|
Tefekkür ayetleri her daim "Hiç düşünmez misiniz?" sorusuyla bizlerin düşünmesini istemekde. Mü'minün süresindeki ayet-i celileyi biraz düşündüğümüzde, değil şeytanın dediğini yapmak, onun yanımızda olmasından bile Allah (cc)'a sığınmak gerektiğini görüyoruz. Bunun için dua etmek ve bu duaya devam etmek gerekir.
|
 |
On üçüncü Lem'a
Hikmetü'l İstiaze
[BİRİNCİ İŞARET]
اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
(Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım.) sırrına dairdir.
وَقُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطيِنِ وَ اَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ
("De ki: Ey Rabbim, şeytanların vesveselerinden Sana sığınırım. Onların yanımda bulunmalarından da, ey Rabbim, Sana sığınırım.” Mü'minun Suresi, 23:97-98.)
Sual:şeytanların kainatta icad cihetinde hiçbir methalleri olmadığı, hem Cenab-ı Hak rahmet ve inayetiyle ehl-i hakka taraftar olduğu, hem hak ve hakikatin cazibedar güzellikleri ve mehasinleri ehl-i hakka müeyyid ve müşevvik bulunduğu, hem dalaletin müstekreh çirkinlikleri ehl-i dalaleti tenfir ettikleri halde hem dalaletin müstekreh çirkinlikleri ehl-i dalaleti tenfir ettikleri halde hizbüşşeytanın çok defa galebe etmesinin hikmeti nedir? Ve ehl-i hak, her vakit şeytanın şerrinden Cenab-ı Hakka sığınmasının sırrı nedir?
Herhangi bir şeyin yaratılmasında veya icadında, şeytanların zerre kadar katkı imkanları ve tesirleri yoktur. Allah (cc) ve hak ve hakikatin güzelliği bizden yanadır. Ve tüm bu güzellikler; teşvik edici güzelliklerdir. Dalalet; hakkın, hakikatin, hikmetin, adaletin, fıtratın ve insaniyetin zıddıdır. Bunlar dalaletten nefret edildiğini gösterir ve dalalet yolunda gidenlerin, dalalet mesleklerinde herhangi bir cazibe ve güzellik söz konusu değildir.
Sorumuzu özetliyecek olursak olursak şeytanın tesir etme özelliği olmadığı gibi vesvese vermekten başka birşey elinden gelmez ve dalalet çok çirkin bir yoldur ki cazibesi yoktur. Hak yolu ise bunun tersidir. Hem Allah (cc) hem hak hem hakikat hem hikmet hem adalet tüm güzellikler ve cazibeler ehl-i haktan yanadır. Böyle olduğu halde ehl-i hakkın her vakit şeytandan Allah (cc)'a sığınmasının sırrı nedir?
-Zarar verme fırsatı verilmemiş midir?
Tesir güç ve müdahele ister. şeytanlar müdahale etmezler sadece vesvese verirler. Ve vesveselerini güç kullanarak yaptırmazlar; yani zarara teşvik fırsatı her zaman verilmiştir ama zararı yaptırması kişinin o vesveseyi kabul etmesiyledir. Kabul etmese o vesvese işe yaramayacak ve insan manevi terakki kazanacaktır, cihadı kazanmış olacaktır.
Elcevap:Hikmeti ve sırrı şudur ki: Ekseriyet-i mutlaka ile dalalet ve şer, menfidir ve tahriptir ve ademidir ve bozmaktır.
İçki içmek şerdir. İnkar etmek varı yok saymaktır. Eğer içki içersek günah işleriz. Ama içkinin günah olmadığını söylersek: Küfre girmiş oluruz.
Mesele namaz kılmak vücuddur. Abdest almak vücuddur. Namazın her bir harekti vücuddur. Ama namazı kılmamak ademdir, yokluktur; vücudu, ademe mahkum etmektir. Dikkat edersek; namazı kılmakmı zahmet ister kılmamakmı? Namazı kılmak fiildir, kılmamak ise fiilsizliktir. Yani zahmetli bir iş yapmıyor; terk ederek tahrib etmiş oluyoruz. Sadece terk ederek namazın vücudunu; fiillerinin meydana çıkmasını engelliyoruz.
Ve ekseriyet-i mutlaka ile hidayet ve hayır, müsbettir ve vücudidir ve imar ve tamirdir. Herkesçe malumdur ki, yirmi adamın yirmi günde yaptığı bir binayı, bir adam bir günde tahrip eder. Evet, bütün aza-yı esasiyenin ve şerait-i hayatiyenin vücuduyla vücudu devam eden hayat-ı insan Halık-ı Zülcelalin kudretine mahsus olduğu halde, bir zalim, bir uzvu kesmesiyle, hayata nisbeten ademi olan mevte o insanı mazhar eder.
Bir insanın hayatı için sadece insanın vücudu kafi değildir. Toprak, su, hava, ışık yer ve gökler ve kısacası tüm kainatın vücudu lazımdır ki, insanın hayatı devam etsin. Demek insanın vücududa, bekasıda Halık-ı Zülcelal'in kudretine mahsusdur.
Bir cani gelir insanın bir damarını keser ve o hayata son verir. Hayatı icad etmek ne kadar masrafla oldu ama o hayatı yıkmak bir damarın kesilmesiyle o kadar kolay oldu. Ondandır ki tahrib kolaydır. Ehli Dalaletin yaptığı bunun gibi tahrib olduğundan onların yaptığı zulüm güç, kuvvet istemiyor. İşte bu sebepledir ki ehl-i hakkın, ehl-i dalalete, zalimlere mağlub olması zalimlerin kuvvetinden gelmiyor. Ehl-i hakkın mağlub olması da kuvvetsizliklerinden değildir.
İşte bu sırdandır ki, ehl-i dalalet, hakikaten zayıf bir kuvvetle pek kuvvetli ehl-i hakka bazan galip olabiliyor.
Bir cocuğu beslemek eğitmek yılları alır. Ama bir katil gelir bir darbe ile o yılların emeğini heder eder. çocuğun ölmesi bu katilin gücünden değil bilakis o katl mesleğinin kolaylığındandır.
Fakat ehl-i hakkın öyle muhkem bir kalesi var ki, onda tahassun ettikleri vakit, o müthiş düşmanlar yanaşamazlar, bir halt edemezler. Eğer muvakkat bir zarar verseler
وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ
(Akıbet takva sahiplerinindir." A'raf Suresi, 7:128. ) sırrıyla, ebedi bir sevap ve menfaatle o zarar telafi edilir. O kale-i metin, o hısn-ı hasin ise, şeriat-ı Muhammediye ve sünnet-i Ahmediyedir (a.s.m.).
Bizim her şer ve tahribatçıdan kurtuluşumuz olan kalemiz Kur'an-ı Kerim ve Sünneti Seniyye'dir. Bazan ibadetlerde fark ediyorum ki şeytan beni meşgul etmeye uğraşıyor. Resülü zişan a.s.v. efendimizi düşünüyorum ve şeytanın uzaklaştığını görüyorum, adeta dayanamıyor kaçıyor. Ama daha sonra tekrar geliyor; ne yapalım o gelecek bizde mücadele edeceğiz bu bizim cihadımızdır.
özetlersek;
şeytanın icad ve vücudda müdahalesi, herhangi bir yaptırım gücü yoktur. Vesvese ve bizim korku damarımızı işlettirmekden başka elinde silah bulunmamaktadır. İşin şer tarafına sevk etmek ister, insan kabul etmezse tesir edemez. Ehl-i dalaletin gücü yoktur, zira meslekleri icad değil, vücud değil, yıkmaktır.
-Eh-i Dalalet nedir?
Ehl-i dalalet demek hakdan yüz çevirmiş, sapık yolda gidenler diyebiliriz. Onların mesleği binayı yıkmak gibidir, fazla kuvvet istemez; ondandırki pis meslekleri kolaydır. Bazan bize, ehl-i hakka galib gelebilirler ama bizim Rabbimiz var. Eğer savaşda mağlup olsak sadece dünyada mağlup olmuş oluruz. Ahirette yine kazanan bizler oluruz. Ama yok Allah (cc) muhafaza iman mücadelesinde mağlup olursak hem dünyada hem ahirette mağlup oluruz.