İSM-İ AZAM (Hamdi Boydak)
2004 - Şubat

İslam literatüründe ism-i azam, Allah (c.c.)’ın en büyük ismi anlamında kullanılan bir tabirdir. Bu tabir, kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de geçmemekle birlikte Peygamberimizden rivâyet olunan hadîs-i şeriflerde kullanılmıştır. İsm-i azam hakkında nakledilen Esma binti Yezîd, Ebû Ümâme, Büreyde b. Husayb, Enes b. Mâlik ve Hz. Aişe (r.anhüm) tarîkiyle gelen rivayetleri İbn Mâce es-Sünen’inde tahric etmiştir. Bunun dışında kalan ve dolaylı olarak ism-i azamı ilgilendiren rivayet ise Übey b. Ka’b tarîkiyle gelmiştir. Müsned, Müslim ve Ebû Dâvûd’da mevcuttur.
İsm-i azamın en büyük özelliği, kendisi ile dua edildiği takdirde mutlaka icabet edileceğidir. Hz. Büreyde (r.a.)’nin anlattığına göre bir adamın dua ettiğini Rasûlullah (s.a.v.) işitti. Sonra Efendimiz şöyle buyururlar: “Nefsimi kudret elinde tutan Zât’a yemin ederim ki bu kimse, Allah (c.c.)’tan ism-i azamı adına talepte bulundu. Şunu biliniz ki, kim ism-i azamla dua ederse Allah (c.c.) ona icabet eder, kim onunla talepte bulunursa (Allah ona istediğini mutlaka) verir.” Hz. Enes (r.a.)’in rivayeti ise şöyledir; bir adam dua etti, Rasûlullah (s.a.v.): “Bu adam neyi vesile kılarak dua ediyor, biliyor musunuz?” dedi. Bizler Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dedik. Şöyle buyurdular: “Nefsimi kudret elinde tutan Zât’a yemin ederim ki, o Allah (c.c.)’a ism-i azamı ile dua etti. O ism-i azam ki, onunla dua edilirse, Allah (c.c.) icabet eder, onunla istenirse verir.”
Ebû Ümâme (r.a.)’nin rivayetinde ise İnsanlığın Efendisi, “İsm-i azamı ben aradım ve şu üç surenin şu ayetlerinde; Bakara’da âyete’l-kürsî, Âl-i İmrân’ın baş tarafında ve Tâhâ’nın 111. âyetinde geçen Hayy ve Kayyûm isimlerinde buldum.” buyurmuşlardır.
Esmâ binti Yezîd (r.anhâ) anlatıyor; Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Allah’ın ism-i azamı, şu iki ayettedir. Birincisi, “İlâhınız, tek olan ilâhtır. O’ndan başka İlâh yoktur. O, Rahmân ve Rahîmdir.” (Bakara: 2/163) İkincisi; “Elif-lâm-mîm, O Allah ki O’ndan başka ilâh yoktur. O Hayy u Kayyûmdur.” (Âl-i İmrân: 3/1-3)
Esmâ-i ilâhiyyeden hangi ismin, ism-i azam olduğu hususunda ulemâmız farklı görüşler serd etmişlerdir. Bunlardan bir kısmı, Allah lafzının esmâ-i hüsnâ içinde üstün bir konumu olduğu için ism-i azam lafzatullahtır, demişlerdir. Hz. Âişe (r.anhâ) validemiz, duaların kabulüne vesile olan ismi öğretmesini Rasûl-i Ekrem (s.a.v)’den istemiş, fakat olumlu cevap alamamıştır. Bunun üzerine Hz. Âişe (r.anhâ) iki rekat namaz kılıp içinde Allah, Rahman, Rahim isimleriyle, “Senin bütün güzel isimlerin” ifadesinin geçtiği bir dua okumuş, duâyı dinleyen Rasûlullah (s.a.v.): “Benden öğrenmek istediğin isim, duanda yer alan isimler arasında bulunmaktadır.” şeklinde buyurmuşlardır.
Diğer bir kısım âlimler ise kadir gecesinin ve cuma günündeki kabul saatinin gizlendiği gibi esmâ-i hüsnâ içinde gizlenmiş olduğunu yönünde görüş bildirmişlerdir. Bu görüşü serd eden âlimler burada şu izahatı ilave etmişlerdir: Kul duygulandığı zaman sıdk u cândan söylediği isim, ism-i azamdır.
İsm-i azamın açıkça bilindiğini söyleyen âlimler ise yukarıda geçen hadîs-i şerifleri esas almışlardır. Onlara ilaveten “besmele, kelime-i tevhid, esmâ-i hüsnânın tamamı, Allahümme, Rabbi Rabbi, Mâlikü’l-mülk, Zü’l-celâl-i ve’l-ikrâm” ve Hz. Yunus’un duası olan “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine’z-zâlimîn” ibâreleri de kaydedilmiştir. Bir de şu görüş vardır: İsm-i azam herkes için bir olmaz, belki ayrı ayrı oluyor. Mesela İmam Ali (k.v.) hakkında “Ferd, Hayy, Kayyum, Hakem, Adl, Kuddûs” altı isimdir. İmâm-ı Azam’ın ism-i azamı: “Hakem ve Adl” isimleridir. Gavs-ı Azam Abdulkadir Geylânî’nin ism-i azamı, “Yâ Hayy”dır. İmâm-ı Rabbânî’nin ism-i azamı, “Kayyûm”dur. Daha bir çok zatlar kendileri için başka isimleri ism-i azam görmüşlerdir. Halk arasında ism-i azam duası diye bilinen dua yukarıdan beri anlatılanların derc edilmesinden meydana getirilmiştir.
Mutasavvıfların tamamı tarafından ism-i azamın varlığı kabul edilmiştir. Peygamberlerin ve velilerin bunu bildiklerini söyleye gelmişlerdir. Ancak bazı alimler, ism-i azam hakkında nakledilen rivayetlerle ileri sürülen fikirlerin incelenmesinden anlaşıldığına göre mevcudiyeti kesin olarak sabit değildir, demişlerdir. Bu son kanaati ileri süren alimlerin dayanaklarından biri de ism-i azam duasını bilenlerin olağanüstü işler yapabileceği şeklindeki aşırı abartıları ortaya atanlara karşı tepkileri olabilir.
“Sana gerçek surette biat edenler, Allah’a biat etmiş olurlar. Allah’ın eli, onların eli üstündedir.” (Fetih: 48/10) Mutasavvıflar bu ayeti yorumlarken, Allah u Tealâ onun elini (Rasûlullah’ın elini) kendisine nisbet etmiştir. Çünkü Peygamber (s.a.v) kendi nefsinden fâni ve Rabb’iyle bâkidir. Allah u Tealâ’nın nâibi ve ism-i azamın mazharıdır, demişlerdir.
Allah Rasûlü (s.a.v.) Âla b. Hadramî’yi bir gazada elçi olarak göndermişti. Bulunduğu yerle gideceği yer arasında bir deniz vardı. Orayı geçmesi gerekiyordu. İsm-i azamla Allah’a dua etti. Haberde geldiğine göre suyun üzerinden yürüyüp gitti. Aynı zatın yırtıcı ve yabani hayvanlarla karşılaştığında okuduğu bir dua olduğu rivayet olunmuştur.
Yüce Mevlâ’mızdan ism-i azamı hürmetine bağışlanmamızı dileriz. (Âmin)