Google Grupları Giriş Sayfasına Git    ***İslami Bilinç***
Re: Mehdi de Benim... Peygamber de Benim...

çözüm <cozummuhas...@gmail.com>

bu kadar saçma bir yazı olamaz.
Kutsal kitabımıza aykırı birsürü zırva..
yazık..
Allah cc hidayet etsin inşaallah.
Bursevi.

On 12 Ekim, 22:04, islambili...@gmail.com wrote:

> MEHDİ DE BENİM...PEYGAMBER DE BENİM...

> "Elbette bir millet kendi durumunu değiştirmedikçe Allah da onun
> durumunu değiştirmez" Rad 11

> Ben Yahudi değilim...

> O nedenle, vaktimi Mesih'in geleceğine iman ederek ve geri gelmesini
> bekleyerek geçirmiyorum. Ancak Tevrat'ı okudum ve "O gelince, halkını
> RAB'den aldığı güçle, Tanrısı RAB'bin görkemli adına yönetecek. Halk
> güvenlik içinde yaşayacak. Çünkü bütün dünya onun büyüklüğünü kabul
> edecek." şeklindeki Tevrat ayetinden de [Mika 5:4] haberdarım elbette.
> Bu konuda Tevrat'ta geçen diğer ayetleri de biliyorum...Yani hani şu
> Yeşaya, Hezekiel, Yeremya, Daniel ve Zekeriya'da geçen ayetler. Fakat
> ben Yahudi değilim. Dolayısıyla, Mesih'in günlerden bir gün Yahudileri
> korumak için özel bir misyonla dünyaya geri döneceğine dair bir
> inancım da söz konusu değil. Diyorum ya; Ben Müslüman'ım ve beklemek
> benim tabiatıma ters...

> Ben Hristiyan da değilim...

> Ve Hz İsa'nın yeryüzüne geri döneceğine de zerre kadar inanmıyorum...
> Ancak "Bir kez ölmek, sonra da yargılanmak nasıl insanların kaderiyse,
> Mesih de birçoklarının günahlarını yüklenmek için bir kez kurban
> edildi. İkinci kez, günah yüklenmek için değil, kurtuluş getirmek için
> kendisini bekleyenlere görünecektir" şeklindeki İncil ayetinden de
> [İbr.9:27-28] haberdarım. Zira İncil'i okudum, İncil ayetleri hakkında
> iyi kötü bilgim var, ancak diyorum ya hepsi bu kadar...Hz İsa gelecekmiş
> de, üç İlahi dini birleştirecekmiş de, yeryüzünde Allah'a iman ve
> O'nun peygamberi Hz. İsa'ya itaat temeli üzerine kurulu tek bir din
> kalacakmış da. Bu sayede hep beraber mutluluk ve huzur içinde bir
> "Altın Çağ" yaşayacakmışız da...

> Durun henüz bitmedi...Hz. İsa'nın yeryüzüne yeniden gelecek olması, biz
> Müslümanlar için de çok önemliymiş de...Zira Hz. İsa'nın yeryüzüne
> dönecek olması, dünya tarihinin en büyük mucizelerinden biri olacakmış
> da... Hz. İsa bir takım yeni mucizeler de gösterecekmiş de...Böylece
> materyalist felsefe, tüm dünya insanlarının gözü önünde yıkılacakmış
> da... Eee sonra? Bu Hıristiyanlar ve Müslümanlar için ortak bir
> müjdeymiş de...

> Ne saadet...

> Ve bu saadete ortak olmak için, dünya tarihinin yaklaşan en büyük
> mucizelerinden ve müjdelerinden birini birlikte beklememiz lazımmış
> da...

> Beklememiz lazımmış lakin benim beklemeye niyetim yok...

> Zira ben ne Yahudi'yim, ne de Hristiyan'ım...

> Ben Müslüman'ım...Biz Müslüman'ız..

> İşte bu de yüzden, sınırların dışına adım atmaya başladığımız an çetin
> bir ilerleme mücadelesine girişiyoruz ya zaten. Bitmez bilmez bir
> heyecan ile ayetin, surenin gerçek manasına yolculuk etmek için uğraş
> veriyoruz. O uykusuz geceler, o bir trenin vagonları gibi birbiri
> ardına uzayıp giden düşünceler ve o gözyaşları...İşte bunlar değil mi,
> Allah karşısında bir hiç olduğumuzu bilen bizlerin, kendimizi O'na
> daha yakın hissetmek için gösterdiğimiz çabanın en önemli tezahürleri.
> Zira, O değil mi, her yerde sezinlenip hayat boyu özleten ve aratan
> kendisini ? O değil mi, ne bir başkasına aktarılabilen, ne de
> öngörülebilen tüm bu duyguların yaratıcısı ? Yaşattığı, yaşatacağı
> deneyimler asla sınırlandırılamaz ya da tahayyül edilemez olan O değil
> mi? Ve bunu Allah'ım gibi aşikar biliyorum ki; Kendimize türlü putlar
> yontup duran itaatkar köleler haline geldiğimiz sistem içinde, ab-ı
> hayat çeşmemiz haline gelmiş olan bu gerçeğe ulaşmanız da tamamen
> sizin elinizde.

> O nedenle, beklemeyi telkin eden düşünceler ve her şeyin önceden
> tespit edildiği gelecek tasavvurları ile de ilgim alakam yok. Zira ben
> ancak değiştirebileceğim kaderimi seviyorum. Ve eğer, gelecek önceden
> tamamıyla belirlenmiş bir olaylar zincirinin kademe kademe tezahürü
> olan bir resme benzemiş olsaydı, ne alemin dinamik yapısının, ne de
> kesintisiz devam eden yaratılışın bir manası olurdu nazarımda. Çünkü
> bizim dinimiz, insanı hiçe sayan, onu beklemeye koşullandıran bir
> anlayış yerine, insanın hayat içerisinde çok önemli bir role sahip
> olduğu bir anlayışı öğretti bize..

> Bu yüzden gelecek kurtarıcı bekleyeceğimiz değil, tıpkı Kabe'nin
> mimarı Hz İbrahim gibi, muazzam eserler inşa ederek, kendimizi
> kurtarmaya çalışacağımız bir imkanlar sahası.

> Ve işte bu yüzden, İslam alemi oturup beklemenin yeri değil. Kaldı ki
> bizim kitabımız Kuran-ı Kerim'in hiçbir ayetinde, gelecek zamanlarda
> bir kurtarıcının gelerek Müslüman'lara yardım edeceğine, onları
> dertten tasadan kurtaracağına dair bir şey de yazmıyor. O nedenle, bir
> "Kurtarıcı", "Imam", "Müceddid", "Halife" ya da "Mehdi"'ye hiç ama hiç
> ihtiyacım yok...Diyorum ya, zaten beklemeye de niyetim yok. Zira ben
> beklediğime kavuştum ve benim bana yol gösteren bir kurtarıcım, bir
> Peygamber'im var zaten.

> Bizim Peygamberimiz Hz Muhammed(sav)...

> O haşa vazifesini tamamlayamadı da mı, ben geleceği rivayet edilen
> Mehdi'ye ihtiyaç duyacağım ? Bizim Peygamber'imizin haşa eksik noksan
> bıraktığı bir şeyler mi vardı? Kendisine vahiy edilen dini, yani
> insanı kurtuluşa götürecek olan inanç esaslarını tebliğ etmede haşa
> yetersiz mi kalmıştı ki; Mehdi gelince şöyle olacak, Mehdi gelince
> böyle olacak......

> Yazık ki ne yazık...

> Biz kendi kapasitemizin sınırlarını bilmedikten sonra, bir değil bin
> Mehdi gelse ne yazar...

> Pekala, bunun ardında uzun bir tarih vardır. Ta en başında pek çok
> kötü hadisenin başlıca müsebbibi Muaviye denen şahsın durduğu o
> karanlık tünel içinde, sıkıntılı zamanlardan geçmiş, katledilmiş,
> zulme maruz kalmışızdır. Mezhepçilik etmiş, mezhepçiliğin etkilerine
> maruz bırakılmışımızdır. Velhasıl İslam ile şereflendirilmiş olmamıza
> rağmen, Mehdi hayali ile tüm bu sıkıntılardan arınmaya ve bu hayalden
> güç alarak, kendimizi teselli etmeye çalışmışızdır.

> Hele bir de hadislerle desteklenmişse, biz bunu iyiden iyiye adeta
> iman esaslarından biri saymışızdır...

> İyi de hadisler Hz Peygamber'in vefatından 150-200 sene sonra yazıya
> geçirilmeye başlanmıştır. Ve bu kadar uzun bir süre boyunca, sadece
> kulaktan kulağa dolaşan hadisleri, eksiksiz veyahut değiştirmeden
> nakletmek, gerçekten zordur. İşte bu yüzden, Hz Peygamber'e ait olduğu
> rivayet edilen hadislerinin değerlendirilmesi için sistematik bir
> metot uygulanmış, hadisin içeriğinin Kuran-ı Kerim'e ve İslam'a
> uygunluğu titizlikle incelenmiştir de. Biz muhaddis değiliz ve bu
> görevi yaparken gerçekten çok gayret sarf etmiş olan önemli hadis
> alimlerinin varlığından haberdarız elbette. Ancak biliyoruz ki;
> Muhaddisler bazı hadislerin kabul veyahut reddinde ihtilaf ettikleri
> gibi, bugün kesin olarak sahih bildiğimiz bazı hadîslerin senetleri
> hususunda da uzun yıllar ihtilaf etmişlerdir.

> Veyahut örneğin Buharî'deki hadîslerin ne kadar olduğu noktasında,
> alimler farklı metotlardan yola çıkarak, farklı sonuçlara
> varmışlardır.. İbn Hacer'e göre ise eserde mükerrerleriyle birlikte
> 7397 hadîs, İbnu's-Salah'a göre eserde mükerrerleriyle birlikte 7275
> hadîs olup tekrarsız olan rivayetlerin adeti 4000'dir. İbn Haldun ise,
> bu sayıyı 9200 olarak belirlemiştir.

> Mezhep imamları da az veyahut çok hadis rivayet etme bakımından
> birbirinden ayrılır ki, birinin diğerinden daha çok hadis rivayet
> etmesi, onun hadis ilmine daha vakıf olduğunu göstermez, bu durum
> inceleme metotlarının farklı olmasının doğal bir sonucudur. Maliki
> mezhebinin imamı, İmam Malik'in Muvatta'da aktardığına göre sahih
> hadis sayısı yaklaşık olarak 300 kadardır. Ahmed B.Hanbel'in rivayet
> ettiği hadis sayısının 30.000'i bulduğu söylenir. Hanefi mezhebinin
> kurucusu İmam-ı A'zam Ebu Hanife'nin ise 17 ila 50 arasında hadis
> rivayet ettiği aktarılmıştır. Bu kimselerden her biri kendi
> içtihadları ölçüsünde hadis rivayet etmişlerdir ve aslına bakarsanız
> bu yaşadıkları bölge ile de alakalı bir durumdur zira örneğin Hicaz'ın
> hicret yurdu olması nedeniyle Hicaz'lı hadis alimleri Irak'lı hadis
> alimlerinden daima çok daha fazla sayıda hadis rivayet etmişlerdir.

> Bu yüzden, herkes hadisleri farklı metotlarla muhakeme etme konusunda
> serbesttir ve bu konuda gösterilen gayret de açıktır. Ancak hiç kimse,
> bu husustaki buluşlarını diğer kimselere zorla empoze etme hakkına
> sahip değildir. Aslına bakarsanız Mevdudi, muhaddisler ve
> talebelerinin böyle bir arzu içinde de olmadığını söylemiştir zaten.
> Ancak yaşadıkları dönemde cereyan eden siyasi gelişmeler ve hanedan
> çekişmeleri, bazı iyi niyetli çalışmalar üzerine tesir ederek, hadis
> ilmine de etkide bulunmuştur.

> Sahih olup olmadığı hususunda sürekli ihtilaflar olan yaşanmış olan
> hadislerin neredeyse tamamına yakını, işte bu siyasi münakaşaların
> tesiri ile rivayet edilmiş hadislerdir.

> Ve sahih olduğu hususunda kesin delil olmayan yani zayıf hadislerin
> akideye delil olmadığı hükmü, başta Gazali, Razi, Taftazani, İmam-ı
> A'zam Ebu Hanife, gibi pek ok büyük alimin üzerinde ittifak ettiği bir
> düşüncedir.

> Örneğin Gazali, el-Mustasfa isimli eserinde;"Haberi-ahad bilgi ifade
> eder mi?" sorusuna ;"Haberi-i ahad bilgi ifade etmez. Bu husus zorunlu
> olarak bilinmektedir. Nitekim biz her duyduğumuz şeyi tasdik etmeyiz.
> Yine şayet haberi ahadı tasdik edecek isek, iki haber arasında bir
> çelişki takdir ettiğimizde iki zıt şeyi nasıl tasdik edebiliriz."
> şeklinde cevap vermiştir. Yani bunlar, Gazali'ye göre "doğru veyahut
> yalan olması ihtimal dahilinde olan sözlerdir."

> Üstad İbn Haldun ise hadislere genelde sosyolojik bir bakış açısı ile
> yaklaşmayı tercih eder. Mesela Buhari'de yer alan "Bir kavmin kölesi
> onlardandır" hadisini, diğer pek çok hadisin sosyolojik incelemesinde
> başvuracağı gibi, meşhur asabiyet teorisi dahilinde ele alarak
> inceler. Mehdi konusundaki hadislerin neredeyse tamamını, büyük bir
> titizlikle yani senetleriyle birlikte kaydeder ve senet tenkidi
> açısından tek tek inceler. Bunların hepsinden bahsetmek, yazının
> hacmini zorlayacağından, vardığı sonuç üzerinde durmak yeterli
> olacaktır; Üstad, mehdi hususundaki hadislerin zayıflığına işaret
> eder, örneğin Ebu Bekir b. İskaf'ın Fevâidu'l-ahbâr isimli eserinde,
> Malik b. Enes'ten naklettiğini söylediği; "Mehdi'yi tekzip eden, onun
> geleceğini inkar eden kafir olur" şeklindeki hadisin uydurma olduğunu
> net bir şekilde ifade eder.

> Bu yüzden, zanni bilgi ifade eden hadisler, tıpkı Gazali'nin ifade
> ettiği gibi, doğru veyahut yalan olması ihtimal dahilinde olan
> sözlerdir.

> Ve biliyorum ki, İslam alemi oturup beklemenin yeri değildir. Ancak
> yine biliyorum ki, Tüm yalanların altında sıkı nedenler yatar ki, bu
> sıkı nedenler ise daima otorite kavgalarının etrafında şekillenmiştir.
> O halde, eğer mehdi konusundaki hadisler de bize saltanat
> kavgalarından miras ise ve bu hadislerin arka planında siyasi amaçlar
> yatıyorsa, yani beklememiz istenmesinin altında sıkı nedenler varsa...

> Ve lâ gınâ a'vedü minel-akl...

> Bu yüzden, ben hiç kimseyi bekleyecek değilim...

> Zira Mehdi de benim, Peygamber de benim zaten...

> Peren SAYGILI

> Kaynaklar;

> El-Mustafa - İmam Gazali / Rey Yayıncılık

> Mukaddime - İbn Haldun / Dergah Yayınları

> İslam'ın anlaşılmasına doğru - Ebu' Ala Mevdudi / Nizam Yayınları

> İman Risalesi - Mustafa İslamoğlu / Denge Yayınları