Türkiye 9,1
3,2
(Kaynak: OECD )
Türkiye’de Memurların Hizmet Alanlarına Dağılımı;
%40'ı Milli Eğitim Bakanlığı, %10'u Üniversiteler, %15'i Sağlık Bakanlığı, %12'si Emniyet Genel Müdürlüğü, %5'i Din İşleri Başkanlığı, %4'ü Maliye Bakanlığı, %4'ü Adalet Bakanlığı Diğer %10
Kamu İstihdamında Rakamsal Gerçekler
Türkiye’de kamu alanı, özellikle Özal’lı yıllar boyunca hep “sırttaki kambur” olarak nitelenmiştir. Bu süreçte “serbest piyasa” yeniden keşfedilmiş, insanların neredeyse tüm yaşamları “piyasalar”ın etrafında şekillendirilmeye çalışılmıştır. Dünya çapında yaşanan krizler ve bu krizlerle birlikte derinleşen kapitalizmin krizi, kısmen piyasa ilişkileri dışında yer alan ve büyük ölçüde sosyalizmin etkisiyle oluşturulmuş olan “refah devleti” anlayışının yeniden sorgulanmasını gündeme getirmiştir. Neoliberal ideoloji etrafında yürütülen tartışmalar sonucunda refah devleti uygulamalarının “piyasaların” işleyişini aksattığı, dolayısıyla kapitalizmin temel yasası olan “rekabeti” olumsuz etkilediği sonucuna varılmıştır. Yine bu tartışmaların bir sonucu olarak, gelişmiş kapitalist ülkelerden başlayarak tüm dünya çapında eş zamanlı olarak kamunun ve kamu hizmetlerinin yeniden tanımlanmasını gündeme getirilmiştir.
OECD’nin 2000 yılında yaptığı bir araştırma, ülkelerin merkezi idare, eyaletler ve yerel yönetimlerde bulunan kamu personeli sayılarına ilişkin istatistikleri, Türkiye’deki memur sayısının diğer ülkelerden fazla olmadığını göstermektedir. OECD’nin 2000 rakamlarına göre ABD’de yüzde 14, Fransa’da yüzde 24.8 olan memurların toplam nüfus içindeki oranı 2000 yılında Türkiye’de yüzde 3.34 iken, 84 milyon nüfuslu Almanya’da 4.4, 60 milyon nüfuslu Fransa’da 4.8 milyon civarında kamu personeli çalışmaktadır.
OECD verilerine göre, Finlandiya’da her 10, Kanada’da her 12, ABD ve İrlanda’da her 14, Almanya ve Hollanda’da her 19, İspanya ve İtalya’da her 25 kişiden biri kamu personeli statüsündedir. Türkiye’de ise her 30 kişiden ancak 1’i memur olarak çalışmaktadır. 2000 yılı itibariyle nüfusu 275 milyon 562 bin 673 olan ABD’de merkezi idarede 2 milyon 777 bin, eyaletlerde 4 milyon 746 bin, belediyeler ve diğer yerel kuruluşlarda da 13 milyon 49 bin olmak üzere toplam 20 milyon 572 bin kamu personeli istihdam edilmektedir. 84 milyon nüfusu olan Almanya’da da kamu personeli sayısı 4 milyon 364 bindir. Her iki ülkede de kamuda çalışanların nüfusa oranı, Türkiye’nin oldukça üzerinde seyretmektedir.
Türkiye kamusal alanı yeniden yapılandırma sürecine 24 Ocak 1980 kararları ile girmiş olmakla birlikte esas saldırı, 1990’lı yıllarla birlikte başlamıştır. Kamu gücünün özel çıkar sağlamak amacıyla kamu gücünü elinde bulunduran kişiler tarafından kötüye kullanılması sonucu ortaya çıkan yolsuzluklar üzerinden devletin ekonomiden elini çekmesi istenmiş, devletin sadece “jandarmalık” yapması gerektiği savunulmuştur. Özellikle merkezi yönetimin “aşırı büyüklüğü”, “kadroların şişkinliği” ileri sürülerek sık sık devletin “hantal” olduğu söylenmiş, başta KİT’ler olmak üzere pek çok kurum özelleştirme kapsamına alınarak “hedef tahtası” haline getirilmiştir. Oysa rakamlara bakıldığında Türkiye’de merkezi yönetimin hiç de savunulduğu gibi aşırı büyük olmadığını ve kamu kadrolarının sanıldığı kadar şişkin değil, aksine yetersiz olduğunu görmek mümkündür.
OECD ülkelerinde nüfusun artışına göre memur sayısında da doğru orantılı bir artış meydana gelmektedir. Ancak Türkiye ve benzeri ülkelerde kamu personel rejimi sürekli olarak erimekte ve “serbest piyasa sistemi” etkin kılınmaya çalışılmaktadır. Nitekim Türkiye’de 2000 yılında 2 milyon 197 bin 152 memur varken; Kasım 2005 itibariyle toplam memur sayısı 1 milyon 706 bindir.1
Şimdi, aşağıdaki rakamlara bakınca Türkiye' de memur sayısı çok azmış, çok yazık, memur istihdamını
en az Fransa düzeyine getirilmeli mi diye düşünmemiz gerekir?
Hepimizce malumdur ki; bugün bırakın memur olmayanları, çalışan memurlar bile Kamu İdaresinden hoşnut değildir.
istisnasız her kurumda vicdan ve insaf sahibi memurlar çalışıyor, diğerlerini ise hiç bir güç çalıştıramıyor ise, ve 25 sene sonunda bu tembel memurlar aslanlar gibi tazminatlarını alıp emekli olabiliyorsa...Yapılacak tek şey ülkeler arasındaki memur sayılarının karşılaştırılması değil, Ülkelerdeki Kamu idaresi sistemiin ve Personel rejiminin sorgulanması ve verimlilik, adalet, tarafsızlık, dürüstlük vs. gibi hususlarda karşılaştırma yapılarak doğru bir Personel rejimi getirerek uygulanması olmalıdır.
Selam ve sevgilerimle...
Bazı OECD Ülkelerinde Kamu İstihdamı
Ülkeler
Kamu Görevlilerinin İstihdama Oranı
Kamu Görevlilerinin Nüfusa Oranı
Finlandiya
24,3
10,4
Fransa
21,3
8,2
Macaristan
21,4
7,8
Kanada 17,5
8,1
İspanya
15,2
3,9
İtalya
15,2
3,9
Çek Cum.
15,4
6,9
İrlanda
14,6
6,2
ABD
14,6
7,5
Almanya 12,3
5,3
Türkiye 9,1
3,2
(Kaynak: OECD )
Türkiye’de Memurların Hizmet Alanlarına Dağılımı;
%40'ı Milli Eğitim Bakanlığı, %10'u Üniversiteler, %15'i Sağlık Bakanlığı, %12'si Emniyet Genel Müdürlüğü, %5'i Din İşleri Başkanlığı, %4'ü Maliye Bakanlığı, %4'ü Adalet Bakanlığı Diğer %10
Kamu İstihdamında Rakamsal Gerçekler
Türkiye’de kamu alanı, özellikle Özal’lı yıllar boyunca hep “sırttaki kambur” olarak nitelenmiştir. Bu süreçte “serbest piyasa” yeniden keşfedilmiş, insanların neredeyse tüm yaşamları “piyasalar”ın etrafında şekillendirilmeye çalışılmıştır. Dünya çapında yaşanan krizler ve bu krizlerle birlikte derinleşen kapitalizmin krizi, kısmen piyasa ilişkileri dışında yer alan ve büyük ölçüde sosyalizmin etkisiyle oluşturulmuş olan “refah devleti” anlayışının yeniden sorgulanmasını gündeme getirmiştir. Neoliberal ideoloji etrafında yürütülen tartışmalar sonucunda refah devleti uygulamalarının “piyasaların” işleyişini aksattığı, dolayısıyla kapitalizmin temel yasası olan “rekabeti” olumsuz etkilediği sonucuna varılmıştır. Yine bu tartışmaların bir sonucu olarak, gelişmiş kapitalist ülkelerden başlayarak tüm dünya çapında eş zamanlı olarak kamunun ve kamu hizmetlerinin yeniden tanımlanmasını gündeme getirilmiştir.
OECD’nin 2000 yılında yaptığı bir araştırma, ülkelerin merkezi idare, eyaletler ve yerel yönetimlerde bulunan kamu personeli sayılarına ilişkin istatistikleri, Türkiye’deki memur sayısının diğer ülkelerden fazla olmadığını göstermektedir. OECD’nin 2000 rakamlarına göre ABD’de yüzde 14, Fransa’da yüzde 24.8 olan memurların toplam nüfus içindeki oranı 2000 yılında Türkiye’de yüzde 3.34 iken, 84 milyon nüfuslu Almanya’da 4.4, 60 milyon nüfuslu Fransa’da 4.8 milyon civarında kamu personeli çalışmaktadır.
OECD verilerine göre, Finlandiya’da her 10, Kanada’da her 12, ABD ve İrlanda’da her 14, Almanya ve Hollanda’da her 19, İspanya ve İtalya’da her 25 kişiden biri kamu personeli statüsündedir. Türkiye’de ise her 30 kişiden ancak 1’i memur olarak çalışmaktadır. 2000 yılı itibariyle nüfusu 275 milyon 562 bin 673 olan ABD’de merkezi idarede 2 milyon 777 bin, eyaletlerde 4 milyon 746 bin, belediyeler ve diğer yerel kuruluşlarda da 13 milyon 49 bin olmak üzere toplam 20 milyon 572 bin kamu personeli istihdam edilmektedir. 84 milyon nüfusu olan Almanya’da da kamu personeli sayısı 4 milyon 364 bindir. Her iki ülkede de kamuda çalışanların nüfusa oranı, Türkiye’nin oldukça üzerinde seyretmektedir.
Türkiye kamusal alanı yeniden yapılandırma sürecine 24 Ocak 1980 kararları ile girmiş olmakla birlikte esas saldırı, 1990’lı yıllarla birlikte başlamıştır. Kamu gücünün özel çıkar sağlamak amacıyla kamu gücünü elinde bulunduran kişiler tarafından kötüye kullanılması sonucu ortaya çıkan yolsuzluklar üzerinden devletin ekonomiden elini çekmesi istenmiş, devletin sadece “jandarmalık” yapması gerektiği savunulmuştur. Özellikle merkezi yönetimin “aşırı büyüklüğü”, “kadroların şişkinliği” ileri sürülerek sık sık devletin “hantal” olduğu söylenmiş, başta KİT’ler olmak üzere pek çok kurum özelleştirme kapsamına alınarak “hedef tahtası” haline getirilmiştir. Oysa rakamlara bakıldığında Türkiye’de merkezi yönetimin hiç de savunulduğu gibi aşırı büyük olmadığını ve kamu kadrolarının sanıldığı kadar şişkin değil, aksine yetersiz olduğunu görmek mümkündür.
OECD ülkelerinde nüfusun artışına göre memur sayısında da doğru orantılı bir artış meydana gelmektedir. Ancak Türkiye ve benzeri ülkelerde kamu personel rejimi sürekli olarak erimekte ve “serbest piyasa sistemi” etkin kılınmaya çalışılmaktadır. Nitekim Türkiye’de 2000 yılında 2 milyon 197 bin 152 memur varken; Kasım 2005 itibariyle toplam memur sayısı 1 milyon 706 bindir.1
Windows Live™ Photos ile fotoğraflarınızı kolayca paylaşımı. Sürükle bırak
Ülkenin birinde Genel Müdürlerden biri ülkenin ıssız bir bölgesinde kocaman ve terkedilmiş bir hurda deposunu farketmiş.
Genel Müdür “Bir bekçi kiralayalım, buraya sahip çıksın. Birileri gelip burda birşeyler karıştırmasın.” demiş.
Böylece bir adamı bekçi sıfatıyla işe almışlar. “İyi yaptık da, bir eksik var...” demiş, “... biz bu adama bir iş tanımı vermedik ki adam nasıl çalışacağını bilsin! Ayrıca sonra adamı bir de eğitmek lazım.” yardımcılarıda onu haklı bulmuşlar .
Böylece bekçinin iş tanımını belirleyecek bir planlama departmanı kurmuşlar.
Oraya da bu tanımları rapor edecek bir dokümantasyon uzmanı ile bir de bekçi için eğitmen almışlar.
Birkaç gün sonra “Peki ama bu bekçiyle iş tanımını yapanlar iyi çalışıyorlar mı, bunu takip edecek biri lazım değil mi?” Böylece bekçi ve eğitmenlerini denetleyecek bir kalite kontrol departmanı kurmuşlar, oraya da bir kalite kontrol sorumlusu ile bu adamların ne yapıp ettiğini rapor edecek 2 tane müfettiş almışlar.
Ertesi gün “Peki ama bir bekçi ve peşinden bir sürü denetleyici işe aldık, bunların maaşını kafamıza göre mi vereceğiz? Bekçiye ne kadar, kalite kontrol departmanına neye göre ne kadar maaş verilecek? Bunun bir sistemi olmalı.” Böylece bir muhasebe departmanı kurmuşlar.
Oraya da bir muhasebeci, bir bordro memuru ve bütün bu insanların ne kadar çalıştığını, işe geliş gidiş saatlerini takip edecek bir denetleme uzmanı işe almışlar.
Ertesi gün “Bir bekçimiz var, bağlı olduğu departmanları da kurduk. İyi güzel de, bunlar kendi başına buyruk mu iş yapacaklar? Bunlara bir müdür lazım değil mi? Tabi müdür aldıktan sonra bunun bir de yardımcısı olması lazım.” Bunun üzerine bekçi ve bağlı bulunduğu departmanlar için 1 müdür, 1 müdür yardımcısı, bir de bunlara sekreter almışlar.
Birkaç ay sonra yönetim kurulunda bütçe toplantısında artan maliyetler nedeniyle bazı giderlerin kısılması konusunda karar alınarak birimlerin işletmeye maliyetleri ile ilgili raporlar istenmiş.Yönetim kurulu yaptığı incele sonrasında hurdalıkta çalışan bekçinin işine son verilmesine karar vermişler.
Evet bencede bu ülkede Personel rejimi sorgulanmalıdır ancak sadece bekçiler açısından değil...
Şimdi, aşağıdaki rakamlara bakınca Türkiye' de memur sayısı çok azmış, çok yazık, memur istihdamını en az Fransa düzeyine getirilmeli mi diye düşünmemiz gerekir? Hepimizce malumdur ki; bugün bırakın memur olmayanları, çalışan memurlar bile Kamu İdaresinden hoşnut değildir. istisnasız her kurumda vicdan ve insaf sahibi memurlar çalışıyor, diğerlerini ise hiç bir güç çalıştıramıyor ise, ve 25 sene sonunda bu tembel memurlar aslanlar gibi tazminatlarını alıp emekli olabiliyorsa...Yapılacak tek şey ülkeler arasındaki memur sayılarının karşılaştırılması değil, Ülkelerdeki Kamu idaresi sistemiin ve Personel rejiminin sorgulanması ve verimlilik, adalet, tarafsızlık, dürüstlük vs. gibi hususlarda karşılaştırma yapılarak doğru bir Personel rejimi getirerek uygulanması olmalıdır. Selam ve sevgilerimle...
Bazı OECD Ülkelerinde Kamu İstihdamı
Ülkeler
Kamu Görevlilerinin İstihdama Oranı
Kamu Görevlilerinin Nüfusa Oranı
Finlandiya
24,3
10,4
Fransa
21,3
8,2
Macaristan
21,4
7,8
Kanada 17,5
8,1
İspanya
15,2
3,9
İtalya
15,2
3,9
Çek Cum.
15,4
6,9
İrlanda
14,6
6,2
ABD
14,6
7,5
Almanya 12,3
5,3
Türkiye 9,1
3,2
(Kaynak: OECD )
Türkiye’de Memurların Hizmet Alanlarına Dağılımı;
%40'ı Milli Eğitim Bakanlığı, %10'u Üniversiteler, %15'i Sağlık Bakanlığı, %12'si Emniyet Genel Müdürlüğü, %5'i Din İşleri Başkanlığı, %4'ü Maliye Bakanlığı, %4'ü Adalet Bakanlığı Diğer %10
Kamu İstihdamında Rakamsal Gerçekler
Türkiye’de kamu alanı, özellikle Özal’lı yıllar boyunca hep “sırttaki kambur” olarak nitelenmiştir. Bu süreçte “serbest piyasa” yeniden keşfedilmiş, insanların neredeyse tüm yaşamları “piyasalar”ın etrafında şekillendirilmeye çalışılmıştır. Dünya çapında yaşanan krizler ve bu krizlerle birlikte derinleşen kapitalizmin krizi, kısmen piyasa ilişkileri dışında yer alan ve büyük ölçüde sosyalizmin etkisiyle oluşturulmuş olan “refah devleti” anlayışının yeniden sorgulanmasını gündeme getirmiştir. Neoliberal ideoloji etrafında yürütülen tartışmalar sonucunda refah devleti uygulamalarının “piyasaların” işleyişini aksattığı, dolayısıyla kapitalizmin temel yasası olan “rekabeti” olumsuz etkilediği sonucuna varılmıştır. Yine bu tartışmaların bir sonucu olarak, gelişmiş kapitalist ülkelerden başlayarak tüm dünya çapında eş zamanlı olarak kamunun ve kamu hizmetlerinin yeniden tanımlanmasını gündeme getirilmiştir.
OECD’nin 2000 yılında yaptığı bir araştırma, ülkelerin merkezi idare, eyaletler ve yerel yönetimlerde bulunan kamu personeli sayılarına ilişkin istatistikleri, Türkiye’deki memur sayısının diğer ülkelerden fazla olmadığını göstermektedir. OECD’nin 2000 rakamlarına göre ABD’de yüzde 14, Fransa’da yüzde 24.8 olan memurların toplam nüfus içindeki oranı 2000 yılında Türkiye’de yüzde 3.34 iken, 84 milyon nüfuslu Almanya’da 4.4, 60 milyon nüfuslu Fransa’da 4.8 milyon civarında kamu personeli çalışmaktadır.
OECD verilerine göre, Finlandiya’da her 10, Kanada’da her 12, ABD ve İrlanda’da her 14, Almanya ve Hollanda’da her 19, İspanya ve İtalya’da her 25 kişiden biri kamu personeli statüsündedir. Türkiye’de ise her 30 kişiden ancak 1’i memur olarak çalışmaktadır. 2000 yılı itibariyle nüfusu 275 milyon 562 bin 673 olan ABD’de merkezi idarede 2 milyon 777 bin, eyaletlerde 4 milyon 746 bin, belediyeler ve diğer yerel kuruluşlarda da 13 milyon 49 bin olmak üzere toplam 20 milyon 572 bin kamu personeli istihdam edilmektedir. 84 milyon nüfusu olan Almanya’da da kamu personeli sayısı 4 milyon 364 bindir. Her iki ülkede de kamuda çalışanların nüfusa oranı, Türkiye’nin oldukça üzerinde seyretmektedir.
Türkiye kamusal alanı yeniden yapılandırma sürecine 24 Ocak 1980 kararları ile girmiş olmakla birlikte esas saldırı, 1990’lı yıllarla birlikte başlamıştır. Kamu gücünün özel çıkar sağlamak amacıyla kamu gücünü elinde bulunduran kişiler tarafından kötüye kullanılması sonucu ortaya çıkan yolsuzluklar üzerinden devletin ekonomiden elini çekmesi istenmiş, devletin sadece “jandarmalık” yapması gerektiği savunulmuştur. Özellikle merkezi yönetimin “aşırı büyüklüğü”, “kadroların şişkinliği” ileri sürülerek sık sık devletin “hantal” olduğu söylenmiş, başta KİT’ler olmak üzere pek çok kurum özelleştirme kapsamına alınarak “hedef tahtası” haline getirilmiştir. Oysa rakamlara bakıldığında Türkiye’de merkezi yönetimin hiç de savunulduğu gibi aşırı büyük olmadığını ve kamu kadrolarının sanıldığı kadar şişkin değil, aksine yetersiz olduğunu görmek mümkündür.
OECD ülkelerinde nüfusun artışına göre memur sayısında da doğru orantılı bir artış meydana gelmektedir. Ancak Türkiye ve benzeri ülkelerde kamu personel rejimi sürekli olarak erimekte ve “serbest piyasa sistemi” etkin kılınmaya çalışılmaktadır. Nitekim Türkiye’de 2000 yılında 2 milyon 197 bin 152 memur varken; Kasım 2005 itibariyle toplam memur sayısı 1 milyon 706 bindir.1
Windows Live™ Photos ile fotoğraflarınızı kolayca paylaşımı. Sürükle bırak
</html
_________________________________________________________________
Live.com'u deneyin - hızlı ve kişiselleştirilmiş giriş sayfanızla istediğiniz her şey tek bir yerde.
http://www.live.com/getstarted
Elimize geçen mailleri, okumadan ve yorumlamadan iletirsek, cevabı da ilgisiz oluyor anlaşıldığı kadarıyla...
Özelleştirme acizane görüşüme göre yanlıştır, ancak bu Devlet İdaresinin böyle gitmesi de yanlıştır. İşte buyrun, koca ABD ve Avrupa Ülkeleri bile Başta bankalr olmak üzere şirketleri kamulaştırmaya başladı.
Genel olarak bizim gibi ülkeler de onları taklit ettiğnden, bir 10-15 sene sonra kamulaştırma kesin biz de de başlar gibime geliyor.
Yahu kardeşim, aklı olan Devlet Memuru olmaz...Çocuklarımızı "aman Devlette Memur olmayın" diye yetiştirmeli ve kafalarını bu düşünceyi nakşetmeliyiz..!
Ülkenin birinde Genel Müdürlerden biri ülkenin ıssız bir bölgesinde kocaman ve terkedilmiş bir hurda deposunu farketmiş. Genel Müdür “Bir bekçi kiralayalım, buraya sahip çıksın. Birileri gelip burda birşeyler karıştırmasın.” demiş. Böylece bir adamı bekçi sıfatıyla işe almışlar. “İyi yaptık da, bir eksik var...” demiş, “... biz bu adama bir iş tanımı vermedik ki adam nasıl çalışacağını bilsin! Ayrıca sonra adamı bir de eğitmek lazım.” yardımcılarıda onu haklı bulmuşlar .
Böylece bekçinin iş tanımını belirleyecek bir planlama departmanı kurmuşlar. Oraya da bu tanımları rapor edecek bir dokümantasyon uzmanı ile bir de bekçi için eğitmen almışlar. Birkaç gün sonra “Peki ama bu bekçiyle iş tanımını yapanlar iyi çalışıyorlar mı, bunu takip edecek biri lazım değil mi?” Böylece bekçi ve eğitmenlerini denetleyecek bir kalite kontrol departmanı kurmuşlar, oraya da bir kalite kontrol sorumlusu ile bu adamların ne yapıp ettiğini rapor edecek 2 tane müfettiş almışlar. Ertesi gün “Peki ama bir bekçi ve peşinden bir sürü denetleyici işe aldık, bunların maaşını kafamıza göre mi vereceğiz? Bekçiye ne kadar, kalite kontrol departmanına neye göre ne kadar maaş verilecek? Bunun bir sistemi olmalı.” Böylece bir muhasebe departmanı kurmuşlar. Oraya da bir muhasebeci, bir bordro memuru ve bütün bu insanların ne kadar çalıştığını, işe geliş gidiş saatlerini takip edecek bir denetleme uzmanı işe almışlar. Ertesi gün “Bir bekçimiz var, bağlı olduğu departmanları da kurduk. İyi güzel de, bunlar kendi başına buyruk mu iş yapacaklar? Bunlara bir müdür lazım değil mi? Tabi müdür aldıktan sonra bunun bir de yardımcısı olması lazım.” Bunun üzerine bekçi ve bağlı bulunduğu departmanlar için 1 müdür, 1 müdür yardımcısı, bir de bunlara sekreter almışlar. Birkaç ay sonra yönetim kurulunda bütçe toplantısında artan maliyetler nedeniyle bazı giderlerin kısılması konusunda karar alınarak birimlerin işletmeye maliyetleri ile ilgili raporlar istenmiş.Yönetim kurulu yaptığı incele sonrasında hurdalıkta çalışan bekçinin işine son verilmesine karar vermişler.
Evet bencede bu ülkede Personel rejimi sorgulanmalıdır ancak sadece bekçiler açısından değil...
Şimdi, aşağıdaki rakamlara bakınca Türkiye' de memur sayısı çok azmış, çok yazık, memur istihdamını en az Fransa düzeyine getirilmeli mi diye düşünmemiz gerekir? Hepimizce malumdur ki; bugün bırakın memur olmayanları, çalışan memurlar bile Kamu İdaresinden hoşnut değildir. istisnasız her kurumda vicdan ve insaf sahibi memurlar çalışıyor, diğerlerini ise hiç bir güç çalıştıramıyor ise, ve 25 sene sonunda bu tembel memurlar aslanlar gibi tazminatlarını alıp emekli olabiliyorsa...Yapılacak tek şey ülkeler arasındaki memur sayılarının karşılaştırılması değil, Ülkelerdeki Kamu idaresi sistemiin ve Personel rejiminin sorgulanması ve verimlilik, adalet, tarafsızlık, dürüstlük vs. gibi hususlarda karşılaştırma yapılarak doğru bir Personel rejimi getirerek uygulanması olmalıdır. Selam ve sevgilerimle...
Bazı OECD Ülkelerinde Kamu İstihdamı
Ülkeler
Kamu Görevlilerinin İstihdama Oranı
Kamu Görevlilerinin Nüfusa Oranı
Finlandiya
24,3
10,4
Fransa
21,3
8,2
Macaristan
21,4
7,8
Kanada 17,5
8,1
İspanya
15,2
3,9
İtalya
15,2
3,9
Çek Cum.
15,4
6,9
İrlanda
14,6
6,2
ABD
14,6
7,5
Almanya 12,3
5,3
Türkiye 9,1
3,2
(Kaynak: OECD )
Türkiye’de Memurların Hizmet Alanlarına Dağılımı;
%40'ı Milli Eğitim Bakanlığı, %10'u Üniversiteler, %15'i Sağlık Bakanlığı, %12'si Emniyet Genel Müdürlüğü, %5'i Din İşleri Başkanlığı, %4'ü Maliye Bakanlığı, %4'ü Adalet Bakanlığı Diğer %10
Kamu İstihdamında Rakamsal Gerçekler
Türkiye’de kamu alanı, özellikle Özal’lı yıllar boyunca hep “sırttaki kambur” olarak nitelenmiştir. Bu süreçte “serbest piyasa” yeniden keşfedilmiş, insanların neredeyse tüm yaşamları “piyasalar”ın etrafında şekillendirilmeye çalışılmıştır. Dünya çapında yaşanan krizler ve bu krizlerle birlikte derinleşen kapitalizmin krizi, kısmen piyasa ilişkileri dışında yer alan ve büyük ölçüde sosyalizmin etkisiyle oluşturulmuş olan “refah devleti” anlayışının yeniden sorgulanmasını gündeme getirmiştir. Neoliberal ideoloji etrafında yürütülen tartışmalar sonucunda refah devleti uygulamalarının “piyasaların” işleyişini aksattığı, dolayısıyla kapitalizmin temel yasası olan “rekabeti” olumsuz etkilediği sonucuna varılmıştır. Yine bu tartışmaların bir sonucu olarak, gelişmiş kapitalist ülkelerden başlayarak tüm dünya çapında eş zamanlı olarak kamunun ve kamu hizmetlerinin yeniden tanımlanmasını gündeme getirilmiştir.
OECD’nin 2000 yılında yaptığı bir araştırma, ülkelerin merkezi idare, eyaletler ve yerel yönetimlerde bulunan kamu personeli sayılarına ilişkin istatistikleri, Türkiye’deki memur sayısının diğer ülkelerden fazla olmadığını göstermektedir. OECD’nin 2000 rakamlarına göre ABD’de yüzde 14, Fransa’da yüzde 24.8 olan memurların toplam nüfus içindeki oranı 2000 yılında Türkiye’de yüzde 3.34 iken, 84 milyon nüfuslu Almanya’da 4.4, 60 milyon nüfuslu Fransa’da 4.8 milyon civarında kamu personeli çalışmaktadır.
OECD verilerine göre, Finlandiya’da her 10, Kanada’da her 12, ABD ve İrlanda’da her 14, Almanya ve Hollanda’da her 19, İspanya ve İtalya’da her 25 kişiden biri kamu personeli statüsündedir. Türkiye’de ise her 30 kişiden ancak 1’i memur olarak çalışmaktadır. 2000 yılı itibariyle nüfusu 275 milyon 562 bin 673 olan ABD’de merkezi idarede 2 milyon 777 bin, eyaletlerde 4 milyon 746 bin, belediyeler ve diğer yerel kuruluşlarda da 13 milyon 49 bin olmak üzere toplam 20 milyon 572 bin kamu personeli istihdam edilmektedir. 84 milyon nüfusu olan Almanya’da da kamu personeli sayısı 4 milyon 364 bindir. Her iki ülkede de kamuda çalışanların nüfusa oranı, Türkiye’nin oldukça üzerinde seyretmektedir.
Türkiye kamusal alanı yeniden yapılandırma sürecine 24 Ocak 1980 kararları ile girmiş olmakla birlikte esas saldırı, 1990’lı yıllarla birlikte başlamıştır. Kamu gücünün özel çıkar sağlamak amacıyla kamu gücünü elinde bulunduran kişiler tarafından kötüye kullanılması sonucu ortaya çıkan yolsuzluklar üzerinden devletin ekonomiden elini çekmesi istenmiş, devletin sadece “jandarmalık” yapması gerektiği savunulmuştur. Özellikle merkezi yönetimin “aşırı büyüklüğü”, “kadroların şişkinliği” ileri sürülerek sık sık devletin “hantal” olduğu söylenmiş, başta KİT’ler olmak üzere pek çok kurum özelleştirme kapsamına alınarak “hedef tahtası” haline getirilmiştir. Oysa rakamlara bakıldığında Türkiye’de merkezi yönetimin hiç de savunulduğu gibi aşırı büyük olmadığını ve kamu kadrolarının sanıldığı kadar şişkin değil, aksine yetersiz olduğunu görmek mümkündür.
OECD ülkelerinde nüfusun artışına göre memur sayısında da doğru orantılı bir artış meydana gelmektedir. Ancak Türkiye ve benzeri ülkelerde kamu personel rejimi sürekli olarak erimekte ve “serbest piyasa sistemi” etkin kılınmaya çalışılmaktadır. Nitekim Türkiye’de 2000 yılında 2 milyon 197 bin 152 memur varken; Kasım 2005 itibariyle toplam memur sayısı 1 milyon 706 bindir.1
Windows Live™ Photos ile fotoğraflarınızı kolayca paylaşımı. Sürükle bırak
</html
</html
Merak etme yakında seni ve senin gibi düşünenleri mutlu edecek bir yasa çıkacak,
Yeni çıkacak personel rejimi yasasında senin beğenmediğin memurluk sadece üst düzey bürokratların elinde olacak ve yeni alınan tüm çalışanlar 1'er yıllık sözleşmeli büro çalışanı adıyla işe alınacak.
Beğenmediğini söylediğin yazımın sonunda yazdığımı cümleyi bir daha tekralayayım istersen belki bu kez ne demek istediğimi daha iyi anlarsın.
"Evet bencede bu ülkede Personel rejimi sorgulanmalıdır ancak sadece bekçiler açısından değil...
Saygılarımla..."
From: karakteri_s...@hotmail.com
To: tobaccoexperts@googlegroups.com
Subject: {tobaccoexperts:11925} Re: Kamu İstihdamı OECD/TÜRKİYE
Date: Sun, 5 Jul 2009 00:52:32 +0300
Alakasız bir cevap olmuş...! Elimize geçen mailleri, okumadan ve yorumlamadan iletirsek, cevabı da ilgisiz oluyor anlaşıldığı kadarıyla...
Özelleştirme acizane görüşüme göre yanlıştır, ancak bu Devlet İdaresinin böyle gitmesi de yanlıştır. İşte buyrun, koca ABD ve Avrupa Ülkeleri bile Başta bankalr olmak üzere şirketleri kamulaştırmaya başladı.
Genel olarak bizim gibi ülkeler de onları taklit ettiğnden, bir 10-15 sene sonra kamulaştırma kesin biz de de başlar gibime geliyor.
Yahu kardeşim, aklı olan Devlet Memuru olmaz...Çocuklarımızı "aman Devlette Memur olmayın" diye yetiştirmeli ve kafalarını bu düşünceyi nakşetmeliyiz..!
Ülkenin birinde Genel Müdürlerden biri ülkenin ıssız bir bölgesinde kocaman ve terkedilmiş bir hurda deposunu farketmiş. Genel Müdür “Bir bekçi kiralayalım, buraya sahip çıksın. Birileri gelip burda birşeyler karıştırmasın.” demiş. Böylece bir adamı bekçi sıfatıyla işe almışlar. “İyi yaptık da, bir eksik var...” demiş, “... biz bu adama bir iş tanımı vermedik ki adam nasıl çalışacağını bilsin! Ayrıca sonra adamı bir de eğitmek lazım.” yardımcılarıda onu haklı bulmuşlar .
Böylece bekçinin iş tanımını belirleyecek bir planlama departmanı kurmuşlar. Oraya da bu tanımları rapor edecek bir dokümantasyon uzmanı ile bir de bekçi için eğitmen almışlar. Birkaç gün sonra “Peki ama bu bekçiyle iş tanımını yapanlar iyi çalışıyorlar mı, bunu takip edecek biri lazım değil mi?” Böylece bekçi ve eğitmenlerini denetleyecek bir kalite kontrol departmanı kurmuşlar, oraya da bir kalite kontrol sorumlusu ile bu adamların ne yapıp ettiğini rapor edecek 2 tane müfettiş almışlar. Ertesi gün “Peki ama bir bekçi ve peşinden bir sürü denetleyici işe aldık, bunların maaşını kafamıza göre mi vereceğiz? Bekçiye ne kadar, kalite kontrol departmanına neye göre ne kadar maaş verilecek? Bunun bir sistemi olmalı.” Böylece bir muhasebe departmanı kurmuşlar. Oraya da bir muhasebeci, bir bordro memuru ve bütün bu insanların ne kadar çalıştığını, işe geliş gidiş saatlerini takip edecek bir denetleme uzmanı işe almışlar. Ertesi gün “Bir bekçimiz var, bağlı olduğu departmanları da kurduk. İyi güzel de, bunlar kendi başına buyruk mu iş yapacaklar? Bunlara bir müdür lazım değil mi? Tabi müdür aldıktan sonra bunun bir de yardımcısı olması lazım.” Bunun üzerine bekçi ve bağlı bulunduğu departmanlar için 1 müdür, 1 müdür yardımcısı, bir de bunlara sekreter almışlar. Birkaç ay sonra yönetim kurulunda bütçe toplantısında artan maliyetler nedeniyle bazı giderlerin kısılması konusunda karar alınarak birimlerin işletmeye maliyetleri ile ilgili raporlar istenmiş.Yönetim kurulu yaptığı incele sonrasında hurdalıkta çalışan bekçinin işine son verilmesine karar vermişler.
Evet bencede bu ülkede Personel rejimi sorgulanmalıdır ancak sadece bekçiler açısından değil...
Şimdi, aşağıdaki rakamlara bakınca Türkiye' de memur sayısı çok azmış, çok yazık, memur istihdamını en az Fransa düzeyine getirilmeli mi diye düşünmemiz gerekir? Hepimizce malumdur ki; bugün bırakın memur olmayanları, çalışan memurlar bile Kamu İdaresinden hoşnut değildir. istisnasız her kurumda vicdan ve insaf sahibi memurlar çalışıyor, diğerlerini ise hiç bir güç çalıştıramıyor ise, ve 25 sene sonunda bu tembel memurlar aslanlar gibi tazminatlarını alıp emekli olabiliyorsa...Yapılacak tek şey ülkeler arasındaki memur sayılarının karşılaştırılması değil, Ülkelerdeki Kamu idaresi sistemiin ve Personel rejiminin sorgulanması ve verimlilik, adalet, tarafsızlık, dürüstlük vs. gibi hususlarda karşılaştırma yapılarak doğru bir Personel rejimi getirerek uygulanması olmalıdır. Selam ve sevgilerimle...
Bazı OECD Ülkelerinde Kamu İstihdamı
Ülkeler
Kamu Görevlilerinin İstihdama Oranı
Kamu Görevlilerinin Nüfusa Oranı
Finlandiya
24,3
10,4
Fransa
21,3
8,2
Macaristan
21,4
7,8
Kanada 17,5
8,1
İspanya
15,2
3,9
İtalya
15,2
3,9
Çek Cum.
15,4
6,9
İrlanda
14,6
6,2
ABD
14,6
7,5
Almanya 12,3
5,3
Türkiye 9,1
3,2
(Kaynak: OECD )
Türkiye’de Memurların Hizmet Alanlarına Dağılımı;
%40'ı Milli Eğitim Bakanlığı, %10'u Üniversiteler, %15'i Sağlık Bakanlığı, %12'si Emniyet Genel Müdürlüğü, %5'i Din İşleri Başkanlığı, %4'ü Maliye Bakanlığı, %4'ü Adalet Bakanlığı Diğer %10
Kamu İstihdamında Rakamsal Gerçekler
Türkiye’de kamu alanı, özellikle Özal’lı yıllar boyunca hep “sırttaki kambur” olarak nitelenmiştir. Bu süreçte “serbest piyasa” yeniden keşfedilmiş, insanların neredeyse tüm yaşamları “piyasalar”ın etrafında şekillendirilmeye çalışılmıştır. Dünya çapında yaşanan krizler ve bu krizlerle birlikte derinleşen kapitalizmin krizi, kısmen piyasa ilişkileri dışında yer alan ve büyük ölçüde sosyalizmin etkisiyle oluşturulmuş olan “refah devleti” anlayışının yeniden sorgulanmasını gündeme getirmiştir. Neoliberal ideoloji etrafında yürütülen tartışmalar sonucunda refah devleti uygulamalarının “piyasaların” işleyişini aksattığı, dolayısıyla kapitalizmin temel yasası olan “rekabeti” olumsuz etkilediği sonucuna varılmıştır. Yine bu tartışmaların bir sonucu olarak, gelişmiş kapitalist ülkelerden başlayarak tüm dünya çapında eş zamanlı olarak kamunun ve kamu hizmetlerinin yeniden tanımlanmasını gündeme getirilmiştir.
OECD’nin 2000 yılında yaptığı bir araştırma, ülkelerin merkezi idare, eyaletler ve yerel yönetimlerde bulunan kamu personeli sayılarına ilişkin istatistikleri, Türkiye’deki memur sayısının diğer ülkelerden fazla olmadığını göstermektedir. OECD’nin 2000 rakamlarına göre ABD’de yüzde 14, Fransa’da yüzde 24.8 olan memurların toplam nüfus içindeki oranı 2000 yılında Türkiye’de yüzde 3.34 iken, 84 milyon nüfuslu Almanya’da 4.4, 60 milyon nüfuslu Fransa’da 4.8 milyon civarında kamu personeli çalışmaktadır.
OECD verilerine göre, Finlandiya’da her 10, Kanada’da her 12, ABD ve İrlanda’da her 14, Almanya ve Hollanda’da her 19, İspanya ve İtalya’da her 25 kişiden biri kamu personeli statüsündedir. Türkiye’de ise her 30 kişiden ancak 1’i memur olarak çalışmaktadır. 2000 yılı itibariyle nüfusu 275 milyon 562 bin 673 olan ABD’de merkezi idarede 2 milyon 777 bin, eyaletlerde 4 milyon 746 bin, belediyeler ve diğer yerel kuruluşlarda da 13 milyon 49 bin olmak üzere toplam 20 milyon 572 bin kamu personeli istihdam edilmektedir. 84 milyon nüfusu olan Almanya’da da kamu personeli sayısı 4 milyon 364 bindir. Her iki ülkede de kamuda çalışanların nüfusa oranı, Türkiye’nin oldukça üzerinde seyretmektedir.
Türkiye kamusal alanı yeniden yapılandırma sürecine 24 Ocak 1980 kararları ile girmiş olmakla birlikte esas saldırı, 1990’lı yıllarla birlikte başlamıştır. Kamu gücünün özel çıkar sağlamak amacıyla kamu gücünü elinde bulunduran kişiler tarafından kötüye kullanılması sonucu ortaya çıkan yolsuzluklar üzerinden devletin ekonomiden elini çekmesi istenmiş, devletin sadece “jandarmalık” yapması gerektiği savunulmuştur. Özellikle merkezi yönetimin “aşırı büyüklüğü”, “kadroların şişkinliği” ileri sürülerek sık sık devletin “hantal” olduğu söylenmiş, başta KİT’ler olmak üzere pek çok kurum özelleştirme kapsamına alınarak “hedef tahtası” haline getirilmiştir. Oysa rakamlara bakıldığında Türkiye’de merkezi yönetimin hiç de savunulduğu gibi aşırı büyük olmadığını ve kamu kadrolarının sanıldığı kadar şişkin değil, aksine
savaş kardeş kendini neden üzüyorsun... Devlet memurluğunun ne kadar gerekli olduğunu anlayamayanlara, aslında devlet memurluğunun salt maaş ilişkisiyle değerlendirilmesi yanlışına düşenlere ne anlatmaya çalışıyorsun... Ülkemizde on yıllardır iş bulmasından, atamasına, tayinine kadar politize olmuş bir yapıyla biçimlendirilmiş devlet memurluğunu elbette "sadece devletin memuru" olan memur anlayışını herkes bilemez veya düşünmek zorunda değildir...
Öğretmenini sözleşmeli çalıştıran bir zihniyetin ilerde ne yapabileceği malum değil midir? Son cümleni o hikayeyi okuduğumda da beğenmiştim... Bekçi aslında ballı börekli bir sistemin kurtarıcısı ve bazı şeylerin görünmesini engelleyen simgedir...
saygılar...
From: savassey...@hotmail.com
To: tobaccoexperts@googlegroups.com
Subject: {tobaccoexperts:11932} Re: Kamu İstihdamı OECD/TÜRKİYE
Date: Mon, 6 Jul 2009 07:45:21 +0000
Merak etme yakında seni ve senin gibi düşünenleri mutlu edecek bir yasa çıkacak,
Yeni çıkacak personel rejimi yasasında senin beğenmediğin memurluk sadece üst düzey bürokratların elinde olacak ve yeni alınan tüm çalışanlar 1'er yıllık sözleşmeli büro çalışanı adıyla işe alınacak.
Beğenmediğini söylediğin yazımın sonunda yazdığımı cümleyi bir daha tekralayayım istersen belki bu kez ne demek istediğimi daha iyi anlarsın.
"Evet bencede bu ülkede Personel rejimi sorgulanmalıdır ancak sadece bekçiler açısından değil...
Saygılarımla..."
From: karakteri_s...@hotmail.com
To: tobaccoexperts@googlegroups.com
Subject: {tobaccoexperts:11925} Re: Kamu İstihdamı OECD/TÜRKİYE
Date: Sun, 5 Jul 2009 00:52:32 +0300
Alakasız bir cevap olmuş...! Elimize geçen mailleri, okumadan ve yorumlamadan iletirsek, cevabı da ilgisiz oluyor anlaşıldığı kadarıyla...
Özelleştirme acizane görüşüme göre yanlıştır, ancak bu Devlet İdaresinin böyle gitmesi de yanlıştır. İşte buyrun, koca ABD ve Avrupa Ülkeleri bile Başta bankalr olmak üzere şirketleri kamulaştırmaya başladı.
Genel olarak bizim gibi ülkeler de onları taklit ettiğnden, bir 10-15 sene sonra kamulaştırma kesin biz de de başlar gibime geliyor.
Yahu kardeşim, aklı olan Devlet Memuru olmaz...Çocuklarımızı "aman Devlette Memur olmayın" diye yetiştirmeli ve kafalarını bu düşünceyi nakşetmeliyiz..!
Ülkenin birinde Genel Müdürlerden biri ülkenin ıssız bir bölgesinde kocaman ve terkedilmiş bir hurda deposunu farketmiş. Genel Müdür “Bir bekçi kiralayalım, buraya sahip çıksın. Birileri gelip burda birşeyler karıştırmasın.” demiş. Böylece bir adamı bekçi sıfatıyla işe almışlar. “İyi yaptık da, bir eksik var...” demiş, “... biz bu adama bir iş tanımı vermedik ki adam nasıl çalışacağını bilsin! Ayrıca sonra adamı bir de eğitmek lazım.” yardımcılarıda onu haklı bulmuşlar .
Böylece bekçinin iş tanımını belirleyecek bir planlama departmanı kurmuşlar. Oraya da bu tanımları rapor edecek bir dokümantasyon uzmanı ile bir de bekçi için eğitmen almışlar. Birkaç gün sonra “Peki ama bu bekçiyle iş tanımını yapanlar iyi çalışıyorlar mı, bunu takip edecek biri lazım değil mi?” Böylece bekçi ve eğitmenlerini denetleyecek bir kalite kontrol departmanı kurmuşlar, oraya da bir kalite kontrol sorumlusu ile bu adamların ne yapıp ettiğini rapor edecek 2 tane müfettiş almışlar. Ertesi gün “Peki ama bir bekçi ve peşinden bir sürü denetleyici işe aldık, bunların maaşını kafamıza göre mi vereceğiz? Bekçiye ne kadar, kalite kontrol departmanına neye göre ne kadar maaş verilecek? Bunun bir sistemi olmalı.” Böylece bir muhasebe departmanı kurmuşlar. Oraya da bir muhasebeci, bir bordro memuru ve bütün bu insanların ne kadar çalıştığını, işe geliş gidiş saatlerini takip edecek bir denetleme uzmanı işe almışlar. Ertesi gün “Bir bekçimiz var, bağlı olduğu departmanları da kurduk. İyi güzel de, bunlar kendi başına buyruk mu iş yapacaklar? Bunlara bir müdür lazım değil mi? Tabi müdür aldıktan sonra bunun bir de yardımcısı olması lazım.” Bunun üzerine bekçi ve bağlı bulunduğu departmanlar için 1 müdür, 1 müdür yardımcısı, bir de bunlara sekreter almışlar. Birkaç ay sonra yönetim kurulunda bütçe toplantısında artan maliyetler nedeniyle bazı giderlerin kısılması konusunda karar alınarak birimlerin işletmeye maliyetleri ile ilgili raporlar istenmiş.Yönetim kurulu yaptığı incele sonrasında hurdalıkta çalışan bekçinin işine son verilmesine karar vermişler.
Evet bencede bu ülkede Personel rejimi sorgulanmalıdır ancak sadece bekçiler açısından değil...
Şimdi, aşağıdaki rakamlara bakınca Türkiye' de memur sayısı çok azmış, çok yazık, memur istihdamını en az Fransa düzeyine getirilmeli mi diye düşünmemiz gerekir? Hepimizce malumdur ki; bugün bırakın memur olmayanları, çalışan memurlar bile Kamu İdaresinden hoşnut değildir. istisnasız her kurumda vicdan ve insaf sahibi memurlar çalışıyor, diğerlerini ise hiç bir güç çalıştıramıyor ise, ve 25 sene sonunda bu tembel memurlar aslanlar gibi tazminatlarını alıp emekli olabiliyorsa...Yapılacak tek şey ülkeler arasındaki memur sayılarının karşılaştırılması değil, Ülkelerdeki Kamu idaresi sistemiin ve Personel rejiminin sorgulanması ve verimlilik, adalet, tarafsızlık, dürüstlük vs. gibi hususlarda karşılaştırma yapılarak doğru bir Personel rejimi getirerek uygulanması olmalıdır. Selam ve sevgilerimle...
Bazı OECD Ülkelerinde Kamu İstihdamı
Ülkeler
Kamu Görevlilerinin İstihdama Oranı
Kamu Görevlilerinin Nüfusa Oranı
Finlandiya
24,3
10,4
Fransa
21,3
8,2
Macaristan
21,4
7,8
Kanada 17,5
8,1
İspanya
15,2
3,9
İtalya
15,2
3,9
Çek Cum.
15,4
6,9
İrlanda
14,6
6,2
ABD
14,6
7,5
Almanya 12,3
5,3
Türkiye 9,1
3,2
(Kaynak: OECD )
Türkiye’de Memurların Hizmet Alanlarına Dağılımı;
%40'ı Milli Eğitim Bakanlığı, %10'u Üniversiteler, %15'i Sağlık Bakanlığı, %12'si Emniyet Genel Müdürlüğü, %5'i Din İşleri Başkanlığı, %4'ü Maliye Bakanlığı, %4'ü Adalet Bakanlığı Diğer %10
Kamu İstihdamında Rakamsal Gerçekler
Türkiye’de kamu alanı, özellikle Özal’lı yıllar boyunca hep “sırttaki kambur” olarak nitelenmiştir. Bu süreçte “serbest piyasa” yeniden keşfedilmiş, insanların neredeyse tüm yaşamları “piyasalar”ın etrafında şekillendirilmeye çalışılmıştır. Dünya çapında yaşanan krizler ve bu krizlerle birlikte derinleşen kapitalizmin krizi, kısmen piyasa ilişkileri dışında yer alan ve büyük ölçüde sosyalizmin etkisiyle oluşturulmuş olan “refah devleti” anlayışının yeniden sorgulanmasını gündeme getirmiştir. Neoliberal ideoloji etrafında yürütülen tartışmalar sonucunda refah devleti uygulamalarının “piyasaların” işleyişini aksattığı, dolayısıyla kapitalizmin temel yasası olan “rekabeti” olumsuz etkilediği sonucuna varılmıştır. Yine bu tartışmaların bir sonucu olarak, gelişmiş kapitalist ülkelerden başlayarak tüm dünya çapında eş zamanlı olarak kamunun ve kamu hizmetlerinin yeniden tanımlanmasını gündeme getirilmiştir.
OECD’nin 2000 yılında yaptığı bir araştırma, ülkelerin merkezi idare, eyaletler ve yerel yönetimlerde bulunan kamu personeli sayılarına ilişkin istatistikleri, Türkiye’deki memur sayısının diğer ülkelerden fazla olmadığını göstermektedir. OECD’nin 2000 rakamlarına göre ABD’de yüzde 14, Fransa’da yüzde 24.8 olan memurların toplam nüfus içindeki oranı 2000 yılında Türkiye’de yüzde 3.34 iken, 84 milyon nüfuslu Almanya’da 4.4, 60 milyon nüfuslu Fransa’da 4.8 milyon civarında kamu personeli çalışmaktadır.
OECD verilerine göre, Finlandiya’da her 10, Kanada’da her 12, ABD ve İrlanda’da her 14, Almanya ve Hollanda’da her 19, İspanya ve İtalya’da her 25 kişiden biri kamu personeli statüsündedir. Türkiye’de ise her 30 kişiden ancak 1’i memur olarak çalışmaktadır. 2000 yılı itibariyle nüfusu 275 milyon 562 bin 673 olan ABD’de merkezi idarede 2 milyon 777 bin, eyaletlerde 4 milyon 746 bin, belediyeler ve diğer yerel kuruluşlarda da 13 milyon 49 bin olmak üzere toplam 20 milyon 572 bin kamu personeli istihdam edilmektedir. 84 milyon nüfusu olan Almanya’da da kamu personeli sayısı 4 milyon 364 bindir. Her iki ülkede de kamuda çalışanların nüfusa oranı, Türkiye’nin oldukça üzerinde