Gmail Takvim Dokümanlar Reader Web diğer »
Son Ziyaret Edilen Gruplar | Yardım | Oturum açın
Google Grupları Giriş
Grup bilgisi
CARİYENLE ARAN NASIL?    
MESNEVİ ŞERİF

ANA SAYFA

KİTAP-1

BEYİT 1-700

                                                          *    *
*

    Padişahın bir halayığa âşık olup satın alması, halayığın
hastalanması, onu iyi etmek için tedbiri

35. Ey dostlar! Bu hikâyeyi dinleyiniz. Hakikatte o bizim bu günkü
halimizdir.
   Bundan evvelki bir zamanda bir padişah vardı. O hem dünya, hem din
saltanatına malikti.
   Padişah, bir gün hususi adamları ile av için hayvana binmiş,
giderken.
   Ana caddede bir halayık gördü, o halayığın kölesi oldu.
   Can kuşu kafeste çırpınmaya başladı. Mal verdi, o halayığı satın
aldı.

40. Onu alıp arzusuna nail oldu. Fakat kazara o halayık hastalandı.
   Birisinin eşeği varmış, fakat palanı yokmuş. Palanı ele geçirmiş,
bu sefer eşeği kurt kapmış.
   Birisinin ibriği varmış, fakat suyu elde edememiş. Suyu bulunca da
ibrik kırılmış!
   Padişah sağdan, soldan hekimler topladı. Dedi ki: "İkimizin hayatı
da sizin elinizdedir.
   Benim hayatım bir şey değil, asıl canımın canı odur. Ben dertliyim,
hastayım dermanım o.

45. Kim benim canıma derman ederse benim hazinemi, incimi ve
mercanımı  (atiye ve ihsanımı) o aldı (demektir)."
   Hepsi birden dediler ki: "Canımızı feda edelim. Beraberce düşünüp
beraberce tedavi edelim.
   Bizim her birimiz bir âlem Mesih'idir, elimizde her hastalığa bir
ilâç vardır."
   Kibirlerinden Allah isterse (inşaallah ) demediler. Allah da onlara
insanların âcizliğini gösterdi.
   "İnşaallah" sözünü terk ettiklerini söylemeden maksadım, insanların
yürek katılığını ve mağrurluğunu söylemektir. Yoksa ârızî bir halet
olan inşaallah'ı söylemeyi unuttuklarını anlatmak değildir.

50. Hey gidi nice inşaallah'ı diliyle söylemeyen vardır ki canı
"inşaallah" la eş olmuştur.
   İlâç ve tedavi nev'inden her ne yapıldıysa hastalık arttı, maksat
da hâsıl olmadı.
   O halayıkcağız, hastalıktan kıl gibi olunca padişahın kanlı göz
yaşı ırmağa döndü.
   Kazara sirkengübin safrayı arttırdı. Badem yağı da kuruluk tesirini
göstermeye başladı.
   Karahelileyle kabız oldu, ferahlığı gitti; su, neft gibi ateşe
yardım etti.

 Halayığın tedavisinde hekimlerin âciz kalmalarını padişahın anlaması,
Tanrı tapusuna yüz tutması ve bir uluyu rüyada görmesi

55. Padişah, hekimlerin âciz kaldıklarını görünce yalınayak mescide
koştu.
   Mescide gidip mihrap tarafına yöneldi. Secde yeri göz yaşından
sırsıklam oldu.
   Yokluk istiğrakından kendisine gelince ağzını açtı, hoş bir tarzda
medhü senaya başladı:
   "En az bahşişi dünya mülkü olan Tanrım! Ben ne söyleyeyim? Zaten
sen gizlileri bilirsin.
   Ey daima dileğimize penah olan Tanrı! Biz bu sefer de yolu
yanıldık.

60. Ama sen "Ben gerçi senin gizlediğin şeyleri bilirim. Fakat sen,
yine onları meydana dök" dedin.
   Padişah, tâ can evinden coşunca bağışlama denizi de coşmaya
başladı.
   Ağlama esnasında uykuya daldı. Rüyasında bir pir göründü.
   Dedi ki:  "Ey padişah, müjde; dileklerin kabul oldu. Yarın bir
yabancı gelirse o, bizdendir.
   O gelen hazık hekimdir. Onu doğru bil, çünkü o emin ve gerçek
erenlerdendir.

65. İlâcında kati sihri gör, mizacında da Hak kudretini müşahede et."
   Vade zamanı gelip gündüz olunca... güneş doğudan görünüp yıldızları
yakınca:
   Rüyada kendine gösterdikleri zatı görmek için pencerede bekliyordu.
   Bir de gördü ki, faziletli, fevkalâde hünerli, bilgili bir kimse,
gölge ortasında bir güneş;
   Uzaktan hilâl gibi erişmekte, yok olduğu halde hayal şeklinde var
gibi görünmekte.

70. Ruhumuzda da hayal, yok gibidir. Sen bütün bir cihanı hayal üzere
yürür gör!
   Onların başları da, savaşları da hayale müstenittir. Öğünmeleri de,
utanmaları da bir hayalden ötürüdür.
   Evliyanın tuzağı olan o hayaller, Tanrı bahçelerindeki ay
çehrelilerin akisleridir.
   Padişahın rüyada gördüğü hayal de o misafir pîrin çehresinde
görünüp duruyordu.
   Padişah bizzat mabeyincilerin yerine koştu, o gaipten gelen konuğun
huzuruna vardı.

75. Her ikisi de âşinalık (yüzgeçlik) öğrenmiş bir tek denizdi, her
ikisi de dikilmeksizin birbirine dikilmiş, bağlanmışlardı.
   Padişah: "Benim asıl sevgilim sensin, o değil. Fakat dünyada iş
işten çıkar.
   Ey aziz, sen bana Mustafa'sın. Ben de sana Ömer gibiyim. Senin
hizmetin uğrunda belime gayret kemerini bağladım" dedi.
                         Padişahın, kendisine rüyada gösterilen velî
ile görüşmesi
   Kollarını açıp onu kucakladı, aşk gibi gönlüne aldı, canının için
çekti.
   Elini, alnını öpmeğe, oturduğu yeri, geldiği yolu sormaya başladı.

95. Sora sora odanın başköşesine kadar çekti ve dedi ki: "Nihayet
sabırla bir define buldum.
   Ey vuslatı, her sualin cevabı! Senin yüzünden nişliğin anahtarıdır"
sözünün mânası,
   Ey vuslatı, her sualin cevabı! Senin yüzünden müşkül,
konuşmaksızın, dedikodusuz hallolur gider.
   Sen, gönlümüzde, onların tercümanısın, her ayağı çamura batanın
elinitutan sensin.
   Ey seçilmiş, ey Tanrı'dan razı olmuş ve Tanrı rızasını kazanmış
kişi, merhaba! Sen kaybolursan hemen kaza gelir, feza daralır.

100. Sen, kavmin ulususun, sana müştak olmayan, seni arzulamayan
bayağılaşmıştır. Bundan vazgeçmezse..."
   O ağırlama, o hal hâtır sorma meclisi geçince o zatın elini tutup
hareme götürdü.

                            Padişahın hastayı görmek üzere hekimi
götürmesi

   Padişah, hastayı ve hastalığını anlatıp sonra onu hastanın yanına
götürdü.
   Hekim, hastanın yüzünü görüp, nabzını sayıp, idrarını muayene etti.
Hastalığının ârazını ve sebeplerini de dinledi.
   Dedi ki: "Öbür hekimlerin çeşitli tedavileri, tamir değil; büsbütün
harap etmişler.

105. Onlar, iç ahvalinden haberdar değildirler. Körlüklerinden
hepsinin aklı dışarıda."
   Hekim, hastalığı gördü, gizli şey ona açıldı. Fakat onu gizledi ve
sultana söylemedi.
   Hastalığı safra ve sevdadan değildi. Her odunun kokusu, dumanından
meydana çıkar.
   İnlemesinden gördü ki, o gönül hastasıdır. Vücudu afiyettedir ama
o, gönüle tutulmuştur.
   Âşıklık gönül iniltisinden belli olur, hiçbir hastalık gönül
hastalığı gibi değildir.

        O velînin, halayığın hastalığını anlamak için padişahtan
halayıkla halvet olmayı dilemesi

   (Hekim) dedi ki: "Ey padişah, evi halvet et, yakını da uzaklaştır.

145. Köşeden , bucaktan kimse kulak vermesin de ben bu cariyecikten
bir şeyler sorayım."
   Oda boşaldı, Hekim ile hastadan başka kimsecikler kalmadı.
   Hekim tatlılıkla, yumuşak yumuşak dedi ki: "Memleketin neresi?
Çünkü her memleket halkının ilâcı başka başkadır.
   O memlekette akrabandan kimler var? Kime yakınsınız; neye
bağlısın?
   Elini kızın nabzına koyup birer birer felekten çektiği cevir ve
meşakkati soruyordu.

150. Bir adamın ayağına diken batınca ayağını dizi üstüne kor.
   İğne ucu ile diken başını arar durur, bulamazsa orasını dudağı ile
ıslatır.
   Ayağa batan dikeni bulmak, bu derece müşkül olursa, yüreğe batan
diken nicedir? Cevabını sen ver!
   Her çer çöp (mesabesinde olan,) gönül dikenini göreydi gamlar,
kederler; herkese el uzatabilir miydi?
   Bir kişi, eşeğin kuyruğu altına diken kor. Eşek onu oradan
çıkarmasını bilmez, boyuna çifte atar.

155. Zıplar, zıpladıkça da diken daha kuvvetli batar. Dikeni çıkarmak
için akıllı bir adam lâzım.
   Eşek, dikeni çıkarabilmek için can acısı ile çifte atar durur ve
yüz yerini daha yaralar.
   O diken çıkaran hekim, üstaddı . Halayığın her tarafına elini koyup
muayene ediyordu.
   Halayıktan hikâye yoluyla dostların ahvalini sormaktaydı.
   Kız, bütün sırlarını hekime açıkça söylemekte, kendi durağından,
efendilerinden, şehrinden ve şehrinin dışından bahsetmekteydi.

160. Hekim, kızın anlatmasına kulak vermekte, nabzına ve nabzının
atmasına dikkat etmekteydi.
   Nabzı, kimin adı anılınca atarsa cihanda gönlünün istediği odur
(diyordu).
   Memleketindeki dostlarını saydı, döktü. Ondan sonra diğer bir
memleketi andı.
   "Memleketinden çıkınca en evvel hangi memlekette bulundun?"dedi.
   Kız bir şehrin adını söyleyip geçti. Fakat yüzünün rengi, nabzının
atması başkalaşmadı.

165. Efendileri ve şehirleri birer birer saydı; o yerleri, yurtları,
oralarda geçirdiği zamanları, tuz, ekmek yediği kişileri tekrar tekrar
söyledi.
   Şehir şehir, ev ev saydı döktü, kızın ne damarı oynadı, ne çehresi
sarardı.
   Hekim şeker gibi Semerkand şehrini soruncaya kadar kızın nabzı
tabiî haldeydi fazla atmıyordu.
   Semerkand'ı sorunca nabzı attı, çehresi kızardı, sarardı. Çünkü o,
Semerkand'lı bir kuyumcudan ayrılmıştı.
   O hekim, hastadan bu sırrı elde edip o dert ve belânın aslına
erişince:

170. "Onun semti hangi mahallede?" diye sordu. Kız, "Köprü başında,
Gatfer mahallesinde" dedi.
   Hekim, "Hastalığının ne olduğunu hemen anladım. Seni tedavi
hususunda sihirler göstereceğim;
   Sevin, ilişik etme, emin ol ki yağmur çimenlere ne yaparsa ben de
sana onu yapacağım;
   Ben, senin gamını çekmekteyim, sen gam yeme; ben sana yüz babadan
daha şefkatliyim;
   Aman, sakın ha, bu sırrı kimseye söyleme; padişah senden bunu ne
kadar sorup soruştursa yine sakla;

175. Sırların gönülde gizli kalırsa o muradın çabucak hâsıl
olur;dedi.
   Peygamber demiştir ki: "Her kim sırrını saklar ise çabucak muradına
erişir."
   Tohum toprak içinde gizlenince, onun gizlenmesi, bahçenin
yeşillenmesi ile neticelenir.
   Altın ve gümüş gizli olmasalardı... madende nasıl musaffa olurlar,
nasıl altın ve gümüş haline gelirlerdi?
   O hekimin vaitleri ve lûtufları hastayı korkudan emin etti.

180. Hakiki olan vaitleri gönül kabul eder, içten gelmeyen vaadler ise
insanı ıstıraba sokar.
   Kerem ehlinin vaitleri akıp duran, eseri daima görünen hazinedir.
Ehil olmayanların, kerem sahibi bulunmayanların vaitleri ise gönül
azabıdır.

O velînin, halayığın hastalığını anlaması ve padişaha arzetmesi

   Ondan sonra hekim, kalkıp padişahın huzuruna gitti, padişahı bu
meseleden birazcık haberdar etti.
   Dedi ki: "Çare şundan ibaret: bu derdin iyileşmesi için o adamı
getirelim.
   Kuyumcuyu o uzak şehirden çağır, onu altınla, elbise ile aldat."
   *Padişah, hekimden bu sözü duyunca nasihatini, candan gönülden
kabul etti.

185. O tarafa ehliyetli, kifayetli, âdil bir iki kişiyi elçi olarak
gönderdi.

                   Padişahın, kuyumcuyu getirmek üzere Semerkand'e
elçiler yollaması

   O iki bey, kuyumcuya padişahtan muştucu olarak Semerkand'e kadar
geldiler.
   Dediler ki: "Ey lûtuf sahibi üstad, ey marifette kâmil kişi!
Öğülmen şehirlere yayılmıştır.
   İşte filân padişah, kuyumcubaşılık için seni seçti. Zira (bu işte)
pek büyüksün, pek kâmilsin.
   Şimdicek şu elbiseyi, altın ve gümüşü al da gelince de padişahın
havassından ve nedimlerinden olursun."

190. Adam; çok malı, çok parayı görünce gururlandı, şehirden çoluk
çocuktan ayrıldı.
   Adam, neşeli bir halde yola düştü. Haberi yoktu ki padişah canına
kastetmişti.
   Arap atına binip sevinçle koşturdu, kendi kanının diyetini elbise
sandı!
   Ey yüzlerce razılıkla sefere düşen ve bizzat kendi ayağı ile kötü
bir kazaya giden!
   Hayalinde mülk, şeref ve ululuk. Fakat Azrail "Git, evet, muradına
erişirsin" demekte!

195. O garip kişi yoldan gelince, hekim, onu padişahın huzuruna
götürdü;
   Güzellik mumunun başı ucunda yakılması için onu, padişahın yanına
izzet ve ikramla iletti.
   Padişah, onu görünce pek ağırladı, altın hazinesini ona teslim
etti.
   Sonra hekim dedi ki: "Ey büyük sultan o cariyeciği bu tacire ver;
   Ki visali ile iyileşsin, visalinin suyu o ateşi gidersin."

200. Padişah, o ay yüzlüyü kuyumcuya bahşetti, o iki sohbet müştakını
birbirine çift etti.
   Altı ay kadar murat alıp murat verdiler. Bu suretle o kız da
tamamen iyileşti.
   Ondan sonra hekim, kuyumcuya bir şerbet yaptı, kuyumcu içti, kızın
karşısında erimeye başladı.
   Hastalık yüzünden kuyumcunun güzelliği kalmayınca kızın canı, onun
derdinden azat oldu, ondan vazgeçti.
   Kuyumcu, çirkinleşip hastalanınca, yüzü sararıp solunca kızın gönlü
de yavaş yavaş ondan soğudu.

205. Ancak zâhirî güzelliğe ait bulunan aşklar aşk değildir. Onlar
nihayet bir âr olur.
   Keşke kuyumcu baştanbaşa ayıp ve âr olsaydı, tamamıyla çirkin
bulunsaydı da başına bu kötü hal gelmeseydi!
   Kuyumcunun gözünden ırmak gibi kanlar aktı, yüzü canına düşman
kesildi.
   Tavus kuşunun kanadı, kendisine düşmandır. Nice padişahlar vardır
ki kuvvet ve azametleri helâklerine sebep olmuştur.
   Kuyumcu, "Ben o ahuyum ki göbeğimin miskinden dolayı bu avcı, benim
sâf kanımı dökmüştür.

210. Ah, ben o sahra tilkisiyim ki postum için beni tuzağa düşürüp
tuttular, başımı kestiler.
   Ah, ben o filim ki dişimi elde etmek için filci benim kanımı
döktü.
   Beni, benden aşağı birisi için öldüren, kanımı döken; bilmiyor ki
benim kanım uyumaz!
   Bugün bana ise yarın onadır. Böyle benim gibi bir adamın kanı nasıl
zayi olur?
   Duvar gerçi (günün ilk kısmında yere) uzun bir gölge düşürür; fakat
o gölge, gölgeyi meydana getirene avdet eder.

215. Bu cihan dağdır, bizim yaptıklarımız ses. Seslerin aksi yine
bizim semtimize gelir" dedi.
   Kuyumcu, bu sözleri söyledi ve hemen toprak altına gitti. O
cariyecik de aşktan ve hastalıktan arındı, tertemiz oldu.
   Çünkü ölülerin aşkı ebedî değildir, çünkü ölü, tekrar bize gelmez.
   Diri aşk, ruhta ve gözdedir. Her anda goncadan daha taze olur
durur.
   O dirinin aşkını seç ki bakidir ve canına can katan şaraptan sana
sakilik eder.

220. O'nun aşkını seç ki bütün peygamberler, onun aşkıyla kuvvet ve
kudret buldular, iş güç sahibi oldular.
   Sen "Bize o padişahın huzuruna varmaya izin yoktur" deme. Kerim
olan kişilere, hiçbir iş güç değildir.

         Kuyumcuyu öldürme ve zehirlemenin Tanrı emriyle olup
padişahın isteğiyle olmadığı

   O adamın, hekimin eliyle öldürülmesi, ne ümit içindi ne korkudan
dolayı.
   Tanrının emri ve ilhamı gelmedikçe hekim, onu padişahın hatırı için
öldürmedi.
   Hızır'ın o çocuğun boğazını kesmesindeki sırrı halkın avam kısmı
anlayamaz.

NOT. = MESNEVİ NİN BAŞLANGICINDA OLAN BİR MENKIBE.ŞİMDİ ZAHİREN
OKUDUK. BİRDE BİRAZ BATINI OLARAK AÇALIM.İSTEYEN ŞERHİNDEN DAHA DA
AÇABİLİR.BU MENKIBEDEKİ PADİŞAH "SENSİN".O ESİR OLDUGUN CARİYE DE
SENİN "NEFSİ EMMAREN".(KÖTÜLÜKLERİ İSTEYEN "TEZKİYE" OLMAMIŞ NEFS.)
ÖLEN KUYUMCU İSE NEFSİN BİTMEK TÜKENMEK BİLMEZ ARZULARI. PADİŞAHIN
DOKTORLARI İSE DÜNYALIK ALİMLER,,SAHTE ŞEYHLER.ALLAHIN EMRİYLE
GÖNDERİLEN İSE " MÜRŞİDİ KAMİL" EVLİYAULLAH'TIR.ŞİMDİ MENKIBEYİ BİRDE
BÖYLE OKUYALIM Kİ ANLAMAK VE YAŞAMAK NASİP OLSUN.VESSELAM
www.gullerinefendisi1.tr.gg
tasavvuf ve ilim ile ilgilenen kardeşlerimiz için www.gullerinefendisi1.forummum.com
açılmıştır. bilginize

Sürüm: 
Grup oluştur - Google Grupları - Google Ana Sayfa - Hizmet Şartları - Gizlilik Politikası
©2009 Google