Hürriyette Cüneyt Ülsever yazmış.
Bizde medya bütün dünyada olduğu gibi yaygınlaşırken çok etkinleşti. Artık gazetesiz günümüz, televizyonsuz anımız kalmadı. İnsanlar artık dans etmeyi, kibar olmayı bile televizyondan öğreniyorlar.
Bu arada ben dikkatimi çeken bir husus üstünde durmak istiyorum.
Medya bizi, ülke halkını ikiye bölmüş.
Amerikancılar ve Amerika karşıtları!
Her gün onlarca köşe yazarı ve televizyon yorumcusu bilinçli veya bilinçsiz beynimize bu konuyu pompalar durur.
Bunu reyting için mi yaparlar, yani daha çok okunmak, takip edilmek için mi?
Halbuki, ülkemizde yeterince ikilemlikler mevcuttur. Sünniler, Aleviler; Türkler ve diğerleri, Kürtler, Lazlar azınlıklar vs. Solcular, Sağcılar; Aydınlar, cahiller; köylüler, şehirliler;
muazzaf askerler, siviller vs. Ülkemizde ki bu ikilemlikler ve bunların kullanılması ülkemize geçmişten beri çok pahalıya mal olmuştur.
Her ne kadar Amerika ile ilişkilerimiz Başkan Wilson'a kadar uzanırsa da, esas gelişme Nato'ya girişimizle başlar. Marshal yardımı, Kore harbine asker göndermemiz, soğuk harp nedeni Amerikalıların Nato dışında da ülkemizde üstler kurmaları ve bu üstlere atom başlıklı füzeler yerleştirmeleri, 6. filonun doğu Akdeniz savunması için ülkemiz kara sularında üstlenmeleri, bu ilişkilerin zirve yapmasını adım, adım gerçekleştirmiştir.
Soğuk harp nedeni, bütün Bulgar ve Sovyet Rusya gizli teşkilatları Türkiye'de Amerikan düşmanlığı yaratmak için ellerinden geleni yapmaya başladılar. Üniversitelere girdiler, talebeleri finans ederek örgütlediler. Bunlar o kadar çok etkili oldular ki, o gün yaratılan sanal Amerikan düşmanlığının, bu gün bile, komünist enternasyonalin çoktan yok olmasına rağmen ülkemizde hala bir çok taraftarı var. Özal, Kuzey Irak sözü almasına, Barzani ile Talabani'yi ayarlamasına rağmen Amerikan desteği ile üç ihtilal yapan Türk ordusu, Baş kumandaları Cumhurbaşkanının emirlerini dinlemeyip, Körfez savaşı sırasında Amerika ile birlikte Saddam'a karşı Irak'a girmemişlerdi. İşte Türk ordusu subaylarının birçoğunun Amerika'da ihtisas yapıp yetişmelerine rağmen anlaşılmaz şekilde Amerikan düşmanı oldukları iki yanlı bir gerçektir.
Ben de Almanya'da yüksek tahsilimi yapmışım. Teodor Heuss bursu almıştım. Almanya'dan dönerken kendi kendime hiç bir Alman firmasının ülkeme gelmesi ve iş yapmasına vesile olmayacağıma dair söz vermiştim. Almanlar bizi bu burs yüzünden aynen Alman talebeler gibi yetiştirmişlerdi. Mesleğimiz yanında Almanya dışı bir ülkede Alman menfaatlerini nasıl koruyacağımız da bizlere öğretilmişti. Bursun adı, "Widergutmachung" fonu idi. Almanların imajının tekrar düzeltilmesi fonu,.
Almanlar ve Sovyet Ruslar taraftar ararken Amerikalılarda Başkan Wilson'dan beri Türkiye'de idiler. Örneğin Robert Koleji, Harput koleji gibi.
Ortağım Eralko ile Esenboğa kör iniş kulesinin inşaatını yaptık, Amerikalılar bu kule için gerekli cihazlar getirip, monte ettiler.
Bu iş sırasında Atatürk bulvarı üzerindeki Amerikan büyük elçiliği ile çok sık temasım oldu. Bir gün bana adıma yazılmış bir davetiye verdiler. Davet Çankaya'da şimdi ki kule yerinde bulunan Amerikan subay evinde idi. Her davetliye göğsünde adını taşıyan özel bir kart yapmışlardı. Böylece herkese adıyla hitap edebiliyordunuz. Birçok genç Amerikalı ile sohbet ettim. Ama dikkatimi çeken her birinin hakkımda geniş bir bilgisi vardı. Servisi bizim Hemşinli garsonlar yapıyordu. Ben hiç birini tanımıyordum, ama burun ve sarkık pantolonlarından kimlerin Hemşinli olduğunu kolayca anlıyordum. Tam burayı da mi ele geçirdik, diye düşünürken, bu garsonlardan biri yanıma gelip, ağbi senin bu CİA ajanları arasında ne işin var, dedi. Bunlar tavlayacakları iş adamı arıyorlar, dedi ve uzaklaştı. Bende arkama bakmadan oradan kaçtım. Bir kaç davet daha aldım, ama arkası kesildi. Ama seçilmiş olmanın avantajı da var, her halde. Amerika'ya giderken yarım saatte aldığım vize sonsuz kullanımlı idi.
Bir ülke bizde istihbarat çalışmaları yapıyor, diye, Amerikancı veya karşıtı olmak mi gerekir?
Mustafa Balıkçıoğlu