Osmanlıda dış işleri ile Reis-ül Küttap ilgilenirdi ve kendisi aynı zamanda devletin her türlü yazışma kayıtları ile de ilgili idi. İlk büyük elçi Londra'ya tayin edildi ve B.Elçi Yusuf Agah Efendi idi. Elçiler, Osmanlının temsili yanında yaptıkları önemli bir işte, bulundukları ülkelere ait bilgileri Osmanlıya aktararak İmparatorluğun batılaşma ve reform sürecine katkıda bulunmaktı. Daha sonra bünyesine bir tercüme bürosu eklenen Reis-ül Kittap vezirlik mertebesine yükselmişti. 23 Nisan 1920 de TBMM ve Hükümeti bünyesinde hariciye vekaleti de yer almıştı. Başına ilk Cumhuriyet Dış İşleri bakanı olarak Beşir Sami Bey getirilmiş, o da Lozan'a giden süreci sağlamıştır. Daha sonra Atatürk'ün yurtta sulh, cihanda sulh sözü gereği yabancı ve komşu ülkelerle çok iyi ilişkiler kurulmuş, ilk anda düşman kabul edilebilecek Yunanistan'dan Kral Venezulos ve Irandan Şah Pehlevi ülkemizi ziyaret etmişlerdir. İnönü döneminde bizi harbe çekerler korkusu ile dışa tamamen kapalı bir politika izlenmiştir, bu dönemde dış işleri, Başbakana ve direk İnönü'ye bağlı idi. Savaş ticareti ve her iki tarafa mal satma politikası ile zenginleşen Amerika'ya karşın, Türkiye kendi ürünü tahılı bile camiler doldurarak, korumasız toprağa gömerek stoklamak değil, satmaktır. Kendi halkına bile yedirtmeyerek bunları çürütmüştür. Harbe girmeyen Türkiye'de halk, harpteymiş gibi sefalet yaşamıştır.
Harpten sonra Sovyet Rusya korkusu ile Nato'ya müracaat edilmiş ve 1950 den sonra Kore savaşına asker göndermemiz ve Rusya'ya karşı Amerika'ya üstler vermemizden sonra ve Fuat Köprülü'nün gayretleri ile Nato'ya kabul edildik.
Buraya kadar ki anlattıklarımızda hataları açarsak;
İlk dış işleri bakanımızın gayretleri ile Rusya ile barış anlaşması ve Türkiye -Rusya hududunun bugünkü haliyle tespit edilmesini, İtalya ve Fransa ile barış anlaşmasını, önemli başarılar olarak tespit etmemize rağmen, İnönü'nün Lozan fiyaskosu ve en basiti, Türk olan Hatay ve Kerkük konularını İngiliz oyunu ile çözülmeden bırakılması büyük bir diploması hatası idi. Neticede bizim olan Hatay'a karşılık Kerkük'ü, o zaman İngiliz işgali altında olan Irak'a terk edişimiz bile, zafer gibi gösterildi.
2. Dünya Harbi sonlarına doğru Yalta'da Almanlara harp ilan etmemiz karşılığında müttefiklerce teklif edilen İtalyanların elinde ki 12 Ada ve Libya'yı kabul etmemiz ve bunu da harbe girmedik, diye coşku ile kutlamamızda önemli dış işleri hatalarıdır.
Harbe girmemek için yüz verdiğimiz her iki taraf, ülkemizi casuslarının cenneti haline getirmelerine göz yummamız, harpten sonrada devam etti. Mata Hari ve Von Popen dahil, bütün kalbur üstü casuslar Ankara ve İstanbul'da cirit attılar. Bunlardan altı ayda bir istenen vize işlemleri bile dış işlerince yaptırılmadı.
Belki tarihimizin en başarılı hariciye bakanımız olan Fatin Rüştü'yü önce haksız olarak Mr. yüzde on diye adlandırdık, sonrada astık. Sayın Fatin Rüştü Londra anlaşması ile Kıbrıs'a barış çıkışımızın gerekçesini hazırlamış ve Roma'da AB anlaşmasına 6'lar ile asosirt (öncelikli yedek) üye olarak imza atması ile, Avrupalıların bize çok karşı olmalarına rağmen AB'ye tam üyeliğimizi bir türlü kesip atamadılar. Bunlar rahmetli Fatin Rüştü'nün olumlu eserleri iken, Selanik'te Atatürk evini kundaklayarak 6-7 olaylarına sebep olması çok ise, olumsuz bir eylemi idi.
1983 yılına kadar devam eden bir sürü Dış işleri hatalarını birden kökünden kesen Turgut Özal vizyonu burada öne çıkarırken, dış işlerinde liberal uygulamanın önemini göstermesi bakımından da önemlidir.
Bence dış işleri, akıl ve sağduyu çerçevesinde kamuyu ile paylaşılmalıdır. Dış politikada dost, kardeş ülke, geleneksel bağlarımız olan ülke, tarihsel müttefikimiz referans alınamaz. Öncelik ülke ve halkımızın çıkarlarıdır. Ayrıca ülkeler ile ilişkiler, ancak ticari ilişkiler hareketli ise sağlıklıdır. Kuru kuruya dost ülke olunmaz. Buna paralel Türkiye Limanlarının Rumlara açılması ile Kıbrıs konusunun ayrı tutulması gereklidir.
Saygılarımla
Mustafa Balıkçıoğlu