Gmail Takvim Dokümanlar Reader Web diğer »
Son Ziyaret Edilen Gruplar | Yardım | Oturum açın
Google Grupları Giriş
Bermuda Şeytan Üçgeni: Koltuk, Araba, Asansör
Şu anda bu grupta ilk sırada gösterilen çok fazla sayıda konu var. Bu konuyu ilk sırada göstermek istiyorsanız, bu seçeneği başka bir konudan kaldırmalısınız.
Talebiniz işlenirken bir hata oluştu. Lütfen tekrar deneyin.
bayrak
  1 ileti - Tümünü daralt  -  Tümünü şu dile çevir: Çeviri (Tüm orijinalleri görüntüle)
İleti gönderdiğiniz grup bir Usenet grubudur. Bu gruba ileti gönderdiğinizde İnternetteki herkes e-posta adresinizi görecektir.
Yanıt iletiniz gönderilmedi.
Yayınınız başarılı oldu
 
Gönderen:
Kime:
Cc:
İzleyen:
Cc Ekle | İzleyen Ekle | Konuyu Düzenle
Konu:
Doğrulama:
Doğrulama amacıyla, lütfen aşağıdaki resimde gördüğünüz karakterleri veya erişilebilirlik simgesini tıkladığınızda duyduğunuz rakamları yazın. Dinleyin ve duyduğunuz sayıları girin
 
Demir  
Profili göster  
 Diğer seçenekler 6 Ağustos 2007, 18:34
Kimden: Demir <badresponsi...@gmail.com>
Tarih: Mon, 6 Aug 2007 18:34:46 +0300
Yerel: Ptesi 6 Ağustos 2007 18:34
Konu: Bermuda Şeytan Üçgeni: Koltuk, Araba, Asansör

Bermuda Şeytan Üçgeni: Koltuk, Araba, Asansör

Günümüz şehir insanını 'adına yaşam tarzı denen akvaryumun içinde yüzen
balıklar'a benzeten Doç. Dr. Kemal Yeşilçimen, hayat tarzının
değiştirilmesiyle birçok hastalığın önlenebileceğini söylüyor. Yeşilçimen,
sağlığı en fazla hareket azlığının tehdit ettiğini vurguluyor.

Geçenlerde anjiyo oldum; kız kardeşimin damarına stent takıldı; dün bypass
ameliyatı geçirdi, durumu gayet iyiymiş; o kadar sinirlendi ki şekeri
fırladı; kolesterolün yüksek ama tadına bakmazsan darılırım.' Bu tür
cümleleri günlük hayatımızda sık sık duyarız. Her biri çok ciddi bir sağlık
problemini hatırlatsa da önemsemeyiz. Sanki moda dünyasıyla ilgili yeni bir
gelişmeden söz ediliyor gibi gelir bize.

Dünyadaki tıp otoritelerine göre, insan sağlığını tehdit eden hastalıklarla
yaşam tarzları arasında bire bir ilişki söz konusu. Uzun yıllardır bunun
üzerine kafa yoranlardan biri Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi
Merkezi Kardiyoloji Şefi Doç. Dr. Kemal Yeşilçimen. Tecrübelerini ve bilgi
birikimini "Hastalık Üreten Yaşam Tarzımız Nasıl Değişir?" başlığıyla
kitaplaştıran Yeşilçimen'le yaşam tarzımızın nasıl oluştuğunu, hangi
etkilere açık olduğunu, bunun sonuçlarını ve çözüm yollarını konuştuk.

-Bu kitabı neden yazdınız?

Bizler, adına yaşam tarzı dediğimiz akvaryum içinde yüzen balıklarız.
Akvaryumun içindeki kirlilikten etkilenmememiz mümkün değil. Hastalarım beni
böyle bir kitap yazmaya teşvik etti. Bir hastam 'kimse okumaz' kaygılarıma
rağmen basılmasında ve dağıtımında ön ayak oldu. Bir olay beni çok etkiledi.
24 Temmuz 2005'te Sağlık Bakanlığı ile Ankara Başkent Üniversitesi'nin 4-5
yıldır sürdürdüğü bir araştırmanın sonuçları yayımlandı. Araştırmaya göre,
Türkiye'de her yıl ölen 430 bin kişiden 372 bini, yani yüzde 86'sının ölüm
sebebi, yaşam tarzlarını değiştirmemeleriydi. Bu bir felaket. Yüzyıllardan
beri bu topraklarda böyle bir soykırım ve katliamla karşılaşmadık. Bu
haberin toplumu sarsması gerekiyordu. Ama sarsmadı.

-İnsanların değiştirmediği yaşam tarzından kastınız nedir?

Bizim bir dış dünyadaki yaşantımız var, bir de evlerimizdeki hayatımız. Dış
dünyadaki yaşam tarzımız binalarla, arabalarla, geniş caddelerle ve çevre
kirliliğiyle; kibrit kutusu gibi evlerimizdeki hayatımız da eşyalarla işgal
edilmiş durumda. Bize kalan tek özgürlük alanı televizyon karşısındaki rahat
koltuğumuz. Burada da beynimiz bin bir dizi ve reklâmın işgali altında.
Ayrıca, hayatımız Bermuda Şeytan Üçgeni içine gömülmüş durumda: koltuk,
araba, asansör. Üçü bedenimizi yağ tulumuna çeviriyor. Hareket edemiyoruz.
Yüzyıllar önceki atalarımız gibi rahat bir şekilde kırlarda, dağlarda,
bayırlarda gezemiyoruz. Hapsedilmiş durumdayız.

-Yaşam tarzındaki bu değişiklikler bizde ne gibi olumsuz sonuçlar doğuruyor?

13'üncü kattan inen, arabasıyla işine giden ve 15'inci kata çıkan birini
düşünün. Neredeyse vücudunu hiç hareket ettiremiyor. Allah isteseydi bizi
dört tekerlekli Ferrari gibi de yaratırdı. İki tane ayak ve bunları
kullanmamız için geniş alanlar vermiş. Ama bu yaşam tarzında biz bunu
uygulayamıyoruz, yani yürümüyoruz.

-Peki nereden başlamak gerekiyor sağlıklı bir hayat sürdürmek için?

Önce yaşam tarzımızı kötüleştiren risk faktörlerini bilmemiz lazım.
Bunlardan biri hareket azlığı. İster koltukta, ister araba ya da asansörde
olsun, bizi yağ tulumuna çeviriyor. Koltukta otururken seyrettiklerimizin
yarısından fazlası reklâm. Dizilerde özellikle yeme içme kültürü
pompalanıyor. Bunlar bilinçaltımıza kodlanarak bir program olarak giriyor.
Aslında kültürümüzde böyle bir şey yok. İnsanlar gizli saklı yerlerdi. Yeme
kültürünün pompalanması sonucu insanlar sürekli abur cubur yiyecekler
atıştırıyor. O yağlar masum değil. Damarlarımızı daraltıyor. Zaman içinde
damar direncini artırarak tansiyonumuzun yükselmesine, kalp krizi ve felce
kadar giden bir duruma yol açıyor. Türkiye'de 15 milyondan fazla yüksek
tansiyon hastası, 21 milyon aday adayı var.

-Son dönemde genç yaşta kalpten ölen insanlar gündeme geldi. Yaşam tarzıyla
bir ilgisi var mı bu ölümlerin?

Kalp krizi önceden yaşlı hastalığı olarak bilinirdi. Şimdi çocuk yaşlara
kadar indi. Çocuklarda ve bazı gençlerde tek tük görülen ani ölümlerin yani
35 yaş altındakilerin büyük çoğunluğu daha ziyade doğuştan hastalıklara
bağlı. Yaşam tarzıyla pek ilgili değil.

-Peki yaşam tarzıyla ilgili olanları...

Yaşam tarzıyla ilgili olanlar sigara kullanımına bağlı. Kokain gibi
uyuşturucuların kullanımına bağlı olarak erken yaşta kalp krizleri
görülebiliyor. Bazı ünlülerin kalp spazmı geçirdiği için hastanelere
başvurduğunu duyuyoruz. Bunun altında sigara var. Türkiye'de her yıl 110 bin
kişi sigaradan ölmekte. Sigara önlenebilir ölümlerin yarısından sorumludur.
Sigaraya harcadığımız para 2005'te 9 milyar dolar. Sağlığa harcadığımız para
ise 14 milyar dolar. Sigara ve zararlarına harcanan toplam yıllık para da 14
milyar dolar. Bu akılsızlığın adresi neresi?

-Sigara ve alkolün zararları aslında biliniyor. Dengesiz beslenmenin de…
Bunlar kadar zararlı denilebilecek gıdalar var mı?

Özellikle genetik yapısı değiştirilmiş, zirai ilaç ve hormon kalıntılarının
bulunduğu gıdalar. Tartışmaya yol açmamak için genel konuşuyorum. Hazır
paketteki gıdaların içinde koruyucu nitelikli bazı maddeler olduğunu
bilmeliyiz. Bunların fazla tüketilmesi özellikle tansiyonu ve kalp
yetmezliği olan hastalar için sakıncalı. Koruyucu maddelerin içinde sodyum
içeren kimyasallar var. Genetik yapısı değiştirilmiş gıdalar çok tartışıldı.
Toplumumuzda önceden bu kadar çok kaşıntı yoktu. Herkes kaşıntıdan şikâyet
ediyor. Bunları tespit etmek çok zor. Sadece 'İçinde genetik yapısı değişmiş
madde var mı yok mu?'nun analizi 3 milyar lira.

-Birkaç örnek verir misiniz?

Alanımın dışında olduğu için girmek istemiyorum. Tespit etmek de mümkün
değil. Şöyle söyleyeyim, genetik yapısı değiştirilmiş soya ve mısır
Türkiye'ye giriyor. Katkı maddesi olarak 1500'den fazla gıdanın içine
katılıyor.

-Bu çok ciddi bir durum değil mi?

Bana göre, ulusal bir felaketle karşı karşıyayız. Bunun farkında da değiliz.
Bu kadar çok hastaya ne hastane, ne doktor, ne de ilaç yetişir. Hastalıkları
önleme ve sağlığı koruma daha kolay ve ucuzken hastalanıp tedavi olmanın
mantığını anlamak zor. Batılı ülkelerde önleyici kardiyoloji bilim dalı ve
uzmanları var. Görevleri toplumu hastalıklardan korumak. En çok ölümler kalp
hastalıklarından. Alt yapısında şeker, tansiyon ve sigara var. Bunlara karşı
toplumu uyarıyorlar. Koruyucu ve önleyici bilim dalı bizde yok. Sigara,
alkol, tuz tüketimi, yanlış ve aşırı beslenmeyle birlikte sağlığımız giderek
bozuluyor.

-Bunun maddi boyutu ne kadar?

Kalp, tansiyon, şeker hastalığı ve kanser ilaçlarının dünyadaki satış
miktarı trilyon dolara yaklaştı. Türkiye'nin ilaç sarfiyatı 10 milyar dolar
civarında. Bu ilaçların sağladığı olağanüstü yarara rağmen kalp damar
hastalıklarından ölümler, ülkemizde çığ gibi artmakta. Nüfus yaşlandığında
bir felaketle karşılaşacağız. İleri yaş hastalığı olan bu düşmanla şimdiden
baş edemezken, ileride nasıl baş edebileceğimiz bilinmiyor. Asıl vahim olan
budur.

-Sağlıksız yaşam tarzları nasıl oluşuyor?

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki yeni düşmanın adı sağlıksız yaşam tarzı.
Hayatı kolaylaştırma, konfor ve refah gibi maskeler takarak bize dost gibi
yaklaşıyor. Kullandığı silah ve yöntemler karşı konulamayacak kadar
mükemmel.

-Nedir bunlar?

Hamburgerden sigaraya kadar her şey insanları gönüllü olarak teslim alıyor.
Sigaradan derin bir nefes alırken kendimizden geçip, sıkıntılarımızın
kaybolduğu zannına kapılıyoruz. İçi tuz dolu janjanlı ürünleri çıtır çıtır
yerken tansiyonumuzun yüksekliğini fark etmiyoruz. Dünyada yüksek
tansiyondan son 10 yılda 60 milyon, sadece geçen yıl 7 milyon insan öldü. Bu
iki dünya harbinden ölenlerin toplamından fazla.

-Sağlıklı yaşamın olduğu yerler hiç mi yok?

Sağlıksız yaşam tarzının olmadığı yerlerde yüksek tansiyon yok denecek kadar
az. Mesela Eskimolarda. Bir de önlem alınan toplumlarda, örneğin Japonya'da,
bizdeki kadar yüksek değil. Bizde eskiden tansiyonu düşen insanların bile
tansiyonları yükselmeye başladı. Neredeyse 50 yaşın üstündeki erkeklerin
yarısının tansiyonu yüksek.

-Tansiyon yüksekliği kalp hastalıklarını hangi etkinlikte tetikliyor?

Çok ciddi bir neden. Koroner kalp hastalıkları, kalp krizleri, felçler ve
kalpten ölümlerde en önemli faktör yüksek tansiyon. Bunun ardından sigara
geliyor.

-Türkiye ile Avrupa'yı yüksek tansiyonda kıyaslarsak durum nedir?

1948'de ABD kongresi patates zararlısı için 500 bin dolar ayrılmasına karar
verdi. Bütçeye 500 bin dolar da kalp damar hastalıkları ve yüksek tansiyonun
araştırılması için konuldu. Çalışmanın 13 yıl sonra ilk sonuçları
yayımlandı: Yüksek tansiyon, şişmanlık, sigara ve kolesterol. Buna karşı
adeta savaş açıldı. 30 yıl süren ve devam eden savaşın sonunda ABD'de sağlık
harcamaları, özellikle kalp ve damar hastalıkları konusunda yüzde 53
oranında azaldı. Son yıllarda buna 194 milyar dolar harcanıyor. Önlem
alınması ABD'ye bugün için 200 milyar dolar kazandırmış oluyor.

-Türkiye'de derhal neler yapılmalı?

Türkiye Ulusal Toplum Mühendisliği Akademisi kurulmalıdır. Türk halkının
sağlığını koruyacak ve hastalıkları önleyecek merkezî bir beyin olmadan bu
savaşı kazanmamız mümkün değil.

-Kimlerden oluşacak bu beyin?

Tabii ki bilim adamlarından oluşacak. Toplumun bütün alışkanlıklarına kadar
her bir şeyi, dünyada kullanılan yöntem ve tekniklerden de yararlanarak
halkın sağlığını korumak için bilimsel önlemler alacaklardır. Bu önlemlerle
toplumun tansiyonunu, şekerini, kilosunu, egzersiz düzeyini, spor yapma
kapasitesini, alanlarını ve diğer unsurları planlayabiliriz. Ancak bu
Türkiye ve dünya genelinde gerçekleşse yıllık cirosu kayıt dışıyla birlikte
5 trilyon dolar olan sağlık sektörüyle karşı karşıyayız. Tabii ki ticaretle
uğraşan sektörler malını satmak isteyecektir. Sağlığı korumak için ne
yapıldığı önemli. Önleyici kardiyolojinin haricinde Batı'da halk sağlığını
koruma enstitüleri de var. Geçenlerde İngiltere'de sağlık idaresi, sigara
içen, alkol kullanan ve şişman insanların hastalandıklarında sağlık
harcamalarını sosyal güvenlik kuruluşları karşılamayacak dedi. Büyük
tepkilere yol açtı. Mantık şuydu: Sağlığına dikkat etmeyenlerin sağlık
harcamaları edenlere göre kat kat fazlaydı. Sağlığına dikkat edenler,
etmeyenlerin harcamalarını sübvanse etmek istemiyordu. Ahlaki boyutu
tartışılabilecek bir olay sadece, vakıa olarak aktardım.

-Sonuçta sağlıklı yaşam tarzımız nasıl olmalı?

Hastalıklar, ölümler ve risk faktörleri arasında bire bir ilişki var.
Dolayısıyla sağlıklı yaşamanın yolu risk faktörlerini ortadan kaldırmaktan
geçer. Önlenebilir risk faktörlerinin başında sigara geliyor. İkincisi
beslenme alışkanlıkları. Özellikle aşırı beslenme. Alkolün zararlı olduğunu
tıp dünyası kesin kanıtlarla ortaya koymakta. Buna rağmen alkol içme diyen
insanlar suçlu duruma düşürüldü. Alkol karaciğer yağlanmasına yol açar.
Alkol, özellikle kilo sorunu olan toplumlarda hiç önerilemez.
Özendirmemeliyiz.

-Az içiyorum, zararı yok denebilir mi?

Sağlığa zararlı olan ve olmayan miktar ile ilgili de araştırmalar var. Belli
miktardaysa ve alışkanlık haline gelmemişse zararlı olduğu gösterilememiş.
Ama toplumda ikinci bir hastalık var, miktar hastalığı. Bir iki kadehle
başlayan olay giderek alkolizme dönüşüyor.

ÖNLENEBİLİR ÖLÜMLERDE DÜNYA ŞAMPİYONUYUZ

Erkeklerde koroner kalp hastalıklarından ölüm oranı Kore ve Çin'de 100 binde
50 iken, Türkiye'de 650.

Her yıl 110 bin vatandaşımız erken yaşta sigaradan ölüyor. Sigara kalp ve
damarların en büyük düşmanı. Önlenebilir ölümlerin yarısından sorumlu. 55
yaş altındaki kalpten ölümlerin yüzde 80'i sigara kaynaklı. Sigara kansere
de yol açıyor. Akciğer ve gırtlak kanserinin yüzde 97 sebebi sigara.

Son 10 yılda kanserli hasta sayısı çevre kirliliği sebebiyle 6 kat arttı.
Sağlıksız yaşam tarzı ve çevre nedeniyle her yıl 120 bin kişi kanser
olmakta. Nefes darlığına yol açan ilerleyici akciğer hastalığı amfizem hızla
artıyor.

Türkiye'de 26 milyon kişi sigara içiyor. 17 milyonu bağımlı. Her yıl 600 bin
çocuk ve gencimiz sigaraya başlıyor.

Şişman insan sayısı son 10 yılda 5,5 milyondan 11 milyona çıktı. Göbek tipi
şişmanlık 50 yaş üstündeki her dört erkekten birinde, her dört kadından
üçünde görülmekte. Bu hızla Amerikan toplumuna ulaştık. Aramızdaki tek fark
oradaki kapıdan sığmayan obezlerin bulunması.

Tip 2 şeker hastalığı 1990'da 1 milyon iken gizli şeker ile birlikte 5
milyona ulaştı.

Erişkin nüfusun 15 milyonu yüksek tansiyonlu. Yüzde 60 bundan habersiz.

--
That where it prefers not to think, we think.


    Yazarı yanıtla    Yönlendir  
İleti gönderebilmek için önce Oturum açmalısınız.
İleti gönderebilmek için önce bu gruba katılmalısınız.
İletinizi göndermeden önce lütfen abonelik ayarları sayfasında rumuzunuzu güncelleyin.
İleti göndermek için gerekli izne sahip değilsiniz.
İletilerin sonu
« Tartışmalara Dön « Daha yeni konu     Daha eski konu »

Grup oluştur - Google Grupları - Google Ana Sayfa - Hizmet Şartları - Gizlilik Politikası
©2009 Google