*Eden, kendine eder*
Vaktiyle *(iyi kalbli)** *bir kimse
çıkar evinden.
Bir dostunu ziyarete gidecektir.
Yolda acıkır. Bir fırından *(ekmek)* ister.
Ancak parasını evde unutmuştur.
Fırıncıya;
Üzerime para almamışım. Sonra
versem olur mu?
diye sorar.
Fırıncı *(kötü kalpli)* biridir.
inanmaz ona.
Hatta *(su-i zan)* edip, içinden;
"Bıktım bu yalancılardan"
der.
Bir ekmeğin içine
*(bolca zehir doldurup)*
verir o zavallıya.
Garip,
*(O zehirli ekmeği)*
alıp ayrılır.
Az ilerde
*(bir delikanlıya)*
rastlar.
Askerliği bitmiş, evine
dönüyormuş.
Gencin aç olduğunu öğrenir.
*Ekmeğini ona verir.*
O genç ekmeği yer, eve gider.
Gider ama,
*(başlar Zehirin tesiri)*
Zangır zangır titrer her yeri.
Ev halkı
merak ve telâş içindedir.
Zîra genç,
*Ölüm döşeğindedir.*
Ne yapacaklarını bilemezler.
Genç,
son nefeslerini verirken;
*Yolda birinden ekmek aldım. *
Ne olduysa, onu yedikten
sonra oldu,
diye mırıldanır.
Genç,
*o fırıncının oğludur.*
Fırıncı, başlar dövünmeye:
Eyvaah!
O zehiri *(ben koymuştum)* ekmeğe.
Oğlumu *(kendi elimle)* zehirledim.
der.
Ne kadar *(pişmân)* olsa,
ne kadar *(üzülse)* de içten,
Artık faydasız.
Zîra,
*geçmiştir iş işten.*
**
*Bugünkü **"sesli menkıbe"**yi dinlemek için tıklayınız:*
*Tevazû Sahibiydi - 1*<http://www.siirlerlemenkibeler.com/ses/1/ses/52.wma>
Menkıbeleri aldığımız kaynak siteler:
www.hakikatkitabevi.com
www.dinimizislam.com
www.gonulsultanlari.com
--
Hilal AJANS - AlpEren