*"sandılar yanlızlığımız
suskunluğumuz olacak
suskunluğumuzun bahanesi olacak
yalnızlık.
sandılar sesi soluğu çıkmaz
kolu kanadı kırık insanımın.
bilemediler dağın, taşın
açan tomurcuk, uçan kuşun
ak öfke kesileceğini...
bilemediler her inançlı
bir kıvılcım taşır
böyle günlere..."*
*Salih MİRZABEYOĞLU*
*"Aydınlık Savaşçıları-Moro Destanı"ndan*
*1979***
* *
* *
*80. Sayı Çıktı…*
*TÜM BAYİLERDE!..*
* *
*
E. Uslu! Dürüst Ol ve De ki;
"HZ. ÖMER TERÖR ÖRGÜTÜ"**
Osman HALİD
*"Gladio'nun yayın organı Bertaraf gazetesinde E. Uslu denilen akıl yoksunu
bir tombiş var. Bu tombiş, "isteyen yapar, isteyen yapmaz" düşüncesinin
ideolojisi olan liberalizm anlayışına mensup.
Aslında bu düşünce, yani "isteyen yapar, isteyen yapmaz" düşüncesi
inançsızlığın ifadesi olduğu gibi, böyle bir düşünceye sahip olmak için de
ancak odun olmak lâzım. Gerçi bütün odunlar da liberal çapulcu.
Kendini oldukça zeki zanneden bu tombiş, beraber olduğu diğer Amerikan
cariyeleriyle beraber aklınca "Ergenekon" operasyonunu bitirdi, gözünü şimdi
bize dikti. Aslına bakarsanız, bunlara başından beri tevdi edilen görev,
gerçek Müslümanlara karşı Amerika'nın tetikçiliğini yapmaktı. Nasip
Ergenekon'dan sonraya imiş.
Ne dediğini ve sözünün nereye gittiğini bilmez /bilir bu tetikçi,
saldırılarına "ulusalcı-İBDA-C ilişkisi" diye başladı, Amerikan konsolosluğu
önünde "İBDA-C üç polisi şehit etti" hinliğiyle devam ediyor."*
Devamı BARAN Dergisi 80 . Sayıda...
**
**www.barandergisi.com*
* *
**** *
* *
*78. Sayı'dan BAŞLIKLAR*
*Sohbet-Konferans*
Darbehan GÖKTÜRK
*(Geçen sayıdan devam)*
"(…) İnsan ömrü, bir ölüm-kalım mücadesinin bazen yüz yıllara yayılan
süresiyle kıyaslanmayacak kadar kısa. Mücadele süresini kendi ömründen
ibaret saymak gibi bir yanılgıya sürüklenirseniz, o süre içinde kaybedilmiş
bir muharebeye bakıp, savaşın nihaî olarak kaybedildiğini zannedebilirsiniz.
Yani, "Ben göremeyeceksem, demek ki zaferi kazanamayacağız" gibi bir
egoistlik... Unutmayın, bir savaşı, o savaş boyunca yapılan muharebelerden
birini kazanan değil; gerektiği taktirde, hangi muharebeyi, hangi şartlarda
kaybetmesi lâzım geldiğini hesaplayıp, hesabını düşmana kabul ettirerek
"yenilmeyi bilen" uzun soluklu iradeler kazanır. Meşru Irak yönetiminin
ebediyete kadar Devlet Başkanı vatan mücahidi şehit Saddam Hüseyin, böyle
bir iradenin sahibi...
Bahis konusu ettiğimiz yazısının açılışı itibariyle vatansever saflarda
düşünmek istediğimiz Erol Manisalı'da gördüğümüz hastalık, Mahir Kaynak'ta
çok ağır bir tabloyla seyreden, düşmanı "yenilmez tanrılaştırma"
hastalığıdır arkadaşlar. Öyle ki, ne yaparsanız yapın, mutlaka yenilmezlik
vehmettikleri "Amerikan tanrısı" dedikleri şey istediği için öyle olmuştur.
Meselâ, İstiklâl Savaşı kazanılmadan evvel, Mustafa Kemal'i "dünyanın dışına
düşmüş maceraperest kara cahil işsiz kalmış bir general eskisi" olarak gören
bir zihniyetle zamanın ABD Devlet Başkanı Wilson'a adetâ Türkiye'yi
"Özgürlük Operasyonu"yla kanatları altına almasını ricâ eden mektuplar
döşenen; fakat Büyük Zafer kazanıldıktan sonra Mustafa Kemal'in "ne kadar
ileri görüşlü tam bağımsızlıkçı bir lider olduğunu", ona yağ çekerek
söyleyenler; eğer Büyük Taarruz mağlubiyetle sonuçlanıp, Mustafa Kemal
hakkındaki idam kararı infaz edilerek katledilmiş olsaydı, ardından
muhtemelen şöyle diyeceklerdi;
"Sen kiiim, üzerinden güneş batmayan İngiliz İmparatorluğuna kafa tutmak
kim. Ee, söyledik ama dinletemedik. Teröristlik yaparsan, işte böyle
olur!"...
*Devamı BARAN Dergisi 80. Sayıda***
* *
*Düzen Değişimi
*Av. Güven YILMAZ
"<Sosyal bir varlık olarak insan, ya karar karar alıcı durumdadır ya da
kararın mevzuunu teşkil eden konumdadır. Gösterilecek tavrın "karar alma"
mekanizmasına doğru olması, hayata hakim kılınmak istenen bir düşünceye
mensup olmayı gerektirir. Bunun diğer bir anlamı da iktidara talip olmaktır.
İdeal düşüncenin yanında, iktidara talip olmak, şahsi veya bir zümreye maddi
bir çıkar ve nüfuz sağlama amacını da güdebilir. Hangi amaç için olursa
olsun, kişi veya gruplar bir yandan karar alma mekanizmasına doğru
bulundukları konumu ortaya koyarlarken diğer yandan da iktidara sahip olma
ve düzen değişimi sağlamanın yolunu tayin etmek durumundadırlar.
Değişimin yolları kısaca şu:
a) Askeri Darbe
b) Hukuki Yoldan Gelme ve Darbe Yapma
c) Halk İhtilali> "
*Devamı BARAN Dergisi 80. Sayıda...*
*SORUŞTURMA... SORUŞTURMA... SORUŞTURMA... SORUŞTURMA... SORUŞTUR
TAYYİP İTİKADINDAKİ BOZUKLUĞU İTİRAF ETTİ:
"BEN NE ŞİÎ'YİM, NE SÜNNÎ'YİM!"
BARAN Haber
*BOP'un Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan, Irak'ta yapılan tecavüz ve katliamlara
verdiği desteğin ücreti olan payı almak üzere gitti Irak'a… Ve, Irak'lı
işbirlikçiler tarafından bayram yapılarak karşılandı, ayaklarının altına
kırmızı halılar serildi, yağlı sofralar donatıldı…
Tayyip de bu yağlı sofraların verdiği gazla, iştahı o kadar açılmış olmalı
ki, "Ben ne Şiî'yim, ne Sünnî'yim; ben müslümanım!" diyerek, Irak'taki
çapulun devam edebilmesi için mezhep mücadelesinin bitmesi gerektiğini,
kendisinin de bu yolda mezhepleri filan umursamadığını açığa vurmak
suretiyle, itikadındaki bozukluğu itiraf etmiş oldu. Bu itiraf aynı zamanda
işbirliği ve dünya menfaatleri için neler yapabileceğinin de bir işaretiydi
aslında.
*Devamı BARAN Dergisi 80. Sayıda...*
*
Başbakan'ın Mezhebi ve Meşrebi Ne ?
**Mustafa ÖZCAN
*"Başbakan Erdoğan, Bağdat ziyareti sırasında tartışmalı bir ifade kullanmış
:" Ben ne Şiiyim ne Sünniyim, ben Müslümanım !" demiş. Bu söz karşısında ne
söyleyebilirsiniz : Dam üstünde saksağan vur beline kazmayı! Yine de bu söz
karşısında mankurtlaşmış tiplerin şapka çıkaracağını hayal edebilirsiniz. Bu
tipler günümüzde ne kadar da çok. Mantar gibi bitiyor. Lakin bizzat kendisi
'büyük lokma' yerine büyük konuştuğunu fark etmiş olmalı veya sözünün
vahametini kavramış olmalı ki, akabinde şöyle diyor :" Biliyorum, bu
sözlerime tepki gösterenler, siyaseten kızanlar olabilir. Ama birinin de
kalkıp bunu söylemesi lazım…" Anlaşılan kahramanlığa soyunmuş. "
*Devamı BARAN Dergisi 80. Sayıda...
**
Bir Müslüman Bilerek Böyle Konuşamaz!
**Mahmut TOPTAŞ:
*BARAN: Sayın Toptaş, bir Müslüman "ben ne Şiî'yim ne Sünnî'yim, sadece
müslümanım!" diyebilir mi?
M. TOPTAŞ: Sormak lâzım, neyi kastettiğini…
BARAN: Hocam, kastedilen açık ve "şeriat zahire göre hükmeder" ölçüsü var…
Ve bu sözü söyleyen kişi söylediğinin şuurunda… Tayyip Erdoğan bu sözü
Irak'ta sarfetti…
M. TOPTAŞ: Onun öyle bir şey söylediğini zannetmiyorum… Söylemişse bile neyi
kastettiğini sormak gerekir, o kadar da bilgisiz değildir… Önemli olan neyi
kastettiğidir…
*Devamı BARAN Dergisi 80. Sayıda...
**
Böyle Konuşan Adamın Müslümanlığı Ütopiktir!
T. Hakan ALP:
*BARAN: Hakan Bey; fıkıhta "soru sorma usûlü"dür. Sorumu şöyle sorayım:
"Zeyd 'ben ne Şiî'yim, ne de Sünnî'yim. Müslümanım!' dese, bu sözün ve
söyleyenin hükmü nedir?"
H. ALP: "Ne Şiî'yim, ne Sünnî'yim" derse... Eğer, Sünnîlerden şu ân toplumda
yaşayan Sünnî topluluğu kastediyorsa; Şiîlerden de şu ân dünyada yaşayan Şiî
topluluklarını kastediyorsa...
BARAN: Evet, evet... İran ve Irak Şiîleri kastedilen...
H. ALP: Yani, "ben ne Türkiye'de olduğu gibi Sünnîlerdenim, ne de İran da
olduğu gibi Şiilerdenim!"... Belki bu söz Şiîler açısından hakikat olabilir
ama, Sünnîler açısından... Sünnîler, hakkıyla Sünnî değildir; bu mânâda. Şu
ânki temsilcilerini nefy ve redd sadedinde eğer bunu söylüyorsa niyetine
bakılır yani... Yani, ben gerçek Sahabî gibi, Tabiîn gibi, Tebe-i Tabiîn
gibi, Selef gibi Sünnî'yim" demek istiyorsa o makuldür. O zaman sözünde bir
mecaz vardır, müsamaha vardır...
Ama yok, bunu kastetmiyor da Sünnîliğin hakikatini kastediyorsa; "ben -Ehl-i
Sünnet anlamında- Sünnî de değilim!" (bugünkü temsilcilerinden bağımsız
anlamda) bu adam tehcîr edilir, "cahil" olduğuna hükmedilir ve buna izah
edilir. Denir ki; "senin Sünnî dediğin şey, İslâm'ın Allah Resûlü'nden,
Sahabî ve Tabiîn vasıtasıyla tevarüs edilen İslâm'ın kendisidir, özüdür!
Orijinal hâlidir, Allah tarafından tasdik edilmiş hâlidir! Sen şimdi bu
olmadığını mı söylüyorsun?! Sünnîlik budur!.. Sen ya bu kelimenin mânâsını
bilmiyorsun, ya da mânâsını bildiğin hâlde mânâsını da üstlenmek
istemiyorsun... Bundan mı itiraz ediyorsun? Bundan mı içtinâb ediyorsun?"
denilir.
Buna, "evet, bundan içtinâb ediyorum, bana Kur'ân yeter!" derse bu adam
tekfir edilir yani! Müslümanlıkla bir alâkası kalmaz! Çünkü, Sünnet
Müslümanlık demektir!"
*Devamı BARAN Dergisi 80. Sayıda...***
*70 Milyon, Batılı Firavunların Ehramlarına Taş Taşıyoruz!
*Kâzım GÖKBAYRAK
"Uluslararası sermayenin yani AB-D emperyalist sistemin sömürü ve işgali
altındayız; siyasî, hukukî, ahlakî, iktisadî, askerî vs. her sahada
Batılıların güdümündeyiz.
Eşya ve hadiselere karşı tavrımız olan ahlâkımızdan tutun, hayat tarzımıza
kadar Batılıların kültürel, siyasî ve iktisadî tesiri, yönlendirmesi ve
işgali altındayız. Tuvaletimize kadar değiştirdiler, insan ilişkilerimizi
bozdular, dilimizi-kültürümüzü, geleneğimizi bozdular.
Estetiğimizi de öldürdüler. Bu çok önemli; estetiği olmayan insan, ahlâkı
olmayan insan, cemiyet ve millet vasfını da yitirmiş demektir.
Batılılar, iktidara getirdikleri işbirlikçilere gardiyanlık görevi karşılığı
ekonomik destek vermekteler, maaş ödemekteler, sömürü düzenine göz kulak
olsunlar diye. Onlara iktidar koltuklarını bahşederek önlerine birer kemik
atarlar. Bal tutan parmağını yalar; sömürü düzenini yaşatan, o düzenden
nemalanır. Bunun için iktidarlar kaymak yeme yeri olarak bilinir."
*Devamı BARAN Dergisi 80. Sayıda...
*
*Emperyalistler Niçin Para Verir?
*Yıldırım KOÇ
"Geçtiğimiz yıllarda Avrupa Komisyonu Türkiye eski Temsilcisi Karen Fogg
bana iki defa proje teklif etti. İlk tekliften sonra önce kendimden
kuşkulandım. Bana böyle bir teklifte bulunmaya cesaret edebilmesine neden
olacak bir hatam mı oldu, emperyalizm karşıtlığında yeterince kararlı
gözükmedim mi acaba diye düşündüm. Bunun üzerine Avrupa Birliği emperyalizmi
konusundaki yazılarımı daha da sertleştirdim ve artırdım. Bir teklif daha
geldi. Bu kez gönül rahatlığıyla reddettim. Bugün de Avrupa Birliği
emperyalizmi konusunda aynı tavrımı sürdürüyorum. Benim iflah olmaz bir AB
düşmanı olduğumu artık kesin bir biçimde anlamış olsalar gerek ki, artık
teklif filan da gelmiyor.
...
Bugün yapılması gereken işlerden biri, Türkiye'de hangi kuruluşların ve
kişilerin, Avrupa Birliği'nden, ABD'den, Rusya'dan, Çin'den, İsrail'den,
başka herhangi bir yabancı devletten hangi ad altında olursa olsun nasıl bir
menfaat temin ettiğinin belirlenmesidir. Bugün para alan yarın buyruk alır.
Daha sonra da bu kuruluşların ve kişilerin ulusal çıkarlarımız konusunda
izledikleri çizgiye bakmak gerekir.
DİSK, Avrupa Komisyonu'ndan önce 150 bin Euro aldı. Daha sonra, DİSK, HAK-İŞ
ve KESK, üyesi bulundukları Avrupa Sendikalar Konfederasyonu aracılığıyla
Avrupa Komisyonu'nun 1 milyon Euro'luk bir eğitim projesini aldı ve "eğitim
yaptı". Bu kuruluşların Kıbrıs konusundaki tavrı nasıldı? Sözde Ermeni
soykırımı iddialarına karşı nasıl bir tavır aldılar? Emperyalistlerin
Türkiye'de azınlık yaratma çabalarına karşı ne yaptılar?
Soros, emperyalist güçlerin bir parçasıdır. Soros'un Türkiye'de oluşturduğu
Açık Toplum Enstitüsü'nün Danışma (Yönetim) Kurulu'nda HAK-İŞ Genel Başkanı
Salim Uslu da vardı. Soros'tan para alanlar arasında DİSK'e bağlı Dev Maden
Sen de bulunmaktadır. Soros'un kaynak aktardığı önemli bir kuruluş ise,
Tesev'dir. Bu kuruluşların milli davalarımız konusundaki tavrı nedir?"
*Devamı BARAN Dergisi 80. Sayıda...*
*Bağdat-Anadolu Hattında Süren
İSTİKLÂL SAVAŞI
*Av. Ali Rıza YAMAN
"Irak'ta verilen istiklâl savaşı Yeni Dünya Düzeni'nin kurulmasında hayatî
bir önemi haizdir. Bundan dolayıdır ki, Irak Kurtuluş Savaşı'nı başa ve
mihvere alarak konuşulan meseleler '2+2=4'den daha bir matematikî bir
kesinlik belirtir.
'Her gözün görmediği ve her aklın almadığı', ama herkesin hayatına direkt
etki eden Irak Kurtuluş Savaşı'nı başa ve mihvere alırsak Amerikan işgalini
de, Türkiye'nin kuşatılmışlığını da, '1919 Şartları'nı da, Ergenekon
operasyonunu da daha iyi idrak ederiz. Ve daha önemlisi Salih
Mirzabeyoğlu'nun niçin esir tutulduğunu da…
Irak İstiklâl Savaşı'nı başa ve mihvere alarak mesele konuşan bir kişi;"
*Devamı BARAN Dergisi 80. Sayıda...
*
*Devlet Bize Karşı!*
Türk Gençliği Hareketi Genel Başkanı; *Cem KILIÇ*
"Evet, devlet bize karşı. Bu devletin adı; Türkiye Cumhuriyeti. Bana hiç
kızmayın, bu devletin adı tamı tamına "Türkiye Cumhuriyeti!"
Hani yedi medeniyete karşı şu atalarımızın taşla, sopayla verdiği Kurtuluş
Savaşı ile varolan Türkiye Cumhuriyeti var ya; bugün, o insanların
torunlarına karşı...
Aslında bize karşı olan Türkiye Cumhuriyeti değil Türkiye Cumhuriyeti'ni
yönetenler ama, bu konunun detayları çok başınızı ağrıtır.
Aslında ne olduğu, kimler oldukları da önemli değil ama kimileri için önemli
işte...
Puşt bunlar, bunlar godoş. Bunlar "vatan" bilmez, "bayrak" bilmez,
"bağımsızlık" bilmez bir avuç üçkağıtçı ve şerefsiz. Biz bunları isim isim
yazdık defalarca ve yazmaya da devam edeceğiz. Allah'tan başka korktuğumuz
hiçbirşey yoktur Allah'a şükür...
Bu devlet, ya da bu devleti yönetenler bize karşı çünkü; biz yalnız ve
yalnız bağımsızlık isteyenleriz. Onlar, Avrupa Birliği üyeliği ve ABD
müttefiki olmak isteyenler. Bize bu sebeple karşılar. Biz Türk'üz..."
*Devamı BARAN Dergisi 80. Sayıda...
**
--------------------------------------------------------------------------- ------
Salih MİRZABEYOĞLU:* *İNSAN*
*
--------------------------------------------------------------------------- ------
*
Röportaj:
Yılmaz DİKBAŞ:
*"Ergenekon Davası"
Başından Sonuna Kadar
Pis Kokan Bir Davadır!
*"Türk halkına tepeden bakanlar. Bunlar kendilerin "seçkinler" diyorlar.
"Seçkin ve seçilmişler" bunlar tepeden şöyle bakıyorlar: "Yeteneksiz,
beceriksiz", açıkça da söylüyorlar. Çetin Altan denen alçak dönek şöyle
söylemedi mi? "Türkiye'yi Türkler yönetti şimdiye kadar. Nasıl yönetti?"
Nasıl yönetti diye duruma bakınca durum kötü. "Öyleyse Türkler yönetemiyor,
bırakın yabancılar gelsin yönetsin." Bunu açıkça yazdı. Daha ne desin adam
yahu! Soru cevap yapıyor, yazısını öyle kurgulamış.
...
Şimdi bu Mehmet Altan, Avrupa Birliği'nin başkenti Brüksel'e gitti. Ona
orada mecliste konuşma hakkı verdiler. Ne anlatıyor biliyor musunuz?
Eleştirmek için söylemiyorum. Bir şeyi iyice vurgulamak için söylüyorum:
"Ben Cizvit papazları tarafından okutuldum!" diyor. Saint Joseph'te
İstanbul'da okumuş ya... "Ben" diyor, "Sizdenim!" "...onlar beni eğitti"
diyor, devam ediyor. "Benim oğlum da şimdi benim okuduğum okulda Saint
Joseph'te okuyor" diyor. Ondan sonra dönüyor, "Ben diyor öğrenciyken geldim
buraya Brüksel'de bir park var, gezdim." İşte ünlü Fransız yazarları,
Alexander Dumas'yı, Gustav Flaubert'i, anlatıyor, anlatıyor. Bütün bunları
toplarsanız şunu söylemek istiyorum: "Ben sizdenim!.. Bakmayın benim böyle
saçım sakalım birbirine karışmış. Esmerim, siyahım, tenimin rengi de pek
size benzemiyor ama Allah aşkına ben sizdenim! Beni kendinizden görün!.."
Son üç-dört dakikalık konuşması da Türkiye'yle, Cumhuriyet ve Kemalizm'le
ilgili... "Türk toplumu sizi anlayamamıştır" diyor onların hoşuna gidecek
şekilde... Şimdi bu bakış açısına sahip kişiye biz küfür ederek konuşamayız.
Şudur budur da diyemeyiz. Çünkü o kendisini oradan görüyor. O zaman ona biz
diyoruz ki, "Gönüllü devşirme". Bu devşirme, devşirilmiş, oranın adamı
olmuş. Oranın ağzıyla o taraftan konuşan adamın buradaki problemleri
anlaması, bizimle beraber bunlara çözüm bulması mümkün mü?
...
Ergenekon tamamen Batı'nın, Amerika'nın ve Avrupa Birliği'nin birlikte
organize ettiği, Türkiye'yi yıpratmak ve yıkmak için oynadığı oyunlardan
birisiydi, tezgâhtı. Ve dediğiniz gibi çok karışık isimler var. Şimdi, bir
yeraltı dünyasının adamı var; bir tümgeneral var. Bir rektör var; bir
gazetenin başyazarı var. Ve devletin koruması altında olduğunu öğreniyoruz.
İlhan Selçuk devletin koruması altındaymış. Böyle birbirinden kopuk ve bir
siyasi partinin genel başkanı var. Bir kanal var; açıkça konuşan, o güne
kadar yazan, söyleyen, belgelerle konuşup yazan… İşçi Partisi Başkanı'nın
söyledikleri, Ulusal Kanal'da konuşulanlar yalan ve iftira idiyse, o zamana
kadar niçin dava açılmadı? Değil mi? Hemen dava açılır. Bakın Yaşar
Büyükanıt, Fikri Sağlar'ı hemen mahkemeye vermiş. "
*Devamı BARAN Dergisi 80. Sayıda...
*
*Fettoş, Çevik Bir'e: "Üzerime gelme, İntihar ederim!" Demiş!
*Oğuzhan GÖZCÜ
"İslâm düşmanı, 28 Şubat harekâtının gizli plânlayıcılarından Fettoş,
dergimiz Baran'ın geçen hafta (79.sayı) yayınlanan mektubunda, 28 Şubat'ın
başmimarı ve Siyonizmin fedaîlerinden, dönme Çevik Bir'e yazdığı yalvarma ve
yalakalık ifadeleriyle dolu mektubunda, "üzerime fazla gelmeyin, intihar
ederim" demiş. Fettoş'un, 28 Şubat İslâm düşmanı harekâtın gizli
plânlayıcılarından biri olduğunu söyledik, onu da anlatalım:"
*Devamı BARAN Dergisi 80. Sayıda...
*
*Ruhlarınızı Nasıl Yıkayacağız Sizin?
*Serdar AKİNAN- İKTİBAS
"Karaköy'de dört yol ağzında dilenen bir yaşlı kadın vardır.
Zamanında Öküz dergisi kısa bir röportaj yapmıştı bu kadınla...
Hayatının neredeyse tamamını Türkiye kerhanelerinde harcayan bu kadın şimdi
elden ayaktan düşmüş yoldan geçenlerin verdiği iki kuruş parayla yaşam
savaşı veriyor.
Bu yaşlı kadında, belki zamanında iki üç kelime konuşmuş olmaktan dolayı,
beni derinden etkileyen bir yan vardır.
Hayata karşı duruşunda...
Tanıdığım birçok insandan daha namuslu, daha harbi, daha dik bir duruştur
bu...
Geçtiğimiz gün Nihat Genç'e ve bana malum cenahtan hakaret edildi.
İftira atıldı...
Özellikle Nihat, polis katillerinin hamiliği ile açıktan suçlandı.
Nihat Genç, Orhan Pamuk'la ilgili konuştuğunda da aynı koro onun 80 öncesi
Fatsa'daki bir katil olduğunu ileri sürmüştü."
*Devamı BARAN Dergisi 80. Sayıda...
*
*Türkiye'nin Demografik Tahlillerindeki İki Vahim Yanlış -III-
*Ali Haydar CAN
" "İslâm ve Türk düşmanlığı" müşterek hedefi etrafında yapılan bu hain
saldırı "laiklik ve Atatürkçülük" maskesiyle içten; "ılımlı
islâm/fettoşçuluk" maskesiyle de dıştan gizlenerek/kodlanarak/şifrelenerek
eşzamanlı ve koordineli olarak halen yoğun bir şekilde sürmektedir. Devletin
bütün etkili/yetkili/stratejik kurumları düşman kuvvetler ve onların yerli
işbirlikçilerinin birincil hedefidir... İkincil ve üçüncül hedefse aşağı
yukarı ele geçirilmiş olan iktisadî kurumlar ile medyadır...
Dikkat edilirse saldırı, bu ülkenin dinî ve etnik çoğunluğuna/ana omurgasına
karşı yapılan çok stratejik bir saldırıdır.
Bu saldırı başarıya ulaşırsa bu ülke ile birlikte bu ülkede yaşayan insanlar
da tamamıyla teslim alınacak ve tarihten silinecektir.
Bu saldırı "Laiklik ve Atatürkçülük" veya "ılımlı İslâm" gibi düşman
saldırısının birer silahı haline dönüşmüş bölücü kavramlarla püskürtülemez.
Bu saldırıyı püskürtebilmek için düşmana her cephede dişe diş göze göz bir
karşı saldırıyla mukabele etmekten başka çare yoktur... Çünkü bu, bu ülkenin
halkına karşı ilan edilmememiş/adı konulmamış bir savaştır... Bu Savaşın
nasıl kazanılacağı üç sayıdır göstermeye çalıştığımız üzere, ülkenin
demografik tablosunda açıkça görünmektedir: Sünnî İslâmlık şemsiyesi altında
birleşek (bütün müslüman etnik unsurlar ile Türklük şemsiyesi altında
birleşecek bütün diğer dinî/mezhebî/felsefî unsurlar... "
*Devamı BARAN Dergisi 80 . Sayıda...
*
*BARAN HABER:
- Nihat GEÇN'ten BARAN'a Açıklama
- Vahşi Batı'nın "Kahraman" Ramboları!
- Pastacı Hakan Albayrak!
*BÜYÜK DOĞU* İSTİKLÂL SAVAŞI:*
*- Taliban'ın Zafer Operasyonları!
- Yahudi İsrail'den İğrenç Teklif: "Ya Ajan Ol, Ya Öl!"
**Direniş Günlüğü:
- IRAK İSTİKLÂL SAVAŞI
- AFGANİSTAN İSTİKLÂL SAVAŞI
- FİLİSTİN İSTİKLÂL SAVAŞI
- ÇEÇENİSTAN İSTİKLÂL SAVAŞI
- SOMALİ İSTİKLÂL SAVAŞI
*Kültür-Sanat:
*İNSANIN İZİ YOK ARTIK
*Tabip dr. Mevlüt KATIRCI
"Artık mektuplara insan eli değmiyor. İnsan sesi yok. Nasılsınlar da, insan
dokunuşu yok; Selamlar da. İçine her türlü dosya giriyor, ama insan girmiyor
zarfların.
Mazruf, insan kokmuyor.
Harflerin üstüne gözyaşı damlamıyor, zarflar tükürükle yapıştırılmıyor.
Artık muhabbetlere insan eli değmiyor. Uzaktan endişe ediliyor sıkıntılara,
hastalıklara mesafelice geçmiş olsun deniliyor. Sevinçlere karşı balkondan
seviniliyor. Samimiyetler soğuk, soğukluklar buz gibi oluyor artık.
Gülümseme yüzeyden, acılar kasılan derilerden derine gitmiyor. Artık
yardımlara insan eli değmiyor. Paralar hesaplara EFT ile geçiyor. SMS ile
yollanıyor kuruşlar. Başlar sanal yolla okşanıyor, sırtlar e-posta ile
sıvazlanıyor. Artık cinayetlere insan eli değmiyor. Uzaktan patlatılıyor
bombalar. Düşman; aman diyemiyor, merhamet dileyemiyor namlunun ucundaki.
Füzeler hedefini kendi bulup vuruyor, kendine hedef bulamıyor cesaret."
*Devamı BARAN Dergisi 80. Sayıda...
*
*- "Şark'ın Cazibesi"
- Şiir: Dâvâların Dâvâsı*
* *
* *
* *
*www.barandergisi.com*
* *
* *
*BARAN Dergisi*
*Adres:** Emekyemez Mh. Gümüşgerdan Sk. No: 6/4 ŞİŞHANE - İSTANBUL*
*Tel-Faks:** (0212) 361 44 18*
*GSM:** (0555) 409 00 41*
*E-Mail:** baranderg...@gmail.com *
*WE**B: www.barandergisi.com *