Kehf, 110)

*“Biz seni şahit, müjdeci, uyarıcı; Allah'ın izniyle O'na çağıran, etrafını
aydınlatan bir kandil olarak gönderdik.”* (Ahzâb, 45–46)

*“De ki: «Ben peygamberlerin ilki değilim; benim ve sizin başınıza
gelecekleri bilmem; ben ancak bana vahyolunana uyarım; ben sadece apaçık bir
uyarıcıyım.»* (Ahkâf, 9)

*“De ki: Doğrusu ben (kendi başıma) size ne zarar verme ne de fayda sağlama
gücüne sahibim.
De ki: Gerçekten (bana bir kötülük dilerse) Allah'a karşı beni kimse himaye
edemez, O'ndan başka sığınacak kimse de bulamam.
Benimkisi yalnız Allah’tan olanı, onun gön­derdiklerini tebliğdir o
kadar.”*(Cinn, 21–23)

*“De ki: Ben size, Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben
gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana
vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez
misiniz?”* (En’âm, 50)

*“De ki: Ben kendim için bile Allah dilemedikçe hiçbir şeye kadir değilim:
Ne fayda sağlayabilirim, ne de gelecek bir zararı uzaklaştırabilirim. Şayet
gaybı bilseydim elbette çok mal mülk elde ederdim, bana hiç fenalık da
dokunmazdı. Ama ben iman edecek kimseler için sadece bir uyarıcı ve bir
müjdeleyiciyim.”* (A’râf, 188)

*“Ve seni başka değil, âlemlere bir rahmet olmak için elçi
gönderdik.”*(Enbiyâ, 107)

Bu son ayete özellikle dikkat çekmek gerekmektedir. Bu ayette Allah Teala
Peygamberimizin bir beşer/insan olarak *yaratılışını* değil, *
risâletini/elçiliğini* ön plana çıkarmaktadır. Yani ayette “biz seni
âlemlere rahmet olmak için yarattık” yerine *“seni âlemlere rahmet olmak
için resul/elçi gönderdik”* buyurulmaktadır. Görüldüğü gibi bu iki cümle
birbirinden tamamen farklı manalar taşımaktadır. *Âlemlere rahmet olan; onun
yaratılışı değil; peygamberliğidir.* Bu da Peygamberimizin şahsından ziyade
risaletinin ön planda tutulması gerektiğini göstermektedir.

Ayetler gayet açık ve net.. Biz, “yüzü suyu hürmetine tüm kâinatın
yaratıldığı ve kendisinde Allah’ın tecelli ettiğine” inanılan
*insanüstü*bir peygambere değil; tıpkı bizim gibi bir beşer olan ve bu
yüzden bize
örnek gösterilen (*usve-i hasene*), melek olmayan, gaybı bilmeyen, yeri
geldiğinde Rabbinden azar işiten[23], -tıpkı bizim gibi- işlediği günahları
için tevbe - istiğfar etmesi istenen[24] ama bütün bunların yanında büyük
bir ahlak sahibi olan[25], risâleti açısından *âlemlere rahmet* olarak
gönderilen ve her yeri bu risâlet nuru ile aydınlatan *beşer
peygambere*iman etmekle mükellefiz.

Çünkü bu, bizim imanımızın ilk şartıdır, olmazsa olmazıdır... Bir kişinin
mü’min olabilmesi için öncelikle Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına ve
Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in O’nun kulu ve resûlü/elçisi olduğuna
şahitlik etmesi gerekir:*

اشهد ان لا اله الا الله واشهد ان محمدا عبده و رسوله
*
Şahitlik etmek demek, tanıklık etmek demektir. Tanıklık ise olayı hiçbir
şüpheye yer vermeksizin görmek demektir. Bu yüzden *“ben mü’minim” diyen
herkesin, Peygamberimizin Allah’ın resullüğünden önce herkes gibi bir kul
(abd) olduğuna tanıklık etmesi yani bunu gözüyle görmüş gibi kesin bir
şekilde bilmesi ve inanması gerekir.* Onun her şeyden önce bir kul olması
ise, aşırı yüceltmeci, beşer üstü bir peygamber tasavvuruna İslam’da yer
olmadığının en temel göstergesidir.

Bütün bunlardan sonra bazı yanlış anlaşılmaların önüne geçmek için şu
gerçeği dile getirmemiz gerekmektedir. Peygamberimiz Muhammed sallallâhu
aleyhi ve sellem’in beşer vasfı – M. İslamoğlu’nun deyimiyle- bir gerçeğin
yarısıdır. O, Allah’ın kulu ve elçisidir. Dolayısıyla onun beşerliği
kulluğuna, peygamberliği de resullüğüne tekabül eder.[26] O, muhteşem
ahlakıyla, örnek kişiliğiyle (usve-i hasene), mü’minlere olan engin merhamet
duygusuyla, adaletiyle, şefkatiyle… *bir insan olarak yine herkesten,
hepimizden üstündür.* Fakat bu üstünlük, çalışıp gayret gösterilmiş ve hak
edilmiş bir üstünlüktür. İşte onun bize örnek gösterilmesinin sebebi de
budur. Bunu bir kenara bırakarak onu beşer üstü bir varlık gibi görmek ve
göstermek, sebebi ne olursa olsun ilk başta Resûlullah’a haksızlıktır, onun
örnekliğini yok etmektir. Bu yüzden her Müslüman bütün davranışlarında
olması gerektiği gibi bu konuda da *dengeli* ve *dikkatli* olmalı,
Resûlullah’ı Allah’ın tanıttığı şekilde tanımalı ve her durumda onu örnek
alarak yaşamaya çalışmalıdır.

Yahya ŞENOL
15. 04. 2008 Süleymaniye
--------------------------------------------------------------------------- -----
[1] Mustafa İslamoğlu, *Üç Muhammed,* Denge Yayınları, 13. Bs., İstanbul,
2004, s: 8-13.
[2] Bkz. Seyyid Kutub, *Fî Zilâli’l-Kur’ân,* 12. Bs., Dâru’ş-Şurûk, 1986, C:
4, s: 1872. (Hûd Suresi 28. ayetin tefsiri)
[3] *Katolik Kilisesi Din Ve Ahlak İlkeleri,* Çev. Dominik Pamir, İstanbul,
2000, s: 95, par. 331.
[4] Abdulaziz Bayındır, *Kur’an Işığında Aracılık Ve Şirk,* Süleymaniye
Vakfı Yayınları, İstanbul, 2005, s. 82.
[5] Muhammed b. Ali b. Muhammed eş-Şevkâni, *el-Fevâidu’l-Mecmûa
fi’l-Ahâdîsi’l-Mevdûa,* Thk. Abdurrahman el-Muallimî, el-Mektebetu’l-İslâmî,
2. Bs., Beyrut, 1392 h., s. 326; hadis no: 1013; Molla Aliyyü’l-Kârî,
*el-Esrâru’l-Merfûa
fi’l-Ehâdîsi’l-Mevdûa (el-Mevdûatu’l-Kübrâ),* Thk: Muhammed Lütfi es-Sabbâğ,
el-Mektebetu’l-İslâmî, 2. Bs., Beyrut, 1986, s: 288; hadis no: 385; İsmail
b. Muhammed el-Aclûnî, *Keşfu'l-Hafâ,* 3. bs., Beyrut, 1988, c: 2, s: 335,
hadis no: 2123. Aliyyü’l-Kârî ve Aclûnî, bu hadisin senet yönünden uydurma
olduğunu kabul etmekle birlikte mana yönünden sahih olduğunu
söylemektedirler. Bu konu hakkında İbn Teymiye şöyle demektedir: *“Bazıları
yerlerin, göklerin, ayın, güneşin… kısaca her şeyin Peygamberimiz sallallâhu
aleyhi ve sellem için yaratılığını iddia etmektedir. Hâlbuki böyle bir şey
ne sahih ne de zayıf, hiçbir şekilde Peygamberimizden rivayet edilmemiştir.
Bütün ehl-i ilim bunu böyle kabul etmiştir. Sahabeden de böyle bir söz
nakledilmemiştir. Bu, söyleyeni kesinlikle belli olmayan (anonim) bir
sözdür.”* İbn Teymiye, *Mecmûu Fetâvâ,* Cem’ ve Tertîb: Abdurrahmân Muhammed
b. Kâsım, c: 11, s: 96. İbn Teymiye devamla, yerlerin, göklerin, ayın,
güneşin vs. insanoğlu için yaratıldığını bildiren ayetleri sıralayarak bu
anlayışın doğru olmadığını açıklamaktadır.
[6] Mehmet Demirci, “Hakîkat-i Muhammediyye”, *Diyanet İslam Ansiklopedisi
(DİA),* İstanbul, 1997, C: 15, s: 179–180.
[7] Mehmet Demirci, “Hakîkat-i Muhammediyye”, *DİA,* C: 15, s: 180.
Hakikat-i Muhammediyye veya Nûr-u Muhammedî adı verilen bu inancın İslam
dünyasına Şiilerden onlara da Yeni Eflatunculuktan geçtiği, yahut bunda
Hıristiyan etkisinin veya Yunan felsefesinin bulunduğuna dair açıklamalar
için bkz: Hatice K. Arpaguş, *Osmanlı Halkının Geleneksel İslam
Anlayışı,*Ensar Neşriyat, 2. Bs., İstanbul, 2006, s: 184-186.
[8] Mehmet Demirci, “Hakîkat-i Muhammediyye”, *DİA,* C: 15, s: 180.
[9] Buhârî, Enbiyâ, 48.
[10] Ahmed b. Hanbel, 3/153, 241, 4/25, 40. Benzer bir hadis için bkz.: Ebû
Davud, Edeb, 9.
[11] Buhari, Hıyel, 10, Mezâlim, 16, Ahkâm, 20, 29, 31.
[12] Müslim, Birr ve’s-Sıla ve’l-Âdâb, 25 (88-97).
[13] Buhari, Salât, 31; Müslim, Mesâcid, 19 (93).
[14] Buhari, İ’tisâm bi’s-Sünne, 14.
[15] İbrahim Sarmış, *Hz. Muhammed’i Doğru Anlamak,* Ekin Yayınları, 3. Bs.,
İstanbul, 2007, cilt: 1 s: 95.
[16] Cihat Arınç, “Hakk’ın En Parlak Aynası: Ahmed-i Muhammed”, *Anlayış
Dergisi,* Nisan 2006, sayı: 35, s. 77.
[17] Cihat Arınç, “Hakk’ın En Parlak Aynası: Ahmed-i Muhammed”, s. 77.
[18] Abdulaziz Bayındır, *Kur’an Işığında Aracılık Ve Şirk,* s. 83.
[19] Abdülkerim el-Cîlî’nin *el-İnsânu’l-Kâmil* adlı eserinden naklen:
Mustafa İslamoğlu, *Üç Muhammed,* s: 204–205.
[20] Mustafa İslamoğlu, *a.g.e.,* s: 205.
[21] Cihat Arınç, “Hakk’ın En Parlak Aynası: Ahmed-i Muhammed”, s. 77.
[22] İbrahim Sarmış, *Hz. Muhammed’i Doğru Anlamak,* cilt: 1 s: 96.
[23] İlgili ayetler için bkz: Enfal, 8/67–68; Tevbe, 9/43; Ahzâb, 33/37;
Tahrîm, 66/1; Abese, 80/1–16.
[24] İlgili ayetler için bkz: Ğâfir, 40/55; Muhammed, 47/19; Fetih, 48/2.
[25] Kalem, 68/4.
[26] M. İslamoğlu, *a.g.e.,* s: 217.

--
*Biz bu Kitab’ı sana indirdik ki; her şeyi açıklasın. Nahl suresi 89. ayet
*Onu (Kuran'ı) açıklamak bizim işimizdir. Kıyamet suresi 19. ayet
√ 15 Dilde Meal:
http://www.seslikuran.com
√ Kur'an Sohbetleri:
www.kurandersi.com
√ Araştırma Yazıları-Fetvalar:
www.suleymaniyevakfi.org
√ İslami Kitaplar:
www.darulkitap.com
√ Mail Grubuna Üye Ol:
http://kurandersidinle.azbuz.com/index.jsp
√ Yardıma Muhtaç İnsanlar İçin:
http://www.ihh.org.tr/Hesap-Numaralari.127.0.html
√ İslami Çalışmalar İçin:
http://www.kurandersi.com/iletisim/
√  Yeşil, Sağlıklı Bir Çevre İçin:
http://www.tema.org.tr/Sayfalar/BizeKatilin/YurticiBankaHesapNo.html
"Allah yolunda harcayın. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın."
Bakara 195
Geçmiş İletileri İncelemek İçin Grubun Ana Sayfası:
http://groups.google.com.tr/group/kurandersleri?hl=tr
--
PRIMUM NON NOCERE
http://ismetsoner.spaces.live.com
http://groups.google.com.tr/group/bursaforum
(Kızgınlıkla karar almayın, mutluluktan uçtuğunuzda söz vermeyin. İkisi de
sarhoşluk ânıdır, akıl başta değildir)

  peygamber daha başka nasıl tanrılaştırılabilir ki.flv
4647K İndir

  PEYGAMBERİ TANRILAŞTIRMA.doc
54K İndir

  Allah'ın beşer rasulü.doc
103K İndir

    Yanıtla    Yazarı yanıtla    Yönlendir  
İleti gönderebilmek için önce Oturum açmalısınız.
İleti gönderebilmek için önce bu gruba katılmalısınız.
İletinizi göndermeden önce lütfen abonelik ayarları sayfasında rumuzunuzu güncelleyin.
İleti göndermek için gerekli izne sahip değilsiniz.
İletilerin sonu
« Tartışmalara Dön « Daha yeni konu     Daha eski konu »

Grup oluştur - Google Grupları - Google Ana Sayfa - Hizmet Şartları - Gizlilik Politikası
©2009 Google