DSİ tarafından Yeşilırmak nehri üzerine bir regülatör yapılmış. Samsun-Ordu karayoluna yaklaşık 18-20 km, nehir ağzına da 30-35 km deki bu regülatör sanırım sulama ve elektrik amaçlı. Henüz kullanıma açılmamış ama az da olsa su tutmuş. Artı olarak da nehrin iki yakası taş ile dolgu yapılmakta. Gördüğüm kadarıyla balık yolu gibi geçitler yok (Var da görmedim ise DSİ'den özür dilerim).
Nehir üzerinde Hasan Uğurlu ve Suat Uğurlu gibi -balıklar için- iki büyük "set" varken bu regülatörün de yapılması gerçekten pes dedirtiyor. Balıkların hayatını hiçe sayarak, göç yollarını engelleyen DSİ'nin bu davranışlarının bir gün son bulması dileğiyle.
Not: Önyargılı gibi davranıyor olduğumu düşünenler için; bir açıklama varsa buradan duymak isterim. Yazdıklarımdan ötürü özür dilemeye de razıyım.
Evren Çetin Gaziosmanpaşa Üni. Fen Bilimleri Ens. Su Ürünleri ABD. 60240 Tokat
DSI den açılınca söz ben de bir kaç kelam etmek istiyorum. Doğu Karadeniz Bölgesinde bulunan dere kenarı yolları rehabilitasyonu sırasında ve hatta ve de hatta dere içerisinde beton bendler (! inanabiliyor musunuz) inşa ederek maalesef dere ekosistemlerinin yok olmasına sebeb olunmuş ve olunmaktadır. Özellikle bu bendlerin yapımında beton kullanılmaktadır, bizzat kendim bir bilirkişi incelemem sırasında bu olaya (su yerine beton akan dere) şahit oldum, mahkeme kararı ile de tespit edilmiştir.
DSI ayrıca pek çok değişik bölgelerden alabalık türleri toplayarak bunları yetiştirmekte ve yine bunları çok değişik yerlere balıklandırma amaçlı olarak kullanmaktadır. Bu olay da da özellikle viral patojenlerin taşınması/yayılması açısından son derece tehlikelidir. Bu tür bir işletmeden numune alamadım. Bu tür işletmelerin çok kontrollü olması ve yetiştirilik yapılmayan dere sistemleri üzerine kurulu olması gerekirken Trabzonda bir tanesi 20nin üzerinde işletmenin bulunduğu bir dere sistemi üzerine kurulmuştur.
Su ürünleri ve ilgili kurumlar bu önemli uygulamaların neresinde durmaktadırlar ? Mesela dereler üzerine kurulu işletmelerin organik atıkları çok büyük problem olarak değerlendirilirilip onlarca düzenlemeler getirilirken, milyonlarca yıllık bir ekosisteme bir beton dökerek son verenler hakkında neden bir işlem yapılamıyor ?
DSI nin hareket alanının sucul ekosistemlerde özellikle balıklandırma gibi biyolojik meselelerde daraltılması hatta ve hatta sonlandırılması gerektiğine inanıyorum. Ayrıca dere içinde yaptıkları çalışmalar da protokollere bağlanarak "dere ekosistemine -sıfır zararla-" işlemlerini gerçekleştirmeleri sağlanmalıdır.
> Değerli grup üyeleri;
> DSİ tarafından Yeşilırmak nehri üzerine bir regülatör yapılmış. > Samsun-Ordu karayoluna yaklaşık 18-20 km, nehir ağzına da 30-35 km > deki bu regülatör sanırım sulama ve elektrik amaçlı. Henüz kullanıma > açılmamış ama az da olsa su tutmuş. Artı olarak da nehrin iki yakası > taş ile dolgu yapılmakta. Gördüğüm kadarıyla balık yolu gibi geçitler > yok (Var da görmedim ise DSİ’den özür dilerim).
> Nehir üzerinde Hasan Uğurlu ve Suat Uğurlu gibi –balıklar için- iki > büyük “set” varken bu regülatörün de yapılması gerçekten pes > dedirtiyor. Balıkların hayatını hiçe sayarak, göç yollarını engelleyen > DSİ’nin bu davranışlarının bir gün son bulması dileğiyle.
> Not: Önyargılı gibi davranıyor olduğumu düşünenler için; bir açıklama > varsa buradan duymak isterim. Yazdıklarımdan ötürü özür dilemeye de > razıyım.
> Evren Çetin
> Gaziosmanpaşa Üni.
> Fen Bilimleri Ens.
> Su Ürünleri ABD.
> 60240 Tokat
DSI hakkında bu denli olumsuz düşüncelerinizin kaynağını bilmemekle birlikte
yazınızda söz ettiğiniz bazı terimleri (su yerine beton akan
dere?) anlamakta güçlük çektim. DSİ 'nin değişik bölgelerden alabalık
toplama (!), bunları yetiştirme ve değişik yerlere balıklandırma amacıyla
atma gibi bir misyonu bulunmamaktadır. Bu iddianızın kaynağını merak
etmekteyim.
Duyduğunuz bilgileri bir kez de itham altında bırakılan kurumdan öğrenmeniz
temennisiyle çalışmanızda başarılar diler, DSİ Su Ürünleri faaliyetlerini
özetleyen aşağıdaki yazıyı bilgilerinize sunarım:
Bilindiği üzere, 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu'na gore Ülkemizdeki su
ürünleri ile ilgili her türlü çalışma Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı'nıniznine tabidir.
Bu kapsamda, DSİ Genel Müdürlüğü de kendi tasarrufu altında bulunan ve
işletmeye açılmış baraj gölleri ve göletlerdeki su ürünleri faaliyetlerini
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü,
Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü ve Teşkilatlanma ve Destekleme Genel
Müdürlüğü ile Genel Müdürlüğümüz arasında düzenlenen *10.04.1986 tarihli
protokol *çerçevesinde yürütmektedir.
Söz konusu protokole göre baraj gölleri ve göletlerdeki etüd, balıklandırma
ve stok tespiti çalışmalarının Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın *bilgisi ve
izni ile* Genel Müdürlüğümüz tarafından yapılacağı belirtilmektedir.
Diğer taraftan, Genel Müdürlüğümüz su ürünleri faaliyetlerinin Ülkemiz için
azımsanmayacak derecede katkısı olduğu malumunuz olup, bilgilendirme
gayesiyle kısaca söz etmek istersek;
- Genel Müdürlük İşletme ve Bakım Dairesi Başkanlığı bünyesinde Su Ürünleri
Şube Müdürlüğü ile *7 adet Su Ürünleri İstasyonu* tarafından yürütülen
geliştirme çalışmaları ile öncelikle rezervuarların fiziksel, kimyasal ve
biyolojik özellikleri belirlenmektedir.
- Genel Müdürlüğümüz tarafından rezervuarlardaki su ürünleri faaliyetleri
kapsamında; ticari avcılık, kafeslerde balık yetiştiriciliği, göletlerde
yetiştiricilik ile diğer yetiştiricilik modelleri ve amatör balıkçılık
imkânları araştırılarak ülke ekonomisine önemli ölçüde katkı sağlanmaktadır.
Baraj göllerinin uygun balık türleri ile balıklandırılması
yönünde çalışmalar sürdürülmektedir.
- DSİ Su Ürünleri İstasyonları; İzmir-Ürkmez, Bolu-Gölköy, Adana-Seyhan,
Amasya-Yedikır, Elazığ-Keban, Edirne-İpsala ve Şanlıurfa-Atatürk Barajı
olmak üzere 7 adettir. Bu İstasyonlarda, 2008 yılında üretilen yaklaşık 20
000 000 adet pullu sazan yavrusu ile 67 adet baraj gölü balıklandırılmıştır.
Buradan anlaşılacağı üzere, Genel Müdürlüğümüzce balıklandrıma gayesiyle
sadece pullu sazan kullanılmakta, deneme amacıyla yine sadece Atatürk Baraj
Gölü'ne olmak üzere Şabut (Tor grypus) balığı atılmıştır. Bunun dışındaki
balık türleri balıklandırma gayesiyle kullanılmamakta ve *bu konudaki her
türlü yazılı ve sözlü beyanlar gerçeği yansıtmamaktadır.*
- Baraj göllerinde kafeslerde balık yetiştiriciliği projeleri ile ilgili
olarak halihazırda *118 adet* avlak sahasında Genel Müdürlüğümüzü
ilgilendiren hususlarda gerekli çalışmalar tamamlanmış, proje tasdikinden
sorumlu kurum olan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nca bugüne kadar *233
adet*proje uygulamaya geçirilmiştir. Uygulamaya geçirilen bahis konusu
projelerin
toplam üretim kapasitesi yılda yaklaşık *51500 ton* civarındadır. Göletlerin
projeye dayalı su ürünleri üretimine açılması çalışmaları ile ilgili olarak
bugüne kadar *55 adet gölette* uygulama esasları belirlenmiştir. Ayrıca,
baraj göllerinde yarı kontrollü üretim yapılabilmesine de imkân sağlanmış
olup, bugüne kadar 5 adet rezervuara ilişkin DSİ görüşü Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı'na gönderilmiştir. Hâlen *152 adet* baraj gölünden avcılık yoluyla
*9927 ton* çeşitli türde su ürünleri istihsal edilmiştir.
Ayrıca, DSİ Genel Müdürlüğü olarak çevre, ekoloji ve biyolojik çeşitlilik
konularına olan hassasiyetimiz giderek artmakta ve bu yöndeki çalışmaların
geliştirilmesine çaba gösterilmektedir. Bu bağlamda; nehir tipi santrallerin
projelendirilmesi ve gerekli izinleri alınması aşamasında ÇED Raporları
incelenmekte ve göçmen balık türlerinin yaşadığı akarsularda "nehir
sürekliliğinin temini" ve balık geçişini kolaylaştırıcı yapıların maksadına
uygun bir şekilde inşasının temini sağlanmaktadır. Bu amaçla, bizzat DSİ
Genel Müdürlüğü olarak akarsulardaki balık faunası, göç hareketleri ve uygun
balık geçidi tipi hakkında da görüş bildirilmektedir
Dr. Ömer Murat TÜFEK
Su Ürünleri Şube Müdürü
DSİ Genel Müdürlüğü
10 Haziran 2009 Çarşamba 16:41 tarihinde Hamdi OGUT <hamdio...@gmail.com>yazdı:
> DSI den açılınca söz ben de bir kaç kelam etmek istiyorum. Doğu
> Karadeniz Bölgesinde bulunan dere kenarı yolları rehabilitasyonu
> sırasında ve hatta ve de hatta dere içerisinde beton bendler (!
> inanabiliyor musunuz) inşa ederek maalesef dere ekosistemlerinin yok
> olmasına sebeb olunmuş ve olunmaktadır. Özellikle bu bendlerin yapımında
> beton kullanılmaktadır, bizzat kendim bir bilirkişi incelemem sırasında
> bu olaya (su yerine beton akan dere) şahit oldum, mahkeme kararı ile de
> tespit edilmiştir.
> DSI ayrıca pek çok değişik bölgelerden alabalık türleri toplayarak
> bunları yetiştirmekte ve yine bunları çok değişik yerlere balıklandırma
> amaçlı olarak kullanmaktadır. Bu olay da da özellikle viral patojenlerin
> taşınması/yayılması açısından son derece tehlikelidir. Bu tür bir
> işletmeden numune alamadım. Bu tür işletmelerin çok kontrollü olması ve
> yetiştirilik yapılmayan dere sistemleri üzerine kurulu olması gerekirken
> Trabzonda bir tanesi 20nin üzerinde işletmenin bulunduğu bir dere
> sistemi üzerine kurulmuştur.
> Su ürünleri ve ilgili kurumlar bu önemli uygulamaların neresinde
> durmaktadırlar ? Mesela dereler üzerine kurulu işletmelerin organik
> atıkları çok büyük problem olarak değerlendirilirilip onlarca
> düzenlemeler getirilirken, milyonlarca yıllık bir ekosisteme bir beton
> dökerek son verenler hakkında neden bir işlem yapılamıyor ?
> DSI nin hareket alanının sucul ekosistemlerde özellikle balıklandırma
> gibi biyolojik meselelerde daraltılması hatta ve hatta sonlandırılması
> gerektiğine inanıyorum. Ayrıca dere içinde yaptıkları çalışmalar da
> protokollere bağlanarak "dere ekosistemine -sıfır zararla-" işlemlerini
> gerçekleştirmeleri sağlanmalıdır.
> Doç. Dr. Hamdi OGUT
> Evren yazmış:
> > Değerli grup üyeleri;
> > DSİ tarafından Yeşilırmak nehri üzerine bir regülatör yapılmış.
> > Samsun-Ordu karayoluna yaklaşık 18-20 km, nehir ağzına da 30-35 km
> > deki bu regülatör sanırım sulama ve elektrik amaçlı. Henüz kullanıma
> > açılmamış ama az da olsa su tutmuş. Artı olarak da nehrin iki yakası
> > taş ile dolgu yapılmakta. Gördüğüm kadarıyla balık yolu gibi geçitler
> > yok (Var da görmedim ise DSİ'den özür dilerim).
> > Nehir üzerinde Hasan Uğurlu ve Suat Uğurlu gibi -balıklar için- iki
> > büyük "set" varken bu regülatörün de yapılması gerçekten pes
> > dedirtiyor. Balıkların hayatını hiçe sayarak, göç yollarını engelleyen
> > DSİ'nin bu davranışlarının bir gün son bulması dileğiyle.
> > Not: Önyargılı gibi davranıyor olduğumu düşünenler için; bir açıklama
> > varsa buradan duymak isterim. Yazdıklarımdan ötürü özür dilemeye de
> > razıyım.
> > Evren Çetin
> > Gaziosmanpaşa Üni.
> > Fen Bilimleri Ens.
> > Su Ürünleri ABD.
> > 60240 Tokat
> Sayın ÖĞÜT,
> DSI hakkında bu denli olumsuz düşüncelerinizin kaynağını bilmemekle > birlikte yazınızda söz ettiğiniz bazı terimleri (su yerine beton akan > dere?) anlamakta güçlük çektim. DSİ 'nin değişik bölgelerden alabalık > toplama (!), bunları yetiştirme ve değişik yerlere balıklandırma > amacıyla atma gibi bir misyonu bulunmamaktadır. Bu iddianızın > kaynağını merak etmekteyim.
Beton dökme meselesine gelince, sizden ricam, aynı kurumda olduğunuz için erişiminiz kolaydır, bize dere içine yaptığınız (betonla !) bendlerden bazılarının resimlerini buraya atarsanız değerlendirmemizi daha iyi yapabiliriz. İsterseniz bana zaman verin ben buraya atayım.
İkinci bir hususta, (lütfen yuvarlak ifadelerle geçirmeyiniz), dere içi çalışmalarda dere içi ekosistemi korumak için ne gibi önlemler alıyorsunuz (madde madde protokollerinizi öğrenmek istiyoruz, bu konuda bir protokolünüz yok ise, lütfen YOK deyiniz),
Bu konuda çalışan personelinize ne ne gibi egitimler verdiniz?
Bir diğer konu, DSI bazı belediyelerin de dere kenarı işlerini de yapmaktadır. Bu gibi işlerde çoğu zaman muhatap bulamamaktayız. Belediye DSInin üzerine, DSI de belediye üstüne atmaktadır. Yani kim vurduya giden pek çok vaka ile karşılaştım malesef..
DSI de bizim kurumumuz, "eskiden" belki su sahiplerinin bu tür işleri yapması normaldi. Ancak, şu an herhangi bir balıklandırma çalışması
üret, götür dök şeklinden çıkmıştır, tamamen bilimsel temellere dayandırılmalıdır. Bu konunun asli sahipleri artık bu işleri projeler şeklinde yaparak, hatta ve hatta ulusal "balıklandırma sempozyumları" yaparak "daha iyi" yapmaya çalışmaktadırlar.
Alabalık türlerini kimin yaptığını öğrenip buraya yazacağım ancak işletmeye gitmem lazım.
Neden bunları tartışıyoruz?
Organik artık bırakan balık üretim tesisleri "aldığın kalitede suyu dereye bırakacaksın!" baskısı ile karşılaşırken, dere içerisinde "İş Makinesi" görme tezatlığından bıktık artık.
İddia ediyorum ki Doğu Karadeniz Bölgesinde "Dere" kalmadı, "Su kanaletleri" haline dönüştü (DSI vari bir tanıma dönüştü).
İsterseniz size bir yığın resim, video da ileteyim. Vatandaşlarla yapılan konuşmaları da ileteyim (bunlar biraz ağır kaçabilir). Bu gibi tahribatlarda direk olarak DSI nin ilgili oldukları varolduğu gibi diğer taraflarda vardır.
Bir vatandaş olarak, dere ekosistemine DSI tarafından gereken saygının gösterilmesini bekliyorum. Burada DSI kendi "öz eleştirisini" yapmalıdır. Savunma psikolojisini yıkmalı, çünkü gerçek çıplak kral kadar açık..
Verilen zarar geri dönüşümsüzdür! Milyonlarca yılda oluşan bir sistemi bir anda yok etmek çok ürkütücüdür. Bazılarının iddia ettiği gibi
göçebe zihniyeti ile çevreye bakmaktan vazgeçip mevcut zenginlikleri sahiplenmeli ve korumalıyız...
> Duyduğunuz bilgileri bir kez de itham altında bırakılan kurumdan > öğrenmeniz temennisiyle çalışmanızda başarılar diler, DSİ Su Ürünleri > faaliyetlerini özetleyen aşağıdaki yazıyı bilgilerinize sunarım:
> Bilindiği üzere, 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu’na gore Ülkemizdeki su > ürünleri ile ilgili her türlü çalışma Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın > iznine tabidir.
> Bu kapsamda, DSİ Genel Müdürlüğü de kendi tasarrufu altında bulunan ve > işletmeye açılmış baraj gölleri ve göletlerdeki su ürünleri > faaliyetlerini Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve > Geliştirme Genel Müdürlüğü, Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü ve > Teşkilatlanma ve Destekleme Genel Müdürlüğü ile Genel Müdürlüğümüz > arasında düzenlenen *10.04.1986 tarihli protokol *çerçevesinde > yürütmektedir.
> Söz konusu protokole göre baraj gölleri ve göletlerdeki etüd, > balıklandırma ve stok tespiti çalışmalarının Tarım ve Köyişleri > Bakanlığı’nın *bilgisi ve izni ile* Genel Müdürlüğümüz tarafından > yapılacağı belirtilmektedir.
> Diğer taraftan, Genel Müdürlüğümüz su ürünleri faaliyetlerinin Ülkemiz > için azımsanmayacak derecede katkısı olduğu malumunuz olup, > bilgilendirme gayesiyle kısaca söz etmek istersek;
> - Genel Müdürlük İşletme ve Bakım Dairesi Başkanlığı bünyesinde Su > Ürünleri Şube Müdürlüğü ile *7 adet Su Ürünleri İstasyonu* tarafından > yürütülen geliştirme çalışmaları ile öncelikle rezervuarların > fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikleri belirlenmektedir.
> - Genel Müdürlüğümüz tarafından rezervuarlardaki su ürünleri > faaliyetleri kapsamında; ticari avcılık, kafeslerde balık > yetiştiriciliği, göletlerde yetiştiricilik ile diğer yetiştiricilik > modelleri ve amatör balıkçılık imkânları araştırılarak ülke > ekonomisine önemli ölçüde katkı sağlanmaktadır. Baraj göllerinin uygun > balık türleri ile balıklandırılması yönünde çalışmalar sürdürülmektedir.
> - DSİ Su Ürünleri İstasyonları; İzmir-Ürkmez, Bolu-Gölköy, > Adana-Seyhan, Amasya-Yedikır, Elazığ-Keban, Edirne-İpsala ve > Şanlıurfa-Atatürk Barajı olmak üzere 7 adettir. Bu İstasyonlarda, 2008 > yılında üretilen yaklaşık 20 000 000 adet pullu sazan yavrusu ile 67 > adet baraj gölü balıklandırılmıştır. Buradan anlaşılacağı üzere, Genel > Müdürlüğümüzce balıklandrıma gayesiyle sadece pullu sazan > kullanılmakta, deneme amacıyla yine sadece Atatürk Baraj Gölü’ne olmak > üzere Şabut (Tor grypus) balığı atılmıştır. Bunun dışındaki balık > türleri balıklandırma gayesiyle kullanılmamakta ve *bu konudaki her > türlü yazılı ve sözlü beyanlar gerçeği yansıtmamaktadır.*
> - Baraj göllerinde kafeslerde balık yetiştiriciliği projeleri ile > ilgili olarak halihazırda *118 adet* avlak sahasında Genel > Müdürlüğümüzü ilgilendiren hususlarda gerekli çalışmalar tamamlanmış, > proje tasdikinden sorumlu kurum olan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nca > bugüne kadar *233 adet* proje uygulamaya geçirilmiştir. Uygulamaya > geçirilen bahis konusu projelerin toplam üretim kapasitesi yılda > yaklaşık *51500 ton* civarındadır. Göletlerin projeye dayalı su > ürünleri üretimine açılması çalışmaları ile ilgili olarak bugüne kadar > *55 adet gölette* uygulama esasları belirlenmiştir. Ayrıca, baraj > göllerinde yarı kontrollü üretim yapılabilmesine de imkân sağlanmış > olup, bugüne kadar 5 adet rezervuara ilişkin DSİ görüşü Tarım ve > Köyişleri Bakanlığı’na gönderilmiştir. Hâlen *152 adet* baraj gölünden > avcılık yoluyla *9927 ton* çeşitli türde su ürünleri istihsal edilmiştir.
> Ayrıca, DSİ Genel Müdürlüğü olarak çevre, ekoloji ve biyolojik > çeşitlilik konularına olan hassasiyetimiz giderek artmakta ve bu > yöndeki çalışmaların geliştirilmesine çaba gösterilmektedir. Bu > bağlamda; nehir tipi santrallerin projelendirilmesi ve gerekli > izinleri alınması aşamasında ÇED Raporları incelenmekte ve göçmen > balık türlerinin yaşadığı akarsularda “nehir sürekliliğinin temini” ve > balık geçişini kolaylaştırıcı yapıların maksadına uygun bir şekilde > inşasının temini sağlanmaktadır. Bu amaçla, bizzat DSİ Genel Müdürlüğü > olarak akarsulardaki balık faunası, göç hareketleri ve uygun balık > geçidi tipi hakkında da görüş bildirilmektedir
> Dr. Ömer Murat TÜFEK
> Su Ürünleri Şube Müdürü
> DSİ Genel Müdürlüğü
> 10 Haziran 2009 Çarşamba 16:41 tarihinde Hamdi OGUT > <hamdio...@gmail.com <mailto:hamdio...@gmail.com>> yazdı:
> Merhaba Arkadaşlar,
> DSI den açılınca söz ben de bir kaç kelam etmek istiyorum. Doğu
> Karadeniz Bölgesinde bulunan dere kenarı yolları rehabilitasyonu
> sırasında ve hatta ve de hatta dere içerisinde beton bendler (!
> inanabiliyor musunuz) inşa ederek maalesef dere ekosistemlerinin yok
> olmasına sebeb olunmuş ve olunmaktadır. Özellikle bu bendlerin
> yapımında
> beton kullanılmaktadır, bizzat kendim bir bilirkişi incelemem
> sırasında
> bu olaya (su yerine beton akan dere) şahit oldum, mahkeme kararı
> ile de
> tespit edilmiştir.
> DSI ayrıca pek çok değişik bölgelerden alabalık türleri toplayarak
> bunları yetiştirmekte ve yine bunları çok değişik yerlere
> balıklandırma
> amaçlı olarak kullanmaktadır. Bu olay da da özellikle viral
> patojenlerin
> taşınması/yayılması açısından son derece tehlikelidir. Bu tür bir
> işletmeden numune alamadım. Bu tür işletmelerin çok kontrollü
> olması ve
> yetiştirilik yapılmayan dere sistemleri üzerine kurulu olması
> gerekirken
> Trabzonda bir tanesi 20nin üzerinde işletmenin bulunduğu bir dere
> sistemi üzerine kurulmuştur.
> Su ürünleri ve ilgili kurumlar bu önemli uygulamaların neresinde
> durmaktadırlar ? Mesela dereler üzerine kurulu işletmelerin organik
> atıkları çok büyük problem olarak değerlendirilirilip onlarca
> düzenlemeler getirilirken, milyonlarca yıllık bir ekosisteme bir beton
> dökerek son verenler hakkında neden bir işlem yapılamıyor ?
> DSI nin hareket alanının sucul ekosistemlerde özellikle balıklandırma
> gibi biyolojik meselelerde daraltılması hatta ve hatta
Bende öncelikle Hamdi hocamı beklediğim için bu tartışmaya cevap yazmak istemedim. Ama nehir ekosistemlerinin değiştirilmesi konusundaki yazıkdıklarına
bütün mantığım ve gördüklerimle (!) katılıyorum. TR nin her hangi bir bölgesinde dikkatli bakıldığında örneklerini görmemek mümkün degil.
Aslında "Artvin in derelerinde balıkçılık" gibi bir konu da açılmıştı tam yazacakdım ki isimlendirme meselesi çıkınca o zaman da ertelemiş oldum.
Nasıl ki geçen haftalarda "su ürünleri" mi "balıkçılık" mı diye tartısıldı ise (bazı kısımları gereksiz olsada) bu konunun daha da derinlere inilerek tartısılması gerekiyor. Tabi saygı sınırları içinde kalmak şartı ile.
Ben Bolu da ikamet ediyorum ve AIBU de akademisyenim, gördüklerime dayanamıyor sürekli belediyeye ve milli parklara dilekçeler gönderiyorum,
şehirde Gölköy de ve özellikle Abant da yapılanlar hakkında hemde CD ekleyip resimli sunular yaparak.
Fakat sadece bir kere tesekkur cevabını aldım ama bütün uygulamalar daha da berbatlaşarak devam etti ve ediyor.
Amerikalılar bu ortamları ve yapılanları görse inanın kriz gecirir.
Konu çok dağılmadan Hamdi beyin dediği gibi açıklama ve uygulamalarda "sanki elimizde resim ve bilgi yokmuş" gibi lütfen açıklama yapılmasın
şu an yurtdısındayım ama ofisimdeki pc de resimler mevcuttur. İstenildiginde dönüşte tekrar gönderebilirim.
Esas konumuza geçersek, Ömer beyin yazısından alarak "Genel Müdürlüğümüzce balıklandrıma gayesiyle sadece pullu sazan kullanılmakta" ifadesine karşı ekteki yazıyı sunuyorum
(pdf formatında) ayrıca "Bunun dışındaki balık türleri balıklandırma gayesiyle kullanılmamakta ve bu konudaki her türlü yazılı ve sözlü beyanlar gerçeği yansıtmamaktadır."
ifadesininde ne anlama geldiğini size bırakıyorum.
"Baraj göllerinde kafeslerde balık yetiştiriciliği projeleri" de ülkemizde yapılan yanlış uygulamaların en başında gelmektedir, ekolojik anlamdaki zararları zaten tartışılamazken birde dünyada ve ülkemizde giderek artan su sıkıntısına rağmen tatlı suların bu şekilde kirletilmesi inanın çok çok acı, bu konu ile ilgili olarak ekte yine bir bilimsel yayın sunuyorum (malesef ingilizce), bu elbette sadece bir örnek çok daha fazlasıyla çoğaltılabilir.
Umarım Ömer bey olayı kişiselleştirmez, amacımız olanları sunup tartırmaya sunmak ve çözüm aramak. Yazmak karşılıklı konuşmakdan farklı yorumlara yol açar,
yanlıs bir ifade kullanmak istemem, kullandıysam özür, ama aynı tarzı herkesden görmek dileği ile.
Saygılarımla.
(sayın hocam mesaj gruba iletilirken lutfen eklentilerde dağıtılsın)
Burada DSI tarafına dereler ve derelerde yaptıkları işlemler hakkında aslında "çok ince" bir uyarı (protokol ?) yapmıştım. Biraz (!) patırtı çıkarması da "hoşuma gitmişti" ne yalan söyleyeyim:-). Aynı zamanda keşke felaketler olmasa diye "olmayacak bir dilekte" bulunacak durumda değilim. Son iki günde Karadeniz Bölgesi derelerinde olan felaketlere dikkatinizi çekmek ediyorum. Şu an yerel yönetimler DSI ye parmaklarını doğrultmuş durumdalar ve sanırım DSI karşıtı onlarca dava açılacak. Dere, içine yapılan bendler (?) üzerinden DSI nin başını sıkıntıya sokacak gözüküyor.
Bilmin en iyi pratik edildiği yerde akademik kariyerimizi oluşturduk.
Yere çekilecek basit bir çizginin bile yönü, rengi, kalınlığı, uzunluğu konusunda çalışma yapanları gördük ve yaşadık. Yapılan her eylem eşyanın doğası üzere bilimsel temellere dayandırılmalıdır. Bu son cümleyi yazma gereksinimi 21 yüzyılda çok "anormal" olarak algılananmaldır aslında. Herşeyimiz bilme uygun olarak gerçekeleştire geliyor olmalıdır.
Bir göl ekosisteminde biyoçeşitliliği tartışırken Japon hoca, gölü "aklımızca ıslah" etmekten daha fazla para harcayarak bozduklarımızı yerine koyabildik. Ancak o zaman sistem normale döndü demişti.
Vurgulamak açısından DSI karşıtı gibi algılanmamalı bunlar. DSI gereken atılımı yaparak ilgili kurumlarla bilimsel girişimi sağlayamayarak
kendince yapa geldiği şekilde işleri sürdürmeye çalışmaktadır. Ancak bu şekil yaklaşım dünyada uzun süre önce son bulmuştur, bizdeki zihniyetlerde de son bulmalıdır. Bir bilim adamı olarak dereye daldırdığım probda 9< pH ölçmüşsem benim dünyam ve olayla ilgililer hakkındaki değer yargılarım yeniden şekillenir. Apacık olarak ifade ediyorum, taş devri zihniyeti ile konuya bakıyoruz demektir bu. Nasıl olur da 9 dan fazla pH ölçebilirim bir derede ?. Böyle bir şey olamaz !. DSI ye ilgili konularda elimizden gelen her türlü yardımı yapmaya hazırız. Ben bu konuda DSI nin daha istekli olacağına inanıyorum. Daha dinamik bir kurum olarak görüyorum.
Bilim ve bilimsellik konusunda bana da bazı "zorla" öğretiler oldu...
Bir anektod aktarmak istiyorum bunun hakkında. Bir aralar alabalıklarda IPN Virüsü problemi ile ilgileniyordum (DPT projesi). IPNV ihbarı zorunlu bir hastalık, karantinalar konularak balıklar öldürülüyor.
Bende çıktım alabalıkta önemli değil, artı endemik bir rahatsızlık karantinaya gerek yok dedim. Neyse kısaca Hayvan Sağlığı ile öyle bir noktaya geldik ki, en sonunda bana "Konu ile ilgili bilgi ve becerisi olmayan" yakıştırması ile amirime "Bakan Adına" imzalı bir yazı ile "uyarılmam" istendi ve bir soruşturma geçirdim (indirek tehditler ise cabası). Konu IPNV, USAde master konum, hocam IPNV nin piri (Dr. Paul Reno), IPNV konusunda pek çok yayınım mevcut, ne yazık ki bir laboratuar teknisyeninin önüne geçemedik Bakan gözünde. Yine de o hengameyi gülerek atlattık, şu an IPNV artık ihbarı zorunlu bir hastalık değil. Başıma gelecekleri bilerek aynı şeyleri tekrar yaparmıydım, evet hiç düşünmezdim bile.
> Bende öncelikle Hamdi hocamı beklediğim için bu tartışmaya cevap > yazmak istemedim. Ama nehir ekosistemlerinin değiştirilmesi > konusundaki yazıkdıklarına
> bütün mantığım ve gördüklerimle (!) katılıyorum. TR nin her hangi bir > bölgesinde dikkatli bakıldığında örneklerini görmemek mümkün degil.
> Aslında "Artvin in derelerinde balıkçılık" gibi bir konu da açılmıştı > tam yazacakdım ki isimlendirme meselesi çıkınca o zaman da ertelemiş > oldum.
> Nasıl ki geçen haftalarda "su ürünleri" mi "balıkçılık" mı diye > tartısıldı ise (bazı kısımları gereksiz olsada) bu konunun daha da > derinlere inilerek tartısılması gerekiyor. Tabi saygı sınırları içinde > kalmak şartı ile.
> Ben Bolu da ikamet ediyorum ve AIBU de akademisyenim, gördüklerime > dayanamıyor sürekli belediyeye ve milli parklara dilekçeler gönderiyorum,
> şehirde Gölköy de ve özellikle Abant da yapılanlar hakkında hemde CD > ekleyip resimli sunular yaparak.
> Fakat sadece bir kere tesekkur cevabını aldım ama bütün uygulamalar > daha da berbatlaşarak devam etti ve ediyor.
> Amerikalılar bu ortamları ve yapılanları görse inanın kriz gecirir.
> Konu çok dağılmadan Hamdi beyin dediği gibi açıklama ve uygulamalarda > "sanki elimizde resim ve bilgi yokmuş" gibi lütfen açıklama yapılmasın
> şu an yurtdısındayım ama ofisimdeki pc de resimler mevcuttur. > İstenildiginde dönüşte tekrar gönderebilirim.
> Esas konumuza geçersek, Ömer beyin yazısından alarak "Genel > Müdürlüğümüzce balıklandrıma gayesiyle sadece pullu sazan > kullanılmakta" ifadesine karşı ekteki yazıyı sunuyorum
> (pdf formatında) ayrıca "Bunun dışındaki balık türleri balıklandırma > gayesiyle kullanılmamakta ve bu konudaki her türlü yazılı ve sözlü > beyanlar gerçeği yansıtmamaktadır."
> ifadesininde ne anlama geldiğini size bırakıyorum.
> "Baraj göllerinde kafeslerde balık yetiştiriciliği projeleri" de > ülkemizde yapılan yanlış uygulamaların en başında > gelmektedir, ekolojik anlamdaki zararları zaten tartışılamazken birde > dünyada ve ülkemizde giderek artan su sıkıntısına rağmen tatlı suların > bu şekilde kirletilmesi inanın çok çok acı, bu konu ile ilgili olarak > ekte yine bir bilimsel yayın sunuyorum (malesef ingilizce), bu elbette > sadece bir örnek çok daha fazlasıyla çoğaltılabilir.
> Umarım Ömer bey olayı kişiselleştirmez, amacımız olanları sunup > tartırmaya sunmak ve çözüm aramak. Yazmak karşılıklı konuşmakdan > farklı yorumlara yol açar,
> yanlıs bir ifade kullanmak istemem, kullandıysam özür, ama aynı tarzı > herkesden görmek dileği ile.
> Saygılarımla.
> (sayın hocam mesaj gruba iletilirken lutfen eklentilerde dağıtılsın)
Bu denli yürekli açıklamalarınız ve üke gerçeklerini gerçekten son derece güzel örnek, üslup ve bilimsel bakış açısı ile ele almanız gerçekten taktire şayan. Aydın olma sorumluluğu sanırım bu olsa gerek. Bu ülke sayısız insan yurtiçinde ve yırtdışında yığınla olanak sağlayarak akademik hüviyet kazandırıyor ve bu ülkenin geşlecek için yönlendirlmesinde görevlendiriyor...Ancak kaçı/kaçımız bu misyonumuzu yerine getirebiliyoruz.
Uğradığınız haksızlıklarında sonuçta sizin görüşleriniz teyit etmesibence bir övünç/gurur kaynağı olmalı.
> Date: Thu, 16 Jul 2009 22:26:18 +0200
> From: hamdio...@gmail.com
> To: > Subject: (SÜMDER) Re: DSI ve yokedilen dere ekosistemleri
> Merhabalar,
> Burada DSI tarafına dereler ve derelerde yaptıkları işlemler hakkında > aslında "çok ince" bir uyarı (protokol ?) yapmıştım. Biraz (!) patırtı > çıkarması da "hoşuma gitmişti" ne yalan söyleyeyim:-). Aynı zamanda > keşke felaketler olmasa diye "olmayacak bir dilekte" bulunacak durumda > değilim. Son iki günde Karadeniz Bölgesi derelerinde olan felaketlere > dikkatinizi çekmek ediyorum. Şu an yerel yönetimler DSI ye parmaklarını > doğrultmuş durumdalar ve sanırım DSI karşıtı onlarca dava açılacak. > Dere, içine yapılan bendler (?) üzerinden DSI nin başını sıkıntıya > sokacak gözüküyor.
> Bilmin en iyi pratik edildiği yerde akademik kariyerimizi oluşturduk. > Yere çekilecek basit bir çizginin bile yönü, rengi, kalınlığı, uzunluğu > konusunda çalışma yapanları gördük ve yaşadık. Yapılan her eylem > eşyanın doğası üzere bilimsel temellere dayandırılmalıdır. Bu son > cümleyi yazma gereksinimi 21 yüzyılda çok "anormal" olarak > algılananmaldır aslında. Herşeyimiz bilme uygun olarak gerçekeleştire > geliyor olmalıdır.
> Bir göl ekosisteminde biyoçeşitliliği tartışırken Japon hoca, gölü > "aklımızca ıslah" etmekten daha fazla para harcayarak bozduklarımızı > yerine koyabildik. Ancak o zaman sistem normale döndü demişti.
> Vurgulamak açısından DSI karşıtı gibi algılanmamalı bunlar. DSI gereken > atılımı yaparak ilgili kurumlarla bilimsel girişimi sağlayamayarak
> kendince yapa geldiği şekilde işleri sürdürmeye çalışmaktadır. Ancak bu > şekil yaklaşım dünyada uzun süre önce son bulmuştur, bizdeki > zihniyetlerde de son bulmalıdır. Bir bilim adamı olarak dereye > daldırdığım probda 9< pH ölçmüşsem benim dünyam ve olayla ilgililer > hakkındaki değer yargılarım yeniden şekillenir. Apacık olarak ifade > ediyorum, taş devri zihniyeti ile konuya bakıyoruz demektir bu. Nasıl > olur da 9 dan fazla pH ölçebilirim bir derede ?. Böyle bir şey olamaz > !. DSI ye ilgili konularda elimizden gelen her türlü yardımı yapmaya > hazırız. Ben bu konuda DSI nin daha istekli olacağına inanıyorum. Daha > dinamik bir kurum olarak görüyorum.
> Bilim ve bilimsellik konusunda bana da bazı "zorla" öğretiler oldu...
> Bir anektod aktarmak istiyorum bunun hakkında. Bir aralar alabalıklarda > IPN Virüsü problemi ile ilgileniyordum (DPT projesi). IPNV ihbarı > zorunlu bir hastalık, karantinalar konularak balıklar öldürülüyor. > Bende çıktım alabalıkta önemli değil, artı endemik bir rahatsızlık > karantinaya gerek yok dedim. Neyse kısaca Hayvan Sağlığı ile öyle bir > noktaya geldik ki, en sonunda bana "Konu ile ilgili bilgi ve becerisi > olmayan" yakıştırması ile amirime "Bakan Adına" imzalı bir yazı ile > "uyarılmam" istendi ve bir soruşturma geçirdim (indirek tehditler ise > cabası). Konu IPNV, USAde master konum, hocam IPNV nin piri (Dr. Paul > Reno), IPNV konusunda pek çok yayınım mevcut, ne yazık ki bir laboratuar > teknisyeninin önüne geçemedik Bakan gözünde. Yine de o hengameyi gülerek > atlattık, şu an IPNV artık ihbarı zorunlu bir hastalık değil. Başıma > gelecekleri bilerek aynı şeyleri tekrar yaparmıydım, evet hiç > düşünmezdim bile.
> Hepinize saygı ve sevgiler,
> Hamdi OGUT,
> Hakan Turker yazmış:
> > Herkese merhaba,
> > Bende öncelikle Hamdi hocamı beklediğim için bu tartışmaya cevap > > yazmak istemedim. Ama nehir ekosistemlerinin değiştirilmesi > > konusundaki yazıkdıklarına
> > bütün mantığım ve gördüklerimle (!) katılıyorum. TR nin her hangi bir > > bölgesinde dikkatli bakıldığında örneklerini görmemek mümkün degil.
> > Aslında "Artvin in derelerinde balıkçılık" gibi bir konu da açılmıştı > > tam yazacakdım ki isimlendirme meselesi çıkınca o zaman da ertelemiş > > oldum.
> > Nasıl ki geçen haftalarda "su ürünleri" mi "balıkçılık" mı diye > > tartısıldı ise (bazı kısımları gereksiz olsada) bu konunun daha da > > derinlere inilerek tartısılması gerekiyor. Tabi saygı sınırları içinde > > kalmak şartı ile.
> > Ben Bolu da ikamet ediyorum ve AIBU de akademisyenim, gördüklerime > > dayanamıyor sürekli belediyeye ve milli parklara dilekçeler gönderiyorum,
> > şehirde Gölköy de ve özellikle Abant da yapılanlar hakkında hemde CD > > ekleyip resimli sunular yaparak.
> > Fakat sadece bir kere tesekkur cevabını aldım ama bütün uygulamalar > > daha da berbatlaşarak devam etti ve ediyor.
> > Amerikalılar bu ortamları ve yapılanları görse inanın kriz gecirir.
> > Konu çok dağılmadan Hamdi beyin dediği gibi açıklama ve uygulamalarda > > "sanki elimizde resim ve bilgi yokmuş" gibi lütfen açıklama yapılmasın
> > şu an yurtdısındayım ama ofisimdeki pc de resimler mevcuttur. > > İstenildiginde dönüşte tekrar gönderebilirim.
> > Esas konumuza geçersek, Ömer beyin yazısından alarak "Genel > > Müdürlüğümüzce balıklandrıma gayesiyle sadece pullu sazan > > kullanılmakta" ifadesine karşı ekteki yazıyı sunuyorum
> > (pdf formatında) ayrıca "Bunun dışındaki balık türleri balıklandırma > > gayesiyle kullanılmamakta ve bu konudaki her türlü yazılı ve sözlü > > beyanlar gerçeği yansıtmamaktadır."
> > ifadesininde ne anlama geldiğini size bırakıyorum.
> > "Baraj göllerinde kafeslerde balık yetiştiriciliği projeleri" de > > ülkemizde yapılan yanlış uygulamaların en başında > > gelmektedir, ekolojik anlamdaki zararları zaten tartışılamazken birde > > dünyada ve ülkemizde giderek artan su sıkıntısına rağmen tatlı suların > > bu şekilde kirletilmesi inanın çok çok acı, bu konu ile ilgili olarak > > ekte yine bir bilimsel yayın sunuyorum (malesef ingilizce), bu elbette > > sadece bir örnek çok daha fazlasıyla çoğaltılabilir.
> > Umarım Ömer bey olayı kişiselleştirmez, amacımız olanları sunup > > tartırmaya sunmak ve çözüm aramak. Yazmak karşılıklı konuşmakdan > > farklı yorumlara yol açar,
> > yanlıs bir ifade kullanmak istemem, kullandıysam özür, ama aynı tarzı > > herkesden görmek dileği ile.
> > Saygılarımla.
> > (sayın hocam mesaj gruba iletilirken lutfen eklentilerde dağıtılsın)