Google Grupları Giriş Sayfasına Git    HAMMADUN
SAHİLDEKİ RENKLİ ÇAKIL TAŞLARI...

müdakkik_ talebe <uhreviesinti...@gmail.com>

SAHİLDEKİ RENKLİ ÇAKIL TAŞLARI...

Göz alabildiğine uzanan bir sahilde, irili ufaklı sayısız çakıl taşı
varmış. Denizin durgun ve havanın kapalı olduğu zamanlarda, bu
taşlardan hiç bir ses duyulmazmış. Sadece martıların çığlıkları ve
arada bir uzaktan geçen yolcu gemilerinin sesi yankılanırmış böyle
günlerde.

Ama deniz çoşup da dalgalar kaplayınca sahilleri, neşeleri gelirmiş
çakılların. Hepsi ıslanıp iliklerine kadar titremelerine rağmen,
şikayet etmezlermiş durumlarından.

Çünkü denizin dalgalarıyla yıkandıklarında soluk yüzlerine renk gelir
ve hava bir de açıksa, o geçici renkler güneş ışığından ötürü
parlamaya başlarmış. İşte bu zamanlarda, çenesi düşermiş çakılların.

- Biz gerçekten güzeliz, diye kasılırlarmış.. Hem renkliyiz, hem
parlak.

Sadece bu kadarla da yetinmezmiş çakıllar. Diğerleriyle kıyaslarlarmış
kendilerini, bazen kavga ederek, "sen küçüksün ben büyük", "sen
soluksun ben parlak" gibi laflarla. Kavganın en civcivli anında, bir
ses duyarlarmış çoğu zaman. Derinlerden gelen o ses:

-- Güzelliğinizle asla övünmeyin, dermiş onlara. Hele hele o güzelliği
başka yerden almışsanız.

Çakıllar, pek aldırış etmezlermiş bu sese, yine renklerinden bahseder
ve sataşırlarmış birbirlerine. Ama o ses tekrar duyulur ve:

-- Renkli olmak hüner değildir, dermiş. O parlaklık ruhunuzdaysa eğer,
renksiz olmak zarar vermez sizlere.

Çakıllar, kendilerine o güzeliği veren şeyi ve derinden derine gelen o
sesi merak etmedikleri için, gülüp geçerlermiş söylenenlere..

Çakılların güzellikleriyle övündükleri bir gün, devlere benzeyen
makinalar girmiş o sahillere. Çelik tekerlekleriyle ezdikleri taşları
bin parçaya bölerek. Birbirinden gururlu taşlar, o devlerin
pençeleriyle savrulup atılmışlar bir yana.

Dağ gibi yığılan çakıllardan bazıları, bu sefer "biz üsteyiz, siz
altta" diyerek dalga geçmişler ezilenlerle. Kısa bir zamanda, sahilin
altı üstüne getirilmiş adeta. Çakıllar, neler olup bittiğini anlamaya
çalışırken, adamlardan sevinç çığlıkları yükselmeye başlamış:

-- Bulduuuk! diye bağırıyorlarmış hep bir ağızdan. Bir sahil dolusu
çakıla bedel olan o taşı bulduk.

Çakıllar, neyin bulunduğunu merak ederek adamlara baktıklarında,
onların ellerinde renksiz bir taş görerek hayrete düşmüşler. Hepsi
dudak bükerek alay etmek üzereyken, o renksiz taş güneş gibi
parıldayarak selamlamış kendilerini, güneş çoktan batmış olmasına
rağmen.

Parlak taş, bir kenara atılan çakılların şaşkınlığı farkedince:

-- Yıllar boyu sizinle konuşan bendim, diye gülümsemiş.. Sizlerden çok
daha aşağılarda ve toprak altındaydım. Ama içimdeki ışığı hiç bir
zaman kaybetmedim. Ve o ışığı kimden aldığımı bildiğim için de asla
gururlanmadım. Bu yüzden de sultanlara taç olup başlarda, yüzük olup
eller üstünde taşındım asırlardır.

Çakıllardan hiç bir cevap gelmemiş. Adamlar ise, gece olmasına rağmen
makinalarını başka bir sahile yönlendirmişler. Ay ışığından aldıkları
parlaklıkla öğünen yassı çakılların bulunduğu karşı sahile...

Cüneyd Suavi