Gmail Takvim Dokümanlar Reader Web diğer »
Son Ziyaret Edilen Gruplar | Yardım | Oturum açın
Google Grupları Giriş
Grup bilgisi
Son sayfalar ve dosyalar
"ÇİN" koridor müzikleri sayı:5    

m ü z i k   b e l g e l i ğ i
ders BELGELİĞİ müzik kolu çalışmaları        sayı: 5         4 Nisan 2007

Resim sanatının müzikle bağıntısını araştırır, doküman toplar, örnekleri kapsama alanına ulaştırır, dinletiler yapar

 

 

Çin Müziği

Tarihte, bilinen en eski müzik Çin müziğidir. Araştırmalar, 4000 yıllık geçmişi olan Çin müziğine saray ve tapınaklarda önemli yer verildiğini gösteriyor. Yer ve gök arasındaki uyumu yansıtması gerektiğine inanılan Çin müziğinin amacı halkı eğitmek, onlara iyi ve yüce duygular aşılamaktı. Çinliler müziğin kalpten doğduğuna, evrenin bir imgesi olduğuna inanmıştır. Yazar Lü Bu-Vey, “müzikten, yalnızca dünyanın anlamını kavramış bir insanın söz edebileceğini” söylemiştir. Çin’de müziğin, insan davranışlarını ve inanışlarını etkilediği düşünülmüştür. Dünyanın uyumu için zorunlu sayılan müzikte, seslerin düzenlenmesine (akort) gösterilen sürekli özen de, bu inançlara verilen önemi yansıtır. Yine müzik, yönetimin ve düzenin temeli sayılmıştır. Öyle ki, ses perdelerinin yeniden düzenlenmesi, her yeni imparatorun ilk yaptığı işlerin başında gelmiştir. İmparator Han Vu-di döneminde (M.Ö. 140-87), bir İmparatorluk Müzik Dairesi kurulmuştur.

Çin müziğinin tarihsel önemi, onun Mısır müziğini etkilemiş olmasındadır. M.Ö 1500 dolaylarında Akdeniz  toplumlarına aktarılan bu etki, Avrupa müziğinin oluşumunda da etkili olmuştur. Bugün bakıldığında Kore, Japonya ve bütün Güneydoğu Asya’da, Çin’in çalgılarına rastlanmasının yanı sıra, Çin müziğinin repertuar ve üslup özelliklerinin etkisi hissedilir.

Çin müziği beş notadan oluşan bir diziye dayanır. Çin’in ilk teoricisi Lyng Lun adındaki bilgin, M.Ö. 2500 yıllarında, Çin müziğinin beş notasını düzenlemiş ve pentatonik bir sistem kurmuştur. Kong, Çang, Kyo, Tchi ve Yu adlarıyla bilinen Çin gamının notaları sosyal sınıflar, devlet işleri gibi konularla ilgiliydi.  Burdan da anlaşılacağı gibi Çin müziği insan yaşamıyla sıkı bağlar kurmuştur.

Ünlü Çin bilgini Confucius (Kung Fu Tseu, M.Ö. 551-478) Çin müziği için önemli çabalarda bulunmuştur. Confucius’tan sonra müzik giderek yaygınlaşmış ve yaşamın tüm alanlarına girmiştir. Öyle ki müziğin insan yaşamındaki etkisi giderek aşırı bir hal almıştır. Bu aşırılık, İmparator  Si Huang’ın M.Ö. 246 yılında müziği yasaklaması ve çalgıları imha ettirmesiyle sonuçlandı. Çin müziği, Han hanedanlığı döneminde (M.Ö. 206-M.S. 220) yeniden gelişti. 13. ve 14. yüzyıllardaki Tang ve Sung hanedanlıkları döneminde de klasik çağına ulaştı. Bu dönemde tapınak ve saraylardaki korolara üç yüzer kişilik orkestralar eşlik etmiştir. Aslında tek sesli olar Çin müziğinde, bu dönemde, paralel dötlü ve beşlilerle batıdakine benzer bir çok sesliliğe rastlanıyor.

Çin müziği oldukça geniş bir çalgı koleksiyonuna sahiptir. Sekiz gurupta toplanan çalgılar, yapıldıkları malzemeye göre adlandırılırlar.

Metal çalgılar: Çanlar, gonglar, çan ve gong gurupları, sekiz ya da on parçadan oluşan kariyonlar.

Taş çalgılar: Ses veren taşlar ayaklı bir askıya asılır ve çubukla vurularak ses çıkarırlar. Bunlara yalnızca Confucius tapınağında rastlanır. En eski vurmalı çalgılardandır.

İpek telli çalgılar:  Bu gurupta yalnızca Kin vardır. Beş telli olan Kin sonradan yedi telli olmuştur.

Deriden yapılmış çalgılar: Çeşitli boylarda yapılmış davullardır.

Su kabağından yapılmış çalgılar: Sheng adı verilen çalgı, on yedi borudan yapılmış bir ağız orgudur ve saray orkestralarında kullanılır.

Topraktan yapılmış çalgılar: Hiuan adı verilen çalgı, pişmiş topraktan yapılmış küreli bir düdüktür.

Bambu kamışından yapılmış çalgılar: Ti adı verilen çapraz flütler, Pai-Siao adı verilen 12 borulu arkaik flütler, dilli ve obua tipi çalgılar.

Tahtadan yapılmış çalgılar: Confucius tapınağında kullanılan Çu ve Yu adlı çalgılar.

Kaynakça:

Cavidan Selanik, Müzik Sanatının Tarihsel Serüveni. Doruk Yay.

http://www.geocities.com/sinologi/yazi/muzik01/muzik01.htm

 

 

Çin Sanatı

Çin resim sanatı, kendine özgü bir biçimde doğmuş, bir ağaç gibi dal vermiş, bir düşüncenin dışa vurumu olarak kök salmıştır. Çin resminin geçmişi yaklaşık 6.000 yıl öncesine dayanır. Neolitik Çağ'da yapılan çanak-çömleklerin üzerlerindeki çizimler Çin resminin ilk örnekleridir. Savaşan devletler Dönemi'nde Chu devletinde yapılmış olan "Ejderha ve Anka" ile "Bir Ejderhanın Ehlileştirilmesi" adlı resimler bugüne ulaşan en eski resim örnekleridir. Bu resimler bugünkü Changsha kenti yakınlarındaki bir mezarda bulunmuştur. Geleneksel Çin resmi, Sui, Tang, Bes Hanedan ve Sung dönemlerinde gelişmiştir. Sui Hanedanı dönemi ressamlarından Zhan Ziqian'ın yaptığı "İlkbaharda Yolculuk" adlı resim Çin peyzaj resminin en değerli eseri olarak kabul edilir. Sung hanedanı dönemi ressamlarından Zhang Zeduan tarafından 24.8'e 258 cm ebatlarındaki ipek parşömen üzerine yapılan Qingming Festivalinde Nehir Kenarı Manzaraları adlı çalışma, Kuzey Sung devletinin başkenti Bianliang'daki (bugünkü Kaifeng) günlük yaşamı başarılı bir şekilde tasvir eder. Resimdeki güzellik ve bilgi zenginliği görenleri hayran bırakmaktadır. Bilge Ressam olarak bilinen Tang Hanedanı ressamlarından Wu Daozi de çok değerli eserler üretmiştir.

V. yüzyılda Hsieh Ho, Çin resim teorisinin temel taşı haline gelen “Eski Resimler Üzerine Eleştiriler”ini yazdı. Beşinci hanedan döneminde yaşayan Ching Hao (907-960), Hsieh Ho geleneğini özümseyerek “resmin altı unsuru”nu ortaya koydu. Böylelikle kendisinden sonraki ressamları derinden etkiledi ve sanat teorisi üzerine etkide bulundu.

Altı unsurdan ilki “yaşam gücü” olarak adlandırılan “chi”dir. Sanatçının zihnindeki yaşamsallığın fırça aracılığıyla resme aktarılmasını ifade eder. İkinci unsur “zarafet” i ifade eden “yun”dir. Üçüncü unsur olan “szu”, imgeye varmak üzere nesnel gerçekliği kavramlaştırarak yüzleştirilmesine ilişkindir.

Dördüncü unsur olan “chin”, tüm sürece felsefi bir amaç veren mutlak doğrulara ulaşmak üzere imgeleme sürecidir. Beşinci unsur olan “bi”, resme yaşam ve hareket vermek üzere fırçanın hünerli kullanımını ifade ediyordu. Altıncı unsur olan “mo” ise mürekkep ya da mürekkep tonlaması anlamına gelen ve sanat eserine zarafet katan derinlik ve gölgedir. Bu veriler, Çinli sanatçıların resimlerini ve resim sanatına bakışlarını anlamamızı sağlayan en önemli unsurlardır.

Çin’de resim sanatının gelişimi ve Çinli sanatçıların resme yaklaşımlarına değindikten sonra Çinliler’in resim sanatına yaklaşımlarına değinmek yerinde olacaktır.

Çinliler’in resim sanatına yaklaşımları, hayata yaklaşımlarını belirgin bir şekilde karakterize eder. Çin’de resim, diğer sanat dallarının üstünde bir yer tutar. Gizemli inanış gerçek amacını onda bulur. Bir Çinli’nin gözünde resim sanatı, her şeyden önce everenin gizini dışa vuran bir özellik taşır. Çin kültürünün önemli bir parçası olan derin doğa sevgisi, resim yapma eylemlerinin niteliğini belirleyen önemli bir unsurdur. Çinliler,  doğadaki nesneleri ya da görünümleri anlatmak, öğretmek, kaydetmek amacıyla değil, derin düşünme eylemi için malzeme oluşturabilmek amacıyla resim yapıyorlardı. Özenle saklanırdı resim, bir sükunet anında çıkarılıp, güzel bir şiir okur gibi bakılmak üzere. Sıkı bir eğitimle tekniklerini kesinleştirdikten sonra seyehat etmek ve doğanın renkli ruhunu yakalamak üzere düşünceye dalmaya başlarlardı. Resim yapma anında, doğa parçalarının imgelerini bir araya getirerek, o ruhu yeniden yakaylamaya çalışırlardı. Bir şairin, ilham anında aklına gelen imge dizilerini sözlere/kağıda dökmesi gibi. O nedenle Çinliler için resmin detaylarını önemsemek ve gerçek dünyayla kıyaslamak anlamsızdı. Sanatçının ilhamının ve tutkusunun görünebilir izlerini takip etmek yeterliydi.

Kaynakça:   

Boşluk ve Doluluk. François Cheng. Çev. Kaya Özsezgin. İmge Yay. 2006

Sanatın Öyküsü. E. H. Gombrich. Remzi Yay.

Zen ve Batı Resim Sanatı İliştisi. Rıza Kuruüzümcü. Yayımlanmamıy Yüksek Lisans Tezi. 1998

http://www.sinoturkish.com/govde_tr/kultur_sanat.asp#resim

 

Çin Felsefesi

     Çin felsefesi, klasik ilkçağ felsefesi kapsamı içindedir. Yeni belgeler Çin uygarlığının sanıldığı kadar eski olmadığını, İ.Ö. 1000 yıllarında başladığını göstermiştir. İ.Ö. 4500 yıllarında Çin topraklarında Moğol tipinde ve neolitik uygarlıkta bir halk yaşıyordu. Bu halkın Tibet, Türk ve Tai karışımı olduğu sanılmaktadır.
    İ.Ö. 2000 yıllarına doğru bu halkın iki ayrı kültür düzeyinde gelişmeye başladığı ve bu kültürlerden birine Yang-Şao, öbürüne Long-Şan adı verildiği saptanmıştır. İ.Ö. 1450 yılında Şang devleti kurulmuştur. Doğa güçlerine bağlanmayla başlayan bir din anlayışı ilkel bir doğa felsefesine dönüşmüştür. Bu doğa felsefesi, antikçağ Yunanlılarında olduğu gibi, tümüyle özdekçi bir yapıdadır. Evrenin ve evrendeki her şeyin bir ilk özdek sayılan çi (hava)'den meydana geldiği ileri sürülmüştür. Daha sonra bu ilk özdeğe su, ateş, toprak ve maden de eklenerek ilk öğeler beşe; bir süre sonra bunlara tahta'yı da katarak altıya çıkarılmıştır.
    Bütün nesneler bu öğelerin çeşitli birleşimleriyle oluşuyorlardı. Daha sonra Yi King (Değişmeler Kitabı)'le bu öğeler sekize çıkarılmıştır. Bu öğelerle birlikte özdeksel karşılıklı etki anlayışı, yang (etkin) ve yin (edilgin) kavramlarıyla dilegetirilen karşıt güçler ikiciliği, yuan (başlangıç) düşüncesi geliştirilmiştir. Çin felsefesi İ.Ö. VI. yüzyıldan beri bu temeller üstünde üç koldan gelişmiştir: Tao Kiao (Tao öğretisi), Ju Kiao (Konfüçyüs öğretisi), Şe Kiao (Buda öğretisi) Çin Budacılığı özel bir nitelik taşımakla beraber temelde Hint felsefesinin malı olduğundan Çin'e özgü düşünsel yaşam Taoculuk'la Konfüçyüscülük'te biçimlenir.
    Eski doğa felsefesini özümleyen bu okullardan Taoculuk, felsefe açısından önemli bir kavram getirmektedir: Tao (yasa) ve Wuwei (eylemsizlik). Antikçağ Yunanlılarıyla karşılaştırılırsa tao Herakleitos'un logos'una, wuwei de stoacıların apatheia ve Epikuros'un ataraksia'sına uygun düşer. Bu karşılaştırmalar sürdürülürse çıkmazlar ileri süren ve kavramların gerçek varlıklar olduğunu savunan Kungsun Luna adlı bir Çin Zenon-Platon'una da rastlanır. Konfüçyüs de, kuşkusuz, bir Çin Sokrates'idir. Antikçağ Yunan felsefesiyle aynı koşutluk Hint felsefesinde de izlenebilir.

     İ.Ö. IV. yüzyılda Konfüçyüsçülüğe karşı Mo Tzu'nun kurduğu Moizm öğretisi, tıpkı Platon gibi, toplumun bilgelerce yönetilmesi gerektiğini savunmuştur. Avrupalılarca törebilimin simgesi sayılan Çinli bilge tipi, bu öğretinin meydana çıkardığı bir tiptir. Bu arada, Kungsun Luna'ya karşı, kavramların nesnelerin yansısı olduklarını ve başkaca hiç bir gerçeklik taşımayıp birer ad'dan ibaret bulunduklarını ileri süren Hsün Tzu'yu bir Çin Roscelin'i saymak gerekir. "Evren benim düşüncemdir" diyen Vang Yangming kuşkusuz bir Çin tekbencisidir.
   Görüldüğü gibi dünyanın öbür bölgelerinde gerçekleşen kurgul felsefe, aşağı yukarı aynı süreçle kapalı Çin ülkesinde de olup bitmiştir. En eski doğa felsefesinden sürüp gelmiş bulunan özdekçi eğilimlerse, Taoculuk'la Konfüçyüsçülük'ün ve özellikle de Çin Budacılığının bütün gizemciliklerine karşın, güçlü bir gelişmeyle Maoculuğa kadar gelmiş ve Çin ülkesinin toplumcu özgürlüğünü sağlamıştır. Özdekçi eğilimi geliştirenler arasında özellikle Vang Çüng'u, Ho Çentien'i, Fan Çen'i, Li Çin, Vang Fu-Çih, Tai Çen ve en sonunda da T'an Su T'ung ve Sun Yatsen gibi özdekçi düşünürleri anmak gerekir.

Kaynakça:

http://www.yaziyaz.com/forum/thread871.html

 

 

Sürüm: 
Bu sayfa hakkında 1 ileti var
5 Nisan 2007; yazan: ders BELGELİĞİ
http://groups.google.com.tr/group/kapsamaalani/web/in-koridor-mzikleri-say-5
bağlantısını tıklayın veya bağlantı çalışmazsa tarayıcınızın adres
çubuğuna kopyalayın.
Grup oluştur - Google Grupları - Google Ana Sayfa - Hizmet Şartları - Gizlilik Politikası
©2009 Google