5 Kasım 2009
Olmak ya da Olmamak
Mehmet Bedri Gültekin
*İran'dan dersler (1)*
*
*
23 Ekim tarihli Hürriyet gazetesinde, İran Atom Enerjisi
Kurumu'nun yeni başkanı Ali Ekber Salihi ile yapılmış bir röportaj
yayınlandı. Salihi'nin söyledikleri arasında, emperyalist tahakküm ve sömürü
boyunduruğu altında olan bütün ezilen dünya ülkeleri açısından son derece
öğretici dersler bulunuyor.
Salihi, Şah rejiminin devrilmesinin ardından uygulanan
ambargonun sonuçlarına ilişkin olarak şu değerlendirmeyi yapıyor:
"Bu arada ambargoların yararını da gördük. Tek başımıza ayakta
kalmayı öğrendik. Kendi füzemizi, silahlarımızı, enerjimizi üretmeyi
öğrendik. Uzaya uydu gönderdik, hayvan klonladık. Her şeyi tek başımıza
yaptık. Çünkü kimse bize bir şey satmıyor ambargolar nedeniyle..."
*GELİŞMENİN YASASI*
Salihi, Dünyanın son yüz elli yıllık tarihinin çok önemli bir
yasasını dillendiriyor bu değerlendirmesiyle: Bir ülke, emperyalist
denetimin ne kadar dışındaysa, o kadar gelişme olanağına sahiptir.
Emperyalizme bağımlı olan ülkelerin ise gelişme yolları tıkanmaktadır.
Bu gerçeğin ilk örneği Japonya'dır. Japonya 19. yüzyılın ikinci
yarısında bağımsızlığını koruyarak, kendi dinamikleri ile feodalizmin
tasfiyesi ve kapitalist bir toplum inşası yolunda devrimsel adımlar attı. Ve
böylece kapitalizme ulaşan ülkeler trenine atlayan son ülke oldu.
Diğer örneklere bakalım:
Sovyetler Birliği, 1920 - 1950 yılları arasında tarihin
kaydettiği en büyük kalkınma ve gelişme hamlelerinden birini gerçekleştirdi.
Çünkü bağımsızdı. Bu sayede bütün kaynaklarını ülke kalkınmasının ve
halkının refahı için kullanabildi.
İkinci Dünya Savaşı'nın büyük yıkımı bile Sovyetlerin büyük
gelişmesini durduramadı. Savaş sonrasının "iki süper devleti"nden biri oldu.
Benzer şekilde Türkiye Cumhuriyeti de 1920 sonrasında büyük bir
kalkınma gerçekleştirdi. Toplu iğne bile üretemeyen Türkiye, İkinci Dünya
Savaşı yıllarında Kayseri'deki uçak fabrikasında uçak üretiyor ve Avrupa
ülkelerine satıyordu.
Öte yandan 1950 sonrasında izlediği politikalar ile Türkiye, ele
aldığımız konu açısından tam tersinden örnek verilebilecek bir ülkedir.
Emperyalizme bağımlılık, yarım yüzyılın sonrasında Dünyanın en kırılgan
ekonomisinin ortaya çıkmasına yol açmış ve Türkiye'nin küresel krizi,
kapitalizmin merkez ülkelerinden daha ağır bir şekilde yaşamasına neden
olmuştur.
Kendi gücüne güvenerek ve bağımsızlık politikasında ısrar ederek
bir ülkenin nereye gelebileceğine dair vereceğimiz üçüncü örnek ise Çin Halk
Cumhuriyeti'dir. 1949 öncesinde sokaklarında insanların açlıktan öldüğü,
emperyalizmin, afyon ticaretinden elde ettiği kâr uğruna geniş kitleleri
uyuşturucu bağımlısı yaptığı Çin, 60 yılın sonunda bugün Dünyanın ekonomisi
en hızlı gelişen ülkesi olarak önümüzdeki en fazla on yılın sonunda,
Dünyanın en büyük ekonomisi olma yolundadır.
Örnekleri çoğaltabiliriz. Tekrar tekrar kanıtlanan yasa; bir
ülke emperyalist boyunduruktan kurtulursa gelişir; emperyalizme bağımlı ise
gelişmek bir yana tam tersine geriler.
*İRAN'IN FARKI*
İşte İran, yüzyılımızın bu önemli yasasının ne kadar doğru
olduğunu kanıtlayan son derece çarpıcı bir örnektir.
İran örneği şu bakımdan çarpıcıdır. 20 yüzyılda, büyük gelişme
gösteren ülkelerin hemen hemen hepsinde, sosyalist veya devrimci iktidarlar
vardı.
İran'da Şah rejimi1979'da, mollaların başını çektiği, ama bütün
toplumsal kesimlerin ve oldukça geniş bir siyasi hareket yelpazesinin
katıldığı büyük bir halk hareketinin sonucunda yıkıldı.
Ama çok geçmeden Şeriatçılar diğer siyasi hareketleri, şiddet
yoluna başvurarak tasfiye ettiler. Ve Ortaçağ düşüncesi İran'da, olanca
katılığıyla iktidar oldu.
Ek olarak İran 1980 - 1988 yılları arasında Irak'la son derece
yıpratıcı bir savaş yaşadı.
Yani *İran Batılı ülkelerin uyguladığı katı ambargonun yanı
sıra, bir yandan Ortaçağ karanlığının bilimi ve gelişmeyi engellemesi ile de
boğuşuyordu.* Öte yandan sınırlı kaynaklarını Irak ile yaptığı savaşa
harcıyordu.
Bütün bu engellere rağmen İran, ikibinli yıllarla birlikte
Salihi'nin bahsettiği gelişmeleri gösterdi.
Amerika, İran'a karşı yürüttüğü mücadelede havluyu atan taraf
oldu.
Bu gelişmeyi açıklayan bir tek neden vardır. O da İran'ın 1979
yılında bu yana izlediği "bağımsızlık" politikasıdır.
İran pratiğinin ortaya koyduğu önemli gerçek şudur. *"Bağımsızlık",
belirleyicidir.* *Eğer ülkeniz bağımsız ise, diğer eksiklik veya
olumsuzlukları aşma potansiyeliniz vardır. *
*AMBARGO'NUN YARARI*
Bu yazının son sözü olarak Salihi'den bir alıntı daha yapalım:
"Ambargolar devam ederse katlanırız ve eğer iki kuşak daha buna
katlanabilir, boyun eğmezsek, geleceğimizi birkaç yüzyıl daha garanti altına
almış olacağız."
Otuz yılın deneyiminin bir İran'lı "aydın"a öğrettiği büyük
gerçektir bu. Ve bağımsızlığın ne kadar belirleyici olduğunu, bundan daha
iyi ifade eden bir değerlendirme olamaz.
80 - 90 yıl bağımsız kalarak elde ettiğiniz başarılarla,
gelecekteki en az 200-300 yılı garanti altına alabilirsiniz.
mbgulte...@ip.org.tr <MBGULTEK%C4%B0N@%C4%B0P.ORG.TR>