Web Görseller Haberler Gruplar Bloglar Çeviri Gmail diğer »
Son Ziyaret Edilen Gruplar | Yardım | Oturum açın
Google Grupları Giriş
TÜRKÇE’DEKİ YUNANCA KELİMELER-3
Şu anda bu grupta ilk sırada gösterilen çok fazla sayıda konu var. Bu konuyu ilk sırada göstermek istiyorsanız, bu seçeneği başka bir konudan kaldırmalısınız.
Talebiniz işlenirken bir hata oluştu. Lütfen tekrar deneyin.
bayrak
  1 ileti - Tümünü daralt  -  Tümünü şu dile çevir: Çeviri (Tüm orijinalleri görüntüle)
İleti gönderdiğiniz grup bir Usenet grubudur. Bu gruba ileti gönderdiğinizde İnternetteki herkes e-posta adresinizi görecektir.
Yanıt iletiniz gönderilmedi.
Yayınınız yöneticiler tarafından onaylandıktan sonra görüntülenecek
 
Gönderen:
Kime:
Cc:
İzleyen:
Cc Ekle | İzleyen Ekle | Konuyu Düzenle
Konu:
Doğrulama:
Doğrulama amacıyla, lütfen aşağıdaki resimde gördüğünüz karakterleri veya erişilebilirlik simgesini tıkladığınızda duyduğunuz rakamları yazın. Dinleyin ve duyduğunuz sayıları girin
 
๔є๓เг  
Profili göster  
 Diğer seçenekler 21 Ekim 2007, 00:04
Kimden: "๔є๓เг" <badresponsi...@gmail.com>
Tarih: Sun, 21 Oct 2007 00:04:50 +0300
Yerel: Pazar 21 Ekim 2007 00:04
Konu: TÜRKÇE’DEKİ YUNANCA KELİMELER-3

*TÜRKÇE'DEKİ YUNANCA KELİMELER*
* *

*Dr. Hakkı Açıkalın*
* *

*- M -*
* *

*Madalya*: Μέταλλιο (Mêtalio). Mâden'den mütevellit, mâdenî olan. Fransızca'ya
"Médaille" (Mêday) olarak geçmiş, oradan da Türkçe'ye girmiştir.
 * *

*Madrabaz*: Mεταπράτης (Metaprâtis).
* *

*Mağara*: Μεγαρον (Megaron). Oda, Ev, oturulan mekân. Anlam genişlemesiyle,
in, büyük oyuk, büyük kovuk mânâlarını yüklenmiştir.
 * *

*Magnezyum*:Mαγνήσιο (Magnîsio). Thessalia'da bir bölge ismi. Bir tür
kimyevî element. Mg. (Manisa ilinin ismi de bu kelimeden gelmektedir).
* *

*Makina*: Μεχος (Mehos): Araç.
* *

*Makroskopik*: Μακροσκοπος (Makroskopos). Μακρος (Makros): Büyük-Σκοπω
(Skopo): Bakmak, muâyene etmek. Çıplak gözle görülebilen, büyük.
Mikroskopik'in zıddı.
 * *

*Maltız*: Αμάλθεια (Amâlthia). Yunan mitolojisinde adı geçen bir keçi. Zeus,
onun sütüyle beslenmiş, Athina ise, onun postundan yapılmış bir elbise
giymiştir. Özellikle Güney Marmara bölgesinde bulunan bir keçi türü.
 * *

*Manastır*:Mοναστήρι (Monastîri). Μοναχός (Monahôs): Keşiş. Mονή (Monî):
Manastır. Temel kök ise, "Μόνο" (Môno): Tek, yalnız kelimesidir.
 * *

*Manav*: Μανάβης (Manâvis). Manav, yemişçi.
 * *

*Mancınık*: Μηχανική (Mihanikî). Mekanik. Devinen, ileri-gri giden. Anlam
genişlemesiyle, eski dönemlerde kullanılan bir savaş gereci.
 * *

*Mandal*: Μανταλος (Ma-n-dalos). Sürgü.
* *

*Mandra*: Mάνδρι (Mâ-n-dri). Ağıl.
 * *

*Manganez*: Μαγνης (Magnis). Çekim, cazibe. Mıknatıslı anlamında. Bir
kimyevî element. Mn
 * *

*Mani*: Mανία (Manîa). Aşırılık, azgınlık, çılgınlık. *Μαινάς* (Menâs):
Dionisos şenlikleri sırasında danseden ve kendinden geçen topluluk, aynı
zamanda transa geçtikten sonra insan kurban ederlerdi. Manîa kelimesi,
Psikiyatri terimi olarak kullanılır ve "çılgınlık", "delilik", "azgınlık"
gibi mânâlar yüklenir. Terimin kökeni de "Μαίνάς" (Menâs) kelimesidir.
* *

*Manik*: Mανιακός-ή-ό (Maniakôs). Manyak.
* *

*Manolya*: Μανόλία (Manôlîa). Bir çiçek türü.
* *

*Mantar*: Mανιταρι (Manitari).
 * *

*Manyetik*: Mαγνητικός-ή-ό (Magnitikôs). Cazibeli, çekimli.
* *

*Manyetizma*: Mαγνητισμός (Magnitismôs). Çekicilik, cezbedicilik.
* *

*Manyetofon*: Mαγνητόφωνο (Magnitôfono). Μαγνητίζω (Magnitîzo): Çekmek,
cezbetmek-Φωνή (Fonî): Ses. Sesçeker.
* *

*Manyetosfer*: Μαγνητόσφαιρα (Magnitôsfera). Çekimküre.
* *

*Maraton*:Mαραθώνας (Marathônas). Atina yakınlarında, Persler'le Yunanlar
arasında büyük bir savaşın yaşandığı yer. Savaşın kazanıldığını Atina'ya
bildirmek için 42 kilometre 195 metre koşan ve haberi ulaştırdıktan sonra da
hayatını kaybeden erin anısına düzenlenen bir atletizm yarışması ve bir
atletizm dalı.
 * *

*Marul*: Μαρουλι (Maruli).
 * *

*Masura*: Μασούρι (Masûri). Masura, bobin.
* *

*Matematik*: Mαθηματικά (Mathimatikâ). "*Μάθημα*" (Mâthima) kelimesi, "ders,
öğüt, öğretme, tedris, ibret" gibi anlamlara gelir. O da, "*Μά*" (Mâ): Ana
ve"*Θημα*" (Thima) "Adım, kürsü, mimber, mihrab" mânâlarını yükleniyor.
Yani, *Ana kürsü, ana mimber. *Anlam genişlemesiyle, Matematik bilimi.
 * *

*Matiz*: Mεθισος (Methisos). Esrik, sızmış, sarhoş, mest olma, bekrîlik.
 * *

*Mavna*: Μαούνα (Maûna).
* *

*Maydanoz*: Μακεδονησης (Makedonisis). Makedonyalı, Makedon kökenli. Anlam
değişimiyle, güzel kokulu bir bitki. Farsça, Mîdenuvaz (Mideye iyi gelen,
mideye yararlı olan anlamındaki) kelimesinden geldiğini söyleyenler de
vardır.
 * *

*Maymun*: Μαïμου (Maymu). Μιμος (Mimos): Öykünme, çevreye uyma, temsil.
Yunanca'dan Arapça'ya, oradan Türkçe'ye geçmiştir. Arapça ve Farsça: Meymûn
veyâ Meymon.
* *

*Mayna*: Μαïνα (Maina).
 * *

*Mazgal*: Μασχαλι (Mashali). Oyuk, çukur.
* *

*Megafon*: Mεγάφωνο (Megâfono). Μεγάλος (Megâlos): Büyük-Φωνή (Fonî): Ses.
Sesi arttıran, büyüten cihaz.
 * *

*Megalomani*: Mεγαλομανία (Megalomanîa). Μεγάλος (Megâlos):
Büyük-Mανία (Manîa).
Aşırılık, azgınlık, çılgınlık. Büyüklük hezeyânı
 * *

*Megalomanyak*: Μεγαλομανιακός (Megalomaniakôs). Büyüklük hezeyânı olan.
 * *

*Megapol*: Μεγαπολις (Megapolis). Büyükşehir
 * *

*Mekanik*: Mηχανική (Mihanikî).
* *

*Mekanizma*: Mηχανισμός (Mihanismôs).
* *

*Mengene*: Μαγγανη (Magani).
 * *

*Meningitis*: Mυνηγγίτις (Minigîtis) veya Mυνηγγίτιδα (Minigîtida). Beyin
zarlarının (Mυνηγγας: Minigas / Meninks) iltihâbı.
 * *

*Menisküs*: Μηνισκος (Miniskos). Hilâl. Diz'de bulunan yarım ay şeklindeki
kıkırdak. Bir sıvı sütununun kavisli üst bölümü. Μήνα (Mîna): Ay. Latince'ye
"Mensis" olarak geçmiş oradan da İngililzce'ye Month (Mans), Fransızca'ya da
"Mois" (Mua) olarak girmiştir.
 * *

*Menopoz*: Μενοποσις (Menoposis). Μήνα (Mîna): Ay-Παυσις (Pavsis): Durma,
dinme. Menstrüasyon'un (Ay Hâli, aybaşı hâli) kesilmesi. Kadınların belli
bir yaştan sonra âdet görmemesi durumu.
 * *

*Mermer*: Mάρμαρο (Mârmaro).
* *

*Mersin*: Μυρσινη (Mirsini) veya Μυρτιά (Mirtiâ). Akdeniz bölgesinde yetişen
ve sürekli yeşil kalan bir ağaç. Bir balık türü, bir şehrin ismi.
 * *

*Meson*: Mέσο (Mêso). Orta. Mεσόνιο (Mesônio): Quantum fiziği ter. Bir tür
quantik parçacık.
 * *

*Metabolizma*: Mεταβολισμός (Metavolismôs). Tıp ve biyoloji ter. Öğe
değişimi, besi evrimi, özgerim, yapımyıkım. Anabolizma (yapım) ve
katabolizma (yıkım) süreçlerinden oluşan beslenme dönüşümü bütüncül süreci.
 * *

*Μetafizik*: Mεταφυσικι (Metafisiki). Μετα (Meta): Sonra, öte-Φυσις (Fisis):
Tabiat, doğa, Mizaç. *Fizikötesi*, *doğaötesi*.
* *

*Metafor*: Mεταφορά (Μetaforâ). Taşıma, nakliyat. Edebiyat ve Felsefe terimi
olarak, İğretileme, anlam taşıma.
 * *

*Metal*: Μεταλλιον (Metalion). Mâden.
* *

*Metapsikoloji*: Mεταψυχολογία (Metapsihologîa). Μετα (Meta): Sonra, öte-Ψυχή
(Psihî): Ruh, Tin-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, Kelam. Psikolojiötesi,
ruhbilimötesi. Zihin ve beden arasındaki ilişki gibi görgül (ampirik)
ruhbilim yasalarının ötesine giden felsefî soruların incelenmesi; ruhbilim
için genel yasalar saptama girişimini öngören öğreti.
 * *

*Metapsişik*: Μεταψυχικι (Metapsihiki). Metapsikolojiye değgin.
 * *

*Metazori*: Mε το ζόρι (Me to zôri). Zorla, zorâki, Metazori.
* *

*Μeteksis*: Μετεκσις (Meteksis). Katılma.
 * *

*Metempsikoz*: Μετεμψυχοσις (Metempsihosis). Ruhun, bir bedenden diğerine
göçü (öğretisi).
 * *

*Meteor*: Mετεωρα (Meteora). Göktaşı
 * *

*Meteorolog*: Mετεωρολόγος (Meteorolôgos).
* *

*Meteoroloji*: Mετεωρολογία (Meteorologîa).
* *

*Metonimi*: Μετονιμία (Metonimîa). Μετα (Meta): Öte, sonra-Όνομα (Ônoma): İsim.
İsim taşınması, bir kelime / kavramın zaman içinde semantik bir kaymaya
uğraması.
 * *

*Metre*: Mέτρο (Mêtro). Bir uzunluk ölçüsü birimi.
* *

*Metrik*: Mετρικός-ή-ό (Metrikôs). Metreye değgin, metreyle ilişkili olan,
Örn. Antropometrik: İnsan ölçülerine değgin.
 * *

*Metropol*: Mητρόπολης (Mitrôpolis). Despothâne, Payitaht, başşehir. Zaman
içinde büyük şehir anlamını kazanmıştır.
 * *

*Metropolit*: Μητρόλιτις (Mitrôpolitis). Despot, Baş idâreci, Orthodoks
Hristiyanlık'ta şehrin en üst düzeydeki dinî temsilcisi, Kent kilisesi
kurumunun lideri, despotu..
 * *

*Mıknatıs*: Μαγνήτης (Magnîtis). Çeken, cezbeden, albenili.
* *

*Midye*: Mύδι (Mîdi). Kabuklu bir deniz canlısı.
 * *

*Mikrobiyolog*: Mικροβιολόγος (Mikroviolôgos). Minidirimbilimci.
* *

*Mikrobiyoloji*: Mικροβιολογία (Mikroviologîa). *Minidirimbilim*.
* *

*Mikrokosmos*: Mικροκοσμος (Mikrokosmos). Minievren. Çıplak gözle
görülemeyen, quantik evren. Kosmos'un en küçük düzeydeki modeli.
 * *

*Mikron*: Μικρον (Mikron). Μικρος (Mikros): Küçük. Metrenin milyonda
biri değerinde
bir uzunluk ölçü birimi. "μ" (Mî) harfi ile simgelenir.
* *

*Mikrop:* Mικρόβια (Mikrôvia). Μικρος (Mikros): Küçük-Βιος (Vios): Hayat. Küçük
dirim, küçük canlı. Mikrop.
 * *

*Mikroskop*: Mικροσκόπια (Mikroskôpia). Minik canlılara bakma, minik
canlıları seyretme.
 * *

*Mikroskopik*: Mικροσκόπικος (Mikroskôpikos). Minik canlılara bakma, minik
canlıları seyretme aracı. Mikroskopiye değgin.
 * *

*Mimesis*: Μιμησις (Mimisis). Öykünme.
* *

*Mimik*: Mιμικός-ή-ό (Mimikôs). Öykünme, çevreye uyma, temsil.
* *

*Mimoza*: Μιμόσα (Mimôsa). Amber çiçeği, köseğen.
 * *

*Mitoloji*: Mυθολογία (Mithologîa). Esâtir, Efsâne bilgisi.
* *

*Mitomani*: Μυθομανία (Mithomanîa): Μυθος (Mithos): Efsâne, esâtir-Μανία
(Manîa): Aşırılık, azgınlık. Efsânelerle yaşama, efsânelere dayalı bir
retoriğe sahip olma, efsâne uydurma.
 * *

*Mitos (Mit)*: Mύθος (Mîthos). Efsâne, esâtir.
* *

*Mitroman*: Μητρομανιακός (Mitromaniakôs). Μητρα (Mitra): Rahim, Uterus, döl
yatağı-Μανία (Manîa): Azgınlık, çılgınlık. Histerik.
 * *

*Mitromani*: Μητρομανία (Mitromanîa). Μητρα (Mitra): Rahim, Uterus,
döl yatağı-Μανία
(Manîa): Azgınlık, çılgınlık. Histeri.
 * *

*Miyosen*: Μειόκαινος (Miôkenos). Jeoloji ter. Bir jeolojik dönemin ismi.
* *

*Molibden*: Μόλυβδος (Môlivdos). Kurşun. Kimya ter. Bir element. Simgesi Mo.
 * *

*Moloz: *Μολος* (*Molos). Yığın.
 * *

*Monad*: Mονάδα (Monâda). Birim.
* *

*Monark*: Mονάρχης (Monârhis). Μονος (Monos): Tek, bir, yalnız-Άρχη
(Ârhi): İlk,
başlangıca ait, öncel, Düzen, idâre. Mutlak, tek idâreci.
 * *

*Monarşi*: Μοναρχία (Monarhîa). Μονος (Monos): Tek, bir, yalnız- Aρχη
(Arhi): İlk, başlangıca ait, düzen, idâre. Mutlâkiyet, Tek kişi idâresi.
 * *

*Monogam*: Μονογαμος (Monoğamos). Μονος (Monos): Tek, bir, yalnız- Γαμος
(Ğamos): Evlilik, düğün. Tek eşli.
 * *

*Monogami*: Mονογαμία (Monogamîa). Μονος (Monos): Tek, bir, yalnız-Γαμος
(Ğamos): Düğün, evlilik. Tek eşlilik.
 * *

*Monograf*: Μονογραφός (Monografôs). Mονος (Monos): Tek, bir, yalnız-Γραφω
(Grafo): Yazmak. Tek bir konu ile ilgilenen yazı, deneme.
 * *

*Monografi*: Mονογραφία (Monografîa). Mονος (Monos): Tek, bir, yalnız- Γραφω
(Grafo): Yazmak. Tek bir konu ile ilgili yazım, kısa imza. Paraf.
 * *

*Monogram*: Μονογραμμα (Monograma). Μονος (Monos): Tek-Γραμμα (Grama): Harf,
betim. Tekyazım.
 * *

*Monolitik*: Mονολιθικός-ή-ό (Monolithikôs). Μονος (Monos): Tek- Λυσις
(Lisis): Çözünüm, çözüm, erime. Tekçözümsel.
* *

*Monoliz*: Mονόλυση (Monôlisi). Μονος (Monos): Tek-Λυσις (Lisis): Çözüm,
çözünme, erime. Tekçözüm.
* *

*Monolog*: Mονόλογος (Monôlogos). Μονος (Monos): Tek-Λόγος (Lôgos): Söz,
kelâm, bilgi, bilim. Tek taraflı konuşma, dialog zıddı.
 * *

*Monomani*: Μονομανια (Monomania). Μονος (Monos): Tek-Μανία (Manîa): Azgınlık,
aşırılık, çılgınlık. Tek bir fikre takılıp kalma, saplantılı olma, aşırı
idefiks (İdefiks-Sâbit fikir'den de öte, azgınlık derecesinde tek
fikirlilik).
 * *

*Monopol: *Μονοπωλειον* (*Monopolion*). *Μονος (Monos): Tek, bir-Πωλειο
(Polıo): Hâne, ev. Tekel, inhisar.
 * *

*Monoteist: *Μονοθεïσμος (Monotheismos). Μονος (Monos): Tek, bir- Θεός (Theôs):
İlâh, tanrı. Tektanrılı.
 * *

*Monoteizm*:Mονοθεϊα (Monotheia). Tektanrılılık.
 * *

*Monoton*: Μονοτόνος (Monotônos). Μονος (Monos): Tek, bir-Τόνος (Tônos):
Kuvvet, ses, ton. Yeksenâk, tekdüze.
* *

*Monotoni*: Μονοτονια (Monotοnia). Μονος (Monos): Tek, bir-Τόνος (Tônos):
Kuvvet, ses, ton. Yeksenâklık, tekdüzelik.
 * *

*Morfin*: Μορφίνη (Morfîni). Yunan mitolojisindeki uyku tanrısı Morfeus'un
isminden mülhem. Uyuşturucu ve uyutucu bir madde.
 * *

*Moron*: Μορον (Moron). Μορο (Moro): Bebek. En geri zekâ düzeyi. Bebek zekâsına
sahip olan.
 * *

*Morfoloji*: Mορφολογία (Morfologîa). Μορφος (Şekil, biçim)-Λόγος (Lôgos):
Bilim, bilgi, kelam. *Biçimbilim, Şekilbilim*.
* *

*Mozaik*: Μουσα (Musa). Güzel sanatların dokuz perisinden birinin ismi. Kır
perisi.
 * *

*Musikî* (*Müzik*): Μουσα (Musa). Güzel sanatların dokuz perisinden birinin
ismi, kır perisi. Onun isminden mülhem.
 * *

*Muşmula*: Μεσπιλον (Mespilon). Döngel.
* *

*Müze*: Μουσεïο (Musio). Güzel sanatların dokuz perisinden biri olan Μουσα
(Musa) kökünden..
* *

*- N -*
* *

*Nadas*: Νεατε (Neate). Dinlenmeye, yenilenmeye bırakma, ekilmeyen,
dinlendirilen toprak.
 * *

*Naftalin*: Ναφθαλίνη (Naftalîni).
* *

*Namus*: Nόμος (Nômos). Düzen, nizam. Anlam genişlemesiyle iffet.
 * *

*Narkotik*: Ναρκωτικος (Narkotikos). Uyuşturucu.
 * *

*Narkoz*: Ναρκωσις (Narkosis). Uyuşukluk. İlaçlar tarafından meydana
getirilen şuur kaybı.
 * *

*Narsisizm*: Νάρκισισμός (Nârkisismôs). Kendine sevdalılık, kendine âşık
olma. Yunan mitolojisinde, suda kendi aksini gören ve ona aşık olan
Νάρκισσος (Narkisos) isimli kahramanın isminden mülhem.
 * *

*Narsi(si)st*: Νάρκισσος (Nârkisos). Kendine sevdalı, kendine âşık.
 * *

*Navlun: *Ναβλον (Navlon). Gemi için ödenen gider, yolluk. Ναυς (Nafs): Gemi
kökünden.
* *

*Nefrit*: Nεφρειτις (Nefritis). Böbreklerin iltihâbı.
 * *

*Neft*: Ναφτη (Nafti). Sakızlı, ziftli sıvı. Petrolden veyâ ağaçlardan elde
edilen ve reçineye benzeyen yapışkan bir madde.
 * *

*Nekrofili*: Nεκροφιλία (Nekrofilîa). Νεκρος (Nekros): Ölü-Φιλία (Filîa):
Sevgi. Ölüsevicilik, ölülerden cinsî haz duyma.
* *

*Nekrofil*: Nεκρόφιλος (Nekrôfilos). Ölüsevici, ölülerden cinsî haz duyan.
* *

*Nektar*: Νέκταρ (Nektar). Gevser, Kevser, İlâhlar'a lâyık içecek.
 * *

*Nemfomani*: Nυμφομανία (Nimfomanîa). Nυμφη (Nimfi): Yunan mitolojisinde bir
varlık olup "perikızı" olarak karşılanır. Tıbbî terminolojiye, Latince
"Labium Minoris" (Küçük Dudak) olarak geçmiş olup, kadın cinsî organının bir
bölümünü ifâde eder-Μανία (Manîa): Azgınlık, aşırılık, çılgınlık. Kadının
aşırı derecede cinsî temas ihtiyacı göstermesi, aşırı şehvet.
 * *

*Nemfomanyak*: Nυμφομανής (Nimfomanîs). Nemfomani özellikleri gösteren.
* *

*Neodim*: Νεοδυμος (Neodimos). Νεα (Nea) veya Νέος (Nêos): Yeni- Διδυμος
(Didimos): İkiz. Yeni ikizler anlamında. Bir kimyevî element. Nd.
 * *

*Neolojizm*: Νεολογισμος (Neologismos). Νέος (Nêos): Yeni-Λόγος (Lôgos):
Bilim, bilgi, kelâm. Kelime uydurma hastalığı. Yeni kelimeler üretme.
 * *

*Neon*: Νεον (Neon). Νεα (Nea): Yeni. Bir kimyevî element. Ne
* *

*Neptün*: Νεπτουν (Neptun). Yunan mitolojisinde bir varlık. Bir gezegen.
 * *

*Neptünyum*: Νεπτουνίο (Neptunîo). Yunan mitolojisinde bir varlık. Bir
kimyevî element. Np.
 * *

*Nergis*: Nάρκισσος (Nârkissos). Bir tür çiçek, *fulya*.
* *

*Nevropat*: Nευροπαθής-ής-ές (Nevropathîs). Sinir derdi çeken, sinirsel
bozukluğu olan, aşırı asabî kişi.
 * *

*Nevrotik*: Nευρωτικός (Nevrotikôs). Nevroz problemi yaşayan.
 * *

*Nevroz*: Nεύρωσις (Nevrosis) veya Nεύρωση (Nevrosis). Nεύρο (Nevro):
Sinir-Ωσις (Osis): Durum, hâl. Hastanın farkında olduğu fakat bir türlü
aşamadığı psikolojik durum. En çok ratlanan nevrozlar: Anksiyete (Sıkıntı),
Histeri ve Depresyon'dur. Psikoz'da ise hasta kendi durumunun fasrkında
değildir.
 * *

*Niobyum*: Νιοβιο (Niovio). Νιοβη (Niovi): Yunan mitolojisinde bir varlık.
Bir kimyevî element. Nb.
 * *

*Noisis*: Νοεισις (Noisis). Arı akıl, öncü akıl, ilk akıl, Nus.
 * *

*Nonoş*: Νουνος (Nunos). Vaftiz babası. Anlam değişmesiyle, kadınsı
(efemine) erkek, eşcinsel veyâ sevimli mânâlarını yüklenmiştir.
 * *

*Nostalji*: Nοσταλγία (Nostalgîa). Νοστος (Nostos): Geçmiş, Mâzi-Αλγία (Algîa):
Ağrı, sızı. Geçmiş ağrısı, geçmişe duyulan özlem. İştak-ı Mâzi.
 * *

*NUS*: Nοεισις (Noisis). İlk, devindirici akıl. Nus-theos (Νους-Θεος):
Zihin-ilâh. Lâtincesi; Ratio Primum Movens. Anlık-An (zihin), Us (akıl), Ruh
(Tin), zihnî ilke, ruhî ilke. Felsefe ve Hristiyanlık ter.

Ünlü Hristiyan âlimi, Şamlı Aziz Yuhanna (St. John of Damascus) şöyle der: "
*Nasıl ki, göz bedenin bir parçasıysa, nus (akıl) da ruhun bir parçasıdır*".
Buradaki nus, insana Allah tarafından bahşedilen akıl anlamındadır. Havari
Aziz Paul de, "*bizim nus'umuz (aklımız) Hz. İsa'nın nus'udur (aklıdır).*"
der. St. Makarius ise "*Nus (akıl) bedenin bir parçasıdır*" iddiasını
savunur. St. Gregory of Nyssa (Nyssa'lı Aziz Gregor): "*İnsan nus'u bedensiz
bir varlık olarak, vücudun hem içinde hem dışındadır. Her tarafa eşit bir
biçimde dağılmıştır. İlk organ olarak kalbi kullanmıştır*" demektedir. St.
Maksimus'a göre, "*Ruh bilgisinin ışığı, nus'un (aklın) yaşamasından ileri
gelir ve bu ışık Allah sevgisini geliştirdiğinden dolayı ilâhî Aşk'tan daha
büyük birşey olamaz*". Nikitas Stethatos'a göre, "*Nus'un 4 kuvveti vardır:
anlama, keskinlik, kavrama ve sür'at. Nus'un bu 4 kuvveti ruhun 4 genel
faziletiyle birleşmek zorundadır: özgüven, yargı, adâlet ve cesaret. Anlama,
özgüvenle, keskinlik yargıyla, kavrama adaletle ve sür'at cesaretle
birleşmelidir. Bu, 'Ateş Arabaları'nı 'Cennetler'den geçirmeye yeter*".

Anaksagoras'a göre, "nous", hareket ettirici ve *amaca erdirici* ilkedir ve
"nous" maddîdir (madde kökenlidir). Ancak, bu, "pek ince, pek seçkin" bir
maddedir. Bütün nesnelerin en arınmışı, en lâtifidir. Yalnız başına
olduğunda, yalınç ve hiçbirşeyle karışmamış durumdadır. Hep kendi kendisine
eşittir, kendi kendine hareket edebilen biricik maddedir. Bütün diğer
varlıkların hareket ilkesidir. Evren'e egemen olan kuvvettir. Evreni
harekete geçirip, oluşturması bakımından, Herakleitos'un "ateş"inin gördüğü
işlevi görür. Kendi başınadır. İlk hareketi sağlayan (ilk devindirici)
"nous"tur. Oluşlar, "nous"un istediği doğrultuda gerçekleşir. "nous",
başlangıçta bir karmaşa (kaos) içinde bulunan "spora-spermata" (tohumlar)
yığınının bir noktasında, bir çevrinti (çevirme, girdap) hareketi yaratmış
ve bu hareket yavaş yavaş bütün yığını sarıp devinmelerine yol açmıştır.
"nous", bilinçli ve akıllı ilkedir.

Platon'a göre, düşünme ve akıl edimleri.

Aristoteles'e göre, Teorik (Kuramsal) ve pratik (Kılgısal) düşünme gücü. Ruh
neyse nous da odur.

Düşünmenin ilkesi ve gelip geçici olmayan tözü.

Plotinos'a göre, Akılla kavranan dünyanın, idealar alanının ilkesi.

Oluşu gerçekleştiren tabiî devim.

Britanyalı düşünür Bertrand Russell'a göre Nous'un ingilizce karşılığı
yoktur. Belki "Logos" kavramı onun yerine kullanılabilir.

Macit Gökberk'e göre, Anaxagoras, oluşu meydana getiren ilkeye, gördüğü iş
düşünce yetisininkine benzediği için nous adını verir.

Fransız filozof Georges Cogniot şöyle der: "Önceleri, Anaxagoras'ı şeylerin
düzenleyicisi bir gücü kabul eder görmekle hayranlık duyan Sokrates bile,
nous kuramının, gerçeğin madde dışı bir ilkeyle açıklanması olmadığını
anlayınca Anaxagoras'ı reddetti".

Demokritos'a göre nous ateşten bir topraktır ve duyumların karışıklığını
düzenler.

Hegel şöyle der: "Nesnel düşünce, dünyadaki us ve elbette doğal; evrensel
olan işte bunlardır. Bu usun bizzat kendisi, nasıl köpek bir hayvansa ve
onun tözsel yanı buysa, öylece doğada içkindir, doğanın özüdür. Böylesine
bir usu içkin bulunmasaydı doğa, insanların bir sandalyeyi
biçimlendirdikleri gibi, dışarıdan biçimlendirilemezdi".
 * *

*Nümizmatik*: Nόμισματικη (Nômismatiki): Nόμισμα (Nômisma): Akçe, para.
Paraya değgin, paraya ilişkin. Parabilim.
 * *

*-O-*
* *

*Oksijen*: Oξυγόνο (Oksigôno). Οξυ (Oksi): Asit- Γονο (Gono): Oluş, tekvin.
Asit oluşlu. Bir kimyevî element. Simgesi O.
 * *

*Oksimoron*: Οξιμορον (Oksimoron). Çelişkili / uyumsuz terimlerin birlikte
kullanılmasıyla yaratılan bir etki. Οξυ (Oksi): Keskin, asid-Μορο (Moro):
Bebek, bebeğe değgin. Örn. Öldürücü güzellik.
 * *

*Oktavus*: Oκτάβα (Oktâva).
* *

*Okyanus*: Ωκεανός (Okeanôs). Kelime buradan mülhem. *Okyanus*, "*O Κύανος*"
(O Kîanos: Mavi) anlamındadır. Kökenini ise Arapça, "*Kün*" (Ol)
kelimesinden aldığı savı vardır. "*Okyanus*" kelimesinin içindeki, "*
kean-kian*" bölümünün Arapça "*Kün*" (Ol) emrinden köken olduğu iddiası da
ciddi bir iddiadır. Bu mânâda "Okyanus", "Ol" emriyle "varolan" mânâsını
üstleniyor yani Yaratıcı'ya cevab veriyor.

Okyanusla ilgili diğer tezler:

   "*Ωκεια-Ναύς*" (Okia-Navs). Eski Yunanca, "Ωκεια" (Okia) kelimesi "Hızlı,
Sür'atli" mânâlarını yüklenmiştir. "Ναύς" (Navs) ise "Gemi" anlamına gelir.
Böyle bakıldığında, Okyanus'un karşılığı "Hızlı Gemi" olmaktadır.

"*Ω-Γή-ανός*" (O-yî-anôs veya O-gî-anôs). "Γή" (Yî veya Gî) modern
Yunanca'da "Toprak, yeryüzü" anlamlarına gelir. Kelimenin kökeni ise "Γαια"
(Gea, Gaya veya Yea) olup, mitolojide "Toprak Ana, Yeryüzü, Anaların Anası"
mânâlarını yüklenmiştir. "Ουρανός" (Uranôs) ise, mitolojide "Gök tanrı"
mânâsını yüklenmiş olup, günümüzde de "Gökyüzü, Asuman, Uzay" anlamlarında
kullanılmaktadır. Bu kelimelerin hepsini birarada yazdığımızda, "O-gî-anôs"
veya "O-yî-anôs" kelimesine ulaşırız ki, "Göğü, yeri birarada barındıran"
mânâsına ulaşılır.

"*Ω-κύανος-νησος*". (O-kîanos-nisos). "Νησος" (Nisos) kelimesi yunanca "Ada"
anlamındadır. Bu bağlamda "Okyanus" kelimesi "Mavi Ada" mânâsını
yüklenebilmektedir.

Nihâyet, Arapça "*Künnes*" (Karadelik) kelimesiyle de ilişkisi olduğu
söyleniyor.

   * *

*Oligarşi*: Oλιγαρχία (Oligarhîa). Όλιγον (Ôligon): Az-Άρχη (Arhi): Âρχη
(Arhi): İlk, başlangıca ait, düzen, idâre. Azınlık idâresi.
 * *

*Olimpiyat*: Oλυμπιάδα (Olimpiâda).
* *

*Omuz*: Ώμος (Ômos). Çiğin.
 * *

*Onomatoloji*: Oνοματολογία (Onomatologîa). Ονομα (Onoma): İsim-Λόγος (Lôgos):
Bilim, bilgi, kelam. İsimbilim.
 * *

*Ontogenesis*: Οντογενέσις (Ondoyenêsis). Ον (On) veya Οντος (Ondos):
Varlık-Γενέσις (Yenêsis): Oluş, tekvin. Varlıkoluş.
 * *

*Ontogenetik*: Οντογενετικη (Ondoyenetiki). Ον (On) veya Οντος (Ondos):
Varlık-Γενέσις (Yenêsis): Oluş, tekvin. Varlıkoluşsal.
 * *

*Ontolog*: Οντολογος (Ondologos). Ον (On) veya Οντος (Ondos): Varlık- Λόγος
(Lôgos): Bilgi, bilim, kelam.Varlıkbilimci.
 * *

*Ontoloji*: Οντολογία (Ondologîa). Ον (On) veya Οντος (Ondos): Varlık- Λόγος
(Lôgos): Bilgi, bilim, kelam. Varlıkbilim.
 * *

*Optik*: Οπτική (Optikî). Οψις (Opsis): Görme. Görmeye değgin, görmeyle
ilgili. Fizik bilimin bir dalı.
 * *

*Organ*: Οργανων (Organon).
 * *

*Orion*: Οριον (Orion). Οριον (Orion): Sınır, hudut, had. Bir yıldız kümesi.
 * *

*Orkide*: Ορχιδέα (Οrxidêa). Bir çiçek. Biçimi erbezine (testis) benzediği
için bu adı almıştır.
 * *

*Orkinos: *Ορκυνος (Orkinos). Bir balık türü, büyük lüfer.
 * *

*Ortanca*: Oρτανσία (Ortansîa). Su meleği. Bir bitki (çiçek) ismi. Lâtincesi
"Ortencia". Hristiyanlarda bir bayan ismi.
 * *

*Ortodoks*: Όρθοδοξία (Ôrthodoksîa). Ορθος (Orthos): Doğru, dosdoğru-Δοξα
(Doksa): Kanı, kanâat. Dosdoğru kanı. Örn. Orthodoks Marksizm: Dosdoğru
Marksizm veyâ Orthodoks Hristiyanlık: Dosdoğru hristiyanlık. Heterodoks'un
zıddı.
 * *

*Ortopedi*: Όρθοπεδία (Ôrthopedîa). Όρθος (Ôrthos): Doğru, dosdoğru-Πεδίον
(Pedîon): Meydan, saha, alan, düzlük. Kas-iskelet sisteminin hastalıklarıyla
ilgilenen Tıp dalı.
 * *

*Osmiyum*: Οσμιο (Osmio). Οσμία (Osmîa): Koku. Bir kimyevî element. Os.
* *

*Oşinografi*: Ωκεανογραφία (Okeanografîa). Ωκεανός (Okeanôs): *Okyanus*, "*O
Κύανος*" (O Kîanos: Mavi) anlamındadır-Γραφω (Grafo): Yazmak. Okyanusbilim.
 * *

*Otarşi*: Aύτάρκεια (Aftârkia). Kanaat etme, kanaatkâr yönetim.
* *

*Otokrasi*: Aύτοκρατορία (Aftokratorîa). İmparatorluk.
 * *

*Otokratik*: Aυτοκρατορικός-ή-ό (Aftokratorikôs). Emperyal, imparatorluğa
değgin.
 * *

*Otokton*: Αύτόχθων (Aftôhthon). Yerli ahâli. Anlam genişlemesiyle, Tıp
dilinde, tekâmül sıralamasına göre vücudun en eski kırmızı kas grubu.
Omuriliğin her iki yanında bulunan ve derinde yer alan kaslar için
kullanılan sıfat.
 * *

*Otopsi: *Αύτοψία (Aftopsîa).

- Ö -
* *

*Öfemizm*: Εύφημισμός (Evhemismôs). Εύ (Ef, ev): Hoş, güzel-Φήμη (Fîmi): Şan,
şöhret, nâm, ün, san, tevâtür. Güzel bir şöhrete, isme, tevâtüre sahib
olmak.
 * *

*Öjenik*: Ευγενικός (Evgenikôs). Öjenizm'e değgin.
 * *

*Öjenizm*: Ευγενισμος (Evgenismos). Εύ (Ef, ev): Hoş, güzel-Γονία (Oluş,
tekvin). Εύγονία (Evgonia): Seçmeye dayalı yetiştirme yöntemi yoluyla insan
soyunun / ırkının kalitesini yükseltme kuramı.
 * *

*Ökaliptüs*: Εύκάλυπτος (Efkâliptos). Ευ (Ef, Ev): Hoş, güzel- Kάλυψ (Kâlips):
Gonca. Tıp'ta ve Eczacılık'ta da kullanılan bir tür bitki / ağaç.
 * *

*Ökse*: Οξος (Oksos). Macar üzümü. Anlam genişlemesiyle bir bitkiye verilen
ad, Ökseotu.
 * *

*Öreke*: Ρόκα (Rôka). İplik eğirme aracı, yün veyâ pamuk eğirmede kullanılan
araç. Anlam değişimiyle, argoda, "*Ananın örekesi*" biçiminde ağır hakaret
hitâbı olarak kullanılır. Türkçe'deki "örmek" kelimesiyle bir ilgisi yoktur.
Anadolu'da, Röke, Röka, Refka, Reka biçiminde söylenişleri de vardır.
 * *

*Örgüt*: Οργανωσις (Organosis).
 * *

*Öritm*: Ευρυθμος (Evrithmos). Ευ (Ev): Hoş, güzel-Ρυθμος (Rithmos): Ritm.
Hoş ritm. Müziğe uygun olarak yapılan ahenkli hareketler.
 * *

*Ötanazi*: Ευθανατος (Evthanatos). Ευ (Ev): Hoş, güzel- Θαναθος
(Thanatos): Ölüm.
Tatlı ölüm, Hoş ölüm. Tıp terimi olarak, kişinin kendi irâdesiyle ölüme
terkedilmesi.
 * *

*Öz*: Ουσία (Usia). Varlığın ilk maddesi. Ana tin.
 * *

*- P -*
* *

*Paçavra*: Πατσαβουρα (Paçavura).
* *

*Palamar*: Παλαμάρη (Palamâri). İp, urgan, halat. Gemi halatı.
 * *

*Palamut*: Παλαμηδα (Palamida). Bir tür balık, piçuta.
 * *

*Palamut*: Βαλανηδη (Valanidi). Meşe kozalağı, pelit. Tıp terimi olarak
kullanılan lâtince "glans" da bu anlamdadır.
 * *

*Palaz*: Πολος (Polos). Yavru, küçük kuş. Piliç.
 * *

*Palikarya*: Παλικαρη (Palikari). Yiğit, delikanlı, atılgan, korkusuz,
civanmert. Kabadayı Yunan delikanlılarına eskiden bu ad verilirdi. Hâl-i
hazırda "genç", "delikanlı" anlamlarında kullanılmaktadır.
 * *

*Paleoantoloji*: Παλαιοανθολογία (Paleoanthologîa). Παλαιός (Paleôs): Eski,
kadim-
* *

*Paleoantropoloji: *Παλαιοανθρωπολογία (Paleoanthropologîa). Παλαιός (Paleôs):
Eski, kadim-Ανθρωπος (Anthropos): İnsan-Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi, kelam.
Kadim insanlık bilgisi, insanlık tarihi bilimi.
 * *

*Paleozoik: *Παλαιζωίκόν (Paleozoîkôn). Παλαιός (Paleôs): Eski,
kadim-Ζώή (Zôî):
Hayat, yaşam. İnsanlığın bir dönemi.
 * *

*Palladiyum*: Παλλαδίο (Paladîo). Παλλας (Palas): Eski Yunanca'da mızrak
anlamında. Aynı zamanda bir asteroid'e (yıldızsı) verilen ad. Bir kimyevî
element. Pd
 * *

*Pamuk*: βαμβάκι (Vamvâki).
* *

*Pananteizm*: Πανανθεισμος (Panantheısmos). "Herşey tanrıdadır" anlamında
bir felsefe terimi.
 * *

*Panayır*: Πανήγυρις (Panîgiris). Παν (Pan): Her, bütün, hepsi-Aγυρη
(Agiri): Toplanma. Toplanma yeri, dernek.
 * *

*Pandispanya*: Πανδτεσπάνι (Pa-n-despâni). Bir tür çörek.
* *

*Pandodinamîa*: Παντοδυναμία (Pa-n-dodinamîa). Kudret-i İlâhî.
 * *

*Pandomim*: Παντομίμα (Pa-n-domîma). Herşeyi taklid etme.
 * *

*Panhelenizm*: Πανελλινισμος (Panelinismos). Παν (Pan): Her, bütün. Ελλινισμος
(Elinismos): Yunancılık. *Bütün Yunanlar'ın biraraya getirilmesini*, bir çatı
altında toplanmasını öngören ideoloji.
 * *

*Pankart*: Πανχαρτία (Panhartîa). Παν (Pan): Her, bütün, tek bir, tüm-Χαρτία
(Hartîa): Kâğıt. Halka (kitleye) bir mesajın duyurulması amacıyla elde
taşınan veyâ duvara asılan üzeri yazılı büyük kâğıt veyâ karton. Yeni
Türkçe'si, "duyurmalık".
 * *

*Pankreas*: Πανκρατίον (Pankratîon). Παν (Pan): Her, bütün, tüm, tek bir-Kρατος
(Kratos): İdâre, yönetim, devlet, kudret-kuvvet. Eski Yunan'da, güreşle
yumruk döğüşünün karışımdan oluşan bir spor türü. Günümüzde, özellikle
Amerika ve Avrupa'da halkı uyuşturma ve yanıltma amacıyla uygulanan bir
gösteri sporu.
 * *

*Pankreas*: Πανκρεας (Pankreas). Παν (Pan): Her, bütün, tüm-Kρεας (Kreas):
Et. *Tamamı etten oluşan* anlamında. Tıp ter. Endokrin (İçsalgı) ve Sindirim
(Digestion) sistemine ait bir organ. Uykuluk, tümet.
 * *

*Panorama*: Πανόραμα (Panôrama). Παν (Pan): Her, bütün, tüm-Oραμα (Orama):
Ufuk. Bütün, *topyekûn ufuk*.
* *

*Panoromik*: Πανοραμικη (Panoramiki). Afakî, Ufkî.
* *

*Panteist*: Πανθεος (Pantheos). Kamutanrıcı.
 * *

*Panteizm*: Πανθεïσμός (Pantheismôs). Παν (Pan): Bütün, her, tüm- Θεος
(Theos): İlâh. İlâh'ın her yerde ve bütün parçalarda (zerrelerde) mevcut
olduğunu ve bunların birleşmesiyle oluştuğunu ileri süren felsefî öğreti. *
Kamutanrıcılık*. Örneğin Platon (Eflâtun) kamutanrıcı bir filozoftur.
Felsefe terimi.
 * *

*Panteon*: Πανθεον (Pantheon). Bütün tanrıların makamı.
 * *

*Papara*: Παπαρα (Papara). Lâpa.
* *

*Papatya*: Παπαδια (Papadia). Παπας (Papas): Papaz. Παπαδια (Papadia):
Papaz'ın karısı. Bir tür çiçek. Türkçe'ye bir yanlış anlama sonucu girmiş
olan bir kelimedir. Öyküsü şöyle: İki Osmanlı askeri papazın evini ziyârete
gider. Kapıda papazın karısııyla karşılaşırlar. Papaz'ın evde olmadığını
öğrenince, karısıyla sohbet etmeye başlarlar. Onun adını sorarlar. O da
yerdeki çiçekleri işâret ederek kendisinin isminin o çiçeklerle aynı
olduğunu ifâde etmeye çalışır. Yerdeki çiçeğin adı *Margarita*'dır. Fakat
askerler bu çiçeğin ismini bilmediklerinden dolayı, o çiçeğe, "*papazın
karısı*" anlamına gelen "*Papadia*" derler ve günümüze kadar böyle gelir.
Koyungözü, Akbabaç.
* *

*Papaz*: Παπoυς (Papus). Dede, ata. Hristiyan din adamı, rahip.
 * *

*Papirus*: Παπυρος (Papiros). Üzerine yazı yazılan yaprak. Aslı Koptça'dır
(Kıptîce). Lât: Papirus, Fr: Papier (Papiye), İng: Paper (Peypır), Macarca:
Papir (Papir), Alm: Papier (Papiyer), İtl: Papiro, İsp: Papel. Argo'da,
"kâğıt para" ya da "para" olarak kullanılan "papel" kelimesi de bu kelimeden
mülhemdir.
 * *

*Parabol*: Παραβολή (Paravolî). Παρα (Para): Etrafında, ilerisinde,
ötesinde, yanında, cıvarında- Βολή (Volî): Atış, menzil. Tatbik, mukâyese,
mukâbele. Bir Matematik terimi.

Parabolik: Παραβολικός (Paravolikôs). Tatbikî, mukayeseli, teşbih, temsil
kâbilinden (comparatif).
 * *

*Paradigma*: Παραδειγμα (Paradigma). Παρα (Para): Etrafında, ilerisinde,
ötesinde, yanında, cıvarında- Δείγμα (Digma): Nümûne, örnek. Örnek, model,
emsal.
* *

*Paradoks*: Παραδοξία (Paradoksia). Παρα (Para): Etrafında, ötesinde,
ilerisinde, yanında-Δοξα (Doksa): Kanı, kanâat: Farklı kanı, alternatif kanı
anlamında. Çelişirlik.
 * *

*Paragraf*: Παράγραφος (Parâgrafos). Παρα (Para): Etrafında, ötesinde,
ilerisinde, yanında-Γραφω (Grafo): Yazmak. Yana yazma, öteye yazma anlam
ında.
 * *

*Parakete*: Παραγάδι (Paragâdi) veya Παρήστα (Parîsta). Hızölçer.
 * *

*Paralaks*: Παραλλαξία (Paralaksîa). Münâvebe, tahvil.
* *

*Paralel*: Παραλληλία (Paralilîa). Birbirinin yanında, yanyana, koşut.
 * *

*Paraloji*: Παραλογία (Paralogîa). Mâkul olmayan, saçma, yanlış düşünüş.
 * *

*Paralojizm*: Παραλογισμός (Paralogismôs). Yanlış düşünce, herze.
 * *

*Parametre*: Παραμετρον (Parametron). Παρα (Para): etrafında, ötesinde,
ilerisinde, yanında-Μετρον (Metron): Ölçü. Değer ölçüleri, değerlendirme
ölçüleri.
 * *

*Paranoya*: Παρανοία (Paranoya). Παρα (Para): Etrafında, ötesinde,
ilerisinde, yanında- Νόησις (Nôisis): Anlayış, idrak. Παρεννοώ (Parenoô:
Yanlış anlamak) fiiliyle de ilişkilidir.
 * *

*Parantez*: Παρένθεση (Parênthesi). Araya alınma, idhal anlamında. Παρενθέτω
(Parenthêto): Araya yere koymak, idhal etmek fiilinden mülhem.
* *

*Parapraksis*: Παραπραξις (Parapraksis). Παρα (Para): Etrafında, ötesinde,
ilerisinde, yanında-Πράξις (Prâksis): İş, hareket, sahne, perde, senet,
tecrübe. Psikanaliz biliminin kurucusu olarak kabul edilen *Sigmund Freud*'ün
güncelleştirdiği bir kavram. İzlerini bilinçdışı istek ve amaçlarda
arayabileceğimiz açıklanamayan dil sürçmeleri, hafıza boşlukları,
beceriksizlikler, yanlış okumalar.
 * *

*Parapsikoloji*: Παραψυχολογία (Parapsihologîa). Παρα (Para): Etrafında,
ötesinde, ilerisinde, yanında-Ψυχή (Psihî): Ruh-Λόγος (Lôgos): Kelam, bilim,
bilgi. Pozitif psikoloji biliminin izah edemediği, onun ötesinde bulunan Ruh
hâllerini ve tezâhürlerini konu edinen bilim dalı.
 * *

*Parazit*: Παρασιτος (Parasitos). Παρα (Para): Yanında, kenarında,
civarında- Σιτος (Sitos):Yiyen, yiyici. Birlikte yiyen, yanından,
kenarından, üstünden yiyen, Ekti.
 * *

*Parşömen*: Περγαμος (Pergamos) veyâ Περγαμηνή (Pergaminî): Bergama. Bergama
derisi. Eskiden Bergama'nın, üzerine yazı yazma amaçlı kullanılan derileri
ünlü olduğu için bu adı almıştır. Arapçaya parğamun veyâ pergamun olarak
geçen kelime daha sonra diğer dillere yayılmıştır. *Akderi*.
* *

*Pasal*: Πασσαλος (Pasalos). Eski Yun. Kazık. Hayvanları bağlamak için yere
çakılan direk, kazık. Pasaliskos: Küçük kazık, mıh. Süğen.
 * *

*Paskalya*: Πασχα (Pasha). İlkbahar'da kutlanan bir Hristiyan bayramı.
İbranîce Pesaşi (geçiş) kelimesinden köken aldığı sanılıyor.
 * *

*Patak*: Παταγει (Patagi). Eski Yun. Dövmek.
* *

*Patetik*: Παθητικός (Pathitikôs). Tesirli-müessir, zimmet, edilgen-pasif,
duy(gu)sal.
* *

*Patojen*: Παθογονο (Pathogono). Παθός (Pathôs): Hastalık, maraz, illet,
felâket, mûsibet, mihnet, garaz, kin, dert-Γονο (Gono): Oluşlu. Hastalık
yapıcı, hastalığa yol açıcı.
 * *

*Patoloji*: Παθολογία (Pathologîa). Παθός (Pathôs): Hastalık, maraz, illet,
felâket, mûsibet, mihnet, garaz, kin, dert- Λόγος (Lôgos): Bilim, bilgi,
kelam. Sayrılıkbilim, hastalıkbilim, acıbilim, duy(g)ubilim.
 * *

*Patolojik*: Παθολογικός (Pathologikôs). Sayrılıkbilim'e değgin. Acılı,
hastalıklı, duy(gu)sal.
 * *

*Patrik*: Πατριάρχης (Patriârhis). Ata, Ced, büyük. Orthodoks Kilisesi'nin
başında bulunan en yüksek görevli.
 * *

*Pavurya*: Παγουρος (Paguros) veyâ Παγούρι (Pagûri). Bir tür iri yengeç.
* *

*Paydos*: Παυω (Pavo). Durdurmak, işi bırakmak.
 * *

*Pedagog*: Παιδαγωγός (Pedagogôs). Çocuk eğiticisi, çocuk terbiyecisi. Παιδι
(Pedi): Çocuk-Αγωγω (Agogo): Yol göstermek, yol açmak, ön açmak.
* *

*Pedagoji*: Παιδαγωγία (Pedagogîa). Çocuk eğitimi, çocuk terbiyesi.
 * *

*Pedagojik*: Παιδαγωγικός (Pedagogikôs). Çocuk terbiyesine değgin.
 * *

*Pedavra*: Πέταυρον (Pêtavron).
* *

*Pederast*: Παιδεραστής (Pederastîs). Παιδι (Pedi): Çocuk-Αστεία (Astîa): Şaka,
latife, oynaşma. Kulampara, çocuklarla cinsî münâsebete giren kişi,
Çocuksevici.
 * *

*Pederasti*: Παιδεραστία (Pederastîa). Παιδι (Pedi): Çocuk-Αστεία
(Astîa): Şaka,
latife, oynaşma. Kulamparalık, çocuklarla cinsî münâsebete girme,
çocuksevicilik.
 * *

*Pedofili*: Παιδοφιλια (Pedofilia). Παιδι (Pedi): Çocuk-Φιλια (Filia):
Sevgi, dostluk, arkadaşlık. Çocuk sevgisi. (Bu bir kişilik bozukluğu
değildir, Türkiye'deki Tıp fakültelerinin kahhar çoğunluğunda gerek
öğrencilere gerekse de psikiyatri asistanlarına "Pedofili" kavramı bir
kişilik bozukkluğu olarak öğretilmekte / tanımlanmakta olup bu yanlıştır,
doğrusu "Pederasti" olmalıdır).
 * *

*Pediatri*: Παιδιατρία (Pediatrîa). Παιδι (Pedi): Çocuk-Γιατρια (İatria):
Tıp, hekimlik. Çocuk hekimliği.
 * *

*Peksimet*: Παξιμάδι (Paksimâdi).
* *

*Pelte*: Πολτός (Poltôs). Ezme veyâ Farsça; Pâlûde (Paluza): Ezme'den.
* *

*Pentagram*: Πενταγραμμα (Pe-n-dagramma). Πεντε (Pe-n-de): Beş- Γραμμα
(Grama): Yazım, betim, harf. Beşli yazım, beşli betim.
 * *

*Pentagon*: Πενταγονο (Pe-n-dagono). Πεντε (Pe-n-de): Beş-Γωνια (Gonia): Köşe.
Beşgen, beş köşeli. ABD Savunma Bakanlığı'nın diğer ismi.
 * *

*Pentatlon*: Πενταθλον (Penthatlon). Πεντε (Pe-n-de): Beş- Αθλητισμός
(Athlitismôs): Atletizm. Beş değişik atletizm disiplininden oluşan bir
yarışma türü. Beşli atletizm.
 * *

*Pereme*: Περαμε (Perame). Küçük kayık. Anlam genişlemesiyle su kabı, sal.
Anlam değişimiyle, "korkutucu varlık, hayâlet" anlamında kullanılan,
"peremeler tuttu" deyimi buradan türetilmiştir.
 * *

*Periferik*: Περιφερειακός (Periferiakôs). Περιφέρεια (Perifêria): Çevre,
etraf, daire, muhit, havali. Tıp terimi olarak Periferiakos: Çevresel,
mücâvir, havaliye ait, Örn. Periferik Sinir Sistemi.
 * *

*Periyod*: Περιοδος (Periodos). Döngü, Dönem, devre, dolaşma, âdet görme,
nöbet.
 * *

*Periyodik*: Περιοδικός (Periodikôs). Περίοδος (Perîodos): Dolaşma, dönme,
devir, nöbet, âdet görme. Döngüsel, devirsel. Yunanca'da dergi anlamında da
kullanılmaktadır.
 * *

*Pıhtı*: Πικτή (Piktî).
* *

*Pırasa*: Πρασα* (*Prasa*)*. Πρασινα (Prasina): Yeşil kelimesinden mülhem.
Bir tür bitki (sebze).
 * *

*Pırnal*: Πριναρι (Prinari) veyâ Πουρνάρι (Purnâri). Yeşil meşe. Odunu makbûl
bir meşe türü. Yerici deyim olarak, "kaba" anlamında da kullanılır.
 * *

*Pide*: Πιττα (Pita). İtalyanca'ya da Pizza olarak geçmiştir.
 * *

*Pilâki*: Πλαχη (Plahi). Yahni. Kuru fasulye ve soğanla yapılan zeytinyağlı
bir yemek, kuru fasulye yahnisi.
 * *

*Pinti*: Πινεδος (Pinedos). Eli sıkı, cimri.
 * *

*Piramit*: Πυραμις (Piramis). Öyük, ehram.
* *

*Pirina*: Πυρήν (Pirîn). Zeytin çekirdeğinin posası ve bundan elde edilen
yağ.
 * *

*Pisi* (balığı): Φεσση (Fesi). Bir tür balık.
 * *

*Piskopos*: Έπισκοπος (Êpiskopos). Επι (Epi): Üst, üstte-Σκοπός (Skopôs):
Maksad, niyet, gâye, amaç, nöbetçi, gözlemci, nokta, hedef. Üst gâye, büyük
gâye güden, üst noktada duran.
* *

*Pistis*: Πίστις (Pistis). İmân, inanç.
 * *

*Piton*: Πυθονας (Pithonas). Yunan mitolojisinde, Apollon'un Delfi
yakınlarında öldürdüğü yılanın isminden mülhem. Bir yılan türü.
 * *

*Piyâle*: Φυαλε (Fiale). Ayaksız, sapsız kap. Kadeh.
 * *

*Platin*: Πλατίνη (Platîni). Değerli bir metal.
 * *

*Platonik*: Πλατωνικός (Platonikôs). Yunan bilgesi Platon'un isminden
mülhem. Düşünsel, düşsel, teorik. Örn. Platonik aşk (düşvârî aşk).
 * *

*Platonizm*: Πλατωνισμός (Platonismôs). Platonculuk, platon ideolojisi. Ünlü
Yunan filozofu Platon'un (Aristokles) geliştirdiği felsefe akımıdır. Geniş
göğüslü (ya da geniş alınlı) olduğu için kendisine Platon adı verilmiştir.
İlk hocası Kratylos. Kratylos, Herakleitosçu. Daha sonra Sokrates ile
tanışıyor ve hayatının sonuna kadar Sokratesçi kalıyor. Eserlerinin hemen
tamamında Sokrates'i anlatır. Mısır'da matematik, astroloji, yine Kirene'de
Theodoros'tan matematik, Atina'da ise müzik dersleri aldı. Sicilya ve Güney
İtalya seyâhatleri sırasında Pythagorasçılığa ilgi duymuş ve mistisizm'den
etkilenmiştir. İran gezisinde ise Zerdüştîliği inceleme fırsatı olmuştur.
Sicilya kralının akrabalarından Dion, Platon'a hayran kalır ve ona siyâsî
reformlar yaptırır. Daha sonra, Atina'nın "Akademos Bahçeleri" mevkîinde
ünlü okulunu (Akademia) kuruyor.

Gençlik dönemi ya da "Gençlik dialogları" tamâmen Sokrates'i anlatır. Onun
düşüncesini ortaya koyar ve savunur. Bu eserlerde, "idea" öğretisine hiç
rastlanmaz. Sürekli, "Erdem" ve "Bilgi" sorunlarıyla ilgilenir. "Lahis"
(Lakhes) diyaloğunda "cesâret", "Politia I"de "adâlet", "Lysis"de "dostluk",
"Karmides"te "ölçülülük" (sofrosini), "Efthyfron"da, "Din", "Protagoras"ta
"erdem" irdelenir ve tümevarım (induction) yöntemi uygulanır. Sokratik
diyaloglar olumsuz bir sonuçla biter: Yanlış, yetersiz tanımlar çürütülünce
diyalog da sona erer. Araştırmada bir çıkmazla (aporia) karşılaşılmıştır.
Ele alınan sorunun doğru yanıtı bulunamamıştır.

"İdea öğretisi"ni ele aldığı yâni Platon'un "Platon" olarak ortaya çıktığı
diyaloglar ise şunlardır: Giorgias, Menon, Efthydemos, Kratylos, Meneksenos,
Symposion, Fedon, Politia, Fedros, Theetetos, Parmenides, Sofistis,
Politikos, Timeos, Kritias. Anti-Sofist mücâdelesinin merkezine "iyi"
kavramını koyar. "İyi", doğru bir yaşayışın kesin ölçüsü, biricik ereğidir.
Gerçek, doğrunun düzenine (kosmos) ruh, ancak "iyi" ile erişir.

Sokrates'in anladığı gibi yaşamı felsefeye dayatmak ya da erdemle bilgiyi
bir tutmak, "doğru"nun araştırılabilmesini, böyle bir olanağın bulunmasını
gerektirir. Sofistler bunun olamayacağını söylüyorlardı. Sofistler'e göre,
aradığımız şey ya bilinen bir şeydir ki, bunu aramaya gerek yoktur ya da
bilinmeyen bir şeydir, o zaman da bulunan şeyin aranan şey olduğunu nereden
bilinebilir? Platon bu sorunu Menon diyaloğunda "Ruh'un Ölümsüzlüğü"
düşüncesiyle çözer: Ruh ölümsüzdür ve birçok defalar yeryüzüne gelmiştir. Bu
arada yeryüzünde ve Hades'te (Öte Âlem) bulunan herşeyi görmüştür.
Yeryüzünde (doğada) herşey birbirine bağlı olduğu için, Ruh bunlardan birini
görünce, sürekli bir araştırma ile ötekilerini de bulabilir ve
anımsayabilir. Ruhta doğru tasavvurlar, önce bilinçsiz bir hâlde bulunurlar;
ilkin, bunlar bir rüya gibi kımıldanırlar; uygun sorular ve araştırmalarla
sonunda aydınlık bir bilgi hâline gelirler. Buna göre, öğrenmek, eskiden
bilinmiş birşeyi yeniden hatırlamaktan, anımsamaktan (anamnesis) başka
birşey değildir. Bu anlayış ile, Platon, felsefesinin iki ana görüşünü de
elde etmiş, belirtmiş olur: Ruhta bilinçsiz bir hâlde bulunan "doğuştan
tasavvurlar"ın olduğu görüşü, bir de "doğru sanı" (Ortho Doksa) ile "bilgi"
(epistimi) arasındaki karşıtlık. Doğru sanı sallantılı ve süreksizdir, bilgi
ise bir temele, bir nedene (logos) bağlanmakla, dayatılmakla sağlam ve
sürekli olur. Bilinmeyen birşeyin aranabileceğini, Sokrates, Menon
diyaloğunda hiç matematik bilmeyen bir köleye, ustaca sorular sorarak bir
geometri problemini çözdürmekle tanıtlar.

Felsefenin olabilmesi, Sokrates'in savı, yani erdemin bilgi ile aynı şey
olduğunu söyleyen savı doğru ise bir anlam kazanabilir. Bu sorunu, Platon,
en güvenilir bir bilimsel yöntemle, matematiğin varsayımı (hypothesis)
yöntemi ile inceler: Çıkış noktası olarak bir varsayımı alır; bundan
çıkabilecek sonuçları geliştirir; sonra da bu sonuçların durumundan
varsayımın doğru olup olmadığını çıkarır. Bu yöntemi kullanarak vardığı
sonuçla da, Sokrates'in intellektüalizmini aşar. Çünkü bilgi ile aynı
olan *felsefî
erdem* yanında, bir de doğru sanıya dayanan *bayağı erdem* vardır. Bilgiye
dayanan felsefî erdem de bayağı

--
http://demirinyeri.blogspot.com/
Özünden hiç ayrılmayan, sevgiyle yoğrulup kuyuları arayan, rüveyda muştuları
düşününce elleri açılan, aşka düşünce bedeni yanan, kavrulan; heyula ağıtlar
yakan çocuk!

Yağmurlardan pâymal umutlar düşleyen, avuçlarına cemreler saklayan çocuk!

Dokununca gözleri, ağlatan çocuk!

Ruhuna dolunup, aşkı ölümüne okşayan çocuk!

Tutsak ışıkları kapatıp, mum ışığında bir mum gibi erimek zindanda, tüm
maddiyatı, bedeni ve dünyevi dürtüleri Ten Kafesine saklayıp uhrevi dünyaya
göç etmek…

Özgürlüğü arayan kuşların önce demir parmaklıklara çarpması ve ardından ten
kafesi'nden ruhunu çekip asumanlarda kanat çırpması…

Her an miraç fezasında olabilmek, sancıyla yakarmak sevgiliye…


    Yazarı yanıtla    Yönlendir  
İleti gönderebilmek için önce Oturum açmalısınız.
İleti gönderebilmek için önce bu gruba katılmalısınız.
İletinizi göndermeden önce lütfen abonelik ayarları sayfasında rumuzunuzu güncelleyin.
İleti göndermek için gerekli izne sahip değilsiniz.
İletilerin sonu
« Tartışmalara Dön « Daha yeni konu     Daha eski konu »

Google Grupları - Google Ana Sayfa - Hizmet Şartları - Gizlilik Politikası
©2009 Google