Gmail Takvim Dokümanlar Reader Web diğer »
Son Ziyaret Edilen Gruplar | Yardım | Oturum açın
Google Grupları Giriş
Grup bilgisi
Son sayfalar ve dosyalar
BACH koridor müzikleri    

m ü z i k   b e l g e l i ğ i
ders BELGELİĞİ müzik kolu çalışmaları        sayı: 4         7 Mart 2007

Resim sanatının müzikle bağıntısını araştırır, doküman toplar, örnekleri kapsama alanına ulaştırır, dinletiler yapar

 

 

 

 

 

Johann Sebestian BACH
 

Johann Sebastian Bach, 31 Mart 1685 yılında Almanya’nın Eisenach kasabasında doğdu. Müzisyen bir aileden geliyordu. 16. Yüzyılda yaşamış olan atası Weit Bach’tan başlayarak, aileden 21 ünlü müzisyen çıktı. J. S. Bach’ın çocukluk ve gençlik yılları müzikle iç içe geçti. Çocukluğunda, babası Johann Ambrosius’tan keman dersleri aldı. Annesi ve babasının ölümünden sonra yanında kalmaya başladığı ağabeyi Johann Christtoph, küçük Bach’a müzik dersleri verdi ve onun, Güney Alman org geleneğini tanımasını sağladı. Ağabeyinin kütüphanesindeki Alman ustalarının klavyeli çalgılar için olan eserlerini kopya etti ve böylece on altıncı ve on yedinci yüzyıl müziği hakkında bilgiler edindi. 15 yaşından sonra gittiği Lüneburg St. Michael Gymnasium’unda müzik korosuna girdi ve burada Kuzey Alman Org Ekolü’nü inceleme fırsatı buldu. Bir süre sonra gittiği Hamburg’da da Sweelinck Ekolü’ne bağlı orgcu Reinken’i dinledi. Bach, tatillerde Hamburg’a yaptığı ziyaretlerin yanı sıra Celle Sarayı’na da gidiyordu. Sarayda bulunan Fransız Couperin, Lebegue, Dieupart gibi bestecilerin eserlerini dinleyerek Fransız müziğini tanıdı. Bach’ın daha sonra yazmış olduğu oda müziği eserlerine bu müzisyenler kaynaklık etti. Bu dönemde Hamburg, Kuzey Alman Protestan Müziği’nin merkezi konumundaydı. Genç Bach, Hamburg’da bulunduğu dönemde hem bu müziği derinlemesine tanıdı hem de org yapımının inceliklerini öğrendi. 1703 yılında, kısa bir süre Weimar Dükü’nün kemancılığını yaptıktan sonra St. Bonifacius Kilisesi’nin orgculuğuna seçildi. Kısa sürede orgdaki ustalığı tanındı.  Kilise müziği kapsamındaki ilk eserlerini bu dönemde üretti. Re Majör Sonatı'na da bu tarihte başladı. Do Minör Prelüd ve Füg, bu dönemde bestelenmiş, Do Majör Toccata ve Füg de ilk kez bu kilisede çalınmıştır. Bu eserler, Bach'ın en üstün nitelikli eserleri olmasının yanında, füglerinin melodik özellikleri açısından onu diğer çağdaşlarından ayıdedici niteliktedir. Bach, dört yıl sonra yeniden geldiği Weimar’da Albinoni, Legrenzi, Corelli, Bonporti ve Vivaldi gibi İtalyan bestecileri keşfetti. Bunların besteleri üzerinde çalıştı.

Bach’ın, 1714 yılında Weimar Saray’ı orgculuğuna seçilmesi onun daha fazla tanınmasına neden oldu. Öyle ki, Bach’ın yeteneği sık sık, dönemindeki orgcularla karşılaştırılmak istenmiştir. Daha sonra bu konuda, ünlü besteci ve eleştirmen Telemann’ın “Kimse Org’da Heandel’i geçemez. Bach hariç...” şeklindeki sözleri, Bach’ın yeteneği hakkında önemli bir ölçüdür. 1717 yılında Köthen’de Anhalt Sarayı Müzik Direktörü olan Bach, burada  modern enstrümantal müzik yazmaya başladı. 1721'de Branderburg dükü Chiristian Ludwig'e ithaf ettiği konçertolardan (Brandenburg  Koncertoları) başka, bestelediği orkestra süitleri, keman konçertoları, keman, violonsel, fülüt, viola da gamba için sonatları, Kromatik Fantazi ve Füg, İngiliz ve Fransız süitleri, Küçük Prelüdler, Invetion'lar ve Senfoniler bu dönemin başlıca ürünleri arasındadır.

Bach, 1723 yılında başladığı Leipzig St. Thomas Kilisesi’ndeki görevini ömrünün sonuna kadar sürdürdü.

Bach'ın sanatı, Rönesans'tan beri süre gelen dinsel ve dindışı çoksesli müziğin vardığı doruk noktasıdır. Barok dönem müziğinin en ileri ve etkileyici örneklerini veren Bach, sisteminde yatay yazıya daha çok önem verdi, kendinden önce kullanılan formları mükemmelliğe ulaştırdı. Armoni ve Kontrpuanı bir arada kullanarak müziğin matematiğindeki mükemmelliği gözler önüne serdi. Bach’ın eserleri armoni bilimi açısından daha karmaşık olmasına rağmen, basit ve doğal armoni taslağını kolaylıkla geliştirmiş ve süslemiştir. J. S.Bach’ı çağdaşları Haendel ve Telemann’dan ayıran önemli noktalardan birisi de halkın beğenisine boyun eğmeden yeni biçimlere yönelmesi, çağın gereklerine takılıp kalmaması ve hoşa gitme endişesi taşımamasıdır.

  Bach'ın müziği, kontrapuntonun, yani çoksesli müzik yazma sanatının doruğudur ve kendinden sonra gelecek bestecileri derinden etkilemiştir.

Kaynakça:

Cavidan Selanik, Müzik Sanatının Tarihsel Serüveni, Doruk Yayınları

http://www.msxlabs.org/forum/muzik-ww/14606-johann-sebastian-bach.html

http://www.sanatfolio.com/bach-sevdasi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BAROK SANAT

Barok Sanat,  17. yüzyılda İtalya’da ortaya çıkmış, mimari, resim, heykel ve müzik gibi alanlarda etkili olmuştur. Batı sanatında, Rönesans ve Maniyerizm’in ardından gelişmiş ve 18. yüzyılın ortalarına kadar etkili olmuştur. Barok sözcüğü köken olarak Portekizce’deki barocco sözcüğüne dayanmaktadır. Barocco, alışılmadık, garip biçimli, asimetrik, kıvrımlı ve tuhaf anlamlarına gelir.

Barok Sanat, 14. yüzyıldan başlayarak yaklaşık 250 yıl boyunca egemen olan Rönesans’a tepki olarak ortaya çıkan Maniyerizm’den etkiler taşır. Ancak, bir sanat üslubu olarak Barok’un ortaya çıkmasında ve yayılmasında Avrupa’daki siyaset ortamı ve Katolik Kilisesi’nin payı büyük olmuştur. 16. yüzyıl,  Reform hareketleri ve Yüzyıl Savaşları’nın şekillendirdiği siyasi atmosferde geçmiştir. 17. yüzyılda ise Katolik Kilisesi, Reform Hareketi’ne karşı bir Karşı-Reform hareketine girişmiş, protestanlığa karşı, azalan gücünü toparlama yoluna gitmiş, bir yandan da mutlakiyetçi yönetimler güçlenmiştir. Din ve siyaset alanındaki bu iki olgu, dönemin sanat anlayışının şekillenmesine etki etmiştir. Kilise, sanatı propaganda aracı olarak devreye sokmuş, sanatçıları ise kilisenin halk üzerindeki nüfuzunu arttıracak eserler vermesi için desteklemiştir. Mutlakiyetçi yönetimler de şatafat ve savurganlık temelinde gelişen yaşam tarzıyla dönemin sanatçılarına destek vermiştir.

Katolik Kilisesi ve mutlakiyetçi yönetimlerin desteğiyle gelişen Barok anlayış, Rönesans’ın tersi yönünde şekillenmiştir. Rönesans’ın dengeli, aşırılıktan uzak, mantıklı ve statik anlayışına karşılık Barok, hareketli ve biçimler arası ilişkileri kaynaştıran bir üsluptur. Rönesans’ın aksine, içgüdüye, duygulara ve düş gücüne hitap ederek, gerçeğe duygulu bir derinlik katmayı amaçlar. Barok sanatçıya göre evren, öğeleri arasındaki düzen ve uyumun oluş halindeki hareketliliği üstüne kuruludur. Oluş halindeki insan, Tanrı’nın olağanüstü varlığının bir parçası değil, evrenin birbiriyle uyumlu milyonlarca parçasından biridir. Dolayısıyla, bu sınırsızlık ve sonsuzluk duygusu, bir hareket anlayışıyla ve maddeden ayrındırılmış bir görsellikle anlatım kazanır. Barok, özde hiyerarşik bir bütünlük duygusu amaçladığı için bütünü oluşturan parçaların her biri canlılık yüklüdür. Her parça sonsuzluğu dile getiren, bütünü yönlendiren oluşa ait kurallarla biçimlenir. Biçimi oluşturan parçalar birbiriyle bağlı yoğun bir hareket duygusu içinde gelişir. Barok yapıt, çevresiyle bütünleştiği gibi, parçaları arasında da bir bütünlük vardır. Eser içindeki parçalar kendilerine özgü niteliklerini yitirerek bütüne hizmet ederler. Bu nedenle Barok bir yapıt bulunduğu ortamdan ayrı düşünülemez ve koparılamaz. Barok üsluplu heykel, resim veya mimari yapı, çevresinin ve doğal sınırlarının dışında da sürüyormuş izlenimi verir. Bu hareketli düzen anlayışına açık kompozisyon adı verilir. Barok’ta, Rönesans’tan farlı olarak, sonsuz bir derinlik anlayışı oluşturulmaya çalışılır. Bu, yakın bir bakış açısı seçilmesi ve ön plandaki öğelerin abartılmasıyla sağlanır. Yine Barok resimde, konunun ve düşüncenin etkili bir biçimde sunulması için biçimler hiyerarşik bir düzende verilir ve ayrıntılar ayıklanır. Figürler, hareketli bir mekan anlayışıyla bütünleştirilir ve anıtsal bir biçim anlayışı geliştirilir. Barok Sanat’ta tüm bunlar, izleyiciye duygusal açıdan daha fazla etki etmek için kullanılır.

Resim, heykel ve mimari alanda verilen eserler yukarıdaki anlayış doğrultusunda oluşturulurken müzik alanında ise, olabildiğince ayrıntıcı, ağırbaşlı ve görkemli bir üslup söz konusuydu. Müzik eserleri uzun cümleli, süslü, zaman zaman karmaşık ve gösterişli bir tarzdaydı.

Kaynakça:

Cavidan Selanik, Müzik Sanatının Tarihsel Serüveni, Doruk Yayınları

http://www.istanbul.edu.tr/Bolumler/guzelsanat/dersnotlari.htm



 

17. YÜZYIL FELSEFESİ

17. yüzyıl, Rönesans’ın birikimlerini değerlendiren ve sistemler kuran bir yüzyıldır. Rönesans’ta kuşku öne çıkarken 17. yüzyılda akıl öne çıkar. Kesin ve güvenilir bilgi türü olarak matematik seçilmiştir. Ancak fizikten kopmak, metafiziğe yönelmek anlamına gelmez.

·         Bu dönemde felsefeye rasyonalizm yani gerçeğe akılla ulaşılabileceği inancı hâkimdir.

·         Doğa ölçülebilir, sayılabilir cinsen bir şey olarak kabul edilir. Fiziğin bilgisine matematik metot uygulanır.

·         Tanrı, doğa ile akla aynı ilkeleri vermiştir. Bu nedenle doğa ile akıl, nesneyle zihin arasında uygunluk vardır.

·         Güvenilir ve kesin bilginin mükemmel örneği olarak matematik görünür.

·         Kesin bilgiye ulaşmada duyulara güvenilmez.

17. yüzyılda doğa kendi dışımızda, bizim varlığımızdan bağımsız, nesnel olarak var olan bir şeydi. 20. yüzyıl başlarından sonra artık, gözleyenler olarak doğanın içindeki yerimizi aldık ve incelediğimiz, saf olarak doğa değil, doğa ile bizim birleşimimizden oluşan sistem oldu

17. yüzyılda uzay ve zaman; birbirinden, olaylardan ve nesnelerden bağımsız olarak ele alınıyordu. (Newton mekaniğinde her türlü değişimden bağımsız akan -ve olaylar olsa da olmasa da akmaya devam eden- bir zaman vardır. Uzay da buna benzer niteliktedir
17. yüzyılda; yapılan ölçme ve deneylerin doğaya bir müdahale olduğu düşünülmüyordu
Fizik-matematik ilişkisi 17. yüzyılda, matematiğin fizikte sadece bir gösterim şekli olmasından ibaretti. Oysa 20. yüzyıl ve sonrasında özellikle teorik fiziğin gelişmesiyle; matematik, fizikte bir formalizm olmaktan öteye geçti.




http://mimoza.marmara.edu.tr/~avni/dersbelgeligi

 


 

 

Sürüm: 
Grup oluştur - Google Grupları - Google Ana Sayfa - Hizmet Şartları - Gizlilik Politikası
©2009 Google