Gmail Takvim Dokümanlar Reader Web diğer »
Son Ziyaret Edilen Gruplar | Yardım | Oturum açın
Google Grupları Giriş
HATİM KAMPANYALARI ... iletisi
İleti gönderdiğiniz grup bir Usenet grubudur. Bu gruba ileti gönderdiğinizde İnternetteki herkes e-posta adresinizi görecektir.
Yanıt iletiniz gönderilmedi.
Yayınınız yöneticiler tarafından onaylandıktan sonra görüntülenecek
 
Gönderen:
Kime:
Cc:
İzleyen:
Cc Ekle | İzleyen Ekle | Konuyu Düzenle
Konu:
Doğrulama:
Doğrulama amacıyla, lütfen aşağıdaki resimde gördüğünüz karakterleri veya erişilebilirlik simgesini tıkladığınızda duyduğunuz rakamları yazın. Dinleyin ve duyduğunuz sayıları girin
 
turan  
Profili göster  
 Diğer seçenekler 23 Şubat, 13:47
Kimden: turan <bahcivantu...@hotmail.com>
Tarih: Mon, 23 Feb 2009 03:47:43 -0800 (PST)
Yerel: Ptesi 23 Şubat 2009 13:47
Konu: HATİM KAMPANYALARI ...
[size=17pt][color=red]HATİM KAMPANYALARI  [/color] [/size]

[size=13pt][color=blue]İlk nesil, Kur'an'ı ne ucuz sevap kazanmak veya
ölülere sevap göndermek için, ne de bilgi olsun, akademik kariyer
olsun vs diye okumuyordu. Onlar Kur'an'ı düşünce ve eylemlerinin
belirleyicisi olması için, tamamen pratiğe yönelik olarak okuyordu. Bu
yüzden de Kur'an'ı Rabbimizin istediği gibi tertil üzere, sindire
sindire okuyorlardı. Hatim kampanyalarına hatim yetiştirmek için
değil!

Alemlerin Rabbi yüce Allah'ın insanlığa kılavuz olarak bildirdiği,
kerim, mübin, hakim olan hayat kitabımız Kur'an, inzal olunmaya
başlandığı ilk günlerden bu yana üç çeşit zulme maruz kalmıştır:

     -         İnkar edenlerin yalanlama ve engellemeleri

-         İnanıyor görünüp onun mukaddesliğini kendi menfaatleri için
kullanmaya çalışan nifak ehlinin istismarı

-         Kur'an'a iman edip onu baş tacı edip de, ona bir hayat
kitabı olarak değil, adeta bir sevap kazanma ve kazandırma makinası,
ölüler ve mezarlıklar kitabı muamelesi yapanların sapma ve
saptırmaları
"Bu kitabı kendisi uyduruyor, bu konuda bir topluluk da kendisine
yardım ediyor", "bu, cinlenmiş bir adamdan başkasının sözü değildir",
"Bu bir sihirdir" gibi ithamlarla, "Onu dinlemeyin ve başkalarının
dinlemesine izin vermeyin", "O okuduğunda gürültü yapın ki
anlaşılmasın" gibi engellemeler birinci çeşit zulmün örnekleridir ve
halen de devam etmektedir.

İkinci çeşit zulme ilk örnek, meşru halife Hz. Ali'ye karşı kabile
asabiyeti ve saltanat hırsıyla isyan eden Şam Valisi Muaviye'nin
Sıffın Savaşı'nda yenilmek üzere olduğu sırada Amr bin El As'ın,
Kur'an ayetlerinin yazılı olduğu sayfaları mızrağa geçirerek Hz.
Ali'ye karşı bir psikolojik harp silahı olarak kullanması olmuştur.
Amr bin El As'ın bu istismarı amacına ulaşmış, Sıffın'daki bu şeytani
hileyle başlayan süreçte İslami siyaset ortadan kaldırılmış, yerini
saltanata bırakmıştır. Günümüzde de Kur'an'ın mukaddesliğini kendi
menfaatleri için istismarı edenler az değildir. Yaşadığımız
topraklarda seçim meydanlarında ayet okuyan, Kur'an mushafını öpüp
başına koyan, seçimlerden sonra ise Kur'an'ın ilke ve ölçüleriyle
savaşanları hepimiz biliyoruz. Hatta bir ulusalcı çetenin, ölme
öldürme andı içerken Kur'an mushafına el bastıklarını görmüştük kısa
süre önce.

Üçüncü çeşit zulüm ise, Kur'an'a iman edip onu canlarından çok seven
bazı Müslümanların, ona ölüler ve mezarlıklar kitabı, sevap kazanma ve
sevap gönderme makinası muamelesi yapmalarıdır. Son zamanlarda bir
furya halinde ortaya çıkan "Şehitler için Fatiha zinciri", "Çanakkale
şehitlerine 250 bin hatim kampanyası" gibi uygulamalar, Kur'an'ın
maruz kaldığı bu "dost zulmü"nün hangi boyutlara ulaştığını gözler
önüne sermektedir. Söz konusu kampanyaların, İttihat ve Terakki'nin
Alman emperyalizminin dümen suyunda bir nesli ölüme yolladığı
Çanakkale savaşının kutsanıp bayraklaştırılması ve "Fatiha zinciri"
kampanyasında olduğu gibi mevcut laik sistemin askerleri için dahi
"şehit" kavramının kullanılması zaten başlı başına bir faciadır. Bu
faciaya bir de Kur'an'a yaşayanların idrakleri yerine ölülerin
ruhlarına okunan kitap muamelesinin eklenmesi, faciayı
katmerleştirmektedir. Bu "hatim kampanyası" meselesi öyle bir noktaya
geldi ki, bazı radyolarda sürekli "Arayın bir cüz de siz alın"
duyuruları yapılmakta, gazetelerde "kampanya" ilanları yayınlanmakta,
bazı forum sayfalarında kampanyalar düzenlenip cüzler dağıtılmakta,
"Abim vefat etti, bir hatim kampanyası da onun için düzenleyebilir
miyiz" şeklinde talepler dile getirilmektedir.

Yaşadığımız coğrafyada bundan yaklaşık 100 yıl önce bir yanık yürek,
alemlerin Rabbi yüce Allah'ın hidayet rehberi olarak insanlığa
bildirdiği Kur'an'ın adeta bir ölüler ve mezarlıklar kitabı
muamelesine tabi kılınması karşısında şu feryadı dile getirmişti
manzum olarak:

"...
İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!

Yoksa, bir maksad aranmaz mı bu ayetlerde?

Lafzı muhkem yalınız, anlaşılan, Kur'an'ın:

Çünkü kaydında değil, hiç birimiz mananın

Ya açar Nazm-ı Celil'in, bakarız yaprağına;

Yahud üfler geçeriz bir ölünün toprağına

İnmemiştir hele Kur'an, bunu hakkıyle bilin,

Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!
..."

Kur'an şairi Mehmed (Muhammed) Akif'in bu feryadının aradan bunca
zaman geçmiş olmasına rağmen hala üstelik kendisini öve öve
bitiremeyen geniş kesimlerde yankı bulmamış olmasını nasıl
karşılayacağız, nasıl değerlendireceğiz?

Yüce Rabbimiz, insanlığa rehber olsun için inzal buyurduğu Kitab-ı
Kerimini;

Ölülere değil diri olanlara indirdiğini, Kur'an'ın yaşayan insanlara
hitap ettiğini, onları uyarmak, hesap gününden haberdar etmek için
gönderildiğini (Kehf 18/2, Secde 32/3, Yasin 36/70, Fussilet 41/4);

- Onu, insanları karanlıklardan kurtarıp aydınlığa çıkarmak ve doğruz
yola iletmek için indirdiğini (Maide 5/16, İbrahim 14/1, 33/43, 57/9,
65/11);

- Üzerinde düşünülsün ve öğüt alınsın diye onu insanlara bahşettiğini
(47/24, 54/17, 50/45, 38/29);

- Evlere muska niyetine asılsın diye değil, insanlara okunsun diye
gönderdiğini (17/106)

- Onun apaçık ve kolaylaştırılmış bir kitap olduğunu (Hicr 15/1, Hacc
22/16, Şuara 26/2, Neml 27/1, Kasas 28/2, Yasin 36/69, Duhan 44/2,
Kamer 54/17, 22, 32, 40);

- Onun hidayet ve rahmet kaynağı olduğunu (Yunus 10/57)
beyan buyurmaktadır.

Bu apaçık hakikatlere rağmen, tarihsel süreçte ne yazık ki, onu
yüceltmek adına, Kuran, kolay anlaşılmaz bir kitap olarak algılanıp
anlatılmaya başlanmış, hürmet adı altında onu okumak yüce Allahın
öngörmediği şartlara bağlanarak zamanla hayat alanlarından
uzaklaştırılmış ve yüksek raflara mahkum edilmiştir. Hayat
alanlarından uzaklaştırılan Kur'an zamanla ölüler ve mezarlıklar
kitabı muamelesi görmeye başlamıştır.

İşte Kur'an şairi Akif'in yukarıdaki satırlardaki isyanı, Kur'an'ın
anlam ve amacını ters yüz eden bu yanlış yaklaşımlaradır.
Bugüne geldiğimizde hala Kur'an'ı dirilerin idrakine değil ölülerin
ruhuna okumayı sürdüren milyonlarca Müslümanın varlığını görmek
üzücüdür. Yukarıda değindiğimiz gibi, son zamanlarda bir furya halini
alan ölmüşler için hatim indirme kampanyaları ise bu yanlış din
anlayışına, Kur'an'ı işlevsizleştiren bu çarpık yaklaşıma tuz biber
olmuştur. Müslümanlara yönelik yayın yapan gazetelerde, radyolarda gün
aşırı yeni bir "hatim kampanyası" duyurusuyla karşılaşıyoruz. Sevabı
ölmüş insanların ruhlarına gönderilmek üzere (Oysa Rabbimiz herkesin
sevabının kendine, günahının da kendine olduğunu buyurmaktadır
Kur'an'da; Bakara 2/286) hatimler sipariş ediliyor ve belirlenen
sayıda hatime ulaşmak için reklamlar yapılıyor.
Bu uygulama kesinlikle Kur'an'ın anlam ve amacına aykırıdır, onun Hz.
Peygamber'e inzal olunma amacını, hikmetini ters yüz etmektir.

Hayır, hayır, Kur'an asla ölmüşlere hatim göndermek için
indirilmemiştir. Onun mesajı ölülere değil dirilere yöneliktir. O asla
mezarlıkların kitabı değildir, meydanların parlamentoların,
çarşıların, okulların, iş yerlerinin, evlerin kitabıdır Kur'an.

İlk nesil, Kur'an'ı ne ucuz sevap kazanmak veya ölülere sevap
göndermek için, ne de bilgi olsun, akademik kariyer olsun vs diye
okumuyordu. Onlar Kur'an'ı düşünce ve eylemlerinin belirleyicisi
olması için, tamamen pratiğe yönelik olarak okuyordu. Bu yüzden de
Kur'an'ı Rabbimizn istediği gibi tertil üzere, sindire sindire
okuyorlardı. Hatim kampanyalarına hatim yetiştirmek için
değil!

Asr-ı Saadet'te hayatın tam ortasında, belirleyen, yönlendiren,
dönüştüren bir hayat kitabıydı Kur'an. Ölülere değil yaşayanlara hitap
ediyor, mezarlıklarda değil şehirlerin meydanlarında okunuyordu. İşte
o zaman müşrik ve zalimler rahatsız oluyordu onun okunmasından.
Şimdilerde ise Kur'an ne yazık ki "kulakların pasını silen bir musiki"
muamelesi görmektedir yaygın olarak. Birçok Müslüman, Kur'an'ın
mesajlarıyla değil, Abdussamed'in, Minşavi'nin vs sesinin güzelliğiyle
ilgilenmekte, o sese kulak kabartmakta, onunla mest olmaktadır ne
yazık ki.

Kur'an'ın fert ve toplumlara yol gösteren, dünya hayatında insanoğluna
rehberlik eden bir kılavuz değil de, okunuşu insanı cezbeden bir edebi
şaheser, törensel bir kitap, bir ölüler kitabı, bir ucuz sevap kazanma
kitabı olarak görülmesi, geleneksel din anlayışlarının en büyük
sorunudur. Bu anlayışın hakim olmasıyla Kur'an hayat sahnesinden
koparılmış, indiriliş gayesiyle yakından uzaktan ilgisi bulunmayan
alanlara terkedilmiştir.

İnsanlar, artık Kur'an'ı ölüler için okumanın ona haksızlık olduğunu
anlamalıdır. Bilinmelidir ki Kur'an'a saygı onun mesajlarının
öğrenilip hayata hakim kılınmasıyla mümkündür.
Müslümanların yapması gereken, Kur'an mesajıyla insanlar arasına
konulmuş engellerin kaldırılması ve insanların doğrudan Kur'an'la
buluşmalarını sağlamaktır. Bu da Kur'an'la ilgili tüm yanlış anlayış
ve yönelimlerin bertaraf edilmesini, Kur'an'ın vasıf ve amaçlarının
doğru bilinmesini gerektirir.

Kur'an'ın kendini takdimiyle, zaman zaman insanların ona yaklaşımları
ve ondan beklentileri arasında uçurumlar oluşmuştur. Kur'an insanların
ilgisini daima içerdiği İlahi mesaja çekmeyi amaçlarken, tarihi
süreçte çeşitli yanlış anlayışların etkisiyle Kur'an'a farklı ilgi ve
beklentilerle yaklaşılabilmiştir. Bunların başında da, Kur'an'ın gerek
tilavetinden, gerek ayetlerinin yazılıp taşınmasından veya evlere ve
işyerlerine asılmasından, gerekse okunup üflenmesinden dertlere deva,
hastalıklara şifa beklemek vardır.

Baştan sona yaşayanlara, dünya ve ahiret yaşamına yönelik mesajlar ve
ölçüler içeren, insanların dünyevi ve uhrevi saadetleri için ilkeler
ve yasalar beyan eden Kur'an-ı Azimüşşan, maalesef tarihsel süreçte
ortaya çıkmış olan yanlış ilgi ve beklentilerle zamanla hayattan
koparılmış, hayatın dışına itilmiştir. 70. ayet-i kerimesinde;
"(Kur'an) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin üzerine sözün
hak olması için (indirilmiştir.)" ifadeleri yer alan Yasin Suresi'nin,
yaygın bir gelenek olarak ölüler için okunuyor olması, Kur'an'la
ilgili yanlış yönelim ve beklentilerin ne boyuta vardığıyla ilgili
ilginç bir örnek teşkil eder.

Her şey bu kadar apaçık iken ve bu konuda bunca kitaplar yayınlanmış,
yazılar yazılmış, Allah'ın ayetleri açıkça hatırlatılmışken hala
Kur'an'ı ölülerin ruhuna okumak, ona sevap makinası muamelesi yapmak
nasıl bir tutumdur?

"Bu mubarek kitabı, insanlar ayetlerini iyice düşünsünler ve akıl
sahipleri ders alsın diye indirdik." (Sad 38/29)

"Biz Kitab'ı, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve
inanan bir kavme rahmet ve hidayet olması dışında (başka bir amaçla)
indirmedik." (Nahl 16/64) [/color] [/size]


    Yazarı yanıtla    Yönlendir  
İleti gönderebilmek için önce Oturum açmalısınız.
İleti gönderebilmek için önce bu gruba katılmalısınız.
İletinizi göndermeden önce lütfen abonelik ayarları sayfasında rumuzunuzu güncelleyin.
İleti göndermek için gerekli izne sahip değilsiniz.

Grup oluştur - Google Grupları - Google Ana Sayfa - Hizmet Şartları - Gizlilik Politikası
©2009 Google