Google Grupları Giriş Sayfasına Git    ders BELGELİĞİ kapsama alanı
İ N T İ H A R......Niçin intihar ediyorlar?

H62 ders BELGELİĞİ <a...@marmara.edu.tr>

Niçin intihar ediyorlar?
İntiharlara neyin yol açtığını araştıran bilim insanları, yüksek
intihar riski taşıdıkları gerekçesiyle anoreksiya hastalarını örnek
olarak inceliyor. Bugüne dek elde edilen bulgulara göre depresyon ve
derin umutsuzluğun yanı sıra toplumdan soyutlanma ve başkalarına yük
olma kaygısı intihara sürükleyen nedenlerin başında geliyor.

Cumhuriyet Bilim Teknik

Ölüm riskinin en yüksek olduğu akıl hastalığı anoreksiyadır*.
Anoreksiya hastası her beş kişiden birinin hastalıkla ilgili nedenlere
bağlı olarak yaşamını yitirdiği biliniyor. Ancak son günlerde bu
ölümlerin açlıktan değil, intihar girişiminden kaynaklandığı ortaya
çıktı. Anoreksiya hastalarının kendilerini öldürme eğilimi genel
nüfusa göre 50-60 kez fazladır. Akıl hastası gruplarının hiçbirinde bu
kadar yüksek bir intihar eğilimi görülmez (Archives of General
Psychiatry, vol 60, p 179).

Son günlerde psikiyatristler anoreksiya ile intihar arasında niçin bu
kadar yakın bir ilişki bulunduğunu açıklamaya çalışıyor. Bu soruya
yanıt buldukları an, insanların niçin intihar ettiği sorusu da netlik
kazanacak. Eğer bu açıklama kabul görürse, psikiyatristler intihar
eğilimini erken evrede teşhis edebilecekler ve bulardan hangisinin
gerçekten kararlı olduğunu büyük bir doğruluk payı ile saptayıp,
hastalarını kurtarabilecekler.

Psikologlar ve insan davranışlarına ilgi duyan bilim insanları için
her zaman çözümü zor bir bulmaca oluşturan intihar, iki zıt evrimsel
kuvvetin çarpışması sonucu ortaya çıkar. En kuvvetli insan içgüdüsü
kendini korumak ise, bir insan kendi iradesi ile yaşamına niçin son
vermek isteyebilir? Bunun mantıklı tek yanıtı, kendini yok etme
dürtüsünün hayatta kalma içgüdüsünden daha kuvvetli olmasıdır. Peki
bunun nedeni nedir?

Kendini yok etme dürtüsü

Bundan 100 yıl önce sosyolog Emile Durkheim ve psikanalist Sigmund
Freud bu sorunın yanıtını bulduklarını iddia etti. Durkheim, intiharın
köklerinin toplumsal etmenlerde -topluma entegre olmakta zorlanma
gibi- aranması gerektiğini söylerken, Freud açıklamalarını içgüdüsel
dürtülere dayandırıyordu. Son yıllarda bilim insanları daha çok
depresyon, umutsuzluk ve duygusal acılar gibi etmenlere odaklanma
eğiliminde. Ancak bunlardan hiçbiri intihar ile ilgili temel soruyu
yanıtlayamıyor. Bir insan canına kıyarken, benzer koşullarda yaşayan
bir diğer insan niçin intihara yanaşmıyor?

İntihar ve kendine zarar verme konularında çalışmalar yapan Harvard
Üniversitesi'nden psikolog Matthew Nock, intihar ile ilgili büyük
miktardaki veri sayesinde bu konuda ciddi bir ilerleme
kaydettiklerini, ancak tatminkâr bir sonuca henüz ulaşamadıklarını
söylüyor. Örneğin intihar girişimlerinin sayısal olarak artış
gösterdiği ve dünyada tüm ölümlerin yüzde bir buçuğunu oluşturduğu
biliniyor. 15 ile 24 yaş arası gençlerde belli başlı ölüm nedenleri
arasında intihar, trafik kazalarından sonra ikinci sırada. Kadınlar
intihar girişiminde erkeklerin önünde. Ancak erkeklerin bu girişimi
başarı ile sonlandırma oranı kadınlardan daha yüksek.

Akıl hastalıkları ve İntihar

İntihar eden insanların çoğunluğu akıl hastasıdır. Anoreksiya, majör
depresyon, iki kutuplu bozukluk (manik-depresif hastalık), şizofren ve
sınırda kişilik bozukluğu en sık görülenlerdir. Ancak intihar riskinin
yüksek olduğu vakalarda başka akıl hastalıkları da söz konusu
olabilir. Kendi canına kıyan kişiler ayrıca çok derin
depresyondadırlar ve aynı zamanda da çok umutsuzdurlar.

2005 yılında Tallahassee'deki Florida Üniversitesi'nden intihar uzmanı
psikolog Thomas Joiner, kendi babasının da canına kıymasından sonra
insanları intihara sürükleyen temel nedenlerin peşine düştü. İntihar
istatistiklerini inceleyen ve ortalama intihar oranlarının üzerindeki
gruplara odaklanan Joiner, diğer insanlarda eksik olan ama intihar
eğilimi taşıyan kişilerde ortak olan özelliği bulduğunu duyurdu. Nock
bu buluşunu şöyle değerlendiriyor: "Bu uzun zamandır peşinde
koştuğumuz 'İntiharın İlk Büyük Kuramı'dır."

'İntihar büyük kuramı"

Özet olarak Joiner kendini öldüren insanların, depresyon ve
umutsuzluğun dışında iki önemli etmenin daha etkisinde bulunduğunu
düşünüyor. Bunlardan ilki, ölmek için gerçekten ciddi bir arzunun var
olmasıdır. Bu arzunun oluşması için insanların

* Başkalarına kaldıramayacakları kadar ağır bir yük olduklarına
inanması

* Birlikte oldukları kişilerden kendilerini soyutlanmış hissetmeleri
gerekir

İkincisi ve en önemlisi ise, kendilerini öldürmeyi başaran insanların
bu işi yapmak için gerekli beceriye sahip olmalarıdır. Bu son koşul
çok net gibi görünmekle birlikte, Joiner bugüne dek bazı insanların
niçin intiharlarında başarılı, bazılarının niçin başarısız
olduklarının sorgulanmadığına dikkat çekiyor. Joiner'a göre ölmeyi ne
kadar çok isterseniz isteyin, bu o kadar kolay bir iş değildir, çünkü
kendini koruma içgüdüsü çok güçlüdür.

Kendini koruma içgüdüsünü aşmanın iki yolu

Ölmek isteyenlerin kendini koruma içgüdüsünü bastırmalarının iki yolu
olduğunu söyleyen Joiner, bunlardan birinin kişinin bu öldürme eylem
planını ufak ufak kendi üzerinde denemesi olduğunu söylüyor. Pek çok
intihar vakasında ilk intihar girişimi deneme sınırları içinde kalır.
Başka bir deyişle yüzeysel bir kesik veya öldürmeyecek dozda ilaç ile
prova yapılır. Bunun gibi birkaç denemeden sonraki girişimler ölümcül
olabilir.

İkinci yol ise acı veren korkunç deneyimlere alışkın olmaktır. Sürekli
olarak silahlı çatışmanın içindeki asker ve polisin, ölüm düşüncesini
kanıksamış olması kabul edilebilir bir durumdur. İstatistiklere göre
bu iki grupta intihar vakaları normalin üzerindedir. Benzer şekilde,
sürekli olarak ıstırap, acı ve yaralanmalara tanık olan doktor ve
cerrahlar arasında da intihar oranı genel nüfusun üzerindedir. Joiner
bu durumu "katılaşma" olarak değerlendiriyor.

Anoreksiya ve intihar

Katılaşma özelliği taşıyan bir diğer grup da anoreksiya hastalarıdır.
Anoreksiya hastalarının yüksek intihar riski taşımalarını "İnsanlar
Niçin İntihar Yoluyla Ölür?" (Harvard University Press, 2005) isimli
kitabında açıklayan Joiner, anoreksiya ve yüksek intihar oranı
arasında çok sıkı bir ilişki olduğuna dikkat çekiyor.

Joiner'a göre anoreksiya hastalarında intihar etme eğiliminin yüksek
olmasının iki nedeni var. Biri, anoreksiya hastalarının vücutlarının
çok zayıf olması ve intihar girişimlerinin bu nedenle başarılı olma
ihtimalinin yüksek olmasıdır. İkincisi anoreksiya hastaları ıstırap
çekmeyi o kadar çok kanıksamışlardır ki, diğer insanlara göre
kendilerini öldürmekte daha yetenekli hale gelmişlerdir.

Joiner'in öğrencilerinden Jill Holm-Denoma bu ikinci açıklamanın
doğruluğunu kanıtlamak için kolları sıvadı. Gelişigüzel seçtiği dokuz
intihar vakasını inceledi ve bu çalışmadan şu sonuçları elde etti: "Bu
insanlar tedavi edilmedikleri takdirde nasılsa öleceklerdi. Ancak
bunların hedeflerine ulaşmak için tuttukları yollar bizleri şaşırttı.
Dokuz kişiden üçü kendisini trenin önüne atmış,ikisi kendilerini
asmış. İkisi aşırı dozda uyuşturucu kullanmış. Biri uyku ilacı ve
tuvalet temizleme deterjanı ile kendini zehirlemiş. Biri kendini bir
benzincinin tuvaletine kilitleyerek çöp kutusunu ateşe vermiş; karbon
monoksitten boğularak ölmüş. Bu dokuz vaka da bu sonuca varmak için
yeterli olmasa da hepsinin ölmek için bu kadar acımasız ve katı
yolları tercih etmiş olması bize bazı şeyler anlatıyor." (Journal of
Affective Disorders, vol 107, p 231)

Holm-Denoma, anoreksiya hastalarının Joiner'in varsayımını kanıtlamak
için mükemmel örnekler oluşturduğunu söylüyor. Sosyal soyutlanma tezi
anoreksiya hastalarında geçerlidir çünkü herhangi bir sosyal ilişki,
yemek yeme eylemini de beraberinde getirir. İkinci etmen olan
başkaları için kaldıramayacakları kadar ağır bir yük haline gelme
kaygısı da bu hastalarda sıklıkla görülür. Buna bağlı olarak
çocuklarda görülen anoreksiya hastalığının tedavi yollarından biri de
ebeveynin hasta çocuğun yanından hiç ayrılmayıp, sürekli onunla
ilgilenmesidir.

En önemlisi anoreksiya hastalarının acıyı kanıksamış olmalarıdır.
Acımasız bir şekilde aç kalmak katlanılması zor açlık krampları ve
şiddetli baş ağrıları ile baş etmek zorunluluğu demektir. Ayrıca kemik
erimesi de kaçınılmaz bir sonuçtur. Kırıklar, çatlaklar sık görülen
belirtilerdir.

Bu arada Minnesota Üniversitesi'nden psikiyatrist Scott Crow,
bulimiya** hastalarındaki intihar oranlarını inceledi ve bunların da
genel nüfusa göre kendilerini öldürme sıklığının daha yüksek olduğunu
keşfetti. Bu grupta intiharların 4-6 misli arttığı ortaya çıktı.
Bulimiya hastaları da vücutlarını aç bıraktıkları için aynı anoreksiya
hastaları gibi acıya ve ağrıya dayanıklılık kazanmış durumdalar.

Tüm kanıtlar aynı yönü göstermekle birlikte Joiner kendi görüşlerinin
intihar girişimleri için genel bir açıklama olarak kabul edilebilmesi
için daha fazla sayıda deneyin yapılmasının gerekli olduğunu ileri
sürerek, gelecekte yapılması gerekenleri şöyle özetliyor: "Bu bir
başlangıç. Ancak daha sistematik bir temele ihtiyacımız var.
İnsanların niçin canlarına kıydığını daha iyi anlamamız,
klinisyenlerin risk altında olan hastaları daha kolay tespit
etmelerine ve bu insanların kendilerini öldürmelerini önlemeye
yarayacak. Örneğin uzun süreli psikoterapi, hastanın ölümden korkmama
halini değiştirebilir ve intihar eğilimini ortadan kaldırabilir." Ne
var ki insanlar acıya karşı katılaştıkça, kendilerini toplumdan
soyutlanmış hissettikçe ve başkalarına yük olduklarını düşündükçe,
Joiner'ın genel intihar turamına göre intiharlar bitmeyecek.

______________________________________
d e r s   B E L G E L i G i
UYE SAYIMIZ: 2214

http://groups.google.com.tr/group/kapsamaalani <<< bu adres üzerinden
sanat-felsefe-eğitim toplum konularında makalelere, bilgi ve belgelere
ulaşabilirsiniz.

Grup odasının iletilerinden  R A H A T S I Z   oluyorsanız, grup
ayarlarından ya da iletişim adresimize göndereceğiniz mektupla son
vermenizi rica ederiz.

iletişim dB: kapsamaalani@googlegroups.com
______________________________________
H62  ç a l ı ş m a l a r ı
http://www.avnioztopcu.com
______________________________________