Asagidaki cok onemli hitabi herkes ve her kesim cok iyi anlayip degerlendirmek zorunda degilmi ?????
nejat evrenos
Date: Sun, 8 Nov 2009 13:04:50 +0200
Subject: {liberal-izmirliler.69683} Bir Türk Gencinin Ataya Hitabı & Atatürk'ün Subaylara Hitabı
From: enginkul...@gmail.com
From: Yılmaz Arslan
From: Yılmaz Karaman
KURTULUŞ
SAVAŞINDA
ATATÜRK’ÜN
SUBAYLARA HİTABI
Mustafa Kemal
Atatürk’ün, 31 Temmuz 1920 tarihinde, Afyonkarahisar Kolordu
Dairesi’nde
subaylara hitaben yaptığı konuşmanın tam metni:
‘Millet, bağımsızlığını
ordudan bekler’
Millet, bağımsızlığının
muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu
teşkil Eden subaylardan bekler. Işte subayların yüce olan vazifesi budur.
Allah
göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait
olacaktır.
Efendiler !
Eski silah arkadaşlarımla
böyle yakından ve samimi temasta bulunmaktan
büyük vicdani zevk hissediyorum. Sizinle oturup uzun hasbıhal etmek isterdim.
Fakat çoksunuz; müsait yer de yok. Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle İle
mülahaza etmekle yetineceğim.
Arkadaşlar!
İngilizler ve yardımcıları, milletimizin bağımsızlığını
imhaya karar vermişlerdir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve
atıfetine borçlu değildir.
Hiç kimse kimseye, hiçbir millet
diğer
millete, hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerin tabiatında en
yaratılıştan
mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvede, mücadele ile mahfuz bulundurulur.
Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve esir
vaziyettedir. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp
olunur.
Dünyada hayat için, insanca
yaşamak için, bağımsızlık lâzımdır. Bağımsızlık sahibi olmak
için,
kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder.
Kuvvet ordudur.
Ordunun hayat ve saadet kaynağı,
bağımsızlığı takdir Eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdanı
imanıdır.
İngilizler, milletimizi
bağımsızlıktan
mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek
çarelerine
giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı,
cephanelerimizi,
bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar.
Sonra
kumandanlarımıza
ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzeti nefsini yok
etmeye gayret ettiler.
Ordumuzu tamamen lağvederek,
milleti,
bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye
teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını
zannettikleri milletin de, izzetinefsine, her türlü haklarına ve
mukaddesatına
taarruzla, milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip
ettiler ve
ediyorlar. Her halde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu.
Orduyu imha etmek için mutlaka
subayları
mahvetmek, aşağılamak lazımdır.
Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti
koyun sürüsü gibi boğazlamakta, engeller ve müşkülat
kalmaz.
Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz
vaziyete göre subaylar
heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden
meydana
çıkar.
Milletimiz hür ve bağımsız
yaşamak lüzumuna tam bir iman ile kani olmuş ve buna kati azim ile karar
vermiştir. Zaman zaman, şurada burada üzüntü verici
karaktersizliklerin görülmüş olması, hiçbir vakit milletimizin genel
kanaatine,
hakiki imanına sekte vurmamıştır ve vurmayacaktır. Dolayısıyla
kuvvetin, ordunun vücudu için lazım olduğunu söylediğim kaynak ki, milletin
vicdanı-imanıdır, mevcuttur.
Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar
heyeti sayesinde vücut
bulur. Malum bir askeri hakikat,
felsefi hakikattir; “ordunun ruhu
subaylardadır.”
O halde subaylarımız, düşmanlarımız
tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve,
ordu ve
milletimizin bağımsızlığını muhafaza
edecektir.
Millet, bağımsızlığının
muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu
teşkil Eden subaylardan bekler. İşte subayların yüce olan vazifesi budur.
Allah
göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse
bunun vebali subaylara ait olacaktır.
Subaylar, izah ettiğim yüce,
mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün
mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve ferasetleriyle, giriştiğimiz Bağımsızlık
mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler.
Şahsi ve özel
hayatları itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıfının en önünde bulunmak
mecburiyetindedirler.
Çünkü düşmanlarımız herkesten
evvel onları öldürür.
Onları aşağılar ve hor
görürler.
Hayatında bir an
olsa bile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü
küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu
muamelelere katlanamaz.
Onun yaşamak için bir çaresi
vardır. Şerefini korumak!
Halbuki düşmanlarımızın da
kastettiği, o şerefi ayaklar altına atmaktır.
Dolayısıyla
subay için “ya istiklâl, ya
ölüm” vardır.
Fakat arkadaşlar
ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi
daima
bağımsız görmekle bahtiyar olacağız!’
Mustafa
Kemal
Kaynak:
* Afyon’da
çıkan Ikaz Gazetesi’nden aktaran: Anadolu’da Yenigün Gazetesi,
10 Ağustos
1920.
_________________________________________________________________
Windows 7: Unclutter your desktop.
http://go.microsoft.com/?linkid=9690331&ocid=PID24727::T:WLMTAGL:ON:W...