Sevgili Dostlar; Biliyoruz ki okumadan, öğrenmeden bilgi sahibi olamayız.Bilgi sahibi olcağız ki fikir sahibi olalım.Bende bu konuda sizlerle internet ortamından sizlere beğendim kitap dergileri paylaşıma açacağım.Sizlerinde var ise bu konu başlığının altına paylaşım linkini yazabilirsiniz. E-Postama SON ANDIÇ isimli pdf formatında dergi gönderilmiş.Sizlerle paylaşmak istedim.Umarım beğenirsiniz. Aşağıdaki linklerden dergiyi inderebilirsiniz. İki linkte aynı dergi içindir. Saygılarımla.
Sevgili Dostlar; Kitap okumayı sevmiyoruz ama kitap özetini okunuz lütfen. Aşağıdaki kitap özeti TÜRKİYE'NİN içinde bulunduğu durumu anlatan belgedir.
*************************************************** BİR EKONOMİ TETİKÇİSİNİN İTİRAFLARI John Perkins http://www.ozetkitap.com 2 Önsöz Ekonomi tetikçisi olarak bizlerin amacı küresel imparatorluk kurmaktır. Bizler, diğer ülkeleri şirketlerimizin, hükümetimizin, bankalarımızın, kısacası benim şirketokrasi diye adlandırdığım kurumsal yapının kölesi haline getirmek için uluslararası finans kuruluşlarını kullanan elit bir grubuz. Mafyanın yaptığı iyilikler gibi Ekonomi Tetikçileri de görünüşte bazı iyilikler yapar. Örneğin elektrik santralleri, otoyollar, limanlar, havaalanları, teknoparklar gibi altyapı hizmetleri için borç temin ederler. Bu borçların ön koşulu, bütün bu projelerin Amerikan inşaat ve mühendislik firmaları tarafından gerçekleştirilmesidir. Aslında paranın çoğu Amerika'yı hiç terk etmez; yalnızca Washington'daki bankalardan New York, Houston veya San Francisco'daki mühendislik firmalarına transfer edilir. Para hiç vakit geçirmeden şirketokrasi üyesi şirketlere (kreditörlere) döndüğü halde borçlu ülkenin anapara artı faizin tamamını ödemesini isteriz. Eğer Ekonomi Tetikçisi çok başarılı ise borç tutarı o kadar büyük olur ki birkaç yıl sonra borçlu ülke ödemeleri aksatır. Bu olduğunda biz de mafya gibi diyetini isteriz. Birleşmiş Milletler'de Amerika'nın isteği doğrultusunda oy verme, askeri üs kurma veya petrol gibi değerli kaynaklara el koyma şeklinde olabilir bu diyet. Buna rağmen borçlunun borcu devam eder. Böylece küresel imparatorluğumuza bir ülke daha eklenmiş olur. 2004 itibariyle 3. Dünya ülkelerinin borç toplamı 2.5 trilyon dolara, yıllık faiz ödemeleri de 3.75 milyar dolara yükselmiştir. Bu tutar, tüm 3.Dünya ülkelerinin sağlık ve eğitim harcamaları toplamından fazla, aldıkları dış yardımın da 20 katıdır. Yine bu ülkelerde nüfusun en üst yüzde biri, ülkelerinin mali kaynaklarının ve gayrımenkullerinin %70 ila %90'ına sahiptir. Bu çağdaş imparatorluğun sinsiliği, Romalı askerleri, İspanyol fatihlerini (konkistador), 18-19 uncu yy Avrupalı sömürgecilerini fersah fersah geride bırakır. Biz Ekonomi Tetikçileri kurnazızdır. Bizler tarihten ders aldık. Kılıç taşımayız, zırh-üniforma giymeyiz. Ekuador, Nijerya, Endonezya gibi ülkelerde yerli öğretmenler veya esnaf gibi giyiniriz. Washington ve Paris'te bürokratlara ve bankerlere benzeriz. Proje mahallerini gezer, yoksul köyleri dolaşırız. Yerel basında ne kadar hayırlı işler yaptığımızdan söz ederiz. Yasadışı bir şeye tevessül ettiğimiz pek nadirdir. Zira sistem aldatmacaya dayansa da tanım olarak yasaldır. Ancaaak..... Eğer biz başarısız olursak, devreye çakallar (İstihbarat - NSA ve CIAelemanları) girer. Çakallar hazır ve nazır bekler. Ortaya çıktıklarında devlet başkanları devrilir veya feci "kaza"larda ölürler. Eğer Afganistan ve Irak'ta olduğu gibi, bir şekilde çakallar da beceremezlerse genç Amerikalılar ölmeye ve öldürmeye gönderilir. Bu imparatorluğun yaratılmasına ben de katkıda bulundum ve suçluluk duygusu altında eziliyorum. New Hampshire taşrasından bir çocuk nasıl oldu da bu pis işlere bulaştı? http://www.ozetkitap.com 3 BİR TETİKÇİ DOĞUYOR Her şey çok masumca başladı. 1945'te orta halli, öğretmen bir ailenin tek çocuğu olarak doğdum. Babam dünyanın her yanından gelmiş zengin çocuklarının okuduğu Tilton okulunda öğretmenlik yaptığından ben de 14 yaşında Tiltonda burslu okumaya hak kazandım. Orda zengin çocuklarına nispet iftiharla geçtim, iki okul takımının kaptanlığını yaptım ve okul gazetesini çıkardım. Lise bitince Middlebury üniversitesinde burslu okumaya başladım. Orası da Tilton gibi zengin çocuklarının okuluydu. Orda hayatımı etkileyen 2 kişiyle tanıştım. Birisi genç ve güzel Ann, diğeri de İranlı bir generalin oğlu olan Ferhat'tı. Ferhat beni içkiye, gece hayatına, ailemi dışlamaya yöneltti. Ders çalışmayı bıraktım. Bursum kesildi. Ben de bir sene gazetecilik yaptıktan sonra Boston Üniversitesi, İşletme Fakültesine kaydoldum. 1967'de, son sınıftayken Ann ile evlendim. Ann'in babası Deniz kuvvetlerinde üst kademede görevli, çok başarılı bir mühendisti. En yakın arkadaşı, Ann'in "Frank Amca" dediği kişi, ülkenin en geniş casusluk örgütü NSA (Ulusal Güvenlik Ajansı) nın tepe yöneticilerinden biriydi. Onun teşvikiyle NSA'da iş görüşmesine gittim. Birkaç hafta sonra NSA'dan kabul edildiğime dair haber geldi. Sonradan öğrendiğime göre, Ferhat'ın babasının İranda ABD istihbaratında çalışması bu kabulde etkili olmuş. NSA'nın iş teklifini kabul etmeden önce Barış gönüllülerinin bir seminerine katılmam, yine hayatımın yönünü değiştirdi. Önerilen yerlerden biri, yerli halkın bütün özelliklerini koruduğu Amazon Yağmur Ormanlarıydı. Frank Amca'ya akıl danıştığımda, bu görevi kabul etmemi söylemesi beni şaşırttı." Oraları petrol yatağı. Yerlileri anlayan iyi ajanlara ihtiyacımız olacak" diyerek İspanyolca ve yerel lehçeleri öğrenmemi teşvik etti. Böylece Ann ve ben Ekuador'da barış gönüllülerine katıldık. Yerliler gibi yaşamaya başlayıp onlarla akraba gibi olduk. Köyümüze bir gün MAIN şirketinin Genel Müdür yardımcısı Einar Greve geldi. MAIN, Dünya Bankası'nın Ekuador'a ve komşu ülkelere hidroelektrik santralleri ve diğer alt yapı projeleri için milyarlarca dolar borç vermesi doğru olur mu diye araştırmalar yürüten uluslararası bir danışmanlık şirketiydi. Einar'la Ekuador'da birkaç gün geçirdikten sonra mektuplaşmaya başladık. Benden Ekuador'un ekonomik durumu ve geleceği hakkında raporlar istedi. Bir yıl içinde kendisine 15 rapor gönderdim. Barış gönüllüsü olarak görevim sona erince Einar bana MAIN'de iş teklif etti. Einar'ın dediğine göre MAIN'in esas işi mühendislikti. Fakat en önemli müşterisi olan Dünya Bankası'nın hazırladığı mühendislik projelerinin boyutunu ve fizibilitesini saptamak üzere ekonomistlere ihtiyaçları vardı. Ekuador, Endonezya, İran, Mısır gibi güvenilir istatistikleri bulunmayan yerlerde kişisel gözlem ve değerlendirme gerekiyordu. Böylece 1971'de 26 yaşında MAIN'de ekonomist olarak göreve başladım. Oysa gerçek görevimin tamamen James Bond'a benzediğini kısa sürede fark edecektim. http://www.ozetkitap.com 4 "GİRDİN Mİ ÇIKAMAZSIN" Arthur D.Little, Stone & Webster, Brown & Root, Halliburton ve Bechtel gibi mühendislik firmalarını herkesin tanımasına rağmen MAIN kamuoyunda pek bilinmiyordu. Profesyonel kadromuzun çoğu mühendis olduğu halde iş makinalarımız olmadığı gibi, bir baraka dahi inşa etmemiştik. Önceleri ne yaptığımızı anlamakta bile zorluk çekiyordum. Tek bildiğim, Java adasının enerji master planını hazırlamak üzere 11 kişilik bir heyetle Endonezya'ya gideceğimdi. Endonezya ve Java'nın ekonometrik modellerini çıkarmam gerekeceği ve bu konuyu hiç bilmediğim için kurslara yazıldım. Bu süreçte, istatistiklerin amaca göre manipüle edilebileceğini keşfettim. MAIN, beni eğitmesi için Claudine adında güzel bir bayanı görevlendirdi. Claudine bana, hiç kimsenin işim hakkında bilgi vermediğini, zira bunu yapmaya bir tek kendisinin yetkili olduğunu söyleyerek, görevinin beni ekonomi tetikçisi olarak yetiştirmek olduğunu ilave etti. Ne yaptığımı karım dahil hiç kimsenin bilmemesi gerektiğini belirttikten sonra, işimin iki ana amacı olduğunu açıkladı. Öncelikle, hazırlayacağım raporlarla MAIN ve diğer Amerikan şirketlerinin (Bechtel, Halliburton, Stone&Webster gibi) devasa mühendislik ve inşaat projeleri için uluslararası finansman kuruluşlarının vereceği kredilere dayanak sağlayacaktım. Verilen borç, projeleri gerçekleştiren Amerikan şirketlerine geri döndükten sonra ikinci görevim, muazzam borç altına giren bu ülkeleri iflas ettirmekti. Böylece söz konusu ülkeler askeri üs, BM'lerde lehimize oy, petrol ve diğer doğal ham maddeleri kullanımı gibi ihtiyaçlarımız için kolay hedef olabilecekti. İşim, bir ülkeye milyarlarca dolar yatırım yapılmasının etkilerini tahmin etmek olacaktı. Gelecek 20-25 yılda ekonomik büyümenin ne kadar olacağını ve çeşitli projelerin etkilerini araştıran çalışmalar yapacaktım. Projelerin her birinden beklenen ancak açıkça söylenmeyen özellikler, müteahhit firmalar için çok karlı olması, ülkedeki bir avuç varlıklı ve etkili aileyi mutlu etmesi, uzun dönemde ülkeyi mali ve siyasi bağımlılık altına sokması idi. Borç yükü ne kadar büyük olursa o kadar iyi olacaktı. Bu yük ülkenin en yoksul vatandaşlarını sonraki on yıllar boyunca sağlık, eğitim gibi temel ihtiyaçlardan yoksun bırakacakmış, ne gam. Büyük alt yapı Projeleri GSMH artışına önemli katkıda bulunur ancak GSMH mutlak değer olarak aldatıcıdır. Bir tek kişi, örneğin bir enerji şirketi sahibi bile yararlanacak şekilde GSMH artabilir, halkın çoğunluğu borç yükü altında ezilse bile. Zengin daha da zenginleşirken fakir daha da fakirleşebilir. Buna rağmen istatistiki açıdan büyüme gerçekleşmiş görünür. Diğer ABD vatandaşları gibi MAIN çalışanlarının çoğu enerji santralleri, otoyollar,limanlar inşa etmekle ülkelere iyilik ettiğimize inanıyordu. Okullarımız ve basınımız bütün yaptıklarımızı iyi niyetle yaptığımızı öğretmişti. Yıllarca hep şu ifadeyi duydum: "Amerikan bayrağını yakıyorlar, elçiliğimizin önünde gösteri yapıyorlar, neden lanet olası ülkelerini terk edip onları yoksulluk içinde yuvarlanmaya bırakmıyoruz?
Değerli grup üyeleri, Biz kurtuluş savaşında,boğazımıza kadar borca batmış iken yedi düvele karşı koymadık mı?Biz yeter ki uyanalım,inanç birliğini kurup,tüm kaynaklarımızı kullanalım.Yeter artık ayağa kalktık,yürüme zamanıdır.Saygılarımla.
On 6 Kasım, 17:10, TÜRK GÜCÜ <turkgu...@gmail.com> wrote:
> Sevgili Dostlar; > Kitap okumayı sevmiyoruz ama kitap özetini okunuz lütfen. > Aşağıdaki kitap özeti TÜRKİYE'NİN içinde bulunduğu durumu anlatan > belgedir.
> *************************************************** > BİR EKONOMİ TETİKÇİSİNİN > İTİRAFLARI > John Perkinshttp://www.ozetkitap.com > 2 > Önsöz > Ekonomi tetikçisi olarak bizlerin amacı küresel imparatorluk > kurmaktır. Bizler, diğer > ülkeleri şirketlerimizin, hükümetimizin, bankalarımızın, kısacası > benim şirketokrasi > diye adlandırdığım kurumsal yapının kölesi haline getirmek için > uluslararası finans > kuruluşlarını kullanan elit bir grubuz. Mafyanın yaptığı iyilikler > gibi Ekonomi Tetikçileri > de görünüşte bazı iyilikler yapar. Örneğin elektrik santralleri, > otoyollar, limanlar, > havaalanları, teknoparklar gibi altyapı hizmetleri için borç temin > ederler. Bu borçların > ön koşulu, bütün bu projelerin Amerikan inşaat ve mühendislik > firmaları tarafından > gerçekleştirilmesidir. Aslında paranın çoğu Amerika'yı hiç terk etmez; > yalnızca > Washington'daki bankalardan New York, Houston veya San Francisco'daki > mühendislik firmalarına transfer edilir. > Para hiç vakit geçirmeden şirketokrasi üyesi şirketlere (kreditörlere) > döndüğü halde > borçlu ülkenin anapara artı faizin tamamını ödemesini isteriz. Eğer > Ekonomi Tetikçisi > çok başarılı ise borç tutarı o kadar büyük olur ki birkaç yıl sonra > borçlu ülke > ödemeleri aksatır. Bu olduğunda biz de mafya gibi diyetini isteriz. > Birleşmiş > Milletler'de Amerika'nın isteği doğrultusunda oy verme, askeri üs > kurma veya petrol > gibi değerli kaynaklara el koyma şeklinde olabilir bu diyet. Buna > rağmen borçlunun > borcu devam eder. Böylece küresel imparatorluğumuza bir ülke daha > eklenmiş olur. > 2004 itibariyle 3. Dünya ülkelerinin borç toplamı 2.5 trilyon dolara, > yıllık faiz > ödemeleri de 3.75 milyar dolara yükselmiştir. Bu tutar, tüm 3.Dünya > ülkelerinin sağlık > ve eğitim harcamaları toplamından fazla, aldıkları dış yardımın da 20 > katıdır. Yine bu > ülkelerde nüfusun en üst yüzde biri, ülkelerinin mali kaynaklarının ve > gayrımenkullerinin %70 ila %90'ına sahiptir. Bu çağdaş imparatorluğun > sinsiliği, > Romalı askerleri, İspanyol fatihlerini (konkistador), 18-19 uncu yy > Avrupalı > sömürgecilerini fersah fersah geride bırakır. Biz Ekonomi Tetikçileri > kurnazızdır. Bizler > tarihten ders aldık. Kılıç taşımayız, zırh-üniforma giymeyiz. Ekuador, > Nijerya, > Endonezya gibi ülkelerde yerli öğretmenler veya esnaf gibi giyiniriz. > Washington ve > Paris'te bürokratlara ve bankerlere benzeriz. Proje mahallerini gezer, > yoksul köyleri > dolaşırız. Yerel basında ne kadar hayırlı işler yaptığımızdan söz > ederiz. Yasadışı bir > şeye tevessül ettiğimiz pek nadirdir. Zira sistem aldatmacaya dayansa > da tanım > olarak yasaldır. > Ancaaak..... Eğer biz başarısız olursak, devreye çakallar (İstihbarat - > NSA ve CIAelemanları) > girer. Çakallar hazır ve nazır bekler. Ortaya çıktıklarında devlet > başkanları > devrilir veya feci "kaza"larda ölürler. Eğer Afganistan ve Irak'ta > olduğu gibi, bir > şekilde çakallar da beceremezlerse genç Amerikalılar ölmeye ve > öldürmeye gönderilir. > Bu imparatorluğun yaratılmasına ben de katkıda bulundum ve suçluluk > duygusu > altında eziliyorum. New Hampshire taşrasından bir çocuk nasıl oldu da > bu pis işlere > bulaştı?http://www.ozetkitap.com3 > BİR TETİKÇİ DOĞUYOR > Her şey çok masumca başladı. > 1945'te orta halli, öğretmen bir ailenin tek çocuğu olarak doğdum. > Babam dünyanın > her yanından gelmiş zengin çocuklarının okuduğu Tilton okulunda > öğretmenlik > yaptığından ben de 14 yaşında Tiltonda burslu okumaya hak kazandım. > Orda zengin > çocuklarına nispet iftiharla geçtim, iki okul takımının kaptanlığını > yaptım ve okul > gazetesini çıkardım. Lise bitince Middlebury üniversitesinde burslu > okumaya başladım. > Orası da Tilton gibi zengin çocuklarının okuluydu. Orda hayatımı > etkileyen 2 kişiyle > tanıştım. Birisi genç ve güzel Ann, diğeri de İranlı bir generalin > oğlu olan Ferhat'tı. > Ferhat beni içkiye, gece hayatına, ailemi dışlamaya yöneltti. Ders > çalışmayı bıraktım. > Bursum kesildi. Ben de bir sene gazetecilik yaptıktan sonra Boston > Üniversitesi, > İşletme Fakültesine kaydoldum. 1967'de, son sınıftayken Ann ile > evlendim. > Ann'in babası Deniz kuvvetlerinde üst kademede görevli, çok başarılı > bir mühendisti. > En yakın arkadaşı, Ann'in "Frank Amca" dediği kişi, ülkenin en geniş > casusluk örgütü > NSA (Ulusal Güvenlik Ajansı) nın tepe yöneticilerinden biriydi. Onun > teşvikiyle NSA'da > iş görüşmesine gittim. Birkaç hafta sonra NSA'dan kabul edildiğime > dair haber geldi. > Sonradan öğrendiğime göre, Ferhat'ın babasının İranda ABD > istihbaratında çalışması > bu kabulde etkili olmuş. > NSA'nın iş teklifini kabul etmeden önce Barış gönüllülerinin bir > seminerine katılmam, > yine hayatımın yönünü değiştirdi. Önerilen yerlerden biri, yerli > halkın bütün > özelliklerini koruduğu Amazon Yağmur Ormanlarıydı. Frank Amca'ya akıl > danıştığımda, bu görevi kabul etmemi söylemesi beni şaşırttı." Oraları > petrol yatağı. > Yerlileri anlayan iyi ajanlara ihtiyacımız olacak" diyerek İspanyolca > ve yerel lehçeleri > öğrenmemi teşvik etti. Böylece Ann ve ben Ekuador'da barış > gönüllülerine katıldık. > Yerliler gibi yaşamaya başlayıp onlarla akraba gibi olduk. > Köyümüze bir gün MAIN şirketinin Genel Müdür yardımcısı Einar Greve > geldi. MAIN, > Dünya Bankası'nın Ekuador'a ve komşu ülkelere hidroelektrik > santralleri ve diğer alt > yapı projeleri için milyarlarca dolar borç vermesi doğru olur mu diye > araştırmalar > yürüten uluslararası bir danışmanlık şirketiydi. > Einar'la Ekuador'da birkaç gün geçirdikten sonra mektuplaşmaya > başladık. Benden > Ekuador'un ekonomik durumu ve geleceği hakkında raporlar istedi. Bir > yıl içinde > kendisine 15 rapor gönderdim. > Barış gönüllüsü olarak görevim sona erince Einar bana MAIN'de iş > teklif etti. Einar'ın > dediğine göre MAIN'in esas işi mühendislikti. Fakat en önemli > müşterisi olan Dünya > Bankası'nın hazırladığı mühendislik projelerinin boyutunu ve > fizibilitesini saptamak > üzere ekonomistlere ihtiyaçları vardı. Ekuador, Endonezya, İran, Mısır > gibi güvenilir > istatistikleri bulunmayan yerlerde kişisel gözlem ve değerlendirme > gerekiyordu. > Böylece 1971'de 26 yaşında MAIN'de ekonomist olarak göreve başladım. > Oysa gerçek > görevimin tamamen James Bond'a benzediğini kısa sürede fark edecektim.http://www.ozetkitap.com4 > "GİRDİN Mİ ÇIKAMAZSIN" > Arthur D.Little, Stone & Webster, Brown & Root, Halliburton ve Bechtel > gibi > mühendislik firmalarını herkesin tanımasına rağmen MAIN kamuoyunda pek > bilinmiyordu. Profesyonel kadromuzun çoğu mühendis olduğu halde iş > makinalarımız > olmadığı gibi, bir baraka dahi inşa etmemiştik. Önceleri ne > yaptığımızı anlamakta bile > zorluk çekiyordum. Tek bildiğim, Java adasının enerji master planını > hazırlamak üzere > 11 kişilik bir heyetle Endonezya'ya gideceğimdi. Endonezya ve Java'nın > ekonometrik > modellerini çıkarmam gerekeceği ve bu konuyu hiç bilmediğim için > kurslara yazıldım. > Bu süreçte, istatistiklerin amaca göre manipüle edilebileceğini > keşfettim. > MAIN, beni eğitmesi için Claudine adında güzel bir bayanı > görevlendirdi. Claudine > bana, hiç kimsenin işim hakkında bilgi vermediğini, zira bunu yapmaya > bir tek > kendisinin yetkili olduğunu söyleyerek, görevinin beni ekonomi > tetikçisi olarak > yetiştirmek olduğunu ilave etti. Ne yaptığımı karım dahil hiç kimsenin > bilmemesi > gerektiğini belirttikten sonra, işimin iki ana amacı olduğunu > açıkladı. Öncelikle, > hazırlayacağım raporlarla MAIN ve diğer Amerikan şirketlerinin > (Bechtel, Halliburton, > Stone&Webster gibi) devasa mühendislik ve inşaat projeleri için > uluslararası > finansman kuruluşlarının vereceği kredilere dayanak sağlayacaktım. > Verilen borç, > projeleri gerçekleştiren Amerikan şirketlerine geri döndükten sonra > ikinci görevim, > muazzam borç altına giren bu ülkeleri iflas ettirmekti. Böylece söz > konusu ülkeler > askeri üs, BM'lerde lehimize oy, petrol ve diğer doğal ham maddeleri > kullanımı gibi > ihtiyaçlarımız için kolay hedef olabilecekti. İşim, bir ülkeye > milyarlarca dolar yatırım > yapılmasının etkilerini tahmin etmek olacaktı. Gelecek 20-25 yılda > ekonomik > büyümenin ne kadar olacağını ve çeşitli projelerin etkilerini > araştıran çalışmalar > yapacaktım. Projelerin her birinden beklenen ancak açıkça söylenmeyen > özellikler, > müteahhit firmalar için çok karlı olması, ülkedeki bir avuç varlıklı > ve etkili aileyi mutlu > etmesi, uzun dönemde ülkeyi mali ve siyasi bağımlılık altına sokması > idi. Borç yükü ne > kadar büyük olursa o kadar iyi olacaktı. Bu yük ülkenin en yoksul > vatandaşlarını > sonraki on yıllar boyunca sağlık, eğitim gibi temel ihtiyaçlardan > yoksun bırakacakmış, > ne gam. > Büyük alt yapı Projeleri GSMH artışına önemli katkıda bulunur ancak > GSMH mutlak > değer olarak aldatıcıdır. Bir tek
Değerli hocam;Prof.Dr.Oktay SİNANOĞLU'da alanı olmamasına
rağmen,kendisini bu işe vakfetmiş birisidir."HEDEF TÜRKİYE"
adlı kitabından,çok değil 50 sayfa okuyun,diğer bütün kitaplarını(4
adet) üç günde okumazsanız,ya ben çok safım veya
sizin devlet_millet anlayışınızda eksiklik var demektir,saygılarımla...
Tarihi okumak sadece yazılanları değil onun birikimiyle anlamak
gerekir.Türk kelimesi geçen ilk yazılı belge niteliğini taşıyan Orhun
Abideleri günümüzede ışık tutmakta.Lütfen üşenmeden okuyun.
Saygılarımla.
iNDİRME LİNKİ:
http://zemin.terapad.com/resources/2172/assets/makale%20ve%20belgeler...
1
JEO POLĐTĐKA VE JEO STRATEJĐ AÇISINDAN KÜRT KONUSU,
PKK VE TÜRKĐYE (II)
M.Sami Denker*
Erol Kurubas**
LOZAN ANTLASMASI VE “KÜRDĐSTAN” PLANININ RESMEN
SONU
Lozan Konferans1, özellikle Kürtler konusundaki Đngiliz
politikasının açıklığa kavusturulması açısından önemlidir. Müttefikler
ve bu
arada Đngiltere, Sevr’de öngördükleri sistemi tamamen yıkacaklar,
böylece
Đngiltere için bir Kürt sorunu kalmayacaktı. Nitekim, 2 Ekim 1922’de
Bağdat’tan yazan Yüksek Komiser Dobbs, hükümetinin Kürt özerkliğinden
vazgeçtiğine iliskin resmi bir açıklama yapmasının Türkleri teskin
edeceğini
ve böylece sınır görüsmelerinin daha rahat yapılabileceğini ileri
sürdü.
Ortadoğu Masası baskanı Suckburg ve Dısisleri, görüsmelere baslamadan
böyle bir deklarasyonun yayımlanmasının erken olacağını bildirdiler.1
Görüsmeler basladıktan sonra Curzon’un Aralık 1922’de Paris’teki
Pippes’a
ve Roma’daki Grehem’e gönderdiği telgraflarda, “artık Sevr
Antlasmasında
ileri sürüldüğü gibi Türkiye’de bir Kürt devleti veya özerk bir
Kürdistan
planıyla ilgili bir sorun olmadığı” belirtilmekteydi.2 Böylece
Kürtlere, bir
dünya savası ardından tanınan ‘kendi kaderlerini belirleme hakkı’ aynı
güçler tarafından iptal edildi ve Kürt sorunu uluslar arası bir sorun
olmaktan
çıkartılarak, sınırları içinde kaldığı ilgili devletlerin bir iç
sorunu haline
getirildi.3
Kürtler ise, kendilerinin su veya bu biçimde gündeme getirildiği bir
ortamda, kendi sorunlarının gözlemcisi olarak bir grubu Türk heyetinin
içine
sokmayı düsünmemisler, her seyi Türk heyetine bırakmıslardır. O
dönemde
* Prof. Dr. Dumlupınar Üniversitesi ĐĐBF Öğretim Üyesi.
** Yard. Doç. Dr. Süleyman Demirel Üniversitesi ĐĐBF Öğretim Üyesi.
1 Öke, Belgeler, s.122, Zik. Kurubas,a.g.e., s.136.
2 DBFP. Vol.XVIII, s.408.
3 Kurubas, a.g.e., s.137.
2
etkinliğini neredeyse tamamen yitirmis olan Kürt Cemiyetleri de
konferansa
herhangi bir basvuruda bulunmamıslardır. Müttefikler Lozan’da
muhataplarını seçmislerdi. Bu muhatap Ankara hükümetiydi ve bu hükümet
Türklerin ve Kürtlerin temsilcilerinden meydana gelmekteydi. Đsmet
Pasa
konferans da, BMM hükümeti için “Türklerin olduğu kadar Kürtlerinde
hükümetidir; çünkü Kürtlerin gerçek ve mesru temsilcileri Millet
Meclisine
girmistir ve Türklerin temsilcileriyle aynı ölçüde ülkenin hükümetine
ve
yönetimine katılmaktadır” demistir.4
Silopi’nin bildirdiğine göre Đsmet Pasa, birinci Lozan görüsmelerine
Diyarbakır Milletvekili Pirinççizade Fevzi Beyi, ikinci Lozan
görüsmelerine
yine Kürt kökenli Zülfizade Zülfi Bayi birer Kürt sıfatıyla
beraberinde
götürmüs, onlarda Lozan Konferansında, “biz Kürtler Türklerle
kardesiz,
ayrılmak istemiyoruz, aramızda fark yoktur” demislerdir.5
Lozan Antlasmasının Kürt Milliyetçiliği Açısından Sonuçları
Antlasmanın içeriğinden de anlasıldığı üzere, artık Müttefikler için
Kürdistan ve Kürt sorunu diye bir sey kalmamıstır. Onlar tercihlerini
Türkiye devletinden yana koymuslardır. Gerçi Musul sorunundan ötürü
Đngilizler, Kürtleri kullanma niyetlerini saklı tutmuslardır.
Lozan Antlasmasının imzalanması, Kürtler ve özellikle de Kürt
milliyetçiliği açısından bazı önemli sonuçlar doğurmustur. Đlk olarak,
Lozan’la birlikte Kürt sorunu, uluslar arası niteliğini kesin olarak
kaybetmistir. Kürtler artık uluslar arası politikanın ne bir öznesi,
ne de
nesnesidir. Öyle ki, özellikle Türkiyeli Kürtler uzun bir süre dünya
siyasi
literatüründe yer almayacaklardır. Đkinci olarak, Lozan Kürt
milliyetçiliği
açısından bölücü nitelikte bir antlasmadır. 1639 Kasri Sirin
Antlasmasıyla,
doğu-batı olarak ikiye bölünen tarihi Kürdistan coğrafyası, Lozan’la
kuzeygüney
olarak bir kez daha bölünmüstür. Daha doğrusu bu bölünmüslük
resmilesmistir.6
4 Lozan Barıs Konferansı, Tutanaklar, Belgeler, Çev:Seha L.Meray,
Takım I,
Cilt I, Kitap I, AUSBF Yayınları, 1973, s.348.
5 Zinar Silopi, Doza Kürdistan, Kürt Milletinin 60 Yıllık Esaretten
Kurtulus
Savası Hatıraları,Haz:M. Bayrak, Ankara Özge Yayınları, 1991, s.62.
6 Kurubas, a.g.e., s.143.
3
Üçüncü olarak, Lozan sonrası Kürt milliyetçilerinin etkinliklerinin
iki açıdan değisime uğradığı görülüyor. Öncelikle kullandıkları yöntem
değismistir. Önceden diplomatik ve siyasi girisimlerle amaçlarına
ulasmaya
çalısan Kürt milliyetçileri, bundan sonra, kurdukları örgütlerle
askeri
yöntemlere yönelmeye baslamıslardır. Đkinci değisim, etkinliklerin
yönü ve
alanı açısındandır. Daha doğrusu yön ve alan açısından bir daralma
olmustur. Önceleri yabancı devletler nezdinde ve uluslar arası
konferanslarda etkinlik gösterebilen Kürt milliyetçileri artık böyle
bir
olanağa uzun süre sahip olamayacaklardır. Simdi onlar, kendi
bölgelerinde
ve sınırları içinde oldukları devletler nezdinde ayrılıkçı etkinlik
yürüteceklerdir. Yani etkinlikleri bölgesellesmistir.7
Lozan Sonrası Dönem’de Baslatılan Ayaklanmalar, Dıs
Destekler ve Sonuçları (1923-1960)
Azadi çatısı altında yürütülen çalısmalar
Lozan Antlasmasının ardından bazı Kürt milliyetçileri, Lozan öncesi
isteklerini zorla kebul ettirmek üzere askeri eylemlere girmeye karar
verdiler
Bu amaçla, kısaca Azadi adı ile anılan Kürt Özgürlük Topluluğu (Cıwata
Azadiya Kurd)8 olusturdular. Azadi’nin ilk kongresi 1924’de yapılarak,
alınan kararlar arasında iki tanesi dikkat çekiciydi ;9
1. Kürdistan’da genel bir isyan baslatılacak ve bunu bağımsızlık
ilanı izleyecek. Đsyan bütün ayrıntıları ile planlanacak ve
görevlendirilenlere
gerekli bilgiler verilecek.
2. Harekete gerekli dıs destek Đngiltere, Fransa, ve Sovyetler
Birliği’nden sağlanmaya çalısılacak.
Her ne kadar gerek Đngilizler ve gerekse Sovyetlerle temas kurulsa
da destek sağlanamayacaktır. 24 sonbaharında örgüt mensupları
kendilerini
7 Kurubas, a.g.e., ss.143-44.
8 Örgütün adı sonradan değistirilerek “Cıwata Xweseriye Kurd” (Kürt
Bağımsızlık Topluluğu) olmustur. Bk.Bruinessen, Ağa, Seyh, s.348.
9 A.g.e., s.345.
4
Nasturi isyanının içinde bulacaklar. Bu durum örgütün lider
kadrolarıyla
birlikte sonunu getirecektir.10
Đngiliz-Nasturi-Azadi Đsbirliği ve Beytussebab Đsyanı
3 Eylül 1924’de patlak veren bu isyanın üç temel öğesi vardı.
Birincisini Đngilizler olustururken, ikincisini Nasturiler, üçüncüsünü
ise
Azadiler olusturmakta ve her bir öğenin kendisine göre bir amacı
bulunmaktaydı. Đngilizler’le 19 Mayıs 1924’de Đstanbul’da, Irak ve
Türkiye
arasında sınırın saptanmasıyla ilgili olarak bir Konferans
düzenlenmis,
Türkiye tarafı Kerkük ve Musul’un kendilerine bırakılmasını, buna
karsı
petrolde ortaklık kurulmasını önermislerdi. Đngiltere adına Cox,
isteğe
olumlu bakmadığını ima eder. Ayrıca Beytussebap bölgesinin Nasturilere
verilmesini ister. 5 Haziranda görüsmeler kesilir. Aslında Đngiltere,
Musul
için Nasturilere gerekli yardımları yapmıs, onlara para ve silah
sağlamıstı.
Böylece Đngilizlerin yardımıyla Beytussebap’da, 8000 civarında Nasturi
ve
Kürt, 12 Eylül’de ayaklanır. Đki hafta süren askeri harekatla isyan
bastırılır.
Đsyana Katılan Nasturi ve Kürtlerin büyük bölümü Đran ve Irak’a
kaçarak
Đngilizlere sığınırlar.
Seyh Sait isyanı ve ‘Yabancı Parmağı’ sorunu
Planladığı sekliyle Seyh Sait isyanı 21 Mart Nevruz günü
baslayacaktı. Fakat Seyh Sait’in Piran’da olduğu bir sırada bir kaç
Kürdü
almak için gelen Jandarmalar nedeniyle baslayan olaylar ve
gelismelerle
planlanan tarihinden önce patlak verdi. Seyh Sait isyanı ile ortaya
atılmıs bir
çok görüs ve belge var. Nitekim bunlar incelendiğinde, Đngilizlerin,
Seyh
Sait isyanının çıkmasında Kürtleri azmettirdiği, desteklemedikleri, ve
onları
Türkiye ile basbasa bırakarak karsılıklı yıpranıs seyrettiklerini,
elinden
geldiğince de bu durumdan Musul konusundaki tezlerini desteklemek için
yararlanmaya çalıstıkları görülür. Seyh Sait isyanı sonuçları
açısından
değerlendirilecek olursa;11
10 Kurubas, a.g.e., s.149.
11 Kurubas, a.g.e., s.150. Görüsmelerin ayrıntıları için bk.Öke,
Belgelerle, ss.135-
140. Kamuran Gürün,
Savasan Dünya ve Türkiye, Ankara, Bilgi Yayınevi, 1986, s.397.
5
1. Seyh Sait isyanının arkasından Hoybun örgütü kuruldu.
2.Đngiltere basta olmak üzere bir çok devlet, Kürtlerin basarılı bir
hareket gelistiremeyecekleri ve bağımsız bir devlet kuramayacakları
yolunda
düsünmeye sevk etti.
3. Đngiltere, Irak’ta Kürtler için ‘ulusal bir yurt’ olusturulması
politikasını, potansiyel sonuçlarıyla birlikte kabul etmeye zorlandı.
Nitekim,
Musul sorunu çözülürken Milletler Cemiyeti (MC) bölgeyi Đngiltere’ye
verirken Kürtlere Đdari ve kültürel özerlik vermeyi sart kostu.
4. Türkiye içinde kalan Kürtler açısından, Kurtulus Savasında
sağlanan isbirliğinin bozulması ve ‘Kürtler ile Türklerin birlikte
beraber
olma isteğinde’ olduğu tezinin geçerliğinin ortadan kaldığı sonucunu
doğurmustur.
5. Đngiltere ve Irak ile Türkiye arasında 5 Haziran 1926 tarihli
anlasma vasıtasıyla Musul sorununu çözülmesine yardımcı olmustur.
1.Đsyan sırasında SSCB, Türkiye’nin iç islerine karısmama ve Đsyanı
desteklememe politikasını açık bir biçimde göstermistir. Musul sorunu
karsısında yalnızlığa itilmis olan Türkiye, SSCB dostluğuna ihtiyaç
duymaktadır. Bu nedenle 17 Aralık 1925 tarihinde Türkiye ve SSCB
...