Gmail Takvim Dokümanlar Reader Web diğer »
Son Ziyaret Edilen Gruplar | Yardım | Oturum açın
Google Grupları Giriş
Büyükşehir Çalışıyor: Bir günde 70 köpek nasıl öldürülür?
Şu anda bu grupta ilk sırada gösterilen çok fazla sayıda konu var. Bu konuyu ilk sırada göstermek istiyorsanız, bu seçeneği başka bir konudan kaldırmalısınız.
Talebiniz işlenirken bir hata oluştu. Lütfen tekrar deneyin.
bayrak
  1 ileti - Tümünü daralt  -  Tümünü şu dile çevir: Çeviri (Tüm orijinalleri görüntüle)
İleti gönderdiğiniz grup bir Usenet grubudur. Bu gruba ileti gönderdiğinizde İnternetteki herkes e-posta adresinizi görecektir.
Yanıt iletiniz gönderilmedi.
Yayınınız yöneticiler tarafından onaylandıktan sonra görüntülenecek
 
Gönderen:
Kime:
Cc:
İzleyen:
Cc Ekle | İzleyen Ekle | Konuyu Düzenle
Konu:
Doğrulama:
Doğrulama amacıyla, lütfen aşağıdaki resimde gördüğünüz karakterleri veya erişilebilirlik simgesini tıkladığınızda duyduğunuz rakamları yazın. Dinleyin ve duyduğunuz sayıları girin
 
umut  
Profili göster  
 Diğer seçenekler 2 Kasım, 09:02
Kimden: umut <yesilana...@yahoo.com>
Tarih: Sun, 1 Nov 2009 23:02:00 -0800 (PST)
Konu: Büyükşehir Çalışıyor: Bir günde 70 köpek nasıl öldürülür?

Büyükşehir Çalışıyor: Bir günde 70 köpek nasıl öldürülür?

İstanbul
Büyükşehir Belediyesi, Hasdal Geçici Hayvan Bakımevi adıyla bilinen
barınakta 16 Ekim 2009 günü, 70'ye yakın yavru köpeği kuduz şüphelisi
olarak öldürdü.

Bizlerle
birlikte sokaklarda yaşayan, devletin acımasız tehdit ve müdahalelerini
bizlerden daha çok, her dakika enselerinde hisseden hayvanlar, devletin
paralı uşakları tarafından İstanbul'un çeşitli bölgelerinden uyuşturucu
tüfek ve boyun kancalarıyla toplanarak barınaklara naklediliyor. Bu
nakliyat esnasında yolda yüksek dozda uyuşturucuya dayanamayan köpekler
kapalı kamyon kasalarında can çekişerek ölüyor. Hayatta kalanlar da
sokaklarda daha fazla üreyemesinler diye belediyenin kasapları
tarafından kısırlaştırılıyor (*), üreme organlarını kaybeden bu
hayvanlar ameliyattan hemen sonra karga tulumba taşınarak ıslak, buz
kesmiş zeminin üstüne, bir çuval gibi fırlatılıyor, idrar ve dışkı ile
kaplı fayansların üstünde saatlerce anesteziden çıkmak için
debeleniyor, hatta kimisi anesteziden çıkamıyor bile, oracıkta can
veriyor. Ameliyattan sonra yaşamayı beceren hayvanların ameliyat
yaraları enfekte oluyor, dikişleri patlıyor, açılan dikişlerden
bağırsakları dışarıya dökülüyor. Tüm bunlara rağmen yaşamakta direnen
hayvanlara gelince... Devlet tarafından, halk ve çevre sağlığını tehdit
ettikleri iddiasıyla bu hayvanlar, tıka basa dolu barınaklarda aç -
susuz kalıyor ve birçok hastalık kapıyor, açlıktan ölmeleri için şehrin
en ücra köşelerine, dağlık ve ormanlık alanlara sürgüne gönderiliyor,
eski sokaklarına geri dönmek için ya da karnını doyurmak için yola
çıktıklarında ise çoğu eziliyor. Bu sürgün yerlerinde nadiren sağ kalan
hayvanlar da zehirlenerek ya da ateşli silahla vurularak öldürülüyor.
Kısacası hayvanların sokaklardan arındırılması için insanüstü bir
gayretle çalışılıyor. Yani gerçekten "Büyükşehir Çalışıyor".

Geçen
sene bayram harçlığını çıkarmak için kağıt mendil satan 13 yaşındaki
Bülent Çalıkıran'ı öldüren, "Rahatınız ve huzurunuz için varız" sloganı
ile görev yapan zabıtaların daha düne kadar, diğer belediyelerde
görevli zabıtalarla ortak operasyon düzenleyip hayvanseverlerin
evlerini, barınaklarını basarak hayvanlara binbir eziyetle el
koyduğunu, el koydukları bu hayvanları kendi barınaklarında aç, susuz
bırakarak öldürdüklerini, çöp karıştırarak beslenmekte olan hayvanları
çöp konteynırının yanı başında, ağızlarındaki çöp parçasını dahi
yutamadan, tüfekle vurarak öldürdüğünü, ölümden kaçanların peşinden
sürek avı düzenlediğini, sadece süt emerek beslenebilen yavru
köpeklerin gırtlaklarına kadar ellerini sokarak zehir yutturduğunu;
üstleri tarafından barınaklara adeta sürgüne gönderilirmişçesine atanan
temizlik işçilerinin üstlerine duydukları büyük öfkeyle ve hayvanlar
için temizlik yapmayı "aşağılayıcı" bir görev olarak görmeleri
nedeniyle hayvanlara yine "insanüstü" bir şiddet uyguladığını,
üniversitelerle yapılan protokollerle barınaktaki  hayvanların deney
hayvanı olarak fakültelere gönderildiğini unutmadık. Unutamıyoruz,
çünkü bu kokuşmuş zihniyetin ürünleriyle her gün karşı karşıyayız. Ve
bu zihniyet halen devam ediyor ki bugün hayvanlar, gencinden yaşlısına,
özürlüsünden sağlıklısına katlediliyor. Öldürmeye programlanmış
devletin paralı uşakları cinayetleri meşrulaştıran yasaları uyguluyor,
üstlerinden gelen katliam emirlerini yerine getiriyor, kısacası
barınakta, sokakta, her yerde öldürüyor! Öldürmeleri için bir "şüphe"
yetiyor, ne de olsa şüphelendikleri anda istedikleri kadar canlıyı
öldürebilecek devletin sonsuz gücüne ve yetkisine sahipler.

Devlet,
her yıl, farklı dönemlerde, kendi mülkî idare amirlerinden sermaye
liderlerine, jandarmasından polisine kadar bünyesinde barındırdığı
Hayvan Sağlığı Zabıtası Komisyonu adı altında toplanarak ürettikleri
senaryo dahilinde hayvanları nasıl imha edeceğine karar veriyor. Bu
kararlarla, her toplantı sonunda ürettiği senaryolarıyla, toplumda
kuduz paranoyası yaratarak "biyolojik savaş unsuru"ymuşcasına
hayvanlara karşı insanları kışkırtıyor, toplumda her daim varolan
"kendisinden farklılara tahammülsüz" ve sokakların bu "kendisinden
farklılar"dan arındırılması gerektiğini savunan kesimin desteğini
alarak yeni katliamlar düzenleyebilmek için zemin hazırlıyor.

Geçtiğimiz
günlerde, aylardır kuduz karantinası altında ve devletin yasalarına
göre bu bölgeden hayvan çıkarmanın yasak olduğu (**) Habibler
bölgesinden köpek toplama emrini alan belediye ekipleri, topladıkları
köpekleri Hasdal'daki barınağa getirmiş, bu köpeklerin içinden bir
yavru köpek diğer yavruların bulunduğu bölüme konulmuştur. Hiçbir
hastalık belirtisi göstermeyen, davranışlarında herhangi bir aykırılık
olmayan bu yavru köpek, ertesi gün ölü şekilde bulunmuş, belediye
görevlileri ölen köpeğin bu bölümdeki diğer yavrulardan birkaçını
ısırdığını, ısırılan köpeklerin de anında (!) salya  akıtmaya başladığını iddia etmiştir.

"Bir
günde bir canlının kudurabileceğini iddia edecek kadar" bilimsel
gerçeklerden uzak bir şekilde çalışan, üstlerinden ve patronlarından
aldıkları her emri toplum ve halk sağlığı menfaatini düşündükleri
iddiasıyla yerine getirerek devletin daimi uşaklığını yapan, devlet
tarafından kendilerine verilmiş unvanları "paye" olarak görüp canlılara
hükmetmek için, onların yaşamlarının sonlandırılmasına karar
verebilecek kadar kullanarak komplekslerinden arınmaya çalışan,
sokaklarda kıt kanaat yaşayan bu canlıların yaşamlarını kolaylaştırmak
yerine onları imha etmeyi benimsemiş ve gözlerini kırpmadan canlı
öldürebilen bu zihniyet, daha önce birçok kez yaptığı gibi müşahede
altına almadan, hiçbir karantina tedbiri uygulamadan 16 Ekim günü 70'ye
yakın yavru köpeği kuduz olabilecekleri bahanesiyle katletmiştir. Hekim
olduğunu iddia eden, belediyenin müdürü Gençdal'ın ifadesine göre bu
katliam, ötanazi ile değil, kendi yöntemleri ile yapılmış ve katledilen
hayvanların ölüleri delil olarak kullanılmamak üzere yok edilmiştir.
Bu
hayvanları, yarım asırdan fazla bir süredir hayvanların öldürülmesi
için varolan, cinayetleri meşrulaştıran 3285 sayılı Hayvan Sağlığı
Zabıtası Kanunu (***) ile Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker öldürdü,
tamamı hayvanların aleyhinde olan devletin yasalarını destekleyen,
kraldan çok kralcı hayvansever grup ve dernekler öldürdü.

Bu
hayvanları, katliamların yasal dayanağı olan sözünü ettiğimiz kanunu
eksiksiz uygulamakta kararlı olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi
Başkanı Kadir Topbaş ve Veteriner İşleri Müdürü Hasan Gençdal öldürdü.
Bu
hayvanları, yıllardır uydurma raporlar tanzim ederek katliamları
meşrulaştıran Pendik Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü'nün
müdürü Muhammet Aksın öldürdü.

Bu
hayvanları, kendi devletinin yasasını bile bile karantina bölgesinden
hayvan toplatan, kendilerine hekim diyen, barınağın sorumluları,
Veteriner İşleri Müdür Yardımcısı Recep Zafer ve Ahmet Bölükbaşı bir
günde öldürdü.
Bu  hayvanları devlet öldürdü. Öldürdü, çünkü devlet kendini,  korkutarak, sindirerek, susturarak, öldürerek kanıtlar.

2010
İstanbul Kültür Başkenti projesi nedeniyle İstanbul sokaklarında
yaşamlarını sürdürmeye çalışan canlılara yönelik hak ihlallerinin
artacağını düşünüyoruz. Çünkü devlet, yıllardır aynı sokağı paylaştığı
hayvana bile tahammül edemeyen, günden güne yoksullaştırılan,
köleleştirilen, aç, para uğruna birbirlerini öldürebilecek raddeye
getirilen insanların doldurduğu İstanbul sokaklarını 2010 için
modernleştirecek, yurtdışından gelecek olan misafirlerine kültürü
sokaklara bizzat kendi eliyle karış karış nasıl dağıtmış olduğunu
gösterecek, tıpkı 1996 yılında yapılan Habitat Zirvesi'nde olduğu gibi.
İstanbul sokaklarında yaşayan hayvanlar, eski zirve hazırlık
dönemlerindeki gibi toplanacak, çoğu kaybedilecek ve öldürülecek. Her
zaman minareyi kılıfına uydurup kollarını sıvayan devlet, tüm bu
katliamlara  dayanak olması için yine kendi eliyle her semtte pıtrak
gibi kuduz vakaları yaratacak. Tabii sokak çocukları da devletin bu
kendini ve rüşdünü ispat kompleksinden nasibini alacak.

2007
yılında Bandırma'da 280 köpeğin aynı gerekçeyle bir gecede
katledilmesinin ardından bu barınaktaki hayvanların boğazlanması ve o
günden bugüne yaratılan sahte kuduz vakalarından anlaşılıyor ki devlet,
bu planlı cinayetlere devam edecek.

Bu
cinayetleri engellemek için devletin tamamen canlıların üzerinden elini
çekmesini, varlığının ispatı için canlılara uyguladığı tahakküme son
vermesini, katliam araç-gereçleriyle donatılmış, çıkardığı modernleşme
(!) yasalarına rağmen, halen varolan itlaf ekiplerini ve veteriner
işleri müdürlüklerini lağvetmesini, her gün yüzlerce hayvanın ölmesine
neden olan, sokaklardan ve bizlerden kopardıkları hayvanların yaşamsal
ihtiyaçlarını dahi karşılamaktan aciz, devlete ait barınak ve bakım
merkezlerini derhal bizlere teslim etmesini istiyoruz.

Bağımsız  Hayvan Hakları Savunucuları
Notlar:
(*) Kısırlaştırma
müdahaleleri çoğunlukla ihaleler düzenlenerek taşeron şirketlere
yaptırılıyor. Belediye, kapitalist sistemin bir gereğini daha yerine
getirerek hem "gereksiz" gördüğü hayvanlarla boşa vakit geçirmemiş
oluyor, hem de kendilerinin ve belediyeden geçinen elleri kanlı şirket
sahiplerinin ceplerine doldurdukları ve adeta taptıkları paranın
miktarını katlıyor.

(**)
3285 sayılı HSZK / Uygulama Yönetmeliği, Madde 119/h: Kuduz
hastalığından veya bulaşmadan şüphe edilen hayvanların bulundukları
yerin dışına çıkarılmasına izin verilmez.

(***)
3285 sayılı HSZK / Uygulama Yönetmeliği, Madde 119/a: Kuduz hastalığına
yakalanmış ve kuduz hayvan tarafından ısırılan hayvanlar tazminatsız
olarak öldürülür ve imha edilir.
Madde
119/c: Kuduz hastalığı çıkan yerdeki sahipsiz ve başıboş köpekler
köylerde muhtar ve ihtiyar heyetince, kasaba ve şehirlerde belediye
zabıtasınca tazminatsız olarak öldürülür ve imha edilir.

www.internationala.org


    Yanıtla    Yazarı yanıtla    Yönlendir  
İleti gönderebilmek için önce Oturum açmalısınız.
İleti gönderebilmek için önce bu gruba katılmalısınız.
İletinizi göndermeden önce lütfen abonelik ayarları sayfasında rumuzunuzu güncelleyin.
İleti göndermek için gerekli izne sahip değilsiniz.
İletilerin sonu
« Tartışmalara Dön « Daha yeni konu     Daha eski konu »

Grup oluştur - Google Grupları - Google Ana Sayfa - Hizmet Şartları - Gizlilik Politikası
©2009 Google