Gmail Takvim Dokümanlar Reader Web diğer »
Son Ziyaret Edilen Gruplar | Yardım | Oturum açın
Google Grupları Giriş
Kendini İlme Adamış Mütevekkil İnsan!
Şu anda bu grupta ilk sırada gösterilen çok fazla sayıda konu var. Bu konuyu ilk sırada göstermek istiyorsanız, bu seçeneği başka bir konudan kaldırmalısınız.
Talebiniz işlenirken bir hata oluştu. Lütfen tekrar deneyin.
bayrak
  1 ileti - Tümünü daralt  -  Tümünü şu dile çevir: Çeviri (Tüm orijinalleri görüntüle)
İleti gönderdiğiniz grup bir Usenet grubudur. Bu gruba ileti gönderdiğinizde İnternetteki herkes e-posta adresinizi görecektir.
Yanıt iletiniz gönderilmedi.
Yayınınız yöneticiler tarafından onaylandıktan sonra görüntülenecek
 
Gönderen:
Kime:
Cc:
İzleyen:
Cc Ekle | İzleyen Ekle | Konuyu Düzenle
Konu:
Doğrulama:
Doğrulama amacıyla, lütfen aşağıdaki resimde gördüğünüz karakterleri veya erişilebilirlik simgesini tıkladığınızda duyduğunuz rakamları yazın. Dinleyin ve duyduğunuz sayıları girin
 
hamza selcuk  
Profili göster  
 Diğer seçenekler 7 Kasım, 22:29
Kimden: hamza selcuk <hamzahu...@gmail.com>
Tarih: Sat, 7 Nov 2009 22:29:55 +0200
Yerel: Ctesi 7 Kasım 2009 22:29
Konu: Kendini İlme Adamış Mütevekkil İnsan!

Bir eski zaman çelebisi
Hayatımızın çizgilerine etkisi büyük hocalarımız vardır. İşte onlardan
birine, Aydın Talay Hoca’ya bir portre denemesi.

[image:
?ui=2&view=att&th=124d055e0dbfeb36&attid=0.1&disp=attd&realattid=ii_124d055 e0dbfeb36&zw]
06 Kasım 2009 Cuma 11:00

Yıllar önce Bursa Ziraat Lisesi’nde yatılı olarak okurken tüm öğretmenlerin
içinde davranışlarındaki ahenk ve estetikle öne çıkan, insanı daha ilk
tanışma anında tesir altında bırakan, bakışlarında ve davranışlarında bir
disiplin ve vizyon olduğu hemen anlaşılan birisi vardı. Okulun ilk
günlerinde birçok öğrenci evden ayrılmanın o derin psikolojisi içinde sağa
sola savrulurken bizi bir baba şefkatiyle tutan, destekleyen, her zaman
güven veren ve benimle birlikte birçok arkadaşımın okuldan ayrılmasını
önleyen bu kişi hocamız Aydın Talay’dı.

Daha sonra müdür yardımcısı olmuştu ve bizimle daha yakından ilgilenmeye
başlamıştı. Her sabah o küçük törenlerde sürekli titizlenir, saç kontrolü
yapar, mutlaka bir konuda nasihat renginde bir şeyler söylerdi. İnsanı
etkileyen, o güne kadar tüm bildiklerinizi mutlaka bir kez daha gözden
geçirmenizi sağlayan bir ses tonu ve beden dili vardı. Öğrencilere ve tüm
insanlara çok değer verdiği onun davranışlarından hemen anlaşılırdı. Çok
sağlam bir misyon ve değerler sistemine sahipti. Her sabah ders öncesi tüm
öğrencilerin okulun önünde sıralandığı o kısa toplantılarda konuşan kimse
olmasa bile “kes sesi” diyerek konuşmaya başlaması bizi çok güldürürdü.
Öğrenciler arasında her hoca gibi o da ismiyle değil her zaman “kes sesi”
lakabıyla bilinirdi.

*[image: Aydın Talay]Davranışlarıyla Örnek Olmak...*

Bizleri sürekli okumaya ve araştırmaya özendirirken kendi yaptıklarını
anlatmaz, bizim onları yaşamın doğal dengesi içinde bulup çıkarmamızı
bekler, adeta bizlere sınırları çizilmiş boş bir çerçeve vererek herkesin
onu kendi tarzıyla doldurmasını ve anlamlı kılmasını sağlardı. Bir hafta
sonu sabah saatlerinde il halk kütüphanesine bir ödevi araştırmak üzere
gitmek zorunda kalmıştım. Tüm öğrenciler gibi ben de araştırma yapmayı pek
sevmiyordum. Kütüphaneye girdiğimde Aydın Hoca bir masaya oturmuş ve çok
erken saatlerde geldiği hemen anlaşılan çalışma dokümanlarıyla çok dalgın
bir şekilde uğraşıyordu. O anı hiç unutamam, kendi tembelliğimden çok
utanmıştım. Bizlere derslerde tavsiye ettiği, hayalimizi sürekli renkten
renge boyadığı sayısız değer ve malzemeleri özel yaşamında kendisinin de
kullanması, beni hayranlıkla karışık bir utancın sularına yüzme bilmeyen
birisi gibi itivermişti.

Bizleri sürekli şehir içinde ve dışında bulunan meslek bilgimizi veya ruh
dünyamızı sağlamlaştıracak kişi ve yerlere götürürdü. Bu geziler bazen tüm
sınıfın katıldığı geziler şeklinde bazen de dar çerçevede kendi seçtiği dört
beş öğrencinin katılımıyla olurdu. Bu dar çerçevede genelde beni unutmazdı.
Bize yolda giderken ve gelirken sürekli sorular sorar, içimizde yatılı
okulun kasvetiyle sıkışan, büzüşen, kullanmaya korktukça daralan bir dünyayı
sürekli genişletmeye çabalardı.

*Bu Mezarın Sahibi Kim?*

Bir gün tüm sınıfı Bursa’nın tarihi yerlerini gezdirmeye götürmüştü. Yeşil
Türbe, Ulu Cami, Hüdavendigar ve akıp giden sayısız tarihi mekânlarda
bizlere tarihi ve kutsal sayılan mekânların nasıl ziyaret edileceğini ve
tarihini kendisi anlatarak bıkmadan usanmadan akşama kadar koşturmuştu.
Tarihi mekânlar hakkındaki derin bilgisi ve üslubu bizi bir kez daha
kendisine hayran bırakmıştı. Yıllar sonra birçok kez Bursa’ya gittim ve bu
yerleri dolaştım. Her eseri gördüğümde, orada tıpkı ıssız bir yere ilk kez
giderek ayak izleri bırakan insanların gururu gibi Aydın Hoca’nın bizleri
gezdirdiği o günün gururunu tekrar yaşadım.

Bu mutad gezilerin birinde Bursa’nın dışında sayılabilecek bir mevkide tek
katlı evlerin arasına sıkışmış bakımsız ve taşı bile belli belirsiz bir
mezar bulup bize bunun kime ait olduğunu sormuştu. Hiç kimseden yanıt
alamayınca beni çok sarsan ve üzen bir cevap vermişti, mezar Akşemseddin’in
hocasına aitti. Bu büyük insanların gösterişten uzak, adeta bir bilinmezlik
ve sır halesiyle örtülü olarak yalnızca gönüllerde yaşamak istemelerindeki
mütevazılık ve olgunluk hali içimi acıtmıştı, yakmıştı. Oracıkta oturup
ağlamak gelmişti içimden.

[image: Aydın Talay]

*İlk Tiyatro, İlk Köşe Yazısı*

Hayatımızdaki birçok ilklerle onun yardımıyla tanışmıştık. İlk kez tiyatroya
gitmek (Ahmet Vefik Paşa Tiyatrosu’ydu ve oyunun adı İbiş’in Rüyası’ydı,
daha sonra Yaprak Dökümü vb.), ilk kez bir gazetede köşe yazıları yazmak,
ilk kez kendi alanında öne çıkmış ve işinin son temsilcisi insanlarla
tanışmak, bilimsel sempozyumlara katılmak, köy yaşamını tanımak, bir şehri
kurallarına göre gezmek ve daha hatırlayamadığım ve ancak hayatımızda bir
gün karşımıza çıktığında ve biz onu bilemediğimiz eski bir alışkanlık ve
ustalıkla yaşadığımızda farkına vardığımız sayısız olaylar hep onun
eseriydi.

*[image: Aydın Talay]Kendini İlme Adamış Mütevekkil İnsan!*

Aydın Hocam nerede eski bir eser ve üzerinde eski yazı görse hemen koşar
merakla okur ve bize anlatırdı. Kendisini bu alanda da yetiştirmişti. O bir
ziraat mühendisi olmasının yanında daha çok tarihçi, sanatçı, musikişinas,
yazar, seyyah, hitabet sanatında mahir, belki en önemlisi de gönüllerde yer
etmesini bilen bir eski zaman çelebisiydi.

Okul lojmanındaki evine zaman zaman giderdim ve kendisini günün her saatinde
bir öğrenci gibi kitaplarla haşır neşir halde bulurdum. Her zaman
mütevekkil, kendinden ve bu dünyadan geçecek kadar meczup, öteleri yoklayan
ve didik didik eden bir tecessüsle hayatın ve sonsuzluğun içinde üzeri toz
toprak olmuş, yorulmuş, alın teri, akıl teri ve gönül teri birbirine
karışmış halde beni karşılardı.

Hayatında bir insanın başına geldiğinde kolay kolay kaldıramayacağı, altında
ezileceği birçok felaket yaşamasına rağmen gözyaşlarını içine akıta akıta
ayağa kalkmış, yaşama sıfır noktasından başlama cesareti ve metanetini
gösterebilmiş ender şahsiyetlerdendi. Hiçbir dert ve üzüntüsünü belli
etmeden tam dört yıl aynı güler yüzlü ve hoşgörülü davranışıyla
gönüllerimize yeni yeni dünyalardan ışıltılar ve umutlar taşıdı durdu.

Okul hayatımızda bize kitap tavsiye etmediği, okuduğu bir yazıyı
paylaşmadığı bir gün hatırlamıyorum. Hayatımızın her anını kuşatmış, bütün
davranışlarımıza bir afyon gibi karışmış, adeta içimizde her gün nefes alıp
vererek bizi kendi peşinden hayranlığın görünmez bağlarıyla çekerek ufuktan
ufuğa gezdirmişti.

*Bir Sohbet Hatırası...*

Bir ikindi vakti beni ve birkaç arkadaşımı kendi arabasıyla Uludağ’ın
eteklerinde dağlık bir alanda küçük evlerin yer aldığı bir yere götürmüştü.
Geniş bahçeli bir evin dış kapısında bulunan zili çaldığımızda kapıyı genç
bir üniversite öğrencisi açmıştı. Bahar mevsimiydi ve ağaçlar yeni yeni
çiçek açıyordu. Eve geldiğimizde kapıda aksakallı, zayıf, ince ve uzun boylu
yaşlı bir adam kapıda bizi karşılamıştı. İçeriye girdik ve geniş bir salonda
duvar dibinde oturduk. Yaşlı adam bize doğru yere diz çökerek oturdu ve
yanında küçük bir tüplü ocakta demlenen çayı yoklayarak konuşmaya başladı.
Saatler adeta bir kar tanesinin elimize düşünce erimesi gibi eriyip
gitmişti. Konuşan kişinin çok güzel bir anlatım tarzı vardı. Saatlerce diz
çökerek karşımızda oturması, o kocaman demlikten bize ve kendisine hizmet
eden ve hepsi tıp fakültesinde okuyan öğrencilerine elleri hiç titremeden
çay doldurması beni çok şaşırtmıştı. Bir arı camdan girerek yaşlı adamın
koluna konmuş ve saatlerce kımıldamadan orada kalmıştı. Belki de o büyülü
havaya kendini kaptırarak bizim duyamadığımızı duyarak, göremediğimizi
görerek o anın tesiriyle sarhoş olup yerinden kalkamamıştı. Daha sonra bu
yaşlı adamın önemli bir meşrebin son temsilcilerinden olduğunu öğrenmiştim.

Yıllar sonra İstanbul’da bir hastanede çalışırken bu yaşlı temsilcinin
doktor bir öğrencisi de benimle aynı hastanede çalışmaya başlamıştı. Tanışıp
dost olduktan sonra birden yatılı okul yıllarında Aydın Hoca’nın bizi
götürdüğü o yaşlı zatın o gün evinde olan ve bize çay ikram eden kişinin bu
doktor arkadaş olduğunu hatırladım ve bunu kendisine sorduğumda şaşkınlıkla
o günü nasıl unutmadığımı sordu. Aydın Hoca hayatımızda olaylar ve yaşamlar
arasında anlamlı, uzun vadeli, stratejik ve derin bağlantılar kurmaya bizi
özendiren, bunu öğreten ve yaşatan kişiydi.

*[image: Aydın Talay]Bir Şahsiyet Mimarı!*

Bursa’da çıkan günlük bir yerel gazetede köşe yazarlığı gibi ciddi bir işi
yapmamda beni cesaretlendiren ve sık sık gazetedeki insanlarla tanıştıran
Aydın Hoca, gerçek anlamda bir lider ve aksiyon insanıydı. Onun vaktini boş
geçirdiğine hiç rastlamadım. Dört yıllık okul süresince, her gün bir
misyonun telaşı ile artan bir tempoda öğrenciden öğrenciye akan, onları
saran, koruyan, yol gösteren bir gökkuşağı gibi doğal renkleriyle o
sıkıntılı yatılı okul günlerimizi aydınlatan, içimde her zaman erişilmez
olan Aydın Hoca, benim ve yüzlerce öğrencinin paradigmasını, estetiğini,
diyalektiğini ve ruh dünyasını kendi seçtiğimiz renklerle boyamamız için
bizi özendiren bir ince davranışla şekillendirmişti.

Okulun türkü korosuna katılmamda, etkinliklerde şiir okumamda, dergi
çıkarmamda, şiir yazmamda ve daha hatırlayamadığım birçok faaliyetlerde beni
cesaretlendirerek farkında bile olmadığım yeteneklerimi açığa çıkarmamda,
kendime olan öz saygımı kazanmamda her zaman kanatlarımın altındaki bir
rüzgâr, yanı başımda koruyucu bir melek gibi Aydın Hoca’nın bitmeyen ve
adeta bir mum gibi eriyen gayretini görmüştüm.

Okulun son günleriydi ve içimizde okuldan ayrılmanın hüznü ile idari katta
dolaşırken sınıf başkanı olan arkadaşımız Aydın Hoca’nın odasında, onun
masasının çekmecesinde bir mektup bulup bana vermişti. Mektup tam dört yıl
önce kendisine bir kez mektup gönderdiğim ortaokuldaki bir bayan
arkadaşımdan geliyordu. Mektubu aldım ve yeni geldiğini zannedip açtım.
Fakat içindeki tarihi görünce Aydın Hoca’nın bu mektubu tam dört yıl önce
alarak okuldaki başarımı ve derslerimi etkilememesi için adeta beni koruma
güdüsüyle sakladığını anladım.

*Okul Sonrası...*

Emekli olduktan sonra kendi memleketi olan Van iline taşınmış, orada çok az
yaşamasına rağmen belediye başkanı seçilmeyi başarmış ve o dönemde çok
önemli işler yapmıştı. Daha sonra İstanbul’a gelerek Çamlıca semtine
yerleşmişti.

Ziraat Lisesi’nin kurulmasında önemli emeği olan Sultan İkinci Abdülhamit’e
vefa borcunu ödemek amacıyla yıllarca kütüphanelerde ve onun eserlerinin
peşinde bir seyyah gibi dolaşarak, İkinci Abdülhamit ve eserleri ile ilgili
çok değerli bir kitap yazmıştı. Van iliyle ilgili birkaç kitap ve diğer
alanlarda eserlerinin yanında sayısız makale kaleme almıştı.

Aydın Hoca her şeyden önce belirli kalıplara saplanmamış, hayata ve olaylara
çok geniş açılardan bakabilen, çok yönlü ve zengin bir kişiliğe sahip,
kendisini birçok alanda yetiştirmiş (spor, yazarlık, yabancı dil,
araştırmacı vb.) kendine has bir tarzı olan ender şahsiyetlerden birisiydi.
Bazı insanların isimleri, kurumları, şehirleri ve ülkeleri aştığı gibi Aydın
Hoca’nın ismi de her zaman benim içimde yatılı okulun çok üzerinde bir değer
ve yer kaplamayı sürdürecektir.

*[image: Aydın Talay]Ah Nerde O Eski Hocalar!*

Özellikle hafta sonları birçok arkadaşım kahvehanelere gider ve sabahtan
akşama dek orada oyun oynarlardı. Aydın Hoca bir araçla gelir ve bu
arkadaşları toplayıp okula getirir, onları karşısına alıp uzun uzun
nasihatler çekerdi. Hiç kimse gençliğin verdiği tazyikle o zamanlar bu
sözleri gereğince anlayamazdı.

Aydın Hoca’nın bizi düşünmesi, okul yıllarıyla sınırlı kalmamıştı. Okuldan
mezun olduktan sonra uzun yıllar, adresimize mutlaka bir dergi veya bir
kitap gelirdi. Paketi açtığımda bunun Aydın Hoca’dan geldiğini görünce içimi
garip bir duygu kaplardı. Her bayram ve özel günlerde mutlaka öğrencilerine
kart gönderirdi. Hepimiz nasıl olup da adresimizi bildiğini ve o kadar
değişmesine rağmen takip ettiğini bir türlü anlayamazdık.

Hayatımın yollarının zaman zaman çatallandığı her noktasında, Aydın Hoca’nın
gülümseyerek doğru yolu gösteren silueti, içimde bir hayal perdesi gibi
beliriyor, yoğunlaşıyor, kalbime huzur veren bir karara dönüşerek
rahatlıyor.

Ortaokul sonrası evinden ve ailesinden ayrılmanın hipnozu içinde zaman zaman
bu uzaklığı tehlikeli özgürlüklere dönüştürmek isteyen öğrencilerin her
zaman yanı başında adeta çok hassas yetişen bir bitkiyi saran toprak gibi
onları koruyan, bir gölge gibi rahatsız etmeden kollayan, birçok geceler
nöbetçi olmadığı halde okul yatakhanesine gelerek önemli bir görevi yapmanın
verdiği hazla rahatlayan, her yılsonunda okuldan ayrılan mezunları gözleri
nemli uğurlayan Aydın Hoca’nın hayali, yıllar sonra ne zaman okulu görmeye
gitsem okulun bahçesinde, koridorlarında ve her yerinde hala nefes
almaktadır.

*[image: Aydın Talay]Okuldan 20 Yıl Sonra*

Aradan yirmi yıl geçtikten sonra okul mezunları yine Bursa’da okulda
buluşmuştuk. Aydın Hoca da gelmişti o toplantıya. Yine her zamanki gibi
titiz, düzenli ve sürekli insanlara bir şeyler verebilmek için çabalıyordu.
Toplantıda bir konuşma yaptı ve sözleri yıllar öncekiyle aynıydı. Onun
misyonunun hiç değişmemiş olması, hala yıllar önceki amatör ruh ve
heyecanını muhafaza edebilmesi beni çok sevindirmişti.

Zaman ilerleyip içimde yükselen ve yüzlerce tuğlalardan, değerlerden, yaşam
tarzlarından oluşan kişilik binasına baktığımda, oraya en çok ve en anlamlı
taşları Aydın Hoca’nın eklediğini, o binanın sert ve dar açılı köşelerini
daha yumuşak ve insanlara yakın duran, geniş açılı bir mimariye
dönüştürdüğünü görüyorum. Bunu ancak yıllar sonra ben de aynı yollardan
geçtiğimde, hayatın acı türküsünü dinlediğimde, kalabalığın değil daha az
kişinin izlerini takip ettiğimde, kendi yalnızlığımın kopkoyu sis bulutuna
daldığımda, hayattaki her çabanın boşa gitmeyerek büyük bir amaç için damla
damla birikerek nasıl anlam kazandığını sabırla hissettiğimde çok daha iyi
anlıyorum.

*Mazinin Yetiştirdiği İnsan!*

Aydın Hoca’nın, ihtiyacı olan birisine onun gururunu kırmadan gizlice iyilik
yapar gibi gönlümüze ve yolumuza sessizce bıraktığı fedakârlıklar, yıllar
sonra hayatımıza anlam katan yaşadığımız en küçük olayların ve davranışların
bir anda titreşerek adeta uçlarından ince ve kopmaz iplerle maziye nasıl da
sıkı sıkıya bağlı olduğunu, aradan geçen onca zamana rağmen enerjisini
sürekli maziden aldığını, yaşamımızda doğru atılan ilk adımların varılacak
yolu ne kadar kısalttığını ve emniyetli kıldığını göstermiş, gerçek hayatın
keşfinde bize geçmişi defalarca yaşatarak, kurcalatarak, içimizde en
acımasız olaylarda bile bir denge noktası oluşturabilen ve bizi ayakta tutan
o gizli gücü kazanmamızı sağlamıştı.

Halen günlük işlerimde onun içime bıraktığı yaşam taşlarını, davranış
kalıplarını, hüznü, bilgeliği ve sayısız değerleri kullanıyorum. O zaman
Aydın Hocam, gümüş çerçeveli gözlükleriyle her zaman okulun önünde hayal
ettiğim duruşuyla, bana usulca gülümsüyor, soluğu ve heyecanı yüreğime
dokunuyor, benim hayatı anlama ve onun oyunlarına yenilmeden yürüdüğümü
görmeye çok benzeyen bir sevinçle, yorgun gözünden bir damla yaş yüreğimin
tam üzerine süzülüyor.

*Mesut DOĞAN*
 Yorum Ekle <http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=2205#> Arkadaşına
Gönder <http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=2205#>
Yazdır<http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=2205#>
 Yukarı Çık <http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=2205#top>
YORUMLAR
Hey gidi günler
Bilal Aytaç
Aydın Hocamı uzun zamandır görüp haber alamıyordum. Gönüllerin insanı, dava
adamı, seni hep koştururken hatırlayacağız ne güzel. İnşallah bizde senin
gibi olabiliriz. Saygı ve selamlarımı sunuyorum.
06 Kasım 2009 Cuma 20:53
Vefa Güzeldir
Yasin DOĞRU
Sevgili Mesut; senin için iyi bir hoca, bizim için kadîm bir dost, bir
sğınak, bir ağabey olan Aydın Talay'ı bize hatırlattığın, bir vefa örneği
segilediğin için çok teşekkürler... İyi insanların iyi atlara binip gittiği
bir zamanda, Aydın Talay da unutulmaması gerekenlerdendir. Esenliğine
duacıyız. Kalemine sağlık...
06 Kasım 2009 Cuma 18:08
belediye başkanlığı
büyük başkan
aydın talay van ın gördüğü en iyi belediye başkanıydı.. allah kendisinden
razı olsun

--
La tehzen! innallahe meana...
Uzulme ! Allah bizimle...

  8755.jpg
18K İndir

    Yanıtla    Yazarı yanıtla    Yönlendir  
İleti gönderebilmek için önce Oturum açmalısınız.
İleti gönderebilmek için önce bu gruba katılmalısınız.
İletinizi göndermeden önce lütfen abonelik ayarları sayfasında rumuzunuzu güncelleyin.
İleti göndermek için gerekli izne sahip değilsiniz.
İletilerin sonu
« Tartışmalara Dön « Daha yeni konu     Daha eski konu »

Grup oluştur - Google Grupları - Google Ana Sayfa - Hizmet Şartları - Gizlilik Politikası
©2009 Google