Bundan iki sene kadar önce benden Mevlana konusunda bir konferans vermem istendi. Mesneviyi okumama bir dostum bana onu hediye etmekle vesile olmuştu. Okumam bir tam yaz boyu sürmüş ve ben kitabi sindire, sindire tamamlamıştım. Böylece Mevlana ve onun fikri yapısıyla tanışmıştım. Deryada katre olmak, Okyanusta damla olmak, tümle özdeşleşerek yok olmak, çok ilginç olmasına rağmen bir liberal olarak bana göre uygun değildi. Mevlana Tanrıyla onun deryasında yok olmak için buluşmak istiyor, onun anladığı aşk ve kavuşma buydu. Bizim düşüncemiz Allah'a kavuşmak, onda yaşamaya devam etmektir.
Bu konferans öncesi bir dedikodu ortalığı sardı; Ali Bulaç isimli bir İslam yazarı, Mevlana'nın" İster dindar, ister inkarcı, ister meczup, ne olursan ol, yine de gel" sözünün aslında Acem bir filozofa ait olduğunun, Mevlana tarafından söylenmediğini iddia ediyordu.
Bu iddiayı çok önemsedim ve Ali Bulaç'a ulaşıp bu iddiasının kaynağını sordum. Bana bildireceğini söyledi, ama aramadı.
Ondan sonra bir kaç yazısını okuyunca beni hiç bir zaman aramayacağını anlayıp, beklemekten vazgeçtim.
Pazar günü elime bir Zaman gazetesi elime geçti. Yrd. Doc. Dr. Hasan Yücel Başdemir'in Liberalizm: Ali Bulaç'a bir cevap yazısını okuma şansını buldum. Ali Bulaç 1 aydır Zaman gazetesinde Liberalizm konusunda yazılar yazıyor. Sn. Başdemir'in cevabı bütün bu yazılara verilmiş.
Adam, liberalizm, kendine has dinlere düşman bir dindir diyor. Liberalizm zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapan bir ideolojidir, diyor. Kendi kendine soruyor; Liberalizm mi batıyı zenginleştirmiş, yoksa zengin batımı liberalizmi insanları köle etmek için mi uydurmuştur, diyor. Ve görüşünü ikinciden yana belirtiyor. Ali Bulaç'ın Liberalizm algısı, yazılarında tuhaf bir söylev açığa çıkarmış; Liberalizm haksızlıkları, katliamları ve ahlaksızlıkları meşrulaştırmanın ve sörmürgecilik, köle ticareti, faiz, ulus devletin oluşumu gibi kötülükleri sonradan meşrulaştırmanın ve onlara fetva vermenin bir yolu olarak nitelemiş.
Bu Alı Bulaç'ı bir örnek olarak vermek istedim. Aklına gelen yarım yamalak bilgisi ve algısı ile Liberalizmi yazıyor, tartışıyor, gündem yapmak istiyor. Bu yine liberal olduğunu iddia etmiyor, bereket. Zaten liberalizm tek başına telaffuz edilemez. Bizim işimiz Liberal demokratlıktır. Liberalizm ve demokrasi birbirinin tamamlayıcısı bir bütündür ve
insan oğlunun kendi bünyesine uyan tek ideolojidir.
Partimizin kuruluşundan tam 15 sene sonra liberal demokrasi ülkemizin gündemine ancak bugün full size düştü. Bakın İktidar biraz sıkıştı mı liberal demokrasi, diyor. Solcular, kafatasçılar bile bireyin haklarından bahsetmeye başladılar. Ya Demokrat Partinin dinazoruna ne demeli, Anap'ı tavlamak için liberal demokrasiden bahsetmiyor mu? 80 senelik ömrünün en az 60 senesini karma ekonomici korumacılığı ile geçiren bu adam, liberal demokrasi derken ne kadar komik oluyor.
Halbuki sağ birleşmek istiyorsa ancak Liberal demokrat partinin küllerinden bütünleşebilir ve ancak o zaman ülke geleceğine talip olabilir. Aksi halde 2 x 0 eder yine 0.
Karma ekonomi söylevi 60 senedir ülkemizde hükümran oldu, ne oldu?
Araya anti sempatik 12 Eylül ihtilalının girmesi ile ve Özal sayesinde zoraki olarak devreye sokulan natamam liberal demokrasi bile ülkeyi uçurdu. Gayri safi hasıla yüz dolarlardan binlere çıktı. İthalat ve ihracat milyon dolarları aştı, ama yeterli mi? Tabii değil.
Ne zaman gerçek liberaller iş başına gelir, işte o zaman ülkemiz ekonomik olarak patlar.
Gerçi Liberal demokrasi yalnız ekonomi de olmaz, siyasi liberalizmin de beraber gelmesi şarttır. Bakınız Almanya'da ki Türk işçilerimize, 40 senede liberal ekonomi ile aralarından 700 bin işveren çıkardılar, onların toplam cirolar 100 milyar Euroyu geçti. Ülkemize gerçek liberal demokrasi partimiz sayesinde girebilirse, işte o zaman kalkınma hayal bile edilemeyen seviyeye gelir.
İşte bu nedenle hepinizi iş başına davet ediyorum. Gelin Liberal Demokrasiyi esas sahipleri bizler tartışalım, ülkemizin her kesimine yayalım.
Saygılarımla
Mustafa Balıkçıoğlu