Gmail Takvim Dokümanlar Reader Web diğer »
Son Ziyaret Edilen Gruplar | Yardım | Oturum açın
Google Grupları Giriş
ABD, Küresel Mühendislik Projeleri İçin Türkiye'de de "Sivil Acenta"lar Arıyor! / Kenan Alpay
Şu anda bu grupta ilk sırada gösterilen çok fazla sayıda konu var. Bu konuyu ilk sırada göstermek istiyorsanız, bu seçeneği başka bir konudan kaldırmalısınız.
Talebiniz işlenirken bir hata oluştu. Lütfen tekrar deneyin.
bayrak
  1 ileti - Tümünü daralt  -  Tümünü şu dile çevir: Çeviri (Tüm orijinalleri görüntüle)
İleti gönderdiğiniz grup bir Usenet grubudur. Bu gruba ileti gönderdiğinizde İnternetteki herkes e-posta adresinizi görecektir.
Yanıt iletiniz gönderilmedi.
Yayınınız yöneticiler tarafından onaylandıktan sonra görüntülenecek
 
Gönderen:
Kime:
Cc:
İzleyen:
Cc Ekle | İzleyen Ekle | Konuyu Düzenle
Konu:
Doğrulama:
Doğrulama amacıyla, lütfen aşağıdaki resimde gördüğünüz karakterleri veya erişilebilirlik simgesini tıkladığınızda duyduğunuz rakamları yazın. Dinleyin ve duyduğunuz sayıları girin
 
haksoz-Haber  
Profili göster  
 Diğer seçenekler 8 Haziran 2005, 21:26
Kimden: "haksoz-Haber" <edi...@haksoz.net>
Tarih: Wed, 08 Jun 2005 11:26:28 -0700
Yerel: Çarş 8 Haziran 2005 21:26
Konu: ABD, Küresel Mühendislik Projeleri İçin Türkiye'de de "Sivil Acenta"lar Arıyor! / Kenan Alpay
Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan'da yaşanan ABD destekli rejim
değişikliklerinden sonra kamuoyunda sivil toplum kurumları (STK)
adeta kirli, şüpheli veya küresel güçlerin maşası olarak
algılanır oldu. Doğu Bloğu'nun çözülmesi ile birlikte
STK'lar bütün dünyada küresel sermayenin liberal politikalarına
uygun bir toplumsal ve siyasi yapı devşirmek üzere kullanılmaya
başlandı.

Dönüp arkamıza baktığımızda Batı merkezli sömürgeciliğin
insanı ve toplumu yeniden tanımlamak ve dönüştürmek için bir
araç olarak kullandığı sosyal bilimlerin (sosyoloji, antropoloji,
sosyal-psikoloji vs.) misyonunu takviye etmek üzere özellikle (II.
Dünya Savaşı sonrası süreçte) Batı dışı toplumlarda
STK'ların teşvik ve tahkim edildiğini görüyoruz. Buna karşın
İslami çevrelerin teşekkül ettirdiği STK'larda liberal söylem
ve ilişki biçimlerinin içselleştirilmesi vakayı adiye'den
sayılır oldu. Küresel hegemonyanın bütün toplumlara nüfuz etmek
üzere konjonktüre göre yeniden dizayn ettiği, örgütlediği
STK'larla acaba hangi değirmene su taşınabilir? Hegemonya
arayışına hizmet eden kurumlarla girilen ilişkilerin neticesinde az
bir fayda adına büyük zararlar göze alınıyor. İşte bu türden
kaygıları zirveye taşıyacak bir girişim geçtiğimiz ay
İstanbul'da hayata geçirildi.

Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı (TGTV) öncülüğünde
düzenlenen ve açılış konuşmasını TBMM Başkanı Bülent
Arınç'ın yaptığı "Değişen Dünyada Yeni Bir Vizyon
Arayışı" başlıklı uluslararası konferans 30 Nisan-1 Mayıs
2005 tarihlerinde İstanbul Eresin Oteli'nde yapıldı. Toplantıda
İslam coğrafyasının farklı bölgelerinden katılanlar tebliğci ve
müzakereci olarak söz aldılar. Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül'ün yanı sıra birçok AK Parti'li milletvekili de
toplantıda yaptıkları konuşmalarda STK'ların toplumsal değişim
ve dönüşüm üzerindeki etkisine değindiler.

İslam dünyasında yaşanan sorunların ortak bir bakış açısıyla
değerlendirilmesinin ve çözüm önerilerinin tartışılacağı
düşünülen sempozyumun ABD, AB ve TC Dışişleri Bakanlığı
yönlendirmesi altında yapılıp yapılmadığı konusunda
katılımcılar arasında yoğun tartışmalar yaşandı.

TGTV, ABD Konsolosluğu'nda; ABD'li Diplomatlar, TGTV'de!

Sempozyumda Dışişleri Bakanlığı Genişletilmiş Ortadoğu Projesi
(GOP) Koordinatörü Büyükelçi Ömür Orhun'un resmi gözlemci
sıfatıyla bulunması dikkat çekiciydi. TGTV temsilcileri ile
ABD'li ve AB'li diplomatlar arasında iki yıl öncesine kadar
uzanan ilişkiler ise tartışmaların asıl odaklandığı noktayı
teşkil etti. Bilindiği üzere İstanbul İstinye'deki ABD
Konsolosluğu'nda bazı STK temsilcileri ile BOP'un hayata
geçirilmesi üzerine yapılan tartışmalarda TGTV adına genel
sekreter Av. Hasan Mollaoğlu'nun da yer alması, ardından ABD'li
diplomatların da TGTV yönetim kurulunu genel merkezlerinde ziyaret
etmeleri ile İslami kesimlerde yaşanan tedirginlik artmıştı. Bazı
konuşmacıların ısrarla bir sonuç bildirgesi yayınlanarak
ABD'nin kınanması ve BOP'a karşı çıkılması yönünde
yaptığı çağrılara sempozyumu düzenleyenler tarafından resmen
bir cevap verilmemesi ise manidar bulundu.

Bu çerçevede Amerikalı diplomatların STK'ları ABD'nin arka
bahçesi haline getirmek için her türlü imkanı zorladıkları;
"uyumlu" STK'ların da uluslararası ilişkilerde yükselen
değerlere, özellikle liberal demokrasi ve insan hakları değerlerine
entegre olmak için akademik bir dil ve reel politikaya uygun
projelerle yarışa girdikleri artık sır değil.
Anlaşılan o ki hem ABD'li diplomatlar hem de bazı STK'lar
karşılıklı olarak "kazan-kazan" politikasını hayata geçirmek
için kararlılıkla çalışıyorlar. Mesela 17 Şubat 2004 günü
ABD'nin Türkiye Büyükelçisi Eric Edelman'ın ve yanı sıra
İstanbul Başkonsolosu Davıd L. Arnett'in katıldığı toplantıda
TÜSEV'den Filiz Bikmen, AÇEV'den Ayla Göksel Göçer, Tarih
Vakfı'ndan Orhan Silier, Helsinki Yurttaşlar Derneği'nden Murat
Belge ve TGTV'den Hasan Mollaoğlu da bulunuyordu. Edelman denilince
özellikle STK'ların sıkı durması gerekiyor. Çünkü Edelman ABD
Savaş Bakanlığı Pentagon'dan "Üstün Sivil Hizmet Ödülü"
almış bir diplomat. Görev yaptığı ülkelerde pek çok STK'yı
ABD'nin 'Truva Atı' haline getirmek hususunda şöhret yapmış
bir isim.

18 Şubat 2004 tarihinde ise TGTV genel merkezinin kalabalık
ziyaretçi topluluğu arasında şu isimler dikkat çekiyordu: ABD
Basın ve Kültür İşleri Konsolosu Walter Douglass, Siyasi İşler
Konsolosu Jonathan Henick, Amerikan Bilgi ve Belge Merkezi
yardımcısı Dilek Bıçakcı, Kültür İşleri görevlisi Alev
Alemdar. Konsolos W. Douglas, TGTV'yi ziyaret sebebini açıklarken,
ABD'nin STK'ların demokrasiye olan katkılarını önemsediğini
hatırlatıyor ve Büyük Ortadoğu Projesi'nde demokrasinin
geliştirilmesinde NGO'ların çalışmalarının önemi, insan
hakları ve demokrasi konusunda Türkiye'nin model olması
gerektiğine dikkat çekiyor ve Washington'un bu konuda inisiyatif
koyduğunu belirtiyordu. (Asım Asyalı, BOP Temasları, Yeni Asya,
09.05.2004)
Bu konuda Akşam gazetesi yazarı Oya Berber-oğlu'na açıklama
yapan TGTV Genel Başkanı Necmi Sadıkoğlu ise ABD konsolosluk
yetkilileri ile yapılan görüşmeleri doğruluyor ve BOP'a ilişkin
şu beyanatı veriyor; "Düşüneceğiz. (ABD'lilerle) birkaç
seans daha görüşmemiz lazım. O ülkelerde faaliyet yapmak kolay
değil. Belki Türkiye'de organizasyon yapıp davet edilebilirler."
(Oya Berberoğlu, ABD'nin BOP Umudu ve STK'lardan Medet, Akşam,
21.02.2004)

ABD Savunma Bakan Yardımcısı ve Pentagon'un üç numaralı ismi
Douglas Feith'in Şubat 2005 tarihinde Ankara'ya yaptığı
ziyarette ABD elçiliği rezidansında "geniş bir yelpazeye yayılan
10 sivil toplum örgütü temsilcisiyle" ABD Türkiye ilişkilerinin
takdir edilmesi, hükümet yetkililerini aşarak kamuoyuna inmesi için
yapmış olduğu toplantı da kayıtlara düşüyordu. (Ankara'ya
Pentagon Mesajı, Radikal, 20.02.2005)
Edelman, Feith veya başka herhangi bir emperyal gücün temsilcisi ile
'sivil toplum' temsilcilerinin ne gibi bir teması olabilir? İslam
dışı unsurların hepsini bir şekilde anlamak mümkün fakat
bünyesinde onlarca vakıf veya derneği barındıran TGTV üzerinde
ayrıca durmak gerek. Çünkü TGTV sadece muhafazakar,
milliyetçi-mukaddesatçı çevreleri temsil eden oluşumlar için bir
şemsiye örgüt işlevi görmüyor artık. TGTV'nin bünyesinde
Akabe Vakfı, İnsan Vakfı, Araştırma ve Kültür Vakfı ve
Hukukçular Derneği de yer alıyor. Doğal olarak meselenin bizi
öncelikle ilgilendiren yönü burası oluyor. Özellikle sempozyum
sürecinde ve esnasında AKV temsilcilerinin  açık muhalif tavrı
dışında zikredilen diğer kurumların sessiz kalmaları, hatta
kimilerinin ev sahibi pozisyonu takınmaları sorulara yol açtı.

Sempozyum organizatörleri kendilerine yöneltilen soru ve
eleştirileri cevaplamıyorlar. Bunun yerine eleştiri sahiplerine
"iyi niyetten uzak, başarıyı baltalama niyeti var" gibi
subjektif değerlendirmeler yöneltiyorlar. TGTV yönetiminin
İstinye'deki ABD Konsolosluğu'nda diplomatlarla ne işi
olduğunu, ABD'li diplomatların TGTV Genel Merkezi'nde ne
aradığını izah etmeye tenezzül etmediği gibi kalkıp bir de
muhataplarını kötü niyetli olmakla itham etmesi dikkat çekici.

Sempozyumda STK'lara ilişkin teorik ve teknik konular gündeme
geldi. Bu konular arasında öne çıkan başlıklar şunlardı:
"Yönetim ve anlayışlarda değişim, STK'larda kullanılacak
bilimsel dil ve yöntemler, ileri düzeyde eğitilmiş yöneticiler,
finans sorunu, koordinasyon, STK haritası, özürlülerle ilgili
çalışmalar, uluslararası kuruluşlara akreditasyon, kadın ve aile
politikaları, yönetim merkezi vb."

Sempozyumda söz alanlardan biri de Prof. Hayri Kırbaşoğlu'ydu.
Kırbaşoğlu; 'Ilımlı İslam' projesini, karşı karşıya
olduğumuz en büyük tehdit olarak niteleyip sempozyumun Filistin ve
Irak başta olmak üzere İslam coğrafyasında yaşanan işgallerin
nasıl sona erdirilebileceğine ilişkin düzenlenen bir organizasyon
olması gerektiğini ifade etti. İHH Başkanı Bülent Yıldırım da
aynı konuda bir sunum yaptı. Yıldırım'ın, BOP eksenli
savrulmalara sert biçimde dikkat çektiği konuşmasının, birilerini
fena halde rahatsız ettiği gözlerden kaçmadı.

Özgür-Der adına söz alma imkanı elde ettiğimizde ise; sempozyumun
resmi bir sonuç bildirgesi yayınlaması gerektiği, bu bildirgede ABD
ve BOP'un açıkça kınanması; Irak, Filistin ve Afganistan'daki
işgallerin sona erdirilmesi için çağrı yapılması; İran, Suriye
ve Lübnan'a dönük baskıların kınanması ve STK'ların
herhangi bir emperyal gücün uzantısı olmayacağının açıkça
beyan edilmesini talep ettik.

Türkiye dışından gelen konuşmacılar tarafından "STK'lar
Birliği içinde şeriat konseyi kurulması, finansmanla ilgili
sınırlamalar getirilmesi, bütün siyasi ve resmi ilişkilerden azade
olduğunun resmen ilan edilmesi, genel sekreterlik seçiminin aceleye
getirilmemesi ve Birlik'in 10 kişilik bir sekreterya tarafından
yönetilmesi" konuları gündeme getirildi. Fakat sempozyumu
düzenleyen iradenin adına gayri resmi bir şekilde siyasi konulardan
kesinlikle uzak durmak gerektiği, inanç ve ideolojide liberal olmak
gerektiği ve uluslararası kuruluşlarla akreditasyonun
önemsenmesinin gereği vurgulandı.

Sempozyumun sonunda İslam Dünyası STK'ları Birliği Tüzüğü
takdim edildi; fakat tüzük tartışılıp oylanmadan genel sekreter
seçimine geçildi. Usule yapılan itirazlara rağmen salonda bulunan
temsilcilerin yoklaması yapılmadan, kimin kabul, kimin red oyu
verdiği belirsiz bir biçimde "kabul edenler, etmeyenler, kabul
edilmiştir" şeklinde sonuç, oturum başkanı İsmail Kahraman
tarafından takdir edildi. Sempozyum bu şekilde sona erdi.

Sempozyumun Arka Planındaki Arayışlar

Sempozyumun gerçekleşmesi uzun bir hazırlık sürecine dayanıyor.
TGTV yönetim kurulunun toplantılara ilişkin tutanaklarından
öğrendiğimiz kadarıyla sempozyuma hazırlık sürecinde birkaç
konu ağırlık kazanmış: [1] İKÖ ve BM'ye akredite olmak (N.
Sadıkoğlu, TGTV), [2] Türkiye Tanıtma Fonu'ndan yardım almak (S.
Kılıç, MÜSİAD ve F. Güngör, Akabe), [3] Hükümetten fikri ve
maddi anlamda destek alınması (S. Kılıç, MÜSİAD), [4] İKÖ ve
Dışişleri ile görüşülmesi (F. Güngör, Akabe), [5] BOP'un
yanında veya karşısında olunmaması gerektiği (F. Okumuş,
Rotterdam İslam Üniversitesi), [6] STK sempozyumunun İKÖ ile
ilişkilendirilmesi (A. İyioldu, İş Dünyası Vakfı ve Ali Mete,
İstanbul Vakfı), [7] STK sempozyumunun İKÖ ile değil AB ile
ilişkilendirilmesi (S. Kılıç, MÜSİAD). Bunların yanı sıra,
"BOP'un taşeronu gibi davranmamak (B. Yıldırım, İnsan
Vakfı)", "BOP'un plana konulmaması (F. Güngör, Akabe)",
"ABD'nin taşeronu görüntüsüne girilmemesi (S. Odabaşı)"
görüşleri de toplantı tutanaklarında yer almış.
İslam Dünyası STK'lar Sempozyumu ile ilgili temel siyaset hedefini
Birlik Vakfı temsilcisi Niyazi Eruslu ise adeta mağrur ve muzaffer
bir komutan edasıyla şöyle ifade etmiş: "Konu ve zamanlama iyi
seçildi. Ortadoğu ve Müslüman toplumların tartıştığı bir
dönemde erken davranıp inisiyatifi ele geçiren hakimiyeti ele
geçirir. (TGTV Yönetim Kurulu Toplantı Tutanağı. 08.07.2004
www.tgtv.org/faaliyetler)

Sonuçta ise 14 Ocak 2005 tarihinde N. Sadıkoğlu, A. Şişman, H.
Mollaoğlu, M. Özkaya, B. Cebeci ve kurucu üyelerden milletvekilleri
Ö. Kavuştu ve Ö. Ergenç'ten oluşan TGTV heyeti İslam Dünyası
STK'ları Konferansı ile ilgili olarak Dışişleri Bakanı Gül ile
görüşmüşler. Projeyi büyük bir heyecanla karşılayan Gül,
Dışişleri Bakanlığı olarak bölgeye yönelik projeler
ürettiklerini, Dışişleri ile TGTV'nin koordinasyonu için
Büyükelçi Reha Keskintepe'yi atadıklarını ifade etmiş.
Doğrusu toplantı hazırlık sürecinin sempozyumun gidişatını
büyük ölçüde açığa çıkardığı, belirginleştirdiği
söylenebilir.

Kaygılarımız belki birilerince fazla şüpheci bir yaklaşım
ürünü olarak görülebilir. Fakat İslam dünyasının genelinde
yaşananlar ve emperyal projelerin ağırlığı dikkatli olmayı
gerektiriyor. Özellikle bu süreçte tüm dünyada işgal ve katliam
politikalarıyla nefretin odağı haline gelen ABD'nin
diplomatlarıyla yapılan görüşmeler hiçbir şekilde izah edilemez.
Bu vasatta yapılacak herhangi bir görüşme veya işbirliği,
emperyalizmin işgal ve cinayet politikalarına ortak olmak demektir.

STK'lar; açlık, işgal, işkence ve katliam vb. politikaları
dünya üzerinde hakim kılmaya çalışan devlet veya devletlerin
uzantısı kurumlara karşı sarf edilecek çabaların koordine
edileceği kurumlar olmalıdır. STK'lar ancak adalet ve özgürlük
mücadelesini toplumsal dinamik haline getirmek hedefine endekslenmiş
aktivitelerle meşruiyetlerini koruyabilirler. ABD veya AB'nin
acentası gibi çalışacak STK'ların emperyalizmin işgal ve
cinayet suçlarına ortak olacaktır.

Haksöz Dergisi - Haziran 2004 - 171.Sayı

www.haksoz.net


    Yazarı yanıtla    Yönlendir  
İleti gönderebilmek için önce Oturum açmalısınız.
İleti gönderebilmek için önce bu gruba katılmalısınız.
İletinizi göndermeden önce lütfen abonelik ayarları sayfasında rumuzunuzu güncelleyin.
İleti göndermek için gerekli izne sahip değilsiniz.
İletilerin sonu
« Tartışmalara Dön « Daha yeni konu     Daha eski konu »

Grup oluştur - Google Grupları - Google Ana Sayfa - Hizmet Şartları - Gizlilik Politikası
©2009 Google