Gmail Takvim Dokümanlar Reader Web diğer »
Son Ziyaret Edilen Gruplar | Yardım | Oturum açın
Google Grupları Giriş
Namaz insanı şirkten korur
Şu anda bu grupta ilk sırada gösterilen çok fazla sayıda konu var. Bu konuyu ilk sırada göstermek istiyorsanız, bu seçeneği başka bir konudan kaldırmalısınız.
Talebiniz işlenirken bir hata oluştu. Lütfen tekrar deneyin.
bayrak
  1 ileti - Tümünü daralt  -  Tümünü şu dile çevir: Çeviri (Tüm orijinalleri görüntüle)
İleti gönderdiğiniz grup bir Usenet grubudur. Bu gruba ileti gönderdiğinizde İnternetteki herkes e-posta adresinizi görecektir.
Yanıt iletiniz gönderilmedi.
Yayınınız yöneticiler tarafından onaylandıktan sonra görüntülenecek
 
Gönderen:
Kime:
Cc:
İzleyen:
Cc Ekle | İzleyen Ekle | Konuyu Düzenle
Konu:
Doğrulama:
Doğrulama amacıyla, lütfen aşağıdaki resimde gördüğünüz karakterleri veya erişilebilirlik simgesini tıkladığınızda duyduğunuz rakamları yazın. Dinleyin ve duyduğunuz sayıları girin
 
müdakkik_ talebe  
Profili göster  
 Diğer seçenekler 6 Kasım, 22:03
Kimden: müdakkik_ talebe <uhreviesinti...@gmail.com>
Tarih: Fri, 6 Nov 2009 12:03:46 -0800 (PST)
Yerel: Cuma 6 Kasım 2009 22:03
Konu: Namaz insanı şirkten korur
Namaz insanı şirkten korur

Namazın Şirkten Korunmaya Vesileliği

Müminin en çok korkacağı manevî tehlikelerin başında şirk gelir. Şirk,
büyük bir zulümdür, insanın bütün manevî cihazlarının harap olmasına
sebep olur. Şirk üzere ölenin, Allah'ın affından istifade edemeyeceği
Kur'an-ı Kerîm,de açık olarak ilan edilmiştir. Nisâ sûresinin, 48. ve
116. ayet-i kerîmelerine, şirk üzere ölenlerin asla
affedilmeyecekleri, Lokman sûresinin 13. âyetinde de, şirkin büyük bir
zulüm olduğu bildirilmiştir. Kâinattaki her şey, zerrelerden
yıldızlara kadar kendilerine has diller ile, Allah'ın varlığını ve
birliğini ilan ederken, Allah'ın ulûhiyetinde veya rubûbiyetinde
ortağı olduğunu zannederek, bütün kâinatı yalancılık ile suçlayanlar
ve böylece bütün kâinata hakaret edenler, hem bütün kâinata manen
zulmetmiş olurlar, hem kâinat üzerinde tecellî eden esmâ-i İlâhiyeye
karşı çok ağır ithamlarda bulunmuş olurlar ve hem de böyle ağır
suçları ısrarla işlemek suretiyle kendi manevî cihazlarını harap
ederek 'ıslah olma' kabiliyetini kaybederler ve ebedî cehenneme
girmeyi hak etmiş olarak kabre girerler.

Şirke düşenlerden bu dünyada hatasını anlayarak pişman olup tevhîde
uygun bir hayatı seçenlerin, Allah'ın nihayetsiz rahmetinden dünya ve
âhirette istifade edebilme imkânına kavuşacakları yani Allah'ın affına
mahzar olacakları ise, Zümer sûresinin 53. âyetinde müjdelenmiştir.

Hakkı verilerek eda edilmeye çalışılan namaz, şirkten kurtulmaya ve
korunmaya en birinci vesîledir. Bu haber ve müjde, Kur'an-ı Kerîm'de
hem Rûm sûresinin 31. âyetinde ve hem de Ankebût sûresinin 45.
âyetinde bildirilmiştir. Namazı hakkını vererek eda etmeye
çalışmaktan, namazları vaktine kılmayı, cemaatle kılmaya gayret
göstermeyi, namazda tâdil-i erkâna riayet etmeyi, namazda ihlâsa
dikkat etmeyi, beş vakit namazı vaktinde eda etmeyi en önemli vazife
kabul etmeyi anlayabiliriz.

Namazı hakkını vererek eda etmeye çalışmak, şirkten kurtulmak ve
korunmak için en birinci vesîledir. Çünkü, namazın içindeki
hareketlerde ve okunan sûre ve dualarda iman tazeleme vardır. İki
namaz arasında iman hakikatlerine aykırı söz söylenmesinden veya
davranış sergilenmesinden dolayı kalblerde meydana gelen manevî
kirlenmeler, namaz esnasında Allah'ın lütfu ile temizlenir. Çünkü
böyle bir temizlenmeyi namaz kılan mümin, Allah'tan namazında
Allah'tan niyaz ediyor.

Diğer taraftan, namazın içinde bütün mahlûkâtın Allah'a arz ettikleri
çeşit çeşit ibadetlerin özü ve özeti vardır. Kâinat ağacının en güzel
ve câmi meyvesi olarak yaratılan insana, Allah öyle bir ibadeti
emretmiştir ki, o ibadet bütün mahlûkâtın ibadetlerinin nurlu bir
özetidir. İşte o ibadet, namazdır. Namaz ile mümin, bütün kâinat ile
manen tanışır. Yani kâinatın her an Allah'ı tesbih ettiğine kalben-
rûhen şâhitlik yapan bir mümin, her an kâinattan tevhid dersi alır ve
kâinat ile münasebetlerinde şirk kokan söz ve davranışlardan sakınır
ve sakındırılır.

Namaz, müminin kendini en güzel şekilde tanımaya çalıştığının yani
sonsuz âcizliğini hissetmeye gayret ettiğinin en güzel ifadesidir.
Müminin, namazdaki hareketler ve okuduğu sûre ve dualarla ve bilhassa
namazdaki secdeleri ile sonsuz âcizliğini fark etmesi, Allah'ın
nihayetsiz kudretinin tecellîlerini kalbinde hissetmesine ve kâinatta
seyretmesine vesîledir. Allah'ın nihayetsiz kudretinin tecellîlerini
kalbi ile hisseden ve kalb gözü ile kâinat üzerinde O'nun nihayetsiz
kudretinin tecellîlerini seyreden bir mümin, elbette Allah'a ortak
koşmaktan şiddetle sakınır ve şirkten kendisini korumasını dâima
Allah'tan talep eder. Fâtihâ sûresini dikkatlice tefekkür ederek
okuduğumuzda görülecektir ki, mümin her namazında, Allah'ın emrettiği
yolda dâim olabilmek için Allah'tan yardım istiyor.Demek ki, namazına
dikkat ve devam eden bir mümin, başta şirk olmak üzere her çeşit
günahlardan kurtulmak ve korunmak hususunda Allah'tan dâima yardım
istediği için, Allah'ın; 'hususî koruması' altına girebilmek mevzuunda
iradesini sarf etmiş oluyor. Allah, kendisinden 'korunma' talep
edenleri koruyacağını vaat ediyor.Hakkı verilerek eda edilmeye gayret
edilen namazın, şirkten kurtulmaya ve korunmaya vesîleliği hakikatini
düşünürken, meselenin bu cihetini de hatırlamalıyız.

Demek ki, namazını hakkını vererek eda etmeye çalışan bir mümin, maddî-
manevî her tehlikeden kurtulabilmek ve korunmak için en güzel bir
vesîleye sarılmış oluyor.Cenab'ı Hak, namaz kılmak ile nimetlendirdiği
bütün müminlere, namazın kıymetini bilebilmek için gayret sarf etmeyi
nasîp eylesin. Amin
ali çetinkaya


    Yanıtla    Yazarı yanıtla    Yönlendir  
İleti gönderebilmek için önce Oturum açmalısınız.
İleti gönderebilmek için önce bu gruba katılmalısınız.
İletinizi göndermeden önce lütfen abonelik ayarları sayfasında rumuzunuzu güncelleyin.
İleti göndermek için gerekli izne sahip değilsiniz.
İletilerin sonu
« Tartışmalara Dön « Daha yeni konu     Daha eski konu »

Grup oluştur - Google Grupları - Google Ana Sayfa - Hizmet Şartları - Gizlilik Politikası
©2009 Google