| |
HAMMADUN |
SAHİLDEKİ RENKLİ ÇAKIL TAŞLARI...
Göz alabildiğine uzanan bir sahilde, irili ufaklı sayısız çakıl taşı
Ama deniz çoşup da dalgalar kaplayınca sahilleri, neşeleri gelirmiş
Çünkü denizin dalgalarıyla yıkandıklarında soluk yüzlerine renk gelir
- Biz gerçekten güzeliz, diye kasılırlarmış.. Hem renkliyiz, hem
Sadece bu kadarla da yetinmezmiş çakıllar. Diğerleriyle kıyaslarlarmış
-- Güzelliğinizle asla övünmeyin, dermiş onlara. Hele hele o güzelliği
Çakıllar, pek aldırış etmezlermiş bu sese, yine renklerinden bahseder
-- Renkli olmak hüner değildir, dermiş. O parlaklık ruhunuzdaysa eğer,
Çakıllar, kendilerine o güzeliği veren şeyi ve derinden derine gelen o
Çakılların güzellikleriyle övündükleri bir gün, devlere benzeyen
Dağ gibi yığılan çakıllardan bazıları, bu sefer "biz üsteyiz, siz
-- Bulduuuk! diye bağırıyorlarmış hep bir ağızdan. Bir sahil dolusu
Çakıllar, neyin bulunduğunu merak ederek adamlara baktıklarında,
Parlak taş, bir kenara atılan çakılların şaşkınlığı farkedince:
-- Yıllar boyu sizinle konuşan bendim, diye gülümsemiş.. Sizlerden çok
Çakıllardan hiç bir cevap gelmemiş. Adamlar ise, gece olmasına rağmen
Cüneyd Suavi
varmış. Denizin durgun ve havanın kapalı olduğu zamanlarda, bu
taşlardan hiç bir ses duyulmazmış. Sadece martıların çığlıkları ve
arada bir uzaktan geçen yolcu gemilerinin sesi yankılanırmış böyle
günlerde.
çakılların. Hepsi ıslanıp iliklerine kadar titremelerine rağmen,
şikayet etmezlermiş durumlarından.
ve hava bir de açıksa, o geçici renkler güneş ışığından ötürü
parlamaya başlarmış. İşte bu zamanlarda, çenesi düşermiş çakılların.
parlak.
kendilerini, bazen kavga ederek, "sen küçüksün ben büyük", "sen
soluksun ben parlak" gibi laflarla. Kavganın en civcivli anında, bir
ses duyarlarmış çoğu zaman. Derinlerden gelen o ses:
başka yerden almışsanız.
ve sataşırlarmış birbirlerine. Ama o ses tekrar duyulur ve:
renksiz olmak zarar vermez sizlere.
sesi merak etmedikleri için, gülüp geçerlermiş söylenenlere..
makinalar girmiş o sahillere. Çelik tekerlekleriyle ezdikleri taşları
bin parçaya bölerek. Birbirinden gururlu taşlar, o devlerin
pençeleriyle savrulup atılmışlar bir yana.
altta" diyerek dalga geçmişler ezilenlerle. Kısa bir zamanda, sahilin
altı üstüne getirilmiş adeta. Çakıllar, neler olup bittiğini anlamaya
çalışırken, adamlardan sevinç çığlıkları yükselmeye başlamış:
çakıla bedel olan o taşı bulduk.
onların ellerinde renksiz bir taş görerek hayrete düşmüşler. Hepsi
dudak bükerek alay etmek üzereyken, o renksiz taş güneş gibi
parıldayarak selamlamış kendilerini, güneş çoktan batmış olmasına
rağmen.
daha aşağılarda ve toprak altındaydım. Ama içimdeki ışığı hiç bir
zaman kaybetmedim. Ve o ışığı kimden aldığımı bildiğim için de asla
gururlanmadım. Bu yüzden de sultanlara taç olup başlarda, yüzük olup
eller üstünde taşındım asırlardır.
makinalarını başka bir sahile yönlendirmişler. Ay ışığından aldıkları
parlaklıkla öğünen yassı çakılların bulunduğu karşı sahile...