*Değerli Gönüldaşlarım
Değerli Üstad yazarımız Sn.Ahmet GÜLDAĞ'ın merhum EthemMENDERES'in de
okuyarak kendi yazı ve kırmızı kalemiyle notlar yazmış olduğu eski yazılı
NUTUK'u tarafsız gözle okuyup, biz kandırılmış cahillere ışık olacak şekilde
tercüme ederek yazmaya devam ettiği yazı dizisini okumanızı ve
değerlendirmelerinizi ATATÜRK'ün kendi söylemlerine dayanarak yapmanızı
özellikle öneririm. Sizlere kolaylık olması amacıyla, dizinin bugüne dek
yayınlanan bölümlerini aşağıya sıraladım.
DEĞERLİ GRUP ÜYELERİNİN ve TÜM İNANANLARIN KURBAN BAYRAMLARINI KUTLAR, SEVGİ
VE SAYGILARIMI SUNARIM. ( Liberal-İzmirliler grup yöneticisi )
*
*Metin Türkeli *
*ORMAN MÜHENDİSİ / TURİZMCİ
Tel : 0546 517 03 20
e-mail : <mturk...@gmail.com> mturk...@gmail.com *
*Skype : liberal-izmirliler *
*msn : <mturk...@w.cn>mturk...@w.cn *
* Orman Müh./Turizmci/izmirli liberal demokrat
* * * <http://groups.google.com.tr/group/liberal-izmirliler>
http://groups.google.com.tr/group/liberal-izmirliler
*http://groups.google.com.tr/group/liberaller ***
* <http://groups.google.com.tr/group/ldpinfo>
http://groups.google.com.tr/group/ldpinfo<http://groups.google.com.tr/group/ldpinfo>
Grupları kurucu ve moderatörü *
* <http://www.durayrentacar.com/> www.durayrentacar.com çalışanı
**www.ldp.org.tr **LDP iZMİR İl Başkan yardımcısı ve *
* Yönetim Kurulu üyesi
*
**
*LDP - LİBERAL DEMOKRAT PARTİ *
*23.Dönem **İZMİR 1nci Bölge Milletvekili Adayı *
[image: Liberal Demokrat Parti]
[image: Liberal Demokrat Parti] [image: Liberal Demokrat Parti]
*
http://www.merhabagazetesi.com.tr/sablon.php?dosya=yazi.php
Kurtuluş günlerimizde bilinmeyebilenler (1)*
*agul...@ihlas.net.tr* <agul...@ihlas.net.tr>Giriş
Sevr muahedesi sonu, Osmanlı devletinin tutumu, kurtuluş savaşımızın başlama
ve devamı oluşumlarının tarihi anlatımları, maalesef doğru bir yönde
oturtulamamıştır.
Her tarihçi veya yazarlar kendi tutumu görüşünü irdeleyerek bazı hakikatleri
es geçtikleri bir vakıadır.
Onlara bu yönde anlatım sırasında değişiklikle, kendilerinin değişik düşünce
ve hareketlerinin aslını gizleyerek belki de gizlettirerek başka yönlerde
yazılımlar istenmiş olabilir.
Bizzat olayları yaşayanlar, anlatanlar hatta yazanlar olmuştur.
Olmuştur ama. Yazılanların neşri için kuvvetlerini kullanarak baskınlar
yaparak kitapları matbaasında yaktırıp evlerindeki belgeleri ortadan
kaldırmak işleminden dolayı Olayların halkın bilgisine ulaşmasına sekte
verilmiş olunmaktadır.
***
Her ne kadar günün önemine göre kendilerince yanlış beyan vermeyi mecburiyet
görenlerin bazı olaylar ve düşüncelerini doğru olarak söylemişlerse de bu
söylemlerin Türkçeleştirmesi sırasında!..
Sözde Türkçeleştiriyoruz çalışması içinde, tepelerde bulunanların telkini
altına girerek veya belki kendi ideolojileri yönünde şekil değiştirmiş
olasılığı da gözden ırak değildir.
Atatürk ün nutkunda olan birçok cümleler ilk metinleri ile bugünküler
arasında farklar barizdir.
Osmanlıca deyimleri bilenler ilk eski yazı aslını bulup okuyabildikleri
zaman bariz olarak görürler.
O kadar ki bazı kimseler, Atatürk ün birçok konuşmalarında ki bu günün
standartlığına uyan ve benimseme olan cümlelerini bile es geçip kendi
düşüncelerini, O söylemiş gibi yazarak Atatürkçülük kisvesine sığınıp
belirttikleri de varsayımlı olmaktan geri kalmamaktadır.
***
Konuyu uzatmadan sadede gelelim.
Kurtuluş çabalarımızda ki günlerde yaşamış olanlardan, yukarıda değindiğim
gibi Kurtuluş savaşı hatıralarını kitaplar halinde bastıranlar olmuştur
Bunlardan Mareşal Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir, Dadaylı Halit Bey, Ali Fuat
Cebesoy ciltlik kitapları ile yayınlamışlarsa da bilhassa Karabekir in
kitabı basılırken matbaada yakılmış daha sonraki basım için lüzumlu belgeler
evi basılarak alınmaya çalışılmıştır.
Bunlara rağmen yıllar sonra bu kitaplar, yayınları ve çıkardığı dergilerle
Türkiye ve bilhassa çocuklara faydalı hizmet veren Türkiye yayınevi sahibi
Rahmetli Tahsin Demiray ın ilgisi ile yayınlanabilmiştir.
Yakın tarihimizden olan Kurtuluş savaşı sırasındaki oluşumlardan
kamuoyunun fazlaca bilinçlenmesinin bilhassa resmi tarih ve sözde tarih
yazanların çabalarının meydana getirdiğini, bendenizde dâhil birçok kişi bu
günlerde ortaya çıkan araştırma yayınlarından öğrenebilmekteyiz.
Bu bilinmeyebilinenlerin bazılarını, daha önceki Hâkimiyetten Demokrasiye
adımlar dizi yazımda, sadece yaşamım içinde bizzat görüp duyduklarım
arasında olanları sizlere sunmuştum.
Sunduğum konulardan bazıları bu günlerde ulusal denilen İstanbul
gazetelerinde yeni arz lar olmakta ve bendenizin yazdıkları
doğrulanmaktadır.
Örnek olarak İsmet İnönü nün Cumhurbaşkanı seçimi sırasında hiç adı geçmez
başkaları düşünülürken, Mareşal Fevzi Paşa nın rolü ve meclisin etrafının
toplarla çevrildiğini yaygın denilen İstanbul gazetelerindeki yazarlar, yeni
bulmuş gibi yazmakta ve evveli günkü gazete de anlatıyorlardı!..
Diğer, yaşamım evveli olayların bir nevi saklıca kalmış durumda olanlardan
bilinmeyenleri de araştırmalarımın içinde sizlere sunmuş olmakla, bilhassa
bilmeyebilen gençliğimizin bilgilendirmenin de faydalı olacağı inancındayım.
Tarihini bilmeyen ve saygı duymayan milletler yaşamamaya mahkûmdur şiarını
da belirtmek isterim.
***
Bu hususta hazırladığım dizi yazımın girişini burada noktalayıp gelecek
yazımda Kurtuluş savaşımızın başlamak çabaları sırasında olanların yanında,
olmayabilenlerden gizli kalanların düşünce ve hareket tarzlarına ait
olayları belgelerinden nakletmek isterim.
Dizinin devamını Yüce Yaradan ın izniyle inşallah beraber okur, son yıllarda
demokrasi ve bağımsızlık yönünde karşıt siyasilere atıfta bulunup, çobanın
ak yüzü gibi ortaya çıkarken
Kendi tepelerindeki idarecilerinden olanların neler düşünüp tatbikat
istediklerini öğrenmiş oluruz.
***
Sağlık ve esenlik içinde yaşam dileğimle
*
http://www.merhabagazetesi.com.tr/sablon.php?dosya=yazi.php
Sevr den kurtuluş çabalarına *
*agul...@ihlas.net.tr* <agul...@ihlas.net.tr>Kurtuluş günlerimizin başlangıç
ve devamı olan zaman içinde yakın tarihimizi yazanların objektiflik yerine,
giriş yazımda konu ettiğim gibi, kendi görüşleri mi diyeyim, yoksa öyle
yazdırmak isteyenlerin telkini mi diyeyim Her nedense olayların bazı
hakikatlerini es geçip birilerini üstlere çıkartmak oluşumu içinde tarih
yazmış olduklarını yeni yeni öğrenmeye başlıyoruz.
Cumhuriyet döneminin başlamasından itibaren okullarda okutulan resmi
tarihler bir tarafa ki, haydi onu resmî ilgililer yaptırdı ve bizlerin
beynini öyle yıkamaya çalıştılar diyelim. Ya tarihî olaylarını bildiklerini
veya araştırıp bulduklarını belirterek bunları dergi, kitap ve makale
halinde sunanların bu yolda gidişlerini neye hamledelim?
Bir gün gelir hakikatler ortaya çıkmaya başlar. İşte o zaman tarihçi diye el
üstünde tutunanlar yanlış yapmışlarsa anıları ne olur siz daha iyi
bilirsiniz.
***
Son yıllar, hatta bu günler de bile. İtilaf düvellerin bizi sadece parçalama
değil bütün idareyi de ele aldıklarını kapsayan Sevr muahedesi kararlarından
kurtulma çabaları günlerinde neler olmuş kimler neler düşünüp ortaya atmış
bunları bilebildik mi?
Bildiğimiz ve okullarda okuyup ezberlediğimiz tarihe göre
Almanlarla müttefik olan Osmanlı devleti 1. dünya savaşında yenilmiş,
Ruslar İstanbul surlarına kadar gelmiş, bundan kurtulmak için düveller
denilen önce İngiltere, Fransa, İtalya devletlerince sonrada bunlara iştirak
eden Rusya nın hazırladığı Sevr muahedesini Osmanlı devletinin imza etmesi
istenmiştir. Padişah tahtını, diğerleri mevkilerini kaybetmemek için halkın
ve yurdun kurtuluşu için çaba gösterecekleri yerde imzayı basmışlardır
cereyan etmiştir.
Ben özet söyledim tabii teferruatı vardı ama özü bu değimli idi öğrettikleri
tarihimizde?
***
Sevr muahedesini kimler hazırlamış ve hangi devletler imzası ile gelmiş bir
merak edip yeni araştırmaları havi yazılımlar yanında yabancı tarihçilerin
daha hakikatli anlatımlarını okusak, bize anlatımın eksiklik yanında
manalarının da değiştiğini görüveririz.
Sevr muahedesi İngilizler tarafından kaleme alınmış ve 28 devlet imzalamış
bulunmakta.
İçeriğini burada yazmaya imkân yok, sayfalar tutar.
Özetlersek, 25 maddeden oluşan bu mütareke Osmanlı Devleti'nin devlet olma
özelliğini ortadan kaldıran, Ordu bağımsızlığını yok eden, İtilaf
Devletleri'ne Osmanlı topraklarını işgal hakkı sağlayan özelliklere sahip
olmakta.
Böylece Osmanlı devleti sadece Dolmabahçe sarayında yetkisizce kalmakta ve
yurdu çeşitli devletlere bölüştürme yanında idareciliği asayişi bile
kontrolünü onlara bırakmakta.
Hayret verici bir nokta Ermenistan zaten olur imza eder de, Hicaz neden
imza etmiş dikkate değer.
***
Muahedeyi Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında Limni adasının
Mondros Limanında ateşkes anlaşması olarak imza için davet edilmiş.
İstanbul da padişahın imzasına sunulmuşluk görülmüyor(!). Bazılarının Hain
Padişah imzaladı diğerlerinin Hayır o red etti Damat Ferit paşa ve
hükümeti imzaladı üzerindeki yazılımların da asla uymadığını Sevr muahedesi
altında ki imzalardan öğreniyoruz.
Padişah Vahdettin şartların çok ağır olduğunu belirtmişse de, iktidarda
bulunan İttihat ve Terakki partisi çaresizlik görmüş ki partisinin Başbakanı
Damat Ferit Paşa ve hükümeti, kabul imzası için bir heyet vazifelendirmiş.
İşte heyette bulunup imzayı basanlar
Hadi Paşa: Ayan üyesi. Rıza Tevfik Bey: Ayan üyesi,
Reşad Halis Bey: Türkiye'nin Bern fevkalâde temsilcisi ve murahhas elçisi.
Bu heyeti vazifelendirme kararında Damat Ferit Paşa nın imzası olduğuna
göre. Ferit Paşa da imzalamamış kaydı boşta kalır herhalde.
***
Mütarekenin nispi sükûnet dönemini itilaf devleti Mayıs 1919 başlarında sona
erdirmiş oluyor.
Osmanlı devleti kalacak sözü verenler yaptıkları Barış Konferansında,
Mondros'ta verilmiş sözlere aykırı olarak, İzmir'in Yunanlılarca işgali
kararını alıyor. Zaman geçirmeden aynı günlerde Türkiye'nin birçok köşesi
İtilaf devletlerince işgal ediliyor. Kars ve Batum milli şura hükümetleri
İngilizler tarafından dağıtılıyor.
***
Bu günlerde olsa gerek Anadolu nun işgal edilememiş illerindeki İstiklal
ayaklanmaları açıkça diğer yerlerde gizlice başlıyor.
O günlerde olsa gerek. Rahmetli Mareşal Fevzi paşanın yıllar sonra
açıkladığı ve bendenizin Hakimiyetten demokrasiye adımlar yazı dizimde
tamamını sunduğum gibi
Vahdettin günün Genelkurmay başkanı olan Fevzi Çakmak Paşa yı çağırarak.
Vatan elden gidiyor. Benim elim kolum bağlı ordum bile yok. Kurtuluş
Anadolu da ki mücadelenin direnmesi ile olabilir. Bana bu iradeyi
yapabilecek Paşaların ismini ver. diyerek liste istiyor
Fevzi Paşa nın listesinde Mustafa Kemal Paşa yı göremeyen Padişah ile
paşanın konuşmaları ve sonraki olayları gelecek yazımda okuruz inşallah.
***
Sağlık ve esenlik içinde yaşam dileğimle
*
http://www.merhabagazetesi.com.tr/sablon.php?dosya=yazi.php
Kurtuluş günlerimizde bilinmeyebilinenler (3) Vahdettin ve Mustafa Kemal*
*agul...@ihlas.net.tr* <agul...@ihlas.net.tr>Kurtuluş günlerimizin başlangıç
ve devamı olan zaman içinde
Yakın tarihimizi yazan yazarların ekseriyeti objektiflik yerine eksik,
yanlış veya yönlendirme içinde okuyucularına sundukları gün geçtikçe yeni ve
cesur araştırmacıların gayretleri ile de ortaya çıkmakta.
Bendenizin de yıllardır üzerinde durduğu konular, dün tereddütle
karşılanırken doğruluğunun ispatı olmakta.
Yaşamımda gördüğüm ile beraber evveli için okuyup duyduklarımı sunmalarımın
da hakikat olduğu vurgulanmış olmaktadır.
Bunu bir övünme vesilesi olarak değil. Bu olayları yaşı ilerlemiş olan bir
çok vatandaşımızın bildiğini ama hâkimiyetçilerin baskısı altında yazıp
söyleyemediğini belirtirken
Son günlerde bazı yaygın basın yazarları ve YÖK e rağmen Profesörler az da
olsalar araştırıp buldukları veya okuyup öğrenme neticesi yakın tarihimizin
yanlışlıklarla dolu olduğunu, hakikatlerin duyurulmasını istemeyen ama
yerlerinin kuvvetli olmasından cesaret alan istemezüklere karşı cesaretle
ortaya çıkarmaktadırlar.
Bunlardan bazıları, cesaretle basılı yayına girmemekle beraber Internet web
sitelerinde duyurabilmekteler ama
Bilgisayarı olmayan hatta Internete sahip bulunmayanlar bilgi edinemeyeceği
gibi.
Olanlarında bu hususta açılımları olmazsa haberi bile olamayanlar, hâlâ
yanlış hatta açık söyleyeyim yönlendirilmiş tarihimizin, manası çevirişmiş
veya ara yerleri çıkartılmış söylevlerin bilgisi ile kalmaktadırlar.
İşte bu günkü konumuz bunlardan birisinin ne kadar yanlış anlatıldığı,
bizzat yaşayanların sözleri ile ortaya çıkmakta olduğudur
***
Bendenizin otuzlu, diğer daha evveli ve sonraları okuyanların tarihî
öğrentileri neydi?
Kurtuluş savaşımızın başlaması olanağı günlerde
Hain padişah Vahdettin ve Başbakan ı Damat Ferit Paşa tahtlarını korumak ve
kurtarmak için yedi düvelin Aslında yirmi fazlası kuzucuklarının da
bulunduğunu geçen yazımda belirttim.- hazırladığı Osmanlı devletini
parçalara bölüp yetkileri içine almalarını içeren Sevr muahedesini
imzalamıştı. (Aslında kimlerin imzaladığını önceki yazımda sundum.)
Buna karşı gelenlerden vatanı kurtarmak isteyen Mustafa Kemal Paşa, bulduğu
bir küçük çatana ile geceleyin gizlice Samsun a doğru kaçarak samsunda
Kurtuluş güneşini doğdurmuş olmaktadır.
Bu kaçışı duyan Vahdettin hemen takibe aldırmış ayrıca derhal tevkif emri
yanında idam kararı vermişti.
Bu bilgiye yalan diyebilenler ilk, orta ve lise de ellili yıllara kadar
okutulan tarih kitaplarına bir göz atıversinler.
***
Yıllarca Hain Padişah diye dilinden düşürmeyen merhum Başbakanlarımızdan
Ecevit in son deminde O hain değildi itirafı ile ortalık karışmıştı. Bunu
bir sağ taraflı olan söylese, atıyor derlerdi ama Olanları biliyorsunuz.
Gelelim şimdi bendenizin yıllar evveli yazmakla beraber. Son 22.12.2006 da
başladığım Hâkimiyetten Demokrasiye adımlar dizi yazım devamında sunduğum
Mareşal Fevzi Çakmak ın sırrı ile yeni sunacağım Mustafa kemal paşanın
Erzurum Kongresi nde söylevi olan eski yazı tutanaktan parçalar.
Ancak köşeme sığmayacağı için bu gün sadece o zamanın Genel Kurmay Başkanı
Fevzi paşanın ifşa olarak anlattıklarını, bir kere daha sunayım sizlere ki
okuyamamış olanlar da bilgilenmiş olsunlar.
***
Fevzi Pasa, bu ifşayı, refikası Fitnat hanıma söyle açıklamıştır:
Fitnat. Öyle bir şey biliyorum ki ortaya çıkıp söylememe bugüne kadar ki
tutumumuz ve davranışlarımız müsait değil. Mecburum, bu sırrı kendimle
beraber mezara götürmeğe diyerek devam etmiştir.
Mütareke senesinde, bir Cuma selamlığından sonra Sultan Vahdettin beni
huzuruna kabul etti.
Pasa, dedi. Durumu görüyorsunuz. Bu işler ancak Anadolu'da teşkilatlanarak
kurtarılabilir. Bana Anadolu'da teşkilat kuracak, memleketi bu karanlık
durumdan kurtarabilecek Paşaların bir listesini yazıp getirin"
Ertesi Cuma, yine selamlıktan sonra huzuruna girip hazırladığım listeyi
verdim. Dikkatle okuduktan sonra, bir müddet sustu. Sonra yarı kapalı
gözleriyle ağır ağır, tane tane konuşmaya başladı:
Pasa, Mustafa Kemal Pasa hırsız mıdır? / Haşa Padişahim / Bir
namussuzluğu, ahlaksızlığı var mıdır? / Haşa Padişahım / Beceriksiz ve
kabiliyetsiz midir? / Hayır efendim. O hepimizden bilgili, kabiliyetli ve
dinamiktir / O halde bu listeye niçin onun adını yazmadınız?..
Hiç düşünmeden cevap verdim:
Padişahım, Mustafa Kemal Pasa yenilik, bilhassa öteden beri Cumhuriyet
taraftarıdır
Padişah elindeki kâğıdı atar gibi masanın üzerine bıraktı... Ayağa kalkıp
pencereye döndü. Limanda demirli İtilaf devletleri (İngiliz, Fransız,
İtalyan, Yunan) gemilerini göstererek:
Paşa, Paşa...Bu gemileri görmek kanıma dokunuyor. Bu memleket kurtulsun da
isterse Cumhuriyet olsun... Kendine selamla birlikte tebliğ ediniz, haftaya
Cuma günü Mustafa Kemal Paşa yı göreceğim (kaynak Vehbi Vakkasoğlu, Son
Bozgun cilt1 S.134 135)
Rahmetli Mareşalimiz Fevzi çakmak Paşa, herhalde vicdanının sesiyle bu
doğruları söylemekle, Sultan Vahdettin'in vatansever bir insan olduğunu ve
kurtuluşu (İstiklal savaşın kazanılması) Anadolu'da gördüğünü apaçık
göstermiş olmaktadır.
Gelecek yazımda Mustafa Kemal Paşa nın söylediklerini okuruz inşallah
***
Sağlık ve esenlik içinde yaşam dileğimle
***
Not:
Bu yazı dizimle ilgili olarak özetle aynı ima içinde mailime gönderdikleri
cesaret içinde Tarihî açıklamalarınızdan bilgi edinmekle memnunluk
duymaktayız. Lütfen devam ediniz her şey açıklığa kavuşsun diyen
okuyucularıma buradan ayrı ayrı teşekkürlerimi arz etmek isterim.
*
http://www.merhabagazetesi.com.tr/sablon.php?dosya=yazi.php
Kazım Karabekir ve Vahdettin*
*agul...@ihlas.net.tr* <agul...@ihlas.net.tr>Kurtuluş savaşımız
başlangıcından önce savaş halinde olduğumuz cephelerde ki ordularımız
mütareke akdi sırasında muktedir bir halde olamamaktadırlar.
Suriye ve Musul bölgelerindeki Yıldırım ordusu olan Cevat ve Cemal Paşaların
emrinde ki orduların ortasında çarpışmakta olan Mustafa Kemal Paşa emrinde
ki 20. Ali Fuat Paşa ve 3. İsmet Paşa nın Kolorduları zayıf bir halde
Adana ya kadar geri çekilince ortaya dalan İngiliz kuvvetlerinin çevrimiyle
çember içinde kalıp kâmilen mahvolmuşlar. Yıllar sonra Kore de
Amerikalıların çekilip de Türk Tugayının çember içinde kaldığı gibi
Keza Musul da ki Ali Paşanın 13. kolordusu Şarkta ki Şevket paşanın 9.
ordusu da zayıf hale düşmüş bulunmakta
***
Bu minval (biçim) de olan durumumuz üzerine Mustafa Kemal Atatürk ün eski
yazılı nutkunun ilk satırlarında;
Osmanlı Devleti nin dâhil bulunduğu grup, Harbi umumiye de mağlup olmuş,
Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şeraiti ağır, bir mütareke nâme
imzalatmış. Büyük harbin uzun seneleri zarfında, milleti yorgun, fakir bir
halde. Millet ve memleketi harbi umumiye sevk idenler, kendi hayatları
endişesine düşerek, memleketten firar etmişler (kaçan Enver ve diğer
Paşaları ima etmektedir.) dediği gibi
Osmanlı iktidarında olan İttihat terakki hükümeti mütareke teklif ederek
Sevr denen Düveli itilâfiye (İtilaf devletleri) karşısında 25 maddelik
anlaşma onayı sonu
Sadrazam ve Başkumandanlık Erkânı Harbiye Reisi Ahmet İzzet tarafından tüm
komutanlıklara acele kaydı ile 02.11.1334 tarihli emirnamesinde;
Düveli itilâfiye ile akdettiğimiz mütareke şeraiti berveçhi zir
münderiçtir. Malûmat husulü ile her ordunun kendine ait hususatı derhal
tatbiki lazımdır. Bu babda lüzum görüldükçe izahat ve talimatı mahsusa
verilecektir. Yazmakta ve ek olarak
Amiral Garltrop, Hüseyin Rauf, Reşat Hikmet ve Sadullah imzalarını kapsayan
25 maddelik tam esaret hükümleri ihtiva eden muahede sureti gönderilmiştir.
Bunu alan bütün paşalar yeis ve üzüntü içindedirler ama ne yapacaklarına da
bir karar içine girememektedirler.
***
Tüm talimat, emir ve tayin daha çok baskılı olan İngiliz generallerince
verilmekte, Osmanlı ilgilileri harfiyen tatbik zorunda kalmaktadırlar.
Tamim akabinde ileri gelen ordu ve kolordu komutanlarının İstanbul a gelmesi
emredilmiştir.
Bunların arasında şark hizmetinde olan 3. Ordu komutanı Kâzım Karabekir Paşa
da vardır. Ermeni ve Ruslarla savaşan Paşa, Kars ve Ardahan havalisini geri
almışsa da mütarekeden geç malumatı olur.
Deniz yolu ile gelen Paşa, Boğaziçi ne girdiğinde Büyükdere kıyısında bir
İngiliz müfrezesinin mağrur zabiti Türk bayrağını indirip İngiliz bayrağı
asmaya çalışırken, Türk zabitinin semere vermeyen hareket ve ızdırabını
görmekle büyük üzüntü duyar.
İstanbul a gelince ilk karşılaştığı samimi arkadaşı İsmet Paşa dır.
Kendisinden öğrenelim.
Çok bedbinlik içinde bulunan İsmet paşa Gördün mü Kâzım? Her şey mahvoldu.
Vaktiyle gördüğün gibi sürüklediler ve bitirdiler. Derdin ki batıracaklar ve
hayatımızla biz didişeceğiz. Fakat benim hiç ümidim kalmadı. Ben kararımı
sana söyleyeyim mi Kâzım. Köylü olalım. Askerlikten istifa edelim. Senin kaç
liran var. Birleşelim Kâzım ağa, İsmet Ağa olalım. Çiftçilikle hayatımızı
sürükleyelim. Sözleri ile karşılaşan paşa,
İsmet ne söylüyorsun. Zannediyor musun ki bizi yaşatacaklar. Ermeni ve
Rumlar şarktan garptan türkü boğacaklardır. Benim tarla alacak param da yok.
Olsa da ayaklar altında zelilâne ölmektense, milletimizin bu kadar senelik
yediğimiz ekmeğini namuskâra ne ölmekle ödemek daha çok yakışmaz mı?
Cevabına İnönü devam ediyor.
Sen ne diyorsun? Sen vaziyeti henüz bilmiyorsun. Ordularımız mahvoldu.
Boğazlara itilâf hâkim, bütün cenup hudutları açık bir halde. Asıl felâket
bizim içimizden Kâzım! Tasfiye yapacaklar tasfiye! Anlıyor musun? Bugün
harpte kazandığım Paşa lığı alacaklar beklide iki rütbe kaybedeceksin. Artık
bize her şey düşman derken iyi düşünüp ağalığı tercih etmesini öneriyor.
Karabekir paşa itirazla Çanakkale den içeri sokmamıştık. Nazarımda bostan
korkuluğu gibi duruyorlar. Biz ölümü göze alınca hepsini yine dışarı atarız.
Milletin mahvolduğunu görmek zilletindense yaşadığını görerek ölmek daha
Türkçe olur. Dün Boğaz dan gelirken ahdimi verdim. Tek bile kalsam veya tek
dağ başı kalsa uğraşmak Azim ve tedbir her ümide yol açar Diye uzun
konuşmasıyla ikna ya çalışsa da İsmet Paşayı düşüncesinden ayıramaz.
***
Değindiğimiz gibi Fevzi paşa yolu ile Mustafa Kemal Paşa yı davet edip onu
yaver yapan Padişah Kâzım Karabekir Paşa yı da 6 kânunî evvel (Kasım) de
davet etmiş ve ayakta karşılayıp samimiyetle elini sıkarken Sizi Şayanı
itimat muhtelif yerlerden sordum. Pek mert ve her veçhile şayanı itimat bir
kumandanım olduğunuzu anladım. Mevcudiyetinle iftihar ederim. Cenabı hak
Millet e bağışlasın diyen Vahdetinin uzunca takdirli sözlerine Paşa özetle
Şevketmeabım. Milletimiz başlarında sevgili hakanı ile inşallah
kurtulacaktır. Türklük ölmeyecek ve öldürülemeyecektir cevabına Padişah
Behüdar ol Sizin gibi genç, mert ve şayanı itimat kumandanlara malik olan
Millet elbette zeval bulmaz Milletim iftihar eder
***
Bu konuşma sırasında başka şeyler olup olmadığı meçhul. Belki oda Fevzi paşa
gibi sır yapıp kendisi ile götürmüş olabilir.
Dışarıda duran Yaveri fahrî Mustafa Kemal Paşa ile hasbıhal etmeye
başlarlar.
Önceki yazımda M. Kemal Paşa nın konuşmalarını yazacağım demişim ama bu olay
daha evveli olduğundan konu yaptım.
Gelecek yazımda M. Kemal paşa ile neler konuştular ve neler oldu izleriz
inşallah.
***
Sağlık ve esenlik içinde yaşam dileğimle
--------------------------------
Not yazılarımı takip edip yardımcı olmaya çalışan okurumuz Liberal
İzmirliler Google grubu koordinatörü Sayın Metin Türkeli, Atatürk ün eski
yazıyı havi Nutuk kitaplarını göndermiştir.
Yararlandığım bu gönderi için Sayın Metin Türkeli beyefendiye ne kadar
teşekkür etsem azdır.
Sağ olsunlar.
*
http://www.merhabagazetesi.com.tr/sablon.php?dosya=yazi.php
Kuvay-ı Milliye nin doğuşu*
*agul...@ihlas.net.tr* <agul...@ihlas.net.tr>Kurtuluş günlerimizde
bilinmeyebilinenler (5)
Dizi yazım okurlarca ilgi ile karşılanmakta ki, teşvik yanında bildikleri
bilgiler ile makale gibi fikir beyanları gönderen değerli okuyucularımız da
eksik olmamakta.
Gönderileri, Google Web gruplarına genişçe sunabilmekteyim ama yer
bakımından bu köşemde yazmam imkânsız. Kendilerine teşekkürlerim yanında
özür beyanımı da iletmek isterim.
Dikkati çeken bir husus, bu günler de Yaygınlaşmış -evvel ulusal
diyorlardı!..- Medya da çeşitli kalemlerin Kurtuluş savaşı olaylarını hayli
ilginç araştırma ve yazıları yanında internet yazışışlarında da veryansın
içinde oluşumu.
Bendenizin de daha evvel araştırıp bulduğum konuları dizinin akış sırasına
göre koyduğum ve koyacağım konular bazı değerli yazarlarımızca okuyuculara
sunulmakta hemen hemen aynı noktayı ve belgeleri açıklamaktadırlar.
Bu yordam ile her araştırmacının kendine göre sunuşu bulunmakta, bendenizde
kendime göre devam etmiş olmaktayım.
Maalesef devlet tarihi olarak okutulup öğretilen olayların yazılımları, bir
iki kişiye ayrılmış özgü içinde sunulmuş ve sadece onları kahramanlığa
yükseltme eğilimine girmiş olmaktadır
Hakikaten öylemidir? İşte üzerinde durmak istediğim budur.
Osmanlı da, Cumhuriyet de iyi ve kötü tarafları ile Türk Milleti nin
üzerinde olan yaşamdır. İyi şahsiyetlerin, idarecilerin iyi yanında kötü ve
yanlış artırımları (tasarruf) olabileceği gibi kötü şahsiyetlerin de iyi ve
güzel hareketleri olabilir.
Ecdadımızı kötülemek bize fayda getirmez ve bir şeye de yaramadığı gibi akıl
işi olamaz. İdeolojik sebepler çıkarır ortaya.
Bir gün gelir her şey ortaya çıkar. Gizlemiş ve yandaşlık yapmış olanlar
hiçte iyi anılmazlar... Tarih yazmak veya konusuna girmek isteyenler asıl
bunu bilmelidir.
Bu konuda devlet tarihi yazılırken oluşan bir olayı anlatmadan
geçemeyeceğim.
27 Mart 1945 Milli Eğitim Bakanlığı'nda Kurtuluş tarihi yazımı tartışılır.
Tartışma, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in odasındadır. Hasan Ali
Yücel ve Enver Ziya Karal'ın tartıştıkları kişi Kazım Karabekir'dir. Üç kişi
arasındaki görüşmeler Nisan ayının ortalarına kadar sürer, toplantıda dile
getirilen görüşler bir tutanağa geçirilir. Karabekir, Prof. Enver Ziya
Karal'ın yazdığı kitabın ana kaynağının Nutuk olmasını eleştirerek şöyle
der: Nutuk çok yanlış ve tarafgiranedir. Nutuk'ta daha ziyade teferruat
üzerinde durulmuş ve esaslar kâmilen ihmal edilmiştir. Benim yakılan kırk
kitabım içinde biri de Nutuk'un hata ve sevap cetveli adını taşımaktaydı.
Bunda Nutuk'un yanlışları bir bir gösterilmiştir. Karabekir Paşa'nın
cumhuriyet tarihinde olayların Atatürk ve İnönü etrafında toplandığına ve
inkılâp tarihinin seyrinde onlardan başka pek çok kimsenin emekleri olduğu
halde bu cihetin işaret edilmediği şeklindeki itirazına Prof. Karal Devlet
tarihi yazıyoruz şeklinde verdiği cevabın tutanaklara geçişi şöyledir:
Yazılan tarih Devlet tarihidir. Tarih olaylarının devlet bakanları
etrafında toplanması bütün devlet tarihlerinde göze çarpan gerçektir. Klasik
bir ders kitabında bir olayın bütün kahramanlarını saymak imkânı yoktur.
İşte bu baskı gibi tatbik edilen zihniyetle dede ve babalarımızdan o günleri
yaşayanlar bilip anlatmış olsalar dahi yeni neslin beynine yerleştirilmiştir
böylece.
***
Dizimizin konusuna devam edelim.
Sevr Muahedesi belirttiğim gibi vazifeli ilgilerce imza edilmiştir. Çünkü
Padişah vahdetinin imzayı ret etmesiyle Yunanistan hariç diğer Devlet
Başbakan veya Kralları da imza etmemişler bir nevi tatbikatı da askıda kalıp
resmileşmemiş olması da fayda getirmemiştir.
Mağlup Osmanlı ya bilhassa İngilizlerin önderliği ile hükmetme işlemine
sahip olmuşlar gemilerini o geçemedikleri Çanakkale den geçerek boğazda
demirlenmişlerdir.
O günlerde maalesef İstanbul da İngilizlere karşı sevgiler beslendiği tabiri
caizse ala-i vâlâ ile karşılandığı varsayım içindedir.
Mondros Mütarekesinin başarıcılarından olan General Townshend'in hatıraların
da İngiliz gemileri Kasım ayında Çanakkale'den nasıl birer 'kurtarıcı
prens' olarak girmişlerdir diye yazmaktadır.
Tarihçi Orhan Koloğlu'nun 1918 yılı üzerine yazdığı kitabındaki(1) basın
taramasın da, zamanın PTT'sinin Mondros Mütarekesi'ni kutlamak için tam 22
bin serilik bir posta pulu çıkardığı bilgisi, hayretle karşılanacak bir
durumu yanında dahası da vardır.
O zaman Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'da kendi parasıyla çıkardığı Minber
gazetesinde, işgalci İngilizlerin tebrik edilip alkışlandığını, 17 Kasım
1918'de aynı gazetede çıkan söyleşisinde İngilizlerden daha hayırhah
(iyiliksever) bir dost olmayacağı mesajını verildiği de belirtilmektedir.
(Bkz 1) Orhan Koloğlu, 1918: Aydınlarımızın Bunalım Yılı, İstanbul 2000,
Boyut Kitapları, s. 190. 2) Tufan Türenç, Tarih yalan söylemez: Vahdettin
haindir , Hürriyet, 14 Kasım 20)
***
Sevr Muahedesinde belirtilmediği halde müttefik düşman olan devletlere ait
filoların geçilmez dediğimiz Çanakkale den geçerek Kasım 1918 de boğazda
demir atmaları ve diğer işgaller yazılmadığı halde buna riayet etmeyip
Anadolu yu tamamen bir işgal haline getirilmesi milletin üzüntü ve
galeyanına sebep olmuştur.
Zaten Sevr muahedesi dolayısıyla üzüntü içinde olan tüm Osmanlı komutan ve
zabitanı bir kurtuluş çaresi aramaya başlamış ve Kuvay-ı Milliye'nin
tohumları bu tarihte atılmıştır..
Kuvay-ı Milliye tek bir şahsın değil, bir milletin eseri ile oluşmuş
olmaktadır. Bu kuruluşun içinde Mustafa Kemal, Kazım Karabekir, Fevzi Paşa
ve diğer paşaların bulunması yanında Padişah Vahdettin in de bir nevi
gizlilik içinde bulunduğu belirtilmektedir.
Ne oldu şaşırdınız mı?
Yıllarca Vatanı satan hain Padişah Vahdettin nasıl olurda Kuvay-ı
Milliyeci olur?
Gelecek yazım da öyle Ecevit veya şu bu değil
Bizzat Mustafa Kemal Paşa dan öğreniriz inşallah
***
Sağlık ve esenlik içinde yaşam dileğimle
*
http://www.merhabagazetesi.com.tr/sablon.php?dosya=yazi.php
Kurtuluş günlerimizde bilinmeyebilinenler (6)*
*agul...@ihlas.net.tr* <agul...@ihlas.net.tr>M. Kemal Paşa vazifeyi
üstleniyor
Kurtuluş savaşı günlerini yaşayan Dede ve babalarımızın hiçte öyle olmadı
dedikleri halde resmî tarihlerimiz yanında tarihçilerimizin bizlere sunup
öğrettiği olaylarda ki hainlikler ve diğer oluşumların pek uymadığı bir bir
ortaya çıkmaktadır.
Peki, kimler ve neden böyle yapmıştır veya yaptırmıştır bunun üzerinde
durmayalım da olan olmuş deyip, delillere de dayanan sizlere sunduğum
anlatımlardan bir şeyler çıkarmaya çalışalım.
***
Sevr Muahedesi nde belirtilmediği halde müttefik düşman olan devletlere ait
filoların geçilmez dediğimiz Çanakkale den geçerek Kasım 1918 de boğaz da
demir atmaları yanında, muahede de yazılı olmadığı halde Düvel devletlerin
kuvvetlerine dayanarak Anadolu yu parçalamaya ve işgal etmeye
başlamaktadırlar.
Bilhassa İngiliz Generallerinin söz sahibi olup, Osmanlıyı bu badireye
getirenler kaçsalar da, artıkları olan ittihat terakki hükümeti ile
sarayında bir nevi mahpus hale gelen Padişah Vahdetine emirlerini tatbik
ettirmektedirler.
Orduyu parçalanmaya, silahlarını resmen alınmaya ve ne olur olmaz diye
paşaları İstanbul a toplamaya çalışmaları neticesi...
Zaten üzüntü içinde olan Milleti ve Osmanlı Devletinin tüm paşa ve
zabitanını galeyana getirip çare arama yoluna gitmektedirler.
***
Bizim bildiğimiz ve okuduğumuz tarihî olay buraya kadar doğrulanmakta.
Devamı olarak ise Bu durumu gören Mustafa Kemal Paşa, vatanı satan hain
padişaha karşı direnme ve vatanı kurtarma amacı içinde bir gece gizlice
Bandırma vapuruna binerek Samsuna hareket etmiş, İngiliz donanması
yakalayamadan Samsuna çıkan Mustafa Kemal Paşa Kurtuluşun Güneşi
olmuştur olarak öğretilmiş, belleklerimize yerleştirilmiş ve halen de
devam etmektedir
Buradaki esaslar yanında değiştirilerek anlatımların, hatta hiç
bahsedilmeyen olayların olduğu, nerede ise asra yakın sonra ortaya
atılmaktadır. Daha doğrusu Merhum Ecevit in son deminde ortaya attığı
Vahdettin hain değildi demesi hareketlendirdi.
Dikkat edilecek bir nokta da, o günleri yaşayan zevattan esası
anlatabileceklerin rahmana kavuşmaları ile yayınlamaya çalışanlarında,
yazılarının ortadan kaldırılması hatta yakılması istibdadı içinde sessiz
kalmalarının rolü geçiştirilemez.
Bulduğum bazı verileri sizlere sunmuş olmakla Bilinmeyebilinenlerin
bilinmesine yardımcı olmuş olurum diye düşünmekteyim. Tabii ki hepsi bu
köşeye sığmadığı için kalanları ilerde vermeye devam edeceğim.
***
Önceki yazımlarımda belirttiğim gibi Paşalar İstanbul a çağrılmış, aykırı
tatbikatçı olmamalarını temin için İngiliz generallerince yer değişim tayini
yapılmaktadır. Aralarında Şark ta düşmanı kovalayan Kâzım Karabekir başta
gelmekte ve Trakya ya tayin edilmektedir.
Vahdettin ile görüşmesini sunmuştum. Huzurdan çıkan Karabekir Paşa,
Padişahın Fahri yaveri olan Mustafa Kemal Paşa ile neler konuştuğu halen sır
olarak kalmıştır.
Ahvalin iyiye gitmediğini gören Vahdettin ve Osmanlı kurmayları, kurtuluşu
ve bağımsızlığı nasıl yapabilecekleri gayreti içindedirler.
Sadece onlar mı? Asıl milletde kendilerince cemiyetler teşekkül ettirerek bu
yönde çalışmalara, kararlar almaya başlamışlardır. Bunlardan ikisi İstanbul
Vilayati Şarkiye ve Kürt Teali (zamanın Kürt kökenli vatandaşları yurdun
kurtulması için cemiyet kuruyor. Ya şimdi!), diğerleri Erzurum Trabzon ve
Sivas ı içine alan Müdafaayı hukuk, Trakya da Paşa ili (Eski yazı da bu
şekilde yeni yazılı olanlar da ise Paşaeli olarak geçiyor) Cemiyeti ve diğer
yerlerde İlhakı Red Cemiyetleri kurarak çalışma yapmaktadırlar.
Paşalar kurtuluş için üç noktada ki Trakya, Erzurum havalileri ile Konya,
Afyon ve Diyarbakır havalilerini kapsayan kuvvet komutanlıklarının
sağlanması ve bunlarında cemiyetlerle müşterek fiiliyata geçmesi
kararlaştırılmıştır.
Bu kuvvetler içinde en üst bir komutanın olması kararına dayanmaktadırlar.
Kurmaylar bu kararı vermek için Mart 1919'un bir gecesinde Erenköy'de
yaptıkları bir toplantıda liderliğin Nuri Paşa'ya mı, Miralay Refet Bey'e mi
yoksa Çanakkale'de göz dolduran Mustafa Kemal'e mi verileceğini tartışırlar.
Karar Mustafa Kemal Paşa dır.
Bu karar 19 Mayıs tan üç ay önce verilen karardır.
Karar heyet tarafından Padişah a bildirilir. Kararı duyan Sami Bey ve
Harbiye Nâzırı Şâkir Paşa ise Padişah a Mustafa Kemal'in Cumhuriyetçi
olduğunu ve Hanedanı devre dışı bırakabileceğini hatırlatırlarsa da Padişah
Vahdettin Vatan ve millet tehlikede. Vatanım kurtulsun da kim neyi kurarsa
kursun. Getirin Mustafa Kemal'i görüşmek istiyorum karşılığını verir.
Sadrazam, Mustafa Kemal Paşa'yı Padişah'a götürür ve askerlerin istediği
insan olarak takdim eder.
Padişah, zaten Fahri yaveri olan Mustafa Kemal Paşanın rütbesini, Tarihte
Osmanlı vezirlerinden sadece Sokollu nun alabildiği geniş yetkileri havi
Fahri Yaver hazreti Şehriyarî. Ordu Kıtaları Müfettişi Mirliva Mustafa
Kemal rütbesi ve nişanını verir. (BA, DUİT, 76/3, Gömlek 65 (Mustafa Kemal
Paşa bin Ali Rıza'ya Osmanî Nişanı verilmesi); DH-ŞFR, Dosya: 98, Belge nr).
M. Kemal Paşanın Anadolu ya gönderilmesinde Düvel devletlerini
kuşkulandırmamak için, Sivas Erzurum havalisinde ki padişaha karşı
ayaklanmaların durum tespiti ve giderilmesi için Müfettiş kisvesiyle
gönderileceği belirtilirken, karar hükümet yanında 16 Şaban 1338/16 sayılı
karar ile Meclisçe de onaylanır.
Anadolu'ya gönderilmesi kararlaştırılan Mustafa Kemal, kararı alan heyet e
bu yetkiye ilave daha geniş yetki ister ve alır. Buyurunuz eski yazılı
nutuktan okuyalım.
Samsun ve havalisindeki asayişsizliği mahallinde görüp tedbir almak için
Samsun a kadar gitmek idi. Ben, bu vazifenin ifası, bir makam ve salâhiyet
sahibi olmaya mütevakkıf olduğunu ileri sürdüm. Bunda hiçbir beis
görmediler. O tarihte Erkânı Harbîyei Umumîye de bulunan ve benim maksadımı
bir dereceye kadar istişmam eden zevat ile görüştüm. Müfettişlik vazifesini
buldular ve salâhiyete müteallik talimatı da, ben kendim yazdırdım. Hatta
Harbiye Nazırı olan Şakir Paşa bu talimatı okuduktan sonra imzada tereddüt
etmiş. Anlaşılır anlaşılmaz bir tarzda, mührünü basmıştır. dediği gibi
Sadece askerî Müfettişlik değil Devlet erkânı yani Vali vb. ye karşıda emir
verebilecek salahiyeti almış bulunmakta.
M. Kemal Paşa Samsun a hareket edeceği güne kadar sık sık Padişah ile
görüşüp istişarelerde bulunurlar.
M. Kemal Paşa, 15 Mayıs 1919'da Sultan Vahdeddin ile yaptığı son görüşmede,
Sultan ın kendisine Paşa, Paşa, Şimdiye kadar devlete çok hizmet yaptın.
Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, devleti
kurtarabilirsin dediğini bizzat kendisi daimi sofra dostu Falih Rıfkı
Atay a nakletmiştir.
***
Gün gelmiş Bandırma vapuru hazırlanmıştır.
Öyle gizlice birkaç kişi değil haylice ala-i Vâlâ ile teşyî edilen yolculuk
başlamak üzeredir.
Gelecek yazımızda bizde misafir olup yollanırız inşallah.
***
Sağlık ve esenlik içinde yaşam dileğimle
*
http://www.merhabagazetesi.com.tr/sablon.php?dosya=yazi.php
**Kurtuluş günlerimizde bilinmeyebilinenler (7)*
*agul...@ihlas.net.tr* <agul...@ihlas.net.tr>Paşa nın anlatım ve yolculuğu
Kurtuluş savaşı başlangıç günlerinde ki olaylardan resmi tarihimize geçmemiş
olan, bilemediğimiz olayları aydınlatmaya çalıştığım dizi yazımın 7.
Kısmındayız.
Bilhassa Cumhuriyet neslince bilinmeyebilinen bu olaylar, yakın yıllara
kadar sır gibi kalıp açıklanmamış.
Olaylar bizzat yaşayanlardan birkaçı kitap yayınlamak istemişse de
engellenip muvaffak olamadığı, tarih yazanlarında evvelce konu ettiğim gibi
Devlet tarihi diyerek eksik ve saptırmalı yönde yayınlamaları maalesef var
sayımlı olmuş.
Sır içinde kalanlar olmuşsa da belge veya dayantılı olanların çok azı
günümüze gelebilmişse de esas ana konular hâlâ bilinememekte her kişi kendi
düşüncesine göre bir şeyler ortaya atmak oluşumu da maalesef olmaktadır.
Bunların dışında belgelere dayanarak yazanlar, yine maalesef yıllar öncesi
gibi, gizli kalmasını isteyenlerin, yıllar öncesi sır kalsın düşüncesine kör
aşık gibi saptamayı kendilerine şiar edinip çeşitli muhalif tavır ve
yazıları ile ideoloji içinde karşı koysalar da, olay asıllarını ortaya
çıkarmayı yeğlemektedirler.
Bendeniz o günleri yaşayan Dede, Baba ve Amcalardan duyup bilgilenmem
yanında araştırmalarımla objektif bakış içinde geçmiş yıllarda da olduğu
gibi bu günlerde de bilinmeyebilinenleri sunmaktayım. Hatalı görenler
doğrudan yazıp bildirebilirler. Köşem açıktır.
***
Dizi mi izleyenler Vatanını satan hain Padişah olarak anılan Vahdeddin in
o günlerdeki Paşalarla görüş alışverişi yaparak karara varması sonu Mustafa
Kemal Paşa ile görüşme yaptığını anlatmış oldum.
Önceki yazımda Mustafa Kemal Paşa nın Padişah ile konuşmasını köşenin son
bulması ile özetlemiştim.
Bir okuyucumun, Bu konuşmayı tam anlatmalıydınız. Bilinmesinde önem ve
faydalar var ikaz ve isteğini de dikkate alarak bun konuşma yanında, yine
ortada görülemeyen Erzurum Kongresi tutanaklarında ki M. kemal Paşa nın
nedense sonradan nutkundan çıkardığı söylenen konuşması arasında geçen bu
yönde ki kısmını sizlere sunmak isterim.
***
Kurtuluş Mücadelesi üzerinde toplantılar kararlar alınmış M. Kemal paşa
önderliğinde kurtuluş ordu ve sivil toplumlar, vatan için mücadele etmesi
noktalanmış olmakta.
Padişah tarafından verilen geniş yetkileri havi Fahri Yaver hazreti
Şehriyarî 9. Ordu Kıtaları Müfettişi Mirliva Mustafa Kemal rütbesi ve
nişanı Kemal Paşaya verilmiş oda özel kordonlu elbiseyi giymiştir. (BA,
DUİT, 76/3, Gömlek 65 (Mustafa Kemal Paşa bin Ali Rıza'ya Osmanî Nişanı
verilmesi); DH-ŞFR, Dosya: 98, Belge nr).
Kemal Paşa nın rahatsızlığı ve ameliyat olması, Samsun gidişini
geciktirmişse de iyileşince Padişah tarafından son kez kabul 15 Mayıs
1919günü kabul edilmiştir.
Bu kabul esnasında neler olduğunu şunun bunun yazımı ile değil kurtuluş
savaşı sonu Cumhurbaşkanı olan Atatürk ün daimi sofra arkadaşı sosyalist
düşünceli Falih Rıfkı Atay a bizzat anlatmış oda bunu yıllar sonu yazmıştır.
Okuyalım bakalım neler olmuş.
Yıldız Sarayı nın ufak bir salonunda Vahdettin ile diz dize denecek kadar
yakın oturduk. Sağında dirseğini dayadığı bir masa ve üstünde bir kitap
vardı. Salonun Boğaziçi ne doğru açılan penceresinden gördüğüm manzara şu:
Birbirine paralel hatlar üzerinde düşman zırhlıları. Bordolarındaki topları
sanki Yıldız Sarayı na doğrulmuş. Manzarayı görmek için oturduğunuz yerden
başınızı sağa sola çevirmek kâfi geliyor. Vahdettin hiç unutamayacağım şu
sözleri konuşmaya başladı:
"Paşa Paşa, şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin; bunların hepsi artık şu
kitaba geçmiştir.(Elini demin bahsettiğim kitaba bastı ve devam etti) Tarihe
geçmiştir.
O zaman bu kitabın Tarih kitabı olduğunu anladım. Dikkat ve sükun ile
dinliyordum.: Bunları unutun; asıl şimdi yapacağınız hizmet hepsinden mühim
olabilir Paşa Paşa, devleti kurtarabilirsin
Hakkımdaki ilgi ve itimada arzı teşekkür ederim. Elimden gelen hizmette
kusur etmeyeceğime emniyet buyurunuz. Muvaffak ol! hitab-ı şahanesine
mahzar olduktan sonra huzurundan çıktım. [F.Rıfkı Atay, Atatürk ün Bana
Anlattıkları, İstanbul, 1955, s.124 125]
***
Gelin birde tutanakları nedense bulunamayan Erzurum kongresinde M. Kemal
Paşanın bizzat söylediklerine;
"Anadolu'da, Pâyitahttaki münevverânın ve din ve devlete mesbukü'l-hidme
zevat-ı âliyenin, gaye-i mukaddesemiz uğrunda evvel ve ahir masruf olan
mesaisi pek kıymettardır."
"Payitahttaki münevverânın ve din ü devlete hizmetleri mesbûk zevat-ı
aliyenin mesai-i masrufeleri, kıymetdar olmakla beraber, [ancak] te'sir ve
murâkabe altında mahsur bir muhit; kendilerini daima tehdit ve akametle
müteessir etmektedir
"Herhalde mukadderata hâkim ve hukukuna sahip bir idare-i milliyenin
müdahaleden masun ve müstakil bir surette zuhurunu, ancak Anadolu'dan
bekliyorlar."
"Buna istinadendir ki, bir Şura-yı Milli'nin vücudunu ve ancak, kuvvetini
irade-i milliyeden alacak mesul bir hükümetin mevcudiyetini talep etmek,
artık ve bilhassa son zamanlarda payitahtın heman tekmil tabakat-i
mütefekkirini için bir fikr-i sabit halini almıştır."
"Anadolu'daki Ordu Müfettişliği memuriyetime, bilhassa İngilizler tarafından
hazm u tahammül olunamayacağı ve dâhilden de bir çok ifsadat ve tezviratın
karışacağı, daha o zaman kestirilerek alenen gerek Sadrazam (Damat Ferid)
Paşa'ya ve gerekse rical-i marufe-i devlete söylemiş ve bilhassa Zat-ı
Akdes-i Padişahiye (Vahdettin'e) de bilmünasebe maruzatta bulunmuş idim."
"Bu bâbdaki esrâr ve muhâberâtın ve zât-ı akdes-i padişahî ile geçen
ma'ruzât ve müdavelâtın şimdilik neşri muvâfık olmayıp inşaallahu teala
mübarek vatan ve milletin bilfiil mazhar-ı necât olduğunu idrak edince kitap
halinde intişârı ve o zaman bugünkü kongre heyet-i muhteremesini teşkil
buyuran zevât-ı kıymetdâra da bir hâtıra-i millî olarak takdimi
mutasavverdir.
Evet, herhalde bu anlatımlar bir şeylerin manasını vermekte Padişah ın da
kurtuluş çabasında olduğunu göstermektedir.
Peki, neden Atatürk ün daha sonraları O Vatan Haini idi deyimleri neye
varıyor. Hangisi doğru.
Atatürk böyle dedi deniliyor ama eski yazılı nutukta göremedim bu şekilde
bir ifadeyi yalnız mevkilerini kurtarmak için deyimleri geçmekte, bazı
yazar ve anlatanların da O Vahdettin için hiç bir şey söylemedi diyenleri
de varsayımlı.
Herhalde doğrusunu yazacak tarihçiler açıklığa kavuşturacaktır.
***
Gelelim yolculuğa.
Samsuna gidiş için bandırma vapuru hazırlanmış16 mayıs 1919 da İngiliz
zabitanı vapurda silah olup olmadığını dahi kontrol etmiştir. Demek ki
malumatları var!..
Ya vapurun yolcuları işte buyurunuz
9. Ordu Müfettişi Mirliva(Tuğgeneral) Mustafa Kemal Paşa (Atatürk)
3. Kolordu Komutanı Erkan-ı Harp Mir Alayı (Kurmay Albay) Re'fet (Bele Paşa)
Müfettişlik Kurmayı Başkanı Erkan-ı Harp Mir Alayı Manastırlı Kazım (Dirik
Paşa)
Müfettişlik Sağlık Daire Başkanı Tabip Miralay İbrahim Tali (Öngören)
Kurmay Başkan Yardımcısı Erkan-ı Harp Kaymakamı (Kurmay Yarbay) Mehmet Arif
Bey (Ayırıcı)
Karargâh Erkan-ı Harbi ve İstihbarat ve Siyasi şube Müdürü Erkan-ı Harp
Binbaşısı Hüsrev Gerede
Müfettişlik Topçu komutanı Topçu Bin Başı Kemal Bey (Doğan)
Müfettişlik Sağlık Daire Başkan Yardımcısı Tabip Bin Başı Refik Bey(Saydam)
Müfettişlik Baş Yaveri Yüz Başı Cevat Abbas Bey (Gürer)
Dr. Yüzbaşı Behçet Efendi. Bunlara ilaveten yetmiş asker ve gemi
mürettebatı.
Bunlar rıhtımdan gülle güle. Allah muvaffak etsin dilekleri ile Samsuna
uğurlanmış olmaktalar.
***
Bir şeyler eklememe gerek kalmadı her şey ayan beyan.
Gelecek yazımızda devam ederiz inşallah
Sağlık ve esenlik içinde yaşam dileğimle
*
http://www.merhabagazetesi.com.tr/sablon.php?dosya=yazi.php
Kurtuluş günlerin de bilinmeyebilinenler: 8*
*agul...@ihlas.net.tr* <agul...@ihlas.net.tr>Yolculuk ve Samsun a çıkış
Kurtuluş yani İstiklâl savaşımızın başladığı günlerde ki gizli kalan veya
bilinmeyebilinen olayların yazı dizime 8. kısım ile devam
7. Kısımda Mustafa Kemal Paşanın, bizzat anlatımları olan Padişah Vahdettin
ile görüşmesi, rütbe ve yetkileri havi vazife verilmesi yanında Bandırma
vapurunun hazırlanışı ile beraber gidecek diğer Kurtuluşu içlerine
sindiren 55 askeri erkândan önemli isimleri okuduk.
İstanbul da kalan üst mevkide ki paşalardan Kurtuluş mücadelesine
inananlardan, Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa gibi olanlar Anadolu ya yardım
için kalmayı faydalı bulmuşlar.
Ama, Müdafaa-i kurtuluşu göremeyip İsmet Paşa gibi çiftlik ağalığı düşünme
yanında daha da rahat yaşamları için Müşir İzzet Paşa ve diğerleri
iştirakiyle faydayı Amerikan mandası ve İngiliz idaresinde görenler ve
girişim de bulunanlar da olup onlar İstanbul da kalmış.
Bu konuyu ileri kısımlar da ki Amerikan mandacılığı istemleri başlığında
yazarım inşallah
***
Bandırma vapurunun hazırlığı hiçte gizli olmayıp aşikârı olduğu var sayımına
girmekte.
Sebebi var tabii. İngilizler stratejik gördükleri Samsun a daha önce yani 09
Mayıs 1919 da asker çıkarmışlar. Bunu gören Türk Makineli birliğinden genç
Teğmen Hamdi askerlerini alarak dağa çıkmış mücadele başlamasını ateşlemiş
Tabii havali halkı da o günlerin müdafaası ve esas olan mücadele için
silahlanmakta, grup ve cemiyetler teşkiline başlamış olmakta.
İngilizler, Samsun ve havalisindeki Türk Milleti nin müdafaasını Ayaklanma
İsyan olarak görüp bu durumdan memnun olmamakta.
Rum ve Ermenilerin Türklere yaptığı mezalimi görmezden gelirken, Padişah ve
İtilaf devletlerine isyan kabul ederek bastırılması yani Anadolu direnişinin
durdurulması istenmekte...
Can çıkmayınca huy çıkmaz derler. Hâlâ aynı huy içindeler ki bugün
Filistin e Irak a yaptıklarını, asır evveli biz Türk lere de yapmışlar demek
ki. Gizlice bizde de devamları malumatımız dışı değil!..
***
Kukla durumuna düşen Padişah ve hükümetine bu hususta baskı yapılmakta
Bu durum, İngilizlerin bastırılma düşüncesinin aksine Kendilerini
bastırma ve kovulması na sebebiyete götürüp Kurtuluş düşüncesine vesile
yani, Kurtuluş için mücadelenin adımını kuvvetlendirmiş olmakta.
Dolayısıyla işin gizli tarafından haberi olmayan İngiliz generalleri Mustafa
Kemal Paşanın müfettiş sıfatı ile isyanı bastıracağı ümidi içinde tepkileri
olmamış.
***
Yanına alacağı Kurtuluş Savaşı mücahitleri ile beraber Beşiktaş Vapur
İskelesinden "Askeri yollama"nın bir motoruna binmiş, kız kulesi açıklarında
bekleyen Bandırma vapuruna geçerek, Süvari İsmail Hakkı kaptana hareket
emrini vermiştir.
Vapur gizli emelden bihaber İngilizler tarafından Sirkeci rıhtımında
durdurularak sıkı bir denetimden geçirilmiş silah vb. olup olmadığı kontrol
edildikten sonra yol verilmiştir.
Bu kontrol ve yol verişe göre bizlerin okullarda öğrendiğimiz, Bir gece
ansızın habersiz hareket ve İngilizlerin takip edip yakalayamadıkları..
anlatımı nereye varıyor anlaşılamamakta!.
***
İstanbul Boğazı ndan Karadeniz'e çıkışta hafiften esen rüzgar birden
şiddetlenmişse de devam kararı ile 18 Mayıs 1919 günü saat 12 de Sinop
limanına girilmiş.
Gemide konuk olarak da bulunan Sinop Mutasarrıfı (Valisi) Mashar Tevfik Bey
bir sandalla karaya çıkarken, Mustafa Kemal Paşa arkadaşları ile mütalaa
edip, birlikte Sinop' a çıkmayı oradan da kara yolu ile Samsun' a gitmeyi,
aynı zamanda kendilerini takip eden İngiliz savaş gemisinden kurtulmuş
olmayı düşünmüşlerse de
O günlerde ki kara yolunun verimsiz şartları nedeniyle deniz yolculuğundan
daha çetin olacağı düşünülerek yolculuğa vapurla devam kararına varılmış.
***
Samsun da ise bu geliş ile ilgili olaylar olmaktadır.
Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Kurtuluş Mücadelesi için değil
Havalideki, meşru müdafaa yapmak isteyenleri bastırmak için vazifeli
gelmekte olduğu bizzat onun yaveri Kazım Dirik tarafından yayılınca
Halk ve mücahitlerin tepkisi artarak gelmesin yoksa öldürürüz gibi
sloganlara başlaması üzerine orada bulunan Paşa, Zannetmiyorum yanlışlık
var ben görüşeyim diyerek sakinleştirmiş ve karşılamaya çıkmıştır
Paşa Alaçam civarında Bandırma vapuruna ulaşarak M Kemal Paşa ile görüşüp
durumu anlayınca.. Hemen dönerek Samsuna varmış ve hakikati anlatmış.
Öğrenen halk ve erkân geniş kapsamlı bir karşılama töreni hazırlanmış.
Karşılamada hükümet halkı resmen temsil edenlerin bulun(a)madığı tören için
anlatım şöyle;
19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkacak Mustafa Kemal Paşa'yı Anadolu'da ilk
karşılayanlar din adamları olduğu görülmekte.
"...Hasta olan Mutasarrıf evinden çıkmadığı için dokuzuncu ordu müfettişini
karşılamaya gelememiştir. Belediye reisi yok... Vekâlet eden zât da
Çarşamba'da arazisinin bulunduğu köydedir. Belediye Meclisi'nden bir zât,
Hacı Molla, Atatürk'e şehir namına "Hoş geldiniz diyor..."
Bandırma Vapuru sahile dolayısı ile limana yaklaşmıştır.
Daha uzakta iken sevgi dolu bağrışım ve çağrışımlar duyulmakta.
İşte, 19 Mayıs 1919 günü Bandırma vapuru ile Samsun limanına varan Mustafa
Kemal Paşa önce sağ ayağını atarken Bismillah diyerek gemiden inmekte.
Devamını izleriz inşallah
***
Sağlık ve esenlik içinde yaşam dileğimle
http://www.merhabagazetesi.com.tr/sablon.php?dosya=yazi.php
* Kurtuluş günlerine bilinmeyebilinenler: 9*
*agul...@ihlas.net.tr* <agul...@ihlas.net.tr>Vahdettin in anlatımı
Kurtuluş yani İstiklâl savaşımızın başladığı günlerdeki gizli kalan veya
bilinmeyebilinen olayların dizisine 9. kısmı ile devam
8. kısımda Memleket dolayısıyla Millet kurtuluş çabasına girerken Osmanlı
paşaları yanında Padişah Vahdettin de çareler aramakta olduğu bu hususta
Kazım Karabekir İstiklal Harbimiz kitabında kurtuluş başlangıcı, devam ve
sonrasını yazarak, Fevzi Çakmak Paşa ve diğerleri konuşmaları ile
anlatmıştır.
Bunları da tarihçilerimiz yazmıştır. Buna rağmen pek çok olayın hakiki
varlığı sır saklamak yüzünden tarihimize geçememekte sadece her anlatıcı
veya yazarın görüşü ile kalmaktadır.
Bunlardan birisi de bu yazılanların sıkletini doğuran Padişah tahtını
kurtarmak için hainlik içinde yurdunu böldü izlemi içinde olabilmesi.
Doğrumu yanlış mı diyebilmek için karşıtın da bilgilerini alabilmeli ki
hakikate doğru gidilebilsin
Maalesef yakın günlere kadar bu yapıl(a)mamış bilenlerde sırları ile beraber
Rahmanına kavuşmuş.
Sadece olay kahramanlarının yakınlarında varsa belge bunlarla, çürümekte
olan yarı kayıp Osmanlı arşivlerinden bir şeyler çıkarılabilinmektedir.
İşte bir buluşumda aşağıda sizlere sunacağım Osmanlının son padişah ve
Halifesi Vahdettin in 1925 yılında yazdığı ama yayınlattırmadığı hatıra
yazıları ile belgeler yakınlarınca değerli araştırmacı gazeteci Sayın Murat
Bardakçı ya yakın yıllarda sunulmuş.
Sayın yazar bunları yayınladığı Şahbaba kitabında açıklamış ise de, bu
kitaptan kalmadığını belirten Bardakçı, belgeleri Vahdetin in varisleri
isteğiyle elli yıl açılmamak kaydıyla resmi bir daireye teslim etmiş!
İşte bir gizliliğe devam daha
Yalnız, Vahdettin in yazdığı bir kısım bulunabilinmekte. Bulabildiğim bu
kısmı sizlere sunmaktayım.
***
Vahdettin cevap veriyor;
Memlekete paratoner oldum: Karşınızda köklerinden koparılmış, bir girdapla
sahile fırlatılıp atılmış bir kazazede var. Ben bu kargaşa içerisinde önümde
daha ne kadar yol kaldığından habersizim ve bu işin neticesini de sadece
Allah biliyor. ...Ne yapabiliriz ki? Kader, bu konuda düşündüğümden farklı
bir yol çizdi.
Ben, dindar bir insanım. ...Vazifemi çok karmaşık bir dönemde, bir insanın
yapabileceği en iyi biçimde tamamladığıma bütün yüreğimle ve kat iyetle
inanıyorum.
İnsanın zaafları da söz konusu... Beşer şaşar ifadesinin doğru olduğunu
çok iyi biliyorum ama aşılması zaten imkânsız olan savaş zamanının
engellerini ve daha sonra mütareke ile ortaya çıkan güçlükleri yenemediysem
de, memleketimin iyiliği için yapmam gereken her şeyi yaptığımı iddia
ediyorum.
Mütareke yıllarında ortaya çıkan bütün facialara ve olaylara karşı gerçi
kalkan olamadım ama paratoner vazifesi gördüm ve öyle zannediyorum ki, bütün
musibetleri de üzerime çektim. Kendimi feda ederek vatanı kurtarmaya
çalıştım. Ama gelin görün ki, bugün yaşayan kurban benim; daha doğrusu
fedakârlığın kurbanı!
Kaçmadım, hicret ettim: Her tarafı istilâ eden inkılâp ve ihtiras
içerisinde bunaldım. Bana teklif edilen şekildeki hilâfete ne karşı koyma,
ne de baş eğme imkânı görmeyerek kamuoyunda sükûn ve durumda açıklık
belirinceye kadar tehlikeli bölgeden geçici olarak ayrılmaya karar verdim.
Gitmekle, vekili olduğum şânı yüce peygamberin yaptığını yaptım, kaçmadım,
hicret ettim.
İhanet etmedim: Talih ve kader bizi vatanımızdan ayırdı ve nihayet
gurbetlere attı. Allah ın takdiri ve kısmetimiz böyleymiş. ...Gerçi malûm
sebepler yüzünden dinime, vatanıma ve milletime arzu ettiğim kadar hizmete
vakit ve imkân bulamadım ise de, asla ihanet etmedim. Şimdi burada zelil ve
sefil bir halde kalmaktansa, Anadolu da at sırtında olmalıydık. Ecdadımın
sarıkları, aynı zamanda kefenleriydi. ...Anadolu ya gidip ordunun başına
geçmem konusunu dünürüm. Konuyu Sadrazam Tevfik Paşa ya açtığım zaman, büyük
bir muhalefete uğradım. Böyle bir avantüre giremezsiniz. Biz, Paşa ile
haberleştik. Zaferden sonra, size bağlılığını bildirecek. Onun istemediği,
sadece Damad Ferid Paşa dır. Galip gelirse zafer sizin, Allah göstermesin
yenilirse de bu yenilgi onun hesabına olacaktır. Vaktiyle Enver ve Talat
yenilmişlerdi ve onların hatalarını düzeltmek için galip devletlerle şimdi
siz mücadele içerisindesiniz. Anadolu ya gidip mağlup olursanız vaziyeti kim
kurtarır? deyip Anadolu ya gitmeme mâni oldu.
Üç büyük hata yaptım: Ben de insanım, hata etmediğim iddiasında bulunamam
ve başlıca üç hatamı itiraf ederim: Birincisi, rahmetli biraderim Sultan
Reşad dan sonra saltanat makamını kabul etmem. İkincisi, mütareke
hükümetlerine, başta Ferid Paşa olmak üzere Tevfik, İzzet, Ali Rıza ve Salih
Paşalar gibi milletin ve devletin kalburüstü isimlerine talihimi bağlayarak
aldanmam. Üçüncüsü; devleti kuran ve halis muhlis Türk olan Osman
Oğulları nın memleketten sürgün edilip Hilâfetin ortadan kaldırılacağına
asla inanmak istememem. ...Böyle bir tecrübeden sonra insanın vicdanının
nasıl temizlendiğini, inancının ve tevekkülünün yeniden nasıl doğduğunu
bilemezsiniz.
Paşa yı ben gönderdim: Bugün içinde bulunduğum ve hak etmediğim
düşmanlıktan rahatlık ve mutluluk duyuyorum. ...Bu, bana huzur da getiriyor.
Eğer yaşarsam ve mücadeleden muzaffer çıkarsam, bir kötülüğe batıp
çıkmıştım diye teselli bulacağım. Düşmanlığa karşı mücadelenin yoğun, acı
verici ama dayanılmaz olmadığına inandığım için kendimi feda ederek çok
sevdiğim memleketimi kurtarmış olmaktan mutluluk duyacağım.
Memleket sevgim bana, İstanbul düşman süngüleri altındayken Paşa yı
Yunanlıların üzerine göndermek gibi ağır bir kararı aldırarak ilâhî bir
mutluluğun da zevkini tattırdı.
Sevr i imzalamayacaktım: O Sevr Andlaşması ki, elime ilk aldığımda keskin
bir acı ve korkulu bir ürperti hissettim. ...Sevr bana göre ne bir
andlaşmaydı ne de bir pakttı; kötülüğün baştan aşağı ta kendisiydi.
Bana gelince; mecburi ve geçici imza taktiğiyle biraz zaman kazanmaya
çalıştım. Saltanat Şûrası nı da zaten her türlü mes uliyeti üzerime alarak
galipleri ve zaferlerinden sonra Türkiye ye karşı aşırı düşmanca bir tavır
içine giren bu memleketlerin kamuoyunu biraz sakinleştirmek için teşkil
etmiştim. Gelişmeleri bu şekilde beklerken biraz zaman kazanmaya çalıştım.
...Eğer işler kötü gider ve bu oyalamakta muvaffak olamazsam, andlaşmayı
imzalamaktansa tahttan feragat etmeye kararlıydım.
Hazineyi almadım: İstanbul u terk ederken Osman Oğulları na ait bulunan ve
benim için çok büyük kıymet taşıyan eşyaları yanıma almayı düşünmedim. Bu
sebeple, yabancı bir memlekette şimdi beş parasız, yüzüstü ve ıstırap içinde
kaldık.
Evet, Sultan Vahdettin in cevabı da böyle.
Yalnız bir noktaya takıldım bendeniz olarak.
Vahdettin kötü ve ihanet içinde idi diyelim.
Diyelim ama. Onun gitmesine sebebiyet verilmesini müteakip yaşabileceği bir
yardımda bulunmak insanlık vazifesi olamaz mı idi?
Bakın Musaddık İran Şahı Pehlevi yi, Mısır da Kral Faruk u kovaladılar.
Kovaladılar ama yaşamlarını yine debdebe içinde geçirmeleri için yardım
ettiler maaş bağladılar.
Biz Türkler ve ananemiz olarak yardım edemez mi idik ki?
Bakkala, ilaca borcundan dolayı 15 gün kaldırılamamış Osmanlının son
Padişahı nın cenazesi!..
***
Sağlık ve esenlik içinde yaşam dileğimle
---------- Forwarded message ----------
From: Necati Doğru < neca
...@gazetevatan.com>
Date: 21.Ara.2007 19:24
Subject: {liberal-izmirliler.27965} Re: ATATRK OCUKLARI SAHPS Z KALDI!
To: liberal-izmirliler@googlegroups.com
Beyefendi,
Söylediklerinizin belgesi varsa bunun tarihçiler tarafından
değerlendirilmesi gerekir.
Tarafsız tarihçiler karar vermeli.
Çok önemli bir iddia…
Beni aşar…
Ben haddimi bilirim.
Sevgiler.
Selamlar.
Necati Doğru.
-----Original Message-----
*From:* liberal-izmirliler@googlegroups.com [mailto:
liberal-izmirliler@googlegroups.com] *On Behalf Of *Abu Deyam
*Sent:* Friday, December 21, 2007 4:43 PM
*To:* liberal-izmirliler@googlegroups.com
*Subject:* {liberal-izmirliler.27958} Re: ATATRK OCUKLARI SAHPS Z KALDI!
Sayin Dogru,
Ataturk dusmani olan siz degilsiniz. Benim. Bu serefi baskasina birakamam.
Aslinda ben bir Ataturk dostuyum. Anlayana göre.
Ataturkculerin, Atam hakkinda uydurduklari yalanlarin dusmaniyim..
Bu gune kadar uyesi oldugum butun listelerde yaptigim, Atam'a yapistirilan
yalanlari aciga cikarmaktir.
Mesela sonuncusu:
Atam Ingilizlerin dusmani miydi?
Dogru cevap
Hayir.
KAniti:
1919 Haziraninda Samsun Kavak'ta karsilastigi ingiliz konvoyunun komutanina
miri mal cipini odunc vermisti.
KAniti:
Atam Ingilizlerin deniz ussu olarak kullandiklari Samsun limanina 19 Mayis
1919'da gunduz vakti demit atmis ve elini kolunu sallayarak karaya cikmisti.
abudeyam
------------------------------
Subject: {liberal-izmirliler.27897} Re: ATATRK OCUKLARI SAHPS Z KALDI!
Date: Thu, 20 Dec 2007 14:01:49 +0200
From: neca...@gazetevatan.com
To: liberal-izmirliler@googlegroups.com
Merhaba,
Ben Atatürk düşmanı değilim.
Siz bu karara nereden, nasıl vardınız, hangi yazıdan, hangi cümleden, hangi
satırdan?
Lütfen!
Necati Doğru.
-----Original Message-----
*From:* liberal-izmirliler@googlegroups.com [mailto:
liberal-izmirliler@googlegroups.com] *On Behalf Of *Mehmet "GR AY
*Sent:* Thursday, December 20, 2007 12:21 AM
*To:* liberal-izmirliler@googlegroups.com
*Subject:* {liberal-izmirliler.27877} Re: ATATRK OCUKLARI SAHPS Z KALDI!
Fazýl Say' ý tanýmam ama umarým sizin gibi Atatürk düþmanlýðý
yapanlardadýr.
*Abu Deyam <abude...@hotmail.com>* wrote:
Sira kimde?-)))
abudeyam
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---