| |
İpek Yolu ve Halveti Uşşaki 'lik |
Üç sultana şeyhülislâmlık yapan yüce veli...Zembilli Ali Efendi
Ali Cemali Efendi Anadolu'yu nurlandıran velilerden Cemaleddin
O da öyle yapar. Molla Hüsrev ona bildiklerini öğretir, ancak "bunlar
Hani derler ya, Allahü teâlâ vermek istemeseydi, istek vermezdi. Ali
Görünen o ki Ali Cemali Efendi'nin önü açıktır. Ancak o devlet erkânı
ŞEYHÜLİSLAM OLDUNUZ!
Ali Cemali Efendi zühdü ve takvası ile tanınır. Onda zerre kadar
Bir gün Yavuz Sultan Selim'in birkaç memurun kafasını vurduracağını
Zembilli Ali Efendi kaşlarını çatar: "Benim şeyhülislamlıktan
Yavuz'a tek söz düşer "Öyleyse affettik gitti!"
Sultan Selim çok celâllidir. Evet, devlete millete yararlı olanları
ZEMBİLİN HİKAYESİ
Mübarek çok merhametlidir, kendisine ve çevresindekilere yapılanları
Rodos'ta geçen yıllar
Mübareğin sonu hoş olur. Ayan beyan ölüme hazırlanır. O gün görülmedik
Nurlu kabri Zeyrek yokuşunda kendi dergâhının bahçesindedir.
Aksarayi'nin torunudur ve tedrise beşikte başlar. O, misli zor görülen
bir hafızaya sahiptir. Üstün körü geçilen kitapları bile harekesi
harekesine ezberler ve yaşından beklenmeyecek sorular sorar. Hocaları
böyle bir kabiliyetin önünü tıkamaktan çekinirler "Sen buralarda zâyi
olma" derler, "Büyük âlimlerde oku, meselâ Molla Hüsrev'e git!"
işin zahiridir" der, "şimdi sırlara ersen gerek. Bir Hakk aşığı bul ve
ona köle ol!"
Cemali Efendi'nin ihlâsından olacak, Ebûl Vefa gibi bir veli çıkar
karşısına.
İşte böylesi genç ve bilgili biri, adı sofuya çıkan padişahın gözünden
kaçmaz. II. Bayezid O'nu sürekli takip eder. Bursa, İznik ve Bâyezid
medreselerinde ders verdirir. Sonra tutar şehzadeler şehri Amasya'ya
Müftü atar.
ile haşır neşir olmaz. Gecesini gündüzünü işine verir. Hâlbuki
bulunduğu mevki birileri ile iyi geçinmeyi gerektirir. Mübarek
mâkamında gözü olanları farkedince "Merâklısına mübarek olsun!" der,
devlet kapısını terkeder. Çeker çarığını, düşer yollara.
Ali Cemali Efendi, Resulullah aşığıdır. İçindeki coşkunun seline
kapılır Haremeyn'e gider, hacceder. Mükerrem Mekke'de ve Münevver
Medine'de ilim meclislerine katılır. Feyz devşirir dervişçesine.
Derken Kahire'nin ilim iklimi onu cezb eder, tam bir yıl kütüphane
kütüphane gezer, medreselerde ders dinler. Osmanlı tedrisatı ile Arab
tedrisatını mukayese eder. Buralarda daha ne kadar kalmayı düşünür
bilemeyiz, ancak II. Bayezid onu Dersaadet'e çağırır. "N'olur, Buyurun
Hocam!" der "Şeyh-ül İslâm oldunuz!"
rütbe, şöhret hırsı yoktur. Hal böyle olunca doğru bildiğini
söylemekten çekinmez. Belki de bu yüzden ölünceye kadar (tam 24 yıl)
makamında kalır. Bayezid-i Veli'nin ardından Yavuz ve Kanuni gibi iki
zirveye hizmet eder.
duyar. Tutar eteğini saraya koşar. Divan toplantısına rağmen Padişaha
çıkar. Yavuz tavizsizdir. "Vazifelerini ihmal ettiler hocam" der,
"cezalarını versem gerek!"
anladığım tek şey var!" der, "Senin ahiretini kollamak. Halbuki sen
vebâle yürüyorsun. İnan, elim azaba duçar olursun. Benden söylemesi!"
Ve çeker kapıyı gider.
mükafatlandırmayı da bilir, ancak en ufak hatayı cezalandırmadan
duramaz. Yavuz tez parlar, ama haksız yere can yakamaz. Zira Zembilli
Ali Efendi mazlumların sığınağıdır. İşte genç Sultan Şeyhülislâmını bu
yüzden çok sever. Bu pervasız ihtiyarın gölgesi yeter ona. Yoksa
ahiretteki hesabı çetin olacaktır.
Mübarek mütebessimdir, refiktir, yumuşaklığı sever. Ufacık çocukları
bile muhatap edinir, onlara nasihat eder. İnsanların çekinmeden soru
sorabilmelerini çok ister. Ancak üç kıtaya yayılan bir imparatorluğun
şeyhülislamı halkın gözünde destan kahramanı gibidir. O, ne kadar
mütevazı olursa olsun, karşısındakileri ter basar, huzurda sıkılırlar.
Mübarek pratik bir yol bulur. Zembilini camdan sarkıtır. Sorusu olan
bir kağıda yazıp zembile bırakır. Mübarek derhal cevabını yazar ve
yine zembille sallandırır aşağı. Düşünürseniz zor iştir. Her gün
önünüze gelen yüzlerce kağıt ve birbirine benzeyen sıradan sualler.
Ama o bunu kurtuluşunun sermayesi bilir. Öyle ya, insanlara Allah'ın
dinini öğretmekten güzel iş mi vardır?
görmezden gelir, ancak mukaddesatımıza saldıranlara acımaz. Hatta
sultanı tavır koymaya zorlar. Yavuz'u Çaldıran savaşına
sürükleyenlerden biri odur. Yine Mısır Seferini sonuna kadar
destekler.
Kanuni bütün Avrupa'yı hizaya sokar. Ancak Rodos hâlâ Akdeniz'in
çıbanıdır. Zembilli Ali Efendi Padişah'ı sefere inandırır. Mübarek
gözü kara bir cihad sevdalısıdır. Hatta yiğitlere yoldaş olur, adanın
fethine katılır. Eli kanlı eşkıyalara, fitneci şovalyelere karşı
savaşır. Rodos ele geçince burada kalmaya niyetlenir. Ömrünün son
demlerini yerli halka İslâmiyeti anlatmakla geçirir. Burada
medreseler, imaretler kurar ve ileri yaşına rağmen yıllarca imamlık
yapar. Nice Rum'un hidayetine vesile olur ki, Rodoslu Müslümanların
mayasında onun gayretleri vardır.
şekilde neşelidir ve çevresindekilerle tek tek helalleşir. Talebeleri
ayrılık vaktinin geldiğini anlar, çok ağlarlar.