| |
LDP MARKO PAŞA TARTIŞMA FORUMU |
Gerek ziyaret ederek, gerek telefon ile, gerekse ziyaretçi defterine mesaj göndererek benim rahatsızlığım karşısında göstermiş olduğunuz hassasiyete çok teşekkür ederim. Siyasi yazı yazmak benim için en büyük rehabilitasyon, diye düşünüyorum. Düşünüyorum, o halde varım, diyen düşünüre, bende, yazabiliyorum o halde bende varım, diye eklemek istiyorum. Yazmak, bir yerde kendini aklamak gibi bir duygudur. Konuşmak da öyledir, ama yazmak bence daha kalıcı ve daha etken, çünkü konuşmanızı o anada hazırundan başkası duymaz, ama yazı söylenip kaybolmaz, birilerinin daima dikkatini, ilgisini çekebilir ve yeniden okunabilir. Kendini aklamak veya kendi içini boşaltmak diyebileceğimiz konuşmak ve yazmak Yaradan'ın insana bir lütfüdür. Hayvanlar kendilerini ifade edebilen bir takım sesler çıkarırlar, ama yazmaları ne mümkün! Bir kitap okumak bir insani tanımaksa, bir makale okumakta bir insanın belli bir anını yakalamaktır. Yazar bir olayın kendine olan etkisini dışarıya yansıtmaya çalışır. Her olayın kişiye has etkisi vardır. Bir şehit cenazesi, şehit ana, babasını, onu öldüren teröriste göre çok farklı etkiler. Demek ki her olayın kişiye çok farklı etkisi vardır. Ayrıca toplum etkili olaylarda vardır, tabii, ki bunlarda farklı toplumlarda farklı etkiler yapar. Yunanlıları İzmir'den savaşarak denize dökmemiz, bizi büyük mutluluğa boğarken, Yunan'ın megola ideasi Akdeniz'de boğularak yok oluyordu. Toplumu mutlu eden bayramlar olduğu gibi, toplumu üzen uyduruk bayramlarda vardır. 27 Mayıs, 14 Mayıs gibi! Ayrıca dünyanın aklı başında hiç bir ülkesinde olmayacak sayıda bayramlarımız vardır. Bence olay yazacaksak Türkiye gündemi bu açıdan muhteşem bir kaynak, Türkiye'yi en az dolu, dolu 15 gün meşgul eden bir belgeye, kağıtparçası denmesi bile başlı başına bir olay değil mi? Türkiye Anap'tan sonra nihayet tek partili bir iktidara sahip oldu. Seçimler gösteriyor ki, AKP bu işi bırakacak gibi de görünmüyor. R.Tayip Erdoğan gibi bir gündem oluşturucu becerisiyle ve bu muhalefet ile Türkiye 2020 ye de bu parti iktidarı ile girer. DP, milli şef mezalim hikayesi ile 10 yıl iktidar olabildi. Demokrat partililerin aklına Selanik'te Atatürk evini kundaklatmak dışında pek bir şey gelmedi. Eskiler bilir, Londra'da uçak kazası ve Menderes'in bu kazadan sağ kurtulması gibi olaylar bile, DP'nin ve o partinin kurucularının korkunç sonunu önleyemedi. Ondan sonra gelen Süleyman Demirel ve Turgut Özal tek başına iktidarlarının ömrü hiçte dayanıklı olamadı. Çünkü onlar gündem oluşturmaktan bihaber idiler. Ama R.Tayip Erdoğan'a bakın, seçimden iki sene geçti bile! İlk tartışma neydi, eşi başörtülü Abdullah Gül'ün Çankaya'ya çıkıp çıkamayacağı! Sonra Anayasa değişikliği için AKP'nin profesörlere hazırlattığı Anayasa taslağı, tartışma 6 ay sürdü! Ondan sonra Ergenekon davası, iki buçuk senedir ülke çapında tartışma hala sürüyor. Biri Savcı, diğeri avukat! Baykal dahil, AKP'ye oy vermeyen herkesin gece gündüz tartıştığı AKP iktidardan nasıl olursa olsun indirmek suç olmuş, herkes yalandan eşek oynuyor. Normal süre askerlik yapmış herkes bilir, yüzbaşından itibaren her subay bunu tartışır. Kendilerini ülkenin tek sahibi olarak görürler ve ihtilal tartışırlar. Siyasetçiyi hala 27 Mayıs kafası ile ölçerler. Malum tabir, Türkiye'nin siyasetçiler bırakılmayacak kadar önemli olduğunu vurgularlar. Bunun izlerini ta kuruluş yıllarında hatta öncesinde aramak gerekir. Atatürk, Meclise girmek için üniformaların kışlada bırakılması gerektiğini hep söylerdi. Ama ölümünden daha bir hafta geçmeden İnönü'nün seçilmesi için bir tümen asker TBMM de idi. Amaçlarına, yani Türkiye'nin kaderine bulaşmaya muavfak oldular. Bundan bugüne kadar bir daha vazgeçmediler. Ama onları bereket istediği gibi ayarlayan R.Tayip Erdoğan iktidarda. Dile kolay, 2004 ve 2006 da iki ihtilal teşebbüsü önlenmiş, Biz liberal demokratlar bile o söylüyor, diye binde bir de olsa gündeme geliyoruz. Ama bu ülkeme büyük haksızlık değil mi?