Gmail Takvim Dokümanlar Reader Web diğer »
Son Ziyaret Edilen Gruplar | Yardım | Oturum açın
Google Grupları Giriş
Bedrettin Cömert: Anmada, Anlamada 30 Yıl - Mustafa Ergeldi
Şu anda bu grupta ilk sırada gösterilen çok fazla sayıda konu var. Bu konuyu ilk sırada göstermek istiyorsanız, bu seçeneği başka bir konudan kaldırmalısınız.
Talebiniz işlenirken bir hata oluştu. Lütfen tekrar deneyin.
bayrak
  1 ileti - Tümünü daralt  -  Tümünü şu dile çevir: Çeviri (Tüm orijinalleri görüntüle)
İleti gönderdiğiniz grup bir Usenet grubudur. Bu gruba ileti gönderdiğinizde İnternetteki herkes e-posta adresinizi görecektir.
Yanıt iletiniz gönderilmedi.
Yayınınız yöneticiler tarafından onaylandıktan sonra görüntülenecek
 
Gönderen:
Kime:
Cc:
İzleyen:
Cc Ekle | İzleyen Ekle | Konuyu Düzenle
Konu:
Doğrulama:
Doğrulama amacıyla, lütfen aşağıdaki resimde gördüğünüz karakterleri veya erişilebilirlik simgesini tıkladığınızda duyduğunuz rakamları yazın. Dinleyin ve duyduğunuz sayıları girin
 
Okay Ozkan  
Profili göster  
 Diğer seçenekler 4 Temmuz, 11:21
Kimden: Okay Ozkan <okayoz...@gmail.com>
Tarih: Sat, 4 Jul 2009 11:21:31 +0300
Yerel: Ctesi 4 Temmuz 2009 11:21
Konu: Bedrettin Cömert: Anmada, Anlamada 30 Yıl - Mustafa Ergeldi

  Bedrettin Cömert: Anmada, Anlamada 30 Yıl
                                          * *

11 Temmuz 1978. Ankara'nın bunaltıcı sıcağında, Yenimahalle'de bir
lise. "Açık öğretim". Yaşım otuz, dışardan Gazi Eğitim Enstitüsü'nü bitirme
amacıyla buradayım. İlk ders ya da ikinci ders olmalı. Sanat Tarihi
öğretmenim Esin Dal darmadağın. Ağlayarak, asistanı olduğu Doçent Bedrettin
Cömert'in öldürüldüğünü söylüyor. Yansıma, Türk Dili dergilerindeki
yazılarından tanıyorum Cömert'i. Çevirisini yaptığı Sanatın Öyküsü'nü yeni
almış, daha bitirememişim. Neyse sınıfı boşaltıyoruz. Bahçede gerginlik,
üzüntü, konuşmalar. Fazla göze batmış olacağım, polisler kapmak istiyorlar.
Hızır Ekşi ya da Memet Türkan, koruyorlar beni. O'nun için, kendimiz için,
kol kola, sıkılı yumruk, "kahrolsun faşizm" diye diye yürüyoruz...

Bedrettin Cömert 27 Eylül 1940 tarihinde Vezirköprü'de doğdu. Yoksulluk
çekerek büyüyen Bedrettin ortaokul üçüncü sınıftan başlayarak Sivas
Lisesi'ne geçti. Lisede okurken; gerek düzyazı, gerekse şiir olarak
edebiyatla uğraşmağa başlamıştı. Bu yıllarda yazdığı ilk şiirleri Varlık
dergisinde yayımlandı.1960'ta Sivas Lisesi'ni bitirdi. Bir devlet bursunu
kazanarak İtalya'ya gitti. 1967'de Roma Üniversitesi İtalyan Dili ve
Edebiyatı Bölümünü bitirdi. 1970 yılında Türkiye'ye dönen Cömert, Hacettepe
Üniversitesi Sanat Tarihi bölümüne asistan olarak girdi. 1971 yılında Roma
Üniversitesi Felsefe Enstitüsünde, "Son Elli Yılda Türkiye'de Sanat
Eleştirisi" konulu tezi ile doktorasını tamamladı. 1972'de Hacettepe
Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümünde öğretim görevlisi olarak atandı. Burada
da İkinci doktorasını verdi. "Giotto ve San Francesco Geleneği" konusundaki
tezi ile Sanat Tarihi doktoru oldu. Yoğun bir yazı ve çeviri etkinliğinin
içinde bulunan Cömert, 1960'lı ve 70'li yıllarda dönemin belli başlı
dergilerinde ürünleriyle yer aldı. Forum başta olmak üzere, Yansıma,
Gelecek, Varlık, Soyut, Yeni Ufuklar, Yeni Ortam dergilerinde şiirleri,
yazıları yayınlandı. 1970'ten itibaren şiir yayınlamaktan vazgeçerek,
eleştiri çalışmalarına daha ağırlık verdi.

Cömert, 1950'lerde şiirle girdiği edebiyat-sanat dünyasında, adını daha çok
eleştiri çalışmalarıyla duyurdu. Önemli çeviriler de yaptı. Gombrich'in ünlü
kitabı Sanatın Öyküsü'nün çevirisiyle 1977 Çeviri Ödülü'nü kazandı. Kalmasın
Ellerim Sizlerden Uzak adlı şiir kitabı ise 1979 yılında çıktı. Cömert'in
daha sonra yayınlanan kitapları arasında şunlar sayılabilir: Giotto'nun
Sanatı, Croce'nin Estetiği ve Mitoloji ve İkonografi. Eleştiriye Beş Kala,
kendisinin ölümünden sonra Hasan Hüseyin tarafından yayına hazırlanarak
basıldı.                               Hasan Hüseyin'in yayına hazırladığını
belirttiği diğer kitabı Dil Üzerine ise kayboldu, yayınlanamadı. Damar
Yayınları, Türkçe dergilerle gazetelerde yayımlanan yazılarını ,
Sanat-Edebiyat Üzerine adıyla kitaplaştırdı. 1980 yılında yayınlanan
Bedrettin Cömert'e Armağan ise, H. Ü. Sanat Tarihi Bölümü tarafından 3-7
Haziran 1979 tarihinde düzenlenmiş Sanat Tarihi ve Sanat Sorunları
Semineri'ne verilen bildirilerden oluşmaktadır.

Bedrettin Cömert'te; Çok yönlülük, üretkenlik, özgürlükçülük, gerektiğinde
polemikçilik, yapıta yönelik eleştiri dikkati çeker. Önceleri mektup dostu,
sonraları gerçek dostu olan Hasan Hüseyin, Eleştiriye Beş Kala'da onu şöyle
anlatır: : *"İlerde bir gün, onun eleştirmen yanı üzerinde durmam gerekirse,
yazımın adı, herhalde, "Şiiri Eleştiriye Yediren Adam" veya "Eleştiriyi
Şiirle Besleyen Adam" olur. Çünkü o, gerçekten de, tıptaki 'operasyon'
anlamına gelen, çatık kaşlı, soğuk, kuru, sevgisiz eleştiriye 'sevgi',
'sıcaklık', 'duyarlık', getirmiş, katmasını bilmiş bir yazardı. O yüzden
diyorum ki, Bedrettin Cömert, Şiiri eleştiriye yediren veya eleştiriyi
şiirle besleyen adamdır. Bu olgunun altını dikkat ve özenle çiziyorum.*
* Doğrusunu isterseniz, Bedrettin Cömert'i, ozandı, eleştirmendi, sanat
tarihi ve estetik öğretmeniydi, dilciydi, felsefeciydi, çevirmendi,
polemikçiydi, babaydı, dosttu, insandı... diye parçalara ayırmak istemiyorum!
Onu böyle, parça parça anlatmak yanlış olur; çünkü o, bunların hepsiydi,
bütün bunların oluşturduğu bir bütündü o. Şu yandan bakılınca eleştirmen
olarak görünürdü; bu yandan bakılınca ozan, o yandan bakılınca sanat
tarihçisi, ne bileyim, dilci, estetikçi, felsefeci vb..."*
Ölümünden sonra yayımlanan "Sanat-Edebiyat Üzerine"deyse girişi şöyle yapar
Özgen Seçkin: *"Türkiye'de eleştirinin nesnelleşmeye başladığı dönemde
ortaya çıkan belli başlı adamlarından biri de Bedrettin Cömert'tir.
Bedrettin Cömert'in sanatçı kişiliğiyle bütünleşen eleştirmen kişiliği,
eleştiri türünü daha okunur kılmıştır. Bilim adamlığı nesnel çalışmayı
gerektirdiğinden eleştiriye yaslandırılan nesnellik de onun özelliği
olmuştur. Çok daha duygusal olması düşünülen yazılarında bile bu özelliği ön
plana çıkar."*
Kuşkusuz, onu en iyi yazılarıyla tanıyabiliriz. İşte, birkaç kısa alıntı:
*"......gerçekçi sanat, insanı verirken, onu özünden ayırmaz, onu parçalamaz,
soyutlamaz, onu en çetrefil ilişkileri içerisinde, 'birey-toplumsal
varlık' birliği
içerisinde verir.Bu nedenle, temelini, marksçı dünya görüşüne dayandıran
zamanımızın gerçekçiliği çok yönlüdür."*
*"Bugün eleştirmenlik, kitap tanıtıcılarına, fıkra yazarlarına veya,
eleştiri yazdıklarını sanıp, yeteneksiz, kalıntı dostlarının reklamını
yapan, kokusuz sütunların kokusuz yazarlarına kalmıştır."*
*"Eleştirmenin, eleştirmen olmadan önce, iddiasız, alçakgönüllü, sevgi ve
coşku dolu bir okur olmasını bilmesi gerekir. Eleştirmenin bir yapıt
karşısındaki ilk davranışı, açık yürekli bir sevgi, alçakgönüllü bir öğrenme
ve anlama güdüsü olmalı. Büyüklük duyguları, tek yargıçlık özentileri,
kendini yapıttan üstün görme rahatsızlıkları eleştiriyi öldürür."*
Bir de 'İnkum' sevdası vardır onun. Bartın'ın bu sevimli kıyısında -
Hacettepe Kampında- güneş özlemini dindirirken bizler gibi; okuyor,
düşünüyor, yazıyordu. Yıllar önce, bir şiirinde şöyle demişti: "*Yeter ki
ölümüm gürültülü olsun." * Ölümün de bir başlangıç olduğu bilinciyle, umutla
yazılmış bu dize, akıntıya karşı duran Che' yi de anımsatıyor bir yerde,
değil mi?

Bedrettin Cömert, 11 Temmuz 1978 Salı günü, sabah saat 08:45'de Ankara
Gaziosmanpaşa, Karagöz Sokak'daki evinin önünde çapraz ateş sonucu
öldürüldü. Karısı Maria ağır yaralandı. "Tüm Öğretim Üyeleri Derneği
Başkanlığı" üstlenmiş olan Cömert, kısa bir süre önce Hacettepe
Üniversitesi'nde çıkan olayları araştıran komisyonun başkanlığı üstlenmişti.
Beytepe'deki "operasyonun istihbarat ve uygulama çalışmasının, Ülkü
Ocakları'nın Abidinpaşa örgütüne verildiği anlaşılıyordu. Bu nedenle de ölüm
tehditleri alıyordu. Cömert cinayeti'ni araştıran Ankara 5. Sulh Ceza
Mahkemesi, cinayetin azmettiricisi sıfatıyla Abdullah Çatlı hakkında
tutuklama kararı çıkardı. Cömert'e ateş eden silahların Ankara'da pek çok
cinayette kullanıldığı anlaşıldı. Polis, 3 saldırganı belirledi: Rıfat
Yıldırım, Üzeyir Bayraklı ve "Ahmet" kod adlı bir faşist. Sonuç mu? Hiç..

Kapitalizm, faşizm, 12 Eylül anlaşılmadıkça, Rifat Ilgaz'ın söylemiyle
"korkuluk" bile olunmadıkça, Bedrettin gibi ezber bozanlar bilinmedikçe;
anmada, anlamada - bu kez rakamla değil yazıyla- ne yazık ki otuz...

İnsanın Özü'nü okuyanlar anımsarlar; alıntılayacağım parağrafla, şiirle
bağlar George Thomson yapıtı. Bedrettin Cömert için yazarken, ben de, "cuk
oturdu" dedim işte, öyle bitirdim.
"..... *eski toplumun aydınları halk yığınlarıyla birleştikçe ve halk
yığınları eski toplumun bilim ve sanat alanlarındaki düşünsel başarılarını
özümleyerek kültür düzeylerini yükselttikçe, toplumun sınıflara bölünmesi,
kol emeğiyle kafa emeği arasındaki ayrılık ve insan bilincindeki bölünme
yepyeni bir birlik içinde, insanın düşüncesinin bilgisel yönü ile duyumsal
yönü arasındaki birliği içinde bütünleşecektir. Bunu devrimci bir İngiliz
şairi şu dizelerle dile getirmişti:*

*                        O iğrenç maske düştü artık, insan*
*                        Boyunduruksuz, özgür, sınırsız, ama eşit.*
*                        Ne sınıf, ne oymak, ne ulus*
*                        Korkudan, baskıdan, ezilmekten uzak*
*                        Kendi başına
buyruk                                                           *
*                                                            (Shelley,
Zincirden Kurtulan Prometheus)*

Mustafa Ergeldi


    Yazarı yanıtla    Yönlendir  
İleti gönderebilmek için önce Oturum açmalısınız.
İleti gönderebilmek için önce bu gruba katılmalısınız.
İletinizi göndermeden önce lütfen abonelik ayarları sayfasında rumuzunuzu güncelleyin.
İleti göndermek için gerekli izne sahip değilsiniz.
İletilerin sonu
« Tartışmalara Dön « Daha yeni konu     Daha eski konu »

Grup oluştur - Google Grupları - Google Ana Sayfa - Hizmet Şartları - Gizlilik Politikası
©2009 Google