http://www.oncevatan.com.tr/Yazar.asp?id=60
*KOMÜNİZM VE IRKÇILIK* Günümüz dünyasındaki gelişmeler, İkinci
Dünya Savaşı'nın ayrıntılarıyla yeniden yazılmasını zorunlu hale
getirmektedir. Çünkü Ruslar bu savaşı tamamen kendi emellerinin propaganda
malzemesi yapmakta, olup bitenlerin akını kara-karasını ak yapmayı
alışkanlık haline getirmektedir. Oysa İkinci Dünya Savaşı, ders, ibret ve
akıl verme niteliğiyle insanlık tarihinde cereyan eden olayların en
önemlisidir ki, bu konunun bu önemi, Rusların-Çinlilerin ve Yahudilerin
çıkarına kurban edilmemeli, yalanlarla süslenip gerçekler bozulmamalıdır.
Tarih, olduğu gibi yazılıp, olduğu gibi anlaşıldığında, ancak bir bilim dalı
olarak insanlığa hizmet verebilir. Haklılık kazanmanın ön koşuludur, fakat
savaşı çoğu zaman haklı değil güçlü olanlar kazanmış, haklı eğilmiştir.
Zaman geçer çok şeyler değişir (savaştan 64 yıl geçmiştir), eğilen haklı
yerinden kalkacak ve kazanmanın tüm koşulları eşliğinde nihai zaferine
erişecektir. Tarih, işte bu nihai zaferin öyküsüdür.
Bilindiği gibi, XX. Yüzyıl-"komünizm" ve "ırkçılık" denilen iki
ideolojinin yaşama-tarihe hakim olduğu bir yüzyıl olmuştu. XXI. Yüzyıl ise,
komünizme-ırkçılığa karşı tepki olarak,
milliyetçiliğin-özgürlüğün-demokrasinin yaşama-tarihe hakim olacağı bir
yüzyıl olacaktır.
Komünizm kavramı ve ideolojisinin yaratıcısı Yahudiler olduğu gibi,
ırkçılık kavramı ve ideolojisinin de yaratıcısı yine o Yahudilerdir. Bu iki
ideoloji görünürde birbirine zıt gibi algılansa bile, aslında birbirini
tamamlayan bir bütünün iki parçasıdır ki, biri olmadan öbürü olamaz. Ruslar
ve Çinliler bu her iki ideolojinin uygulayıcısı rolünü oynamıştır. Çünkü
onların devlet yapıları gereği bu ideolojilere gereksinimleri vardı, her
ikisi de emperyalist idi-işgalci idi. Onlara göre, Komünizmi ancak bu iki
ulu(!) ulus kuracakmış(!). Cihanşümul büyük medeniyetleri de ancak bu iki
ulu(!) ulus yaratacakmış(!). Başkaları ise ancak bu nimetlerden(!)
yararlanabilecekmiş. Ruslar nasıl "Velikorusı" (Ulu Rus) sloganıyla
başkalarını yutmaya-Ruslaştırmaya çalıştıysa, Çinliler "Vidadı Henzu" (Ulu
Hen Ulusu) sloganıyla başkalarını yutmaya-Çinlileştirmeye çalışıyordu.
Rusya'da, "ben Tatarım Urus olmam", Çin'de, "ben Uygurum Çinli olmam"
diyebilmenin suç damgası "milliyetçilik"tir. Cezası Urus ile Çinli ne
isterse o olur. Bu anlayış ve uygulama "ırkçılık"ın ta kendisi idi.
Irkçılık, kendisinin mensubu olduğu ırkını-milletini başkalarının
üstüne koymaktır, başkalarını kendine benzetmek veya yutmaktır.
Milliyetçilik ise, kendisinin mensubu olduğu ırkını-milletini sevmektir, ona
hizmet etmektir. Demek ki, ırkçılık düşman çağrıştıran ayrı bir olgu,
milliyetçilik ise ulusal dostluğu pekiştiren bambaşka bir olgudur. Bu iki
olgunun karıştırılması, cehaletin sonucu olduğu kadar, insanlık
düşmanlarının işine gelecektir. Yahudilerin dünya üzerinde hiçbir dostunun
bulunmayışı, Yahudi ırkçılığının sonucudur. Bu Yahudi ırkçılığı-Yahudi
gayesi, her zaman emperyalist devletlerin işine yaramıştır (Dabağyan, 2004:
104, 105). Atom sırrını 1943 yılında Ruslara satan da, yıllar sonra Kızıl
Çin'i atom silahına sahip kılanlar da Yahudiler idi (Dabağyan, 2004: 302,
303).
Komünizmin-Marksizmin baş kuramcısı olan Karl Marks'ın (1818-1883)
Yahudi bir aileden gelmiş olması da, Hitler'in Yahudi düşmanlığını
alabildiğine körüklemiştir. Çok haklı olarak Hitler, Yahudilik ile Marksizmi
aynı olgu olarak algılıyordu: "Kendimi zorlayarak Marksist basının
yazılarını okumaya çalıştım. Fakat onlara karşı duyduğum tiksinti o kadar
şiddetli oldu ki, bu beni, bu nefret ihanet koalisyonunu meydana getirenleri
daha yakından tanıma çabasına itti. Bunların hepsi, müdürlerinden
başlayarak, istisnasız Yahudilerden oluşuyordu" (Hitler, 2005: 59-60). Evet
komünizmin Yahudi malı olduğunda hiç kuşku yoktur. Gelelim ırkçılığa,
ırkçılık da Yahudi malı olduğu kadar, hem Rus malıdır, hem Çin malıdır.
Rusların, uzun yıllar işgal eylemleriyle elde ettiği başka halklar
topraklarındaki, başkalarını yok sayan ırkçı egemenliklerini korumak için
bir örtü ideolojisine gereksinimleri vardı. Bu örtü, komünizm ideolojisinin
yürürlüğe girmesiyle gerçekleşmişti. Artık Rus ırkçılığı örtünmüş,
başkalarının ona karşı direnişi "ırkçı-milliyetçi-pantürkist" suçlamasıyla
bastırılıyordu. Ruslar Türk direnişçilerine karşı özel olarak "pantürkist"
sözcüğünü üretmişlerdi ki, bu sözcük ile adlandırılıp öldürülen
kardeşlerimizin sayısı 100 binler hatta milyonlar ile tahmin edilir. Elbette
Türk dünyası bunun hesabını ve intikamını Ruslardan-Çinlilerden er geç
soracak ve alacaktır.
Konu "pantürkist" suçlaması iken, bir örnek, Ürümçi'de 2000 yılında
basılmış, Çinceden çevrilen "Pantürkizm Medeniyeti Hakkında
Araştırmalar" adlı kitabın sunduğu şu sonuç ifadeler dikkate değerdir:
"Medeniyet Pantürkizmi, siyasi Pantürkizmin esasıdır. Bu esas, siyasi
Pantürkizmin yaşamı-gelişimi için kaynak ve Shin Cang'daki (Doğu
Türkistan'daki) bölücülüğü nazari esasla-medeniyet arka görünümüyle besler.
Aynı zamanda Batılı düşmanlarımızın devletimizi parçalamasına kolaylık
sağlar. Bu sebeple, Pantürkizme karşı savaş ve onun medeniyet alanındaki
derin etkisini temizlemek, ideoloji sahamızdaki uzun vadeli vazifemizdir."
deniliyor. Düşman ağzıyla Türkçülük ilkesinin bu şekilde
değerlendirilmesinden de-tanımlanmasından da yalın bir şekilde anlaşılıyor
ki, düşmanlarımız bizi topyekun-kökümüzden yok etmek istemekte ve bu
ifadeler, Çin'i ve Rus'u "ezeli ve ebedi düşmanımız" derken, biz Türkçülerin
tartışma götürmez haklılığını kanıtlamaktadır. Ben Türküm veya ben
Türkçüyüm, diyebilmek için, her zaman Çin'in veya Rus'un öldürmesine karşı
hazırlıklı olmak gerekmektedir. Evet, bu ölüm kalım savaşında, bizim
cihanşümul haklılığımızın kanıtı, düşmanlarımızın
kimliğinde-kişiliğinde-amaçlarında saklıdır (Kurban, 2007: 16).
Ruslar suçlamada-öldürmede sınır tanımıyor, kendi ulusal vatanını
kurtarmaya çalışan Hitler'i de ırkçı olarak suçluyordu. Evet Ruslar sadece
kendilerinin işgal ettiği ülkelerde değil, tüm dünyada da "ırkçı"
suçlamasıyla düşmanlarını susturmaya çalışırken, hainler aracılığıyla bir
dereceye kadar başarılı da olmuştu. Asıl ırkçı kim olduğuna gelince, Hitler
şöyle diyordu, "Ruslar olayların baskısı altında Yahudi Marksizminden kopup,
yırtıcı ve vahşi ifadesiyle ebedi Panislavizmi temsil edeceklerdir."
(Hitler, 1968: 78). Evet Hitler, bu sözleri 1945'te, Sovyetlerin dağılıp
(1991), şoven-ırkçı Putin'in iktidara gelişinden 55 yıl önce söylüyordu.
Buna çok ileri görüşlü bir dahinin sözüdür, denilmezse, ne denilir!? Zaten
büyük zatlar ileri görüşlülüğü ile büyüktür. Günümüz dünyasının "Serbest
Pazar Ekonomisi ve Özelleştirme Hareketi" denilen çağdaş doktrinin değeri,
Hitler'in şu tanımlamasından daha iyi anlaşılmaktadır : "Ekonomik hareket,
şahsiyet ilkesinden ne kadar uzaklaştırılırsa ve ekonomik hareketin
faaliyeti topluluğun etki ve gücüne ne kadar teslim edilirse, ekonomik
hareketin yaratıcılık özelliği o kadar zayıflar. Sonuçta kaçınılması
imkansız bir çöküş oluşur" (Hitler, 2005: 400). İşte komünizmin 1980-90'lı
yıllardaki çöküşünü Hitler, 1920-30'lu yıllarda görmüştür; buna ileri
görüşlü denilmezse, ne denilir!?
Ahmet Temir, "60 YIL ALMANYA" adlı kitabında, Hitler ve onun
ülkesi-ulusu hakkında şu özlü ifadeleri yazmaktadır: "Adolf Hitler, her
şeyden önce usta bir hatipti, Avrupa ve Almanya'nın eski ve yeni tarihini
iyi biliyor ve bunları halka ustalıkla anlatıyordu. Alman ulusu ve
devletinin nasıl böyle kötü duruma düşüp perişan hale geldiğini ve bunun
sebeplerini bir bir açıklayarak bundan çıkış yollarını gösteriyordu."
(Temir, 1998: 30). Tarihçi Akdes Nimet Kurat (1903-1971), "Alman tarihi bazı
yönlerden Türk tarihine çok benzemektedir" diyor (Temir, 1998: 4). Türkolog
Ahmet Temir (1912-2003), "Türk ve Alman uluslarının Slav dünyasına karşı
savaşta ortak bir kader birliği vardır" diyor ve Almanya'yı "Dahiler ülkesi"
olarak tanımlıyor (Temir, 1998: XI).
Evet biz Türklerin Almanlarla birbirimize çok benzeyen kader
birliğimiz vardır, ortak düşmanımız Slavlardır. Tatar adı, siyasi terim veya
lakap değil, Moğol-tatar ulusunun tarihte oynadığı olağanüstü rolü gereği,
birleştirici güç olarak doğmuş etnik bir etkendir. Maalesef bu etken tarihi
görevini tam olarak bitirememiştir. Altın Orda terkibindeki tüm Türki
halkların Tatar adı çevresinde birleşip bir ulus olarak şekillenmesine zaman
ve fırsat yeterli gelmemiştir (Kurban, 1998: 77). Aynı bizler gibi,
bölünmüş-parçalanmış Almanların da birleşip Alman toprakları üzerinde güçlü
Alman devleti kurmalarına zaman ve fırsat yeterli gelmemiştir. Türklerin de,
Almanların da güçlü bir devlet sahibi olmalarını Slavlar
istemiyordu.
Bugüne kadar, Adolf Hitler'i (1889-1945) karalama kampanyasında
sınır tanımayan Ruslar ile Yahudiler, neler neler uydurmadılar ki.... Örneğin,
1936 yılının Nazi Almanya'sında-Berlin'de gerçekleşen Olimpiyat'ta 4 altın
madalya kazanan Zenci atlet Jesse Owens'a kızan Hitler güya alanı terk
etmişmiş. Oysa Hitler kürsüden inerek, atletin yanına gitmiş ve tebrik edip,
Onun elini sıkmıştır (VATAN Gazetesi, 21.08.2009). Şu anda 83 yaşında olan
Alman spor gazetecisi Siegfred Mischner, ertesi gün Owens'in tüm
gazetecileri yanına çağırdığını, kendilerine, "Hitler yarışmadan sonra geldi
ve beni tebrik etti. El sıkıştık. Fotoğraf bile çektirdik" diyerek fotoğrafı
gösterdiğini söyledi. Alman gazeteci, "Ben dahil birçok insan bu fotoğrafı
gördük. Ama hiçbirimiz bu haberi yapmadık. Çünkü Hitler'i kötü göstermemiz
isteniyordu. Tüm dünya ülkeleri de bunu böyle istediler" demiştir. Alman
gazeteci Mischner, Hitler'in yarışmadan sonra tribünü terk etmesinin doğru
olduğunu, ancak terk etmeden önce ABD'li Owens'i tebrik ettiğini
söylemiştir. "Bu el sıkışma, ödül töreninden az önce gerçekleşti. Çok az
kişi gördü" demiştir. Owens, 1960'lı yıllarda Nazi Almanyası'nda Zenci
olarak yaşamanın, ABD'de Zenci olarak yaşamadan daha kolay ve iyi olduğunu
söylemiş ve büyük tepki çekmiştir (haberokur.com, Tarih: 11 Ağustos 2009
15:19).
Nazilerin 6 milyon Yahudi'yi öldürmüş olduğu iddiası inandırıcı
değildir. Eski Alman Başbakanı Helmut Kohl'un, "Yahudi soykırımı efsanedir"
diyen İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'a destek veren sözlerinden de
anlaşılacağı gibi, bu abartılı rakam, komünistlerin-Rusların-Yahudilerin
Hitler'den öç alma girişimlerinin ürünüdür-uydurmadır. 20 yıl Başbakanlık
yapmış 76 yaşındaki siyasetçi Helmut Kohl şöyle demiş: "Ahmedinecad'ın
soykırım iddiaları ile ilgili söylediği sözler, kalbimizdekilerin
yansımasıdır. Yıllardan beri bu ifadeleri kullanmak istedik. Ancak bunu
söyleyecek cesaretimiz olmadı" (VATAN Gazetesi, 07.03.2006). Alman siyasi
gerçeğini Kohl'dan daha iyi bilen birileri varsa elbette söyler. Eğer,
Almanlara mal edilmiş bu korkunç soykırım iddiası dünya çapında etkili
olmamış olsaydı, Nazizm (Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisinin doktrini),
komünizmin çöktüğü, ulusal bağımsızlık değerlerinin saygınlık kazandığı
zamanımızda, dünyamızın yönünü belirleyecek, saygıdeğer bir siyasi akım-ilke
rolünü oynayabilirdi.
Stalin'in 1920'li yıllarda uyguladığı yapay açlık sonucu 25 milyon
insan ölmüştür. Mao Zedung'un 1960'lı yıllarda uyguladığı yapay açlık sonucu
20 milyon insan ölmüştür. Hitler, bu insanlık suçunun 1000'de birini bile
işlememiştir. Eğer savaşı Hitler kazanmış olsaydı, dünyamız Rus zulmünden,
Çin yalanından, Yahudi hilesinden arınmış, Tatarlar ve Uygurlar gibi ezilen
uluslar devlet sahibi olmuş olurdu.
Hitler ırkçı değil milliyetçidir. Ona göre, "Almanlar hiçbir zaman
emperyalist olmamıştır" (Hitler, 1968: 63). Hitler'in milliyetçiliği, Alman
ulusu ve Alman vatanından kaynaklanmış bir kaygının-bir sevginin ürünüdür.
Milliyetçilik öyle bir kavramdır ki, bütün manevi güçlerin en güçlüsü ve en
hakikisi bu milliyetçiliktir. Çünkü bu gücün temelinde bir ırk ve o ırkı
barındıran bir vatan yatmaktadır. Vatan sevgisiyle yoğrulan kültür ve tarih
bilinci, o ırkın milliyetçiliğidir (Kurban, 1992: 15).
ABD Başkanı Bush, İkinci Dünya Savaşı bitiminin 60.yıl dönümü
dolayısıyla yaptığı Avrupa-Moskova ziyaretinde, Baltık ülkelerindeki bir
konuşmasında, "Yalta Konferansı tarihi bir hata idi" demiştir (Mayıs 2005).
Şubat 1945 tarihli Yalta Konferansı'nda Roosevelt, Churchill ve Stalin
imzasıyla kabul edilmiş Yalta Anıtlaşması'na göre, gerçek zafer Stalin'in ve
Yahudilerin olmuş, birinci yenilgi Hitler'in, ikinci yenilgi Roosevelt ile
Churchill'in olmuştur. Doğu Avrupa Stalin'e hediye edilmiştir. Bu sonuç,
tarihin-insanlığın aldatılmasının-kandırılmasının sonucu idi. Başkan Bush'un
dediği gibi bu sonuç "Tarihi bir hata idi". Gerçekten bu "hata"
düzeltilecekse, önce bu hatayı yapanlar yargılanmalı-cezalandırılmalı idi.
Bu "hata"nın baş sorumlusu Ruslardır. Bu bir savaş suçudur.
Rus Emperyalizminin işlediği savaş suçları saymakla bitmez. Yıl
1914, Avrupa'nın göbeğindeki Sırbistan'ı kışkırtan Rusya, Birinci Dünya
Savaşı'nın kıvılcımını yakmıştı. Yıl 1939, Polonya'nın doğusunu işgal eden
Rusya, İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesine yol açmıştı. Yıl 1940 Kasım
ayı, SSCB Dışişleri Bakanı Molotov, Berlin'i ziyaret etmiş, Çanakkale
boğazlarını ele geçirmek için, Türkiye'ye açılacak savaşta Almanya'nın
kendilerini desteklemesini istemiştir. Hitler Molotov'un isteklerini
reddetmiştir. Bu başarısız ziyaretten sonra Stalin, 1941 yılının
sonbaharında Almanya'ya karşı savaş açma kararını almıştır. Rusların her an
saldırabileceğinden kaygılanan Hitler, saldırıyı saldırı ile durdurmak
kararını almış ve 22.06.1941 tarihinde Sovyetlere karşı topyekun savaşa
girişmiştir. İşte Hitler'i savaşa sürükleyen etken (VATAN Gazetesi,
11.04.2008). Hitler gerçek bir Türk dostudur. Almanya'da İdil-Ural
Kurultayı'nın açılması, Tatar savaş Lejyonlarının kurulması, Onun bu
dostluğunun en yalın belirtileridir (İDİL-URAL KURULTAYI).
Birinci Dünya Savaşı'nı bitiren Versailles Antlaşmasını (1919),
derin bir nefretle karşılayan Almanya, ancak savaşın yeniden başlatılacağı
tehdidiyle imzalamayı kabul etmiştir. Bu acılı-kaygılı Almanya'yı Adolf
Hitler temsil edecek, gerçek bir özgürlük-adalet kahramanı, çok uzakları
görebilen dahi olarak meydanlara çıkacaktır. O 1933 yılında Alman
hükümetinin başına geldiğinde Almanya parçalanmış perişan bir durumdaydı.
Birinci Dünya Savaşı'nın acısını derinden hissetmiş ve bu savaşın en cesur
savaşçısı olarak yaralanmış Hitler, kaygılarına rağmen, ulusunun acısını
dile getirmede öncü olabilmenin gururunu ve mutluluğunu yaşıyordu.
Günümüz dünyasındaki gittikçe artan demokrasi ve özgürlük
esintileri, esir ulusların gittikçe yükselen bağımsızlık sesleri, Rus
Emperyalizmini hasta etmiştir. Rus Devlet Başkanı Medvedev, bu hastalığı,
"Rusya çıkarları aleyhine tarih yazılmasına izin vermeyiz; Nazizmin
aklanmasına izin vermeyiz" şeklindeki saçmalıklarıyla dışa vurmuştur.
Başkanın bu sözleri, bu ölüm hastalığına çare aramaktan başka bir şey
değildir, nafile uğraş. Rus Emperyalizminin geleceğinde ölümden başka bir
şey yoktur. Tarihi Medvedev değil, tarihçiler yazacaktır. Nazizmin aklanıp
aklanmayacağına Medvedev değil, tarih-bilim ve insanlık karar verecektir.
Nazizm ve Adolf Hitler-aktır, haklıdır. Komünizmin, Rus ve Çin
ırkçılığının insanlığa veren zararları ve İkinci Dünya Savaşı'nın
ayrıntıları bilindikçe, Hitler aklanmaya-yücelmeye devam edecektir. Alman
ulusu er geç Hitler'in değerini bilecek ve Ona sahip çıkacaktır.
Kaynaklar:
Dabağyan, Levon Panos, PEARL HARBOR'DAN HİROŞİMA'YA, İstanbul 2004.
Haberokur.com, tarih: 11 ağustos 2009, 15:19.
Hitler, Adolf, SİYASİ VASİYETİM (Çev: Kamil Turan), İstanbul 1968.
Hitler, Adolf, KAVGAM, İstanbul 2005.
İDİL-URAL KURULTAYI, (İdil-Ural Gazetesi, 19 Mart 1944 sayısı), Berlin 1944.
Kurban, İklil, ŞARKİ TÜRKİSTAN CUMHURİYETİ (1944-1949), Ankara 1992.
Kurban, İklil, YAŞLI TARİHİN YANKISI (Bulgar-Tatar Tarihi ve Medeniyeti),
İstanbul 1998.
Kurban, İklil, GERÇEKLER VE YALANLAR (Anılar-Yansımalar: 1943-2007), Ankara
2007
Temir, Ahmet, 60 YIL ALMANYA (1936-1996) (Bir yabancının gözü ile
Geziler-Araştırmalar-Hatıralar) Ankara 1998.
VATAN Gazetesi (07.03.2006).
VATAN Gazetesi (11.04.2008).
VATAN Gazetesi (21.08.2009).
İklil KURBAN